Şehir Rehberi

Kadim Zamanların Kadim Şehri: Ahlat

  • #


Yazı: Emine UÇAK - Fotoğraflar: Adnan ERDOĞAN

Urartular’ın Halads’ı, Ermeniler’in Şaleat’ı, Süryaniler’in Kelath’ı, Araplar’ın Hil’at’ı, İranlılar ve Türkler’in ise Ahlat’ı… Kısacası kadim zamanların kadim şehridir Ahlat…

Yöre halkının deyimiyle Van Denizi’nin kıyısında tarihi ve doğal güzellikleriyle adeta saklı bir cennet Ahlat… Urartular, Bizanslılar, Persler, Abbasiler gibi nice uygarlıkların hüküm sürdüğü Ahlat, hak ettiği görkeme, Selçuklu döneminde kavuşmuş. Kümbetleri, tarihi mezarları, camileriyle Ahlat, Selçuklu’nun açık şehir müzesi konumundaki varlığını bugün de sessiz sedasız sürdürüyor. Tarihi eserlerin yanı sıra Ahlat, doğal güzellikleri ve el sanatlarıyla da ayrıcalıklı bir konuma ait.

İşte bu yitik cennetin tabelasını gördüğümüzde hoş olmayan bir sürprizle karşılaştık. Güneydoğu için geç sayılan 22:00 sularıydı. Ve arabamız tık diye duruverdi. Van Denizi’nin kıyısında öylece kalakaldık. İmdadımıza Tatvan’daki akrabalar, küçük kızımın deyimiyle (Süpermen abi) yetişti… Arabamızı minibüslerinin peşine taktılar ve Ahlat’ın içinden geçerek Tatvan’a ulaştık. Ertesi gün Ahlat’a tekrar gittik. Kümbetleriyle, mezar taşlarıyla, duru sakinliğiyle, sokaklarındaki neşeli çocuklarıyla karşıladı bu kez bizi Ahlat…


Uygarlık Savaşlarının Değişmez Kalesi

Ahlat, Süphan ve Nemrut dağları arasında bulunan plato üzerinde kurulmuş, Bitlis’e bağlı bir ilçe. Bugün biraz kaderine terkedilmiş görünse de başta bahsettiğim gibi büyük uygarlıklara ev sahipliği yapmış bu şirin ilçe… Tarihi hakkında biraz bilgi verecek olursak: önce Asur, ardından Urartu ve Medler’in hakimiyetindeki Ahlat, M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren Persler’in eline geçer.

Persler’i savaşta yenen Büyük İskender, Ahlat’ı hakimiyeti altına alır. M.Ö. 328’de İskender’in Babil Satrabı Slevkos’a bağlanan Ahlat, daha sonra Partlar’ın eline geçer. 395’te Büyük Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra Ahlat, Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans İmp.) hakimiyet sahasındaki topraklara katılır.

639’lu yıllardan itibaren bu kez Abbasiler’in hakimiyetine geçen Ahlat’ı fetheden kumandan ise Halit Bin Velid’dir. Abbasiler’den sonra bir süre Doğu Roma İmparatorluğu’na geçen Ahlat, 1040 yılından Selçuklu egemenliğindedir artık. Malazgirt Zaferi ve kısa süre sonra kurulan Ahlat Şahlar dönemi Ahlat’ın “altın çağ”ını yaşatır. Bu dönemde Ahlat batıda Diyarbakır’a, doğuda Erzurum’a kadar uzanan geniş bir alana hükmeder. Orta Çağ’ın büyük şehirleri olan Bağdat, Halep, Şam, Kahire, Musul ne idiyse Ahlat’ta o yıllarda oydu. Kasr-ı Şirin Anlaşması’na kadar ara ara İranlılar’ın eline geçse de bu tarihten itibaren Osmanlı’nın denetiminde kalmıştır.


Kültürel ve Estetik Duyarlılık

Ahlat’ta ilk durağımız Selçuklu Mezarlığı oldu… Mezarlar devasa taş kitabeleriyle, dünyanın geçiciliğini haykırıyor adeta yüzyıllardan bu yana… Her biri sanat eseri değerindeki kitabelerin bazıları geçen zamana direnemeyerek yere serilmiş… Bazıları da definecilerin hışmına uğramış… Ama yine de bütün görkemleriyle ziyaretçilerini karşılamaya devam ediyorlar…

Mezarlıklar en çok Ahlat’ın eski mahallelerinde yer alıyor. Bazı mezar taşları, ölçülerden çok büyük, 3.50 m. yüksekliğe varan ve her cephesinde süsleme bulunan dikdörtgen prizma şeklindeki şâhideleriyle dikkat çekici. Mezar taşlarının kitabelerinde ayetler, hadisler ve dini nasihatler sık sık kullanılmış. Bazılarında ise mezar sahibinin kişiliğini ve yaşantısında yaptığı yararlı çalışmaları anlatan şiirlerin yer aldığını öğreniyoruz.

Mezarlığın ardından kümbetleri ziyaret ediyoruz teker teker. En başta Van Gölü kıyısına çok yakın olan ve Ahlat’taki en büyük kümbet olan Ulu Kümbet’i ziyaret ediyoruz. Kitabesi olmadığı için kim tarafından ve kimin için yapıldığı bilinmiyor. Ardından Çifte Türbeler olarak anılan Hüseyin Timur-Esen Tekin ve Bugatay Aka-Şirin Hatun kümbetlerini ziyaret ediyoruz. Hangisinin büyük olduğuna karar vermek zor. Durduğunuz yöne göre değişiyor büyüklükleri ancak ikisinin de aynı ölçülerde olduğu belirtiliyor. Ahlat’ın simgesi olan ve mimarisiyle de öne çıkan kümbet ise Bayındır Kümbet… Minaresi yıkılan camisiyle mezarlıkların hemen yakınında bütün haşmetiyle zamanın ötesinden sesleniyor. Kitabesinde, 1481’de Rüstem Bey’in oğlu Bayındır için yapıldığı belirtiliyor.


Kümbetler Şehri

Yaklaşık 10 kümbet bulunuyor Ahlat’ta. Her biri diğerinden daha estetik… Yaklaşık bir hafta boyunca Kars’tan Ahlat’a, Van Gölü kıyılarından Doğubeyazıt’a yaptığımız bu gezide fark ediyorum ki; hangi dinden ve inançtan olursa olsun tüm eserler yörenin karekteristik özellikleri, mimarisi göz önünde yapılarak var edilmiş. Ermeniler, Ruslar, Türkler ve diğer bütün uygarlıklar yapılarında kendi mimari özelliklerini kullanırken, çevreye de, estetiğe de ters düşmemeye özen göstermiş. Kiliselerde de camilerde de yöresel taşlar kullanılmış. Oysa günümüz mimarisinde hiç böyle bir kaygı göremiyoruz. Doğubeyazıt’taki muhteşem İshakpaşa Sarayı’nın restorasyonunda bile ‘aslına uygunluk’ gözardı edilmiş örneğin… Ahlat’ta yeni yapılarda da yörenin karakteristik taşının kullanılıyor oluşunu görmek bu bakımdan beni sevindirdi.

Yeri gelmişken Ahlat taşına değinmemek olmaz. Ahlat taşı, Süphan Dağı eteklerindeki taş ocaklarından çıkarılıyor. Bu taşlar, Nemrut Dağı’nın volkanik püskürmelerinden oluşmuş. O yüzden bazıları daha çok yanık özelliği taşıyor. Ve ne kadar çok yanıksa o kadar sağlam oluyor. Taşın renginin bir kısmı koyu kestane bir kısmı açık kahverengidir. İçerisinde cam maddeleri bulunmaktadır. Taşa sağlamlık kazandıran bu cam maddelerdir. Ahlat taşı, eski uygarlıklardan bu yana kolayca işlenebildiği için mimaride ve sanat eserlerinde sıklıkla kullanılmış.


Ahlat Bastonları

Ahlat’ın tarihi güzelliklerinden sonra midelerimize de bir güzellik yaşattık. Yolseverlerin tercihlerinden şaşmadık ve soluğu bir kamyoncu lokantasında aldık. Yeşil ağaçların ardından görünen Van Denizi’nin kıyısında yediğimiz ‘kavurma’ tercihimizin doğru olduğunu bize kanıtladı… Yemeğin ardından Ahlat’ın ünlü baston ustalarından Hamdi Karakuzu’nun imalathanesine doğru yola çıktık… Hamdi Bey, genç yaşına rağmen bastonculukla aranan bir isim. Babasından devr aldığı bu zanaatı, kardeşi Adem ile yaşatmaya çalışıyor. Özellikle baston başlıklarına getirdiği modern yorumlarla tanınıyor Karakuzu kardeşler... Futbol takımlarının renklerinden, fok balığı katliamlarına tepki olarak fok balık başlıklı bastonlara kadar bir çok yeni çalışmaları mevcut. Ağaç olarak genellikle ceviz ağacı kullandıklarını belirten Hamdi Bey bunda, sağlamlık ve iyi cila tutuşun önemli sebep olduğunu ifade ediyor. Uzun ve her safhası tamamen el işçiliğine dayanan bir zanaat bastonculuk. Özellikle başlıkları hayvan figürlü olan bastonların büyük ilgi gördüğünü öğreniyoruz. Ahlat bastonları sadece ülkemizde değil yurt dışında da büyük ilgi görüyor. Hamdi Bey’e verdiği bilgiler sebebiyle teşekkür ettikten sonra bu kez güzergahımızı Nemrut Krater Gölü’ne çeviriyoruz.
Ahlat ve hemen yanı başındaki Tatvan’ın doğal güzelliklerini teker teker yazmak kolay değil. Derelerden, mesire yerlerine, küçük şelalelerden ovalara bir çok güzellik var. Ama bunların içinde Nemrut Krater Gölü’nün büyük bir yeri var. Türkiye’nin en büyük krater gölü olan Nemrut Gölü’ne vardığımızda hava bölgeye göre sıcak sayılabilecek bir seviyedeydi. Ama aniden bastıran yağmur ve rüzgar ardından yağan doluyla iki saat içinde dört mevsimi birden yaşadık. Büyük krater gölünün dışında 4 küçük göl daha mevcut; Nemrut’ta... Bunlardan Ilık gölün kenarında sıcak su kaynakları bulunuyor. Bu göllerin daha önce bir olduğu ama sarsıntılarla gelen tümseklerle ayrıldığı düşünülüyor. Gölün etrafındaki mağara ve kayalıklardan buharların çıktığını görünce biraz ürperiyoruz. Krater gölünün volkanik patlamayla olduğunu hatırlıyoruz. Vaktiyle nasıl bir kıyamet yaşandığını bilmiyorum ama Nemrut Krater Gölü bütün sakinliği ve güzelliğiyle yanı başımızda uzanıyor. Ani bastıran dolu yağışı sebebiyle gölde sandal gezintisi yapmadan dönüş yoluna geçiyoruz. Krater gölüne son kez tepelerden bakıyoruz. Durduğumuz bu tepeden aşağı bakınca Van Gölü’nü, yukarı bakınca Nemrut Gölü’nü görüyoruz. Tarihi, kültürel ve tabii güzelliklerle geçirdiğimiz bu dört mevsimlik günün tatlı yorgunluğuyla dönüyoruz otelimize. Yarın sabah yeni bir yolda yeni başlangıçlar yapmak için...


İSMEK El Sanatları Dergisi 7 İNDİR

Bu yazı 754 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK