Kuyumculuk

Kapalıçarşı Ruhuyla Cevheri Mücevhere Dönüşütürüyor

  • #


Yazı: Semiramis DOĞAN

Kapalıçarşı’da 5 buçuk asırdır devam eden köklü kuyumculuk geleneğini sürdüren az sayıdaki ustadan biri Surmak Susmak. Küçük yaşta oturduğu kuyum tezgâhında 45 yıldır aşkla ve şevkle sürdürüyor mesleğini. İşinin erbabı ustaların yanında yetişen Surmak Usta, çarşının 550 yıllık geleneğini sürdürmekle kalmıyor, tamamı el işçiliğine dayalı fonksiyonel tasarımlara da imza atıyor. Her biri âdeta birer sanat eseri olan tasarımlarını hazırlarken doğadan ilham aldığını söylüyor. Maharetiyle cevheri mücevhere dönüştüren Surmak Susmak, Nuruosmaniye’deki mağazasında hem Kapalıçarşı geleneğini hem de işinin inceliklerini anlattı.

Sivas’tan hareket eden tren, demir raylar üzerinde buharını tüttüre tüttüre Anadolu’nun birçok ilinde yol almış ve neredeyse bir gün süren yolculuğun sonunda Haydarpaşa Tren Garı’na varmıştı. Ailesiyle birlikte yeni bir şehirde, yepyeni bir hayata başlamak umuduyla İstanbul’a ilk kez adım atan 9 yaşındaki çocuk, muhtemeldir ki, isminin gelecekte bu yedi tepeli şehrin sınırlarını aşacağını bilmiyordu. Çocukluğu ve ilk gençliği Gedikpaşa’da geçen o çocuk, şimdinin ünlü mücevher tasarımcısı Surmak Susmak.

Ortaokuldan sonra, cevheri mücevhere yüzyıllar öncesinin geleneği ile dönüştürmeyi öğrendiği Kapalıçarşı’da başlayan serüveni hakkında konuşmak üzere Susmak Susmak’ı, Nuruosmaniye’deki mağazasında ziyaret ettik. Büyük bir tevazu ve kültürümüze has samimi bir misafirperverlikle bizi ağırlayan Surmak Usta, sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

“Güven, En Büyük Sermayemiz”

Marangoz ustası babasının, onu ortaokuldan sonra bir arkadaşının yanına çıraklığa vermesinden başlıyor Surmak Susmak anlatmaya. On iki yaşında yanına çırak verildiği ilk ustasının Antranik Yeşilçimen olduğunu söylüyor. İşe, o yıllarda kullanılan körükle kaynak yapmakla başladığını anlatan Susmak, ustasından, “Kaynak yapmayı ondan öğrendim. Ustalık, çıraklık dönemlerim Kapalıçarşı’da onun yanında geçti. Anton Usta derdik ona biz. Birinin makinesinde bir parça arızalandı mı hemen Anton Usta’ya gelirdi. O da işini gücünü bırakır yardım ederdi. Parayı hiçbir zaman öncelemezdi.” diye söz ediyor. Kendi kişisel gelişiminde aile terbiyesi kadar, yanında yetiştiği ustalarının da büyük etkisi olduğuna vurgu yapıyor.

Anton Usta’nın ardından yine Kapalıçarşı’daki bir başka ustanın yanında kendisini geliştirmiş Surmak Susmak. Levon Gedik Usta’nın yanında mesleki anlamda kendisini geliştirmenin yanı sıra ondan öğrendiği en önemli şeyin güven olduğunun altını çiziyor. Ustasının kendisine çok güvendiğini, dükkânın anahtarını gönül rahatlığıyla teslim ettiğini söyleyerek, “Ustam öyle çok büyük güven testlerine tabi tutmazdı. Çarşı geleneğinden geliyorduk, çok saygılı ve seviyeli davranırdık. O da bize hem çalışanı hem çocuğu gibi davranırdı. Değerli madenlerle ve müşteri emanetleriyle çalıştığımızdan, bizim sektör güven ve itimada dayalıdır. Güven en büyük sermayemiz.” diye konuşuyor.

Susmak, askere gidene kadar Levon Usta’nın yanında iyi bir sadekâr ustası olarak yetişmiş, terhis olduktan sonra da artık kendi işinin patronu olma vaktinin geldiğini düşünüp 1972 yılında ilk atölyesini açmış. Ustaları işi öğretirken ona nasıl samimi ve içten davrandıysa o da kendi çalışanlarına öyle muamele etmiş. “Karşımdakini çok fazla yönlendirmeyi sevmem. Fikirlerimi paylaşırım, işin inceliklerini öğretirim ama yönlendireyim de aynı benim gibi olsun, demem asla. Oğlum bile benim gibi olsun istemem. Kendisine has bakışı, tarzı, hayat anlayışı olsun isterim. Tüm çalışanlarımı da evladım gibi görür, öyle davranırım. Onlar ne kadar başarılı olursa ben de o kadar mutlu olurum.” sözleriyle anlatıyor kendi usta-çırak yaklaşımını.




“Madenin Ayarı, Ustanın Namusudur”

Sohbetimiz sürerken, Kapalıçarşı’nın esnaf geleneğinden bahsetmeye devam ediyor Surmak Susmak. Kapalıçarşı’da usta-çırak ilişkisini, bir nevi eğitim sistemi olarak değerlendiren Susmak, bilgisiyle, deneyimiyle, hayata bakışıyla bir ustanın yol gösterici olduğunu ifade ediyor. Susmak, daha konuşmasının başında ‘güven’ duygusunun, tam 45 yıldır sürdürdüğü mesleğinde ne denli önemli olduğunu söylemişti.

Atölyecilik kültürüyle yetişen ve işin sadekârlıktan, cilacılığa kadar her aşamasına hâkim olan usta tasarımcı, cevherin en sade halinden göz alıcı mücevher şekline bürünmesine kadar bütün süreçte en önemli aşamalardan birinin, madenin ayarı olduğuna dikkat çekiyor. “Madenin ayarı, ustanın namusudur.” diyen Surmak Susmak, şöyle konuşuyor; “Bizim esnaf olarak aldığımız görgü bunu gerektiriyor. Ayar; madeni işleyen, ona emek veren ustanın namusu gibidir. Ustam, ‘Ne yaparsanız yapın, ayarı düzgün yapın. İnsanları kandırmak iyi bir şey değil.’ derdi. Siz güzel bir ürünü, iyi bir işçilikle yaptıktan sonra o ürün başkaları tarafından beğenildiği zaman işçiliğini istediğiniz kadar isteyebilirsiniz. Tabii yine hakkınız kadarını. Aldığımız terbiye ve ustalarımızdan gördüğümüz üzere biz müşteriyi, müşteriyi gibi görmeyiz, aileden biri gibi görürüz. ‘Düşük ayar çalışalım, müşteriyi kandıralım’ bakışı bizim duruşumuza aykırı olur.

Surmak Usta, bunları, genç nesiller Kapalıçarşı geleneğini, o dönemin ruhunu anlayabilsinler diye anlattığını da sözlerine ekliyor. Söz gençlere gelmişken, bütün sanat ve meslek dallarında gençliğe ve tasarımcılığa büyük önem verilmesi gerektiğini düşünüyor Susmak.

Sanatkâr olup olmadığınızı, yapılan işe bakarak başkalarının söylemesi gerektiğini de belirterek şöyle devam ediyor; “Çünkü bana göre sanatkâr, bir şeyi çok iyi yapandır. Sadekâr, bunun sadesinden kâr yapan ustadır. Sade işçilikten kâr yapan usta demek sadekâr. Bir usta zaman içinde kendisini geliştirmeli tabii. Kültürel değerlerimizi yansıtan tasarımlar yapmalı.” Mücevher tasarımcısı, yapılan tasarımların bir süre sonra ustasının tarzını yansıttığını söylüyor. Maddi olarak kimi zaman az, kimi zaman çok kazandığını ancak duruşundan hiçbir zaman ödün vermediğini anlatıyor.

Şıklık ve Fonskiyonellik Bir Arada

Sohbetimizin devamında artık 45 yıldır emek verdiği mesleğinin tasarım boyutuna geçelim istiyoruz. Bu sırada fotoğrafçı arkadaşımız, Surmak Usta’nın tasarımlarından birini alıyor eline fotoğraflamak için. Surmak Susmak, yaptığı işin hakkını verdiğine inanan insanlara bir gurur ve özgüvenle tasarımlarından söz etmeye, fotoğraflanmak üzere olan bu çalışmasıyla başlıyor. Bahsettiği bir yüzük... Ama öyle sıradan bir yüzük değil elbette. Surmak Susmak imzalı diğer takılar gibi o da göreni hem hayran bırakan hem şaşırtan türden. Cilasına kadar tüm işçiliğinin kendisine ait olduğunu söylediği yüzük, köy camisi şeklinde tasarlanmış. Caminin kubbesini elinizle çevirdiğinizde içinde minicik bir kitap görüyorsunuz. Bu topraklarda yaşayan bir Türkiyeli olarak gururla gösterdiği başka bir takı tasarımını gösteriyor bize ardından. Kırmızısını yakut taşlardan alan, ay ve yıldızı için ise pırlantaların kullanıldığı bir Türk bayrağı tasarımı kolye bu. “Bayrak dalgalansın diye hareketli çalıştık.” diyor kolye için.

Tasarımlarını göstermeye ara verip, tasarım işine nasıl başladığını anlatmaya geçiyor 45 yıllık kuyum ustası Surmak Susmak. Tasarım işinde çizim yeteneğinin de önemli olduğunu bildiğimizden evvela bu konuya değinsin istiyoruz. Resim yeteneği daha ilkokuldayken öğretmenleri tarafından fark edilen Surmak Usta, tahsil hayatı sona erip de küçük yaşta çalışmaya başladıktan sonra da resim çizmeyi bırakmamış. İşten arta kalan zamanları resim yaparak değerlendirmiş. Hatta ilk haftalığıyla (O günün parasıyla 35 lira olduğunu söylüyor) resim yapmak için fırça almış.




Babasının marangoz dükkânında tahtaları çakıp tuval hazırlar, kendi yaptığı boyalarla portreler yaparmış anlattığına göre. “Babam o günün şartları gereği okuldan almasaydı okuyabilseydim, iç mimar veya mühendis olurdum.” diyor. Takı tasarımlarındaki fonksiyonelliği göz önünde bulundurunca, âdeta bir alaylı mühendis, diye düşünüyoruz Surmak Usta için. Böyle diyoruz çünkü onun tasarımını yaptığı takılar tek bir el hareketiyle bir anda broştan yüzüğe, kolyeden bilekliğe dönüşebilecek biçimde çok fonksiyonlu.

O bunları anlatırken, gözlerimiz her bir köşesinde göz alıcı takıların bulunduğu, şık dekore edilmiş mağazayı geziniyor. Mücevher tasarımcısı Surmak Susmak, takıların yanı sıra mağazanın dekorasyonundan tutun dekoratif objelerine kadar hepsinin kendisine ait olduğunu hatırlatıyor. Fotoğraf çekimi devam ediyor biz konuşurken. Çekim için henüz yapım aşamasında olan bir başka tasarımını gösteriyor bize.

Takı olduğunu söylemese, gösterdiği şeyin mini bir fresk olduğunu düşünebilir insan. Tasarımından bahsediyor işin erbabı; “Bir çeşme bu. Musluğundan İstanbul’un bereketi akacak tasarım tamamlandığında. (Çeşmenin iki yanındaki mini tasları gösteriyor.) Taslar buradan çıkıp küpe haline gelecek. Kompozisyondaki her bir unsur birer takı esasında. İstanbul’u dünya çapında tanıtacak tasarımlarımdan biri olacak bittiğinde.”

Surmak Susmak’ın her bir tasarımının, istendiğinde farklı bir amaca hizmet ettiğini belirtmiştik. Bunlardan biri de küpe, yüzük ve omuz aksesuarından oluşan bir takı. Kompozisyonda bir güvercin dikkat çekiyor. Omuza takılan ve özel bir aparatla kıyafete tutturularak sabitlenen güvercinin kafası ve kanatları hareket ediyor. Zinciri tek başına kolye olarak kullanılabildiği gibi kuş, tek başına masa süsü olarak da değerlendirilebiliyor. Bu parça ayrıca yüzük olarak da takılabiliyor.

Tasarımları Tamamen El İşçiliğine Dayalı

Çekmecesinden küçük not kâğıtları çıkarıyor mücevher tasarımcısı Surmak Susmak. Her birinde takı çizimlerini görüyoruz. Aralarında, kubbesi açılabilen köy camisi olarak vücuda getirdiği yüzüğün taslağı da var. Kapalıçarşı ruhunu yansıttığını düşündüğü tasarımlarını hazırlarken çizimini yaptığı takılarda kullanacağı malzemeye hangi aşamada karar verdiğini merak ediyoruz.

Hazırladığı takıların maden aşamasından mıhlamasına, son bitiş noktasına kadar kendi elinden çıktığını ifade ediyor ilk olarak usta tasarımcı. Ardından, “Bazen taşı yaptığınız esere uyarlarsınız, bazen de elinizde bir taş vardır ona göre eseri meydana getirirsiniz. Mesela sizin elinizde değerli veya yarı değerli taşlarınız vardır ve bize geldiğinizde, sizin de fikrinizi alarak o taşa uyacak tasarımlar çizerek modeli hayata geçiririz.” diye cevaplıyor sorumuzu. İşin içinde tasarım olduğunda, en masum söylemiyle başkaları tarafından taklit edilmesi kaçınılmaz gibi geliyor. Bunu düşünerek, “Tasarımlarınızın başkaları tarafından taklit edildiği oluyor mu? Ne hissediyorsunuz bunu gördüğünüz zaman?” diye de soruyoruz.




Dünya markası olmanın yolunun kopyacılıktan değil, yenilikçilikten geçtiğini belirtiyor öncelikle. Kopya çekmenin elbette hoş bir şey olmadığını söyleyerek şöyle devam ediyor; “Bir şeyi öğrenmek için birkaç modelin aynısını üretebilirsiniz. Bu size el alışkanlığı sağlar. O nedenle mesleğe yeni adım atmış bir gencin bunu yapması benim için gurur verici olur. Fakat bu işe yıllarını vermiş bir esnaf kopya çekerse, işte bu beni çok üzer. Model kopyacılığı, hırsızlıkla eşdeğer benim için.”Usta tasarımcı, dünya ile boy ölçüşebilmek için kültürü yansıtan özgün tasarımlar üretmek gerektiğini de vurguluyor. Yaptığı işi sanat olarak değerlendiriyor ve şöyle diyor; “Sanatı kaynak suyu gibi değerlendiririm ben. Bir tas siz için, bir tas başkası içsin. Herkes nimetlensin. Yeter ki o kaynak faydalı olsun. Öyle bir iki tas içmeyle bitmez kaynak.”

Surmak Susmak’ın, takı yaparken kendi tasarımlarının yanı sıra müşterilerinden talebi üzerine kişiye özel tasarımlar da hazırladığını belirtmiştik. Kişiye özel tasarımlarda, takıyı kullanacak olan kadının yaşı, giyim tarzı, takı özel bir gün içinse hangi kıyafetle kullanacağını göz önünde bulundurduğunu söylüyor Surmak Usta. Bu konuda en önemli şeyin, müşterinin kendisini iyi ifade etmesinin önemini de vurgulamadan geçmiyor işin erbabı.

Doğadaki Her Şey İlham Veriyor

Sohbetimizin devamında mücevher tasarımcısı Surmak Susmak’a, tasarımlarını hazırlarken nelerden ilham aldığını soruyoruz. Doğadaki her şeyden esinlendiğini söyleyen usta tasarımcı için en önemli ilham kaynağı ise sağlıklı olmak. “Çünkü eğer ben sağlıklı olmazsam ne kendime, ne aileme, ne iş yerime, ne de ülkeme faydam olur diye düşünürüm. Bu sebeple önce kendi sağlığıma bakarım. Sağlıklıysam verimliyim demektir. Hayatta sıkıntılar hep var, bunların üstesinden gelebilmek için sağlıklı olmak lazım.” diye cevaplıyor sorumuzu.

Usta tasarımcının belirttiği üzere doğadan ilhamla ürettiği tüm mücevherler, el işçiliğine dayanıyor. Kendisi ürünleri ilk aşamadan son aşamaya dek el emeği ile hazırlasa da, günümüzde artık işin içine teknolojiyi de dahil etmek gerektiğini düşünüyor. “Benim çalışmalarım tamamen el işçiliğine dayalı. Ama mesela ben oğluma, el emeğinin yanı sıra aynı zamanda çağı yakalaması açısından teknolojiyi de öğrenmesini söylüyorum. Dünya standartlarına ayak uydurmak gerekiyor çünkü. Hem el işçiliğini hem teknolojiyi bilip kullanması gerekiyor.” diyor. Önceki satırlarda madenin ayarının ustanın namusu olduğunu söylemişti Surmak Susmak. Sözü tekrar ayar meselesine getiriyoruz, tasarımlarında kaç ayar altın ve hangi değerli taşları kullandığını soruyoruz Surmak Usta’ya. Genellikle 18 ayar altın kullanıyor söylediğine göre. Kullanılacak taşlar için ise “Tasarım neyi gerektiriyorsa o madeni kullanıyoruz.” diyerek, minik bir maymun heykelciğini andıran broşu gösteriyor. Maymunun gözlerinde yakut taşlar kullanmış usta tasarımcı. Tasarımlarında daha çok pastel renkli taşları kullanmayı tercih ettiğini söyleyerek, “Zümrüt, safir, yakut ve diğer değerli taşlar ve yarı değerli taşların hepsinin kendisine has bir güzelliği var.” diye konuşuyor.




“Sanat, Dünya Lisanı”

Ünü Türkiye sınırlarını aşmış olan mücevher tasarımcısı Surmak Susmak ile söyleşimizin yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Kapalıçarşı’daki köklü kuyumculuk geleneğinin çok az temsilcisinden biri olan Surmak Usta’dan, aldığı ödüllerden de bahsetmesini istiyoruz. 1995 yılında aldığı bir ödülden söz ediyor işin erbabı. O yıl bir müşterisinin Meltem adındaki kızı için “Saray Meltemi” ismini verdiği bir yüzük tasarladığını ve daha sonra genç kızın müsaadesiyle bu tasarımla Dünya Altın Konseyi Yarışması’na katılmış. Surmak Usta, bu yarışmada Dünya Altın Konseyi Başarı Ödülü’ne layık görüldüğünü söylüyor gururla. Sonraki yıllarda başka tasarımlarıyla da çeşitli dereceler aldığını ifade eden usta tasarımcı, her birinin kendisi için ayrı bir mutluluk kaynağı olduğunu kaydediyor.

İşine duyduğu aşkın meyvelerini, layık görüldüğü uluslararası ödüllerle alan Surmak Susmak, adını yurt dışında daha fazla duyurmak için özel bir çabasının olmadığını da şu sözlerle dile getiriyor; “Bu konuda özel bir çalışma içerisinde değilim. Her insanın zayıf ve kuvvetli tarafı vardır, bizim kuvvetli tarafımız da sanattır. Bir dünya lisanı olarak gördüğümüz sanatı icra ederken de yaparken başka bir şey düşünmeyiz. Daima tezgâhımızdaki işle haşir neşir oluruz. Kendimizi gönüllü bir hapishane içerisinde, sanat hapishanesinde görüyoruz.”

İSMEK El Sanatları Dergisi 24 İNDİR

Bu yazı 1449 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK