Süsleme Sanatları

Osmanlı Emanetlerinin Sessiz Sığınağı: Dolmabahçe Altın Varak Atölyesi

  • #


Yazı: Ayşe ÇAL

Milli Saraylar İdaresi Dolmabahçe Sarayı bünyesinde oluşturulan Kalemkâr Atölyesi’nde, Osmanlı’dan miras kalan altın varaklı eserler, restorasyon çalışmaları ile tekrar hayata dönüyor. Atölyede, zamana yenilerek farklı nedenlerden dolayı hasar gören, varakları dökülen, parçaları kopan veya kırılan sayısız ayna, çerçeve gibi dekoratif obje, altın varak ustalarının ellerine emanet. Her bir parçaya ayrı özenin gösterildiği atölyede, ustaların restore çalışmalarındaki öncelikli amacı ise eserin özüne sadık kalmak. Ön inceleme, hasar tespiti, sağlamlaştırma, temizlik, dökülen ve kaybolmuş bölümlerde estetik tümleme gibi zorlu ve bir hayli uzun aşamalardan geçerek eski görünümlerine kavuşturulan kültür miraslarımızın bulunduğu atölyeyi ziyaret edip, burada yürütülen çalışmalara tanıklık etmek istedik. Milli Saraylar İdaresi Dolmabahçe Sarayı bünyesinde oluşturulan Kalemkâr Atölye’sinde 18 yıldır altın varak ustalığı yapan Arzu Kural, yaptıkları işi “ahde vefa” olarak yorumluyor.

Farsça’da ‘yaprak’ anlamına gelen, en ihtişamlı süsleme sanatından biri olan ‘varak’, gücünü eski çağlardan beri insanlık için en kıymetli madenlerden biri olan altından alır. Dövülerek ince şeritler haline getirilen altının, çeşitli teknikler kullanılarak belli yüzeylere uygulanması olarak tanımlanan varak sanatı da ilk olarak 13. yüzyılda İtalya’da ortaya çıkar ve 18. yüzyıl Fransa’sında zirveye ulaşır. Önceleri silah ve zırhları bezemede yararlanılan varak sanatının Osmanlı İmparatorluğu sanat dallarına yansıması ise 15. yüzyıldan sonra gerçekleşir.

Osmanlı’da zenginliğin yanı sıra altın madeninin oksitlenme yapmaması, mikrop barın­dırmaması ve dayanıklılık gibi özellikleri bu madenin kullanım alanını genişleterek, de­ğerli madenlerin bezeme sanatlarında rahatlıkla uygulanmasını sağlar. Altın madeninin inceltilebilmiş en ince nüshası olan varak sanatı artık ihtişamlı mimari yapılarda, deko­rasyon malzemelerinde, eşya ve kitap süslemelerinde kullanılırken, cilt, hat, tezhip ve minyatür eserlerini de eşsiz kılar.


Altının ışıltısıyla parlayan sanat dallarından biri olan varak tekniği ile üretilen eserler zamanla eski güzelliğine kavuş­mak için bakıma ihtiyaç duyar. Bazıları hediye olan, bazıları Osmanlı Sarayı tarafından sipariş edilen altın varaklı tablo, ayna, çerçeve vb. eseri yenileme çalışması için ilk kez 34. Osmanlı padişahı II. Abdülhamid Han döneminde onarım atölyesi kurulur. Yıldız Sarayı’nda çeşitli vesilelerle bir araya gelen ve deformasyona uğramış pek çok eser, bu atölyede Belçikalı bir usta ve onun yetiştirdiği çırakların ellerinde ye­niden can bulur. Öyle ki, II. Abdülhamit dönemine kadar bilinmeyen varak eserlerin bakım ve onarım işlemleri, zen­gin sanat eserlerimize bir zenginlik daha kazandırır.

“Eskiler Alıyorum, Alıp Yıldız Yapıyorum”

Osmanlı süsleme sanatlarının vazgeçilmezi olan ve günü­müze ulaşan altın varaklı eserlerin sayısı da bir hayli fazla. Ancak çeşitli koleksiyonlarda bulunan veya özel sergilerde sergilenmekte olan bu mirasımızdan birçoğu bir yerden başka bir yere taşınmaları sırasında, kimi zaman uygun olmayan şartlarda muhafaza edilerek, kimi zaman da ser­gilendikleri mekânlarda ziyaretçilerin bilinçsiz müdahalele­rine maruz kalarak tahrip olur. Bu ihtiyacın giderilmesi için harekete geçen Milli Saraylar, Dolmabahçe Sarayı bünye­sinde altın varaklı eserlerin restorasyon işlerini yürütecek olan Kalemkar Atölye’sini kurar.


Biz de, sessiz sedasız sürdürdükleri çalışmalarla, Osmanlı’nın ihtişamının altın bezemesi ile yansı­tıldığı emsalsiz eserlerin, zamanla sönmeye yüz tutan ışığının yeniden canlandırıldığı atölyeyi ziyaret etmek ve varak sana­tın inceliklerini öğrenmek istedik. Bu sebeple de Kalemkâr Atölyesi ustala­rından Arzu Kural ile buluşmak üzere Dolmabahçe Sarayı’nın yolunu tuttuk. Sarayın çiçek koku­lu bahçesinde ilerlerken dilimizde Orhan Veli’nin “Eskiler alıyorum, alıp yıldız yapıyorum...” dizeleri…


Kural, bizleri, üzerine giydiği beyaz önlüğü ile bir dok­tor edasında kapıda karşılıyor. Arzu Kural bir doktor; atölyenin bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan masalara yatırılan tablo ve ayna çerçeveleri ile konsollar ise tedavi edilmeyi bekleyen birer hasta gibi görünüyor gözümüze. Kural, henüz bir lise öğrencisi iken başlamış bu işe. 18 yıl­dır da sürdürdüğü mesleğini omuz­larında taşıdığı ağır bir sorumluluk olarak değerlendiriyor. Altın varak ustası Kural, “Bu atöl­yede çalışan herkes ecdadımızın emanetine sahip çıkma bilinci ile hareket ediyor. Onun için de yaptığımız işe gönül vermeniz, sevmeniz şart. Bazı eserleri gördüğümüzde içimiz acıyor. Ancak onların yeniden sıhhatlerine kavuşarak, hayata gülümsediklerini görmek her şeye bedel.” diyerek işine olan sevdasını dile getiriyor.

Eser Üzerinde Titiz Bir Çalışma Yürütülüyor

Kalemkâr Atölyesi’nde genellikle altın varaklı çerçeve, ayna ya da dekoratif objelerin restorasyon ve sağlamlaştırma iş­lemlerinin yapıldığını belirten Kural, bu süreçte çok titiz bir çalışma yürüttüklerini söylüyor.


“Varak işin süsü, görünen yüzü” diyen usta Kural, önce yanlış bir uygulamada bulunmamak için eserlerin iyi analiz edip, izlenecek yönteme karar verdiklerini anlatıyor. Atölye çalışmalarını kısaca “Bizim işimiz bir eseri onarmaktan ziyade bu işi orijinaline sadık kalarak yapmak.” şeklinde değerlendiren Kural, restorasyon işlemlerinin asıl can alıcı noktasının bu olduğuna dikkati çekiyor.

Atölyeye gelen eserlerin genellikle kıymet bilinmezlikten kaynaklanan sebeplerden ötürü yara bere içinde kaldığını, kimisinin bir parçasının koptuğunu, kimisinin ise varaklarının döküldüğünü belirten Arzu Kural, restorasyon çalışmasındaki ikinci önemli aşamanın hasar tespit süreci olduğunu aktararak, “Eserin ne gibi zarar gördüğü ve bu zara­rı gidermede nasıl bir yol izleyeceğimizle ilgili bir çalışma programı belirliyoruz. Malzeme temininin ardından da hastanın tedavi sürecine başlıyoruz.” diyor.


İyi bir restorasyon çalışması ortaya çıkarabilmek için dikkat etmemiz gere­ken nokta ise esere olabildiğince az müdahale etmek.” diyen usta Ku­ral, “Aslında bir eseri dikkatli incelediğinizde nerelerine müdahale edilmiş anlayabilirsiniz. Bizler hiçbir zaman esere yaptığımız mü­dahaleler anlaşılmasın diye bir çaba içerisine girmedik. Hatta fark edilsin ki emanetlerimize sahip çıktığımız, onları ka­derine terk etmediğimiz bilinsin.” şeklinde konuşuyor.

“Çalışmalardaki En Önemli Nokta Eserin Orijinaline Sadık Kalmak”

Fizibilite çalışmasından sonra restorasyona başladıkları söyleyen Kural, Kalemkâr Atölyesi’nde müdahale sırası kendi­sine gelmesini bekleyen çok sayı­da altın varaklı eser bulundu­ğunu aktarıyor.

“Eserler önce elektrik süpürgesine takılan özel aparatlarla kaba toz tabakasından arındırılıyor. İnce temizliğini ise esere zarar vermemek için solüsyon, pamuk ve fırça yardımları ile yapılıyor.” diyen Kural sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çalıştığımız bir çerçeve üzerinde temizleme işlemini tamamladıktan sağlamlaştırma safhası­na geçiyoruz. Birleşim noktalarında herhangi bir açılma veya gevşeme varsa işleme alıyoruz. Ardından da eserin herhangi bir eksik parçasının olup olmadığına varsa bu eksiklikleri de giderme yoluna gidiyoruz.”


Kural, esere müdahale sırasındaki ilk önceliklerinin eserlerin orijinaline sadık kalmak şartı­nın olduğunun altını çizerken, esere gerektiği kadar dokunabilmeyi bilmenin önemine vurgu yapıyor. Eserin kopan bir yerinin muhafaza edildiği takdirde yerine yapıştır­dıklarını aksi halde parçayı kendilerinin tümlediklerini anlatan Arzu Kural, bunun nasıl yapılacağını ise eserin kendisinin belirlediğini aktarıyor.

“Parçanın bir simetrisi varsa işler daha hızlı ve kolay yürüyor. Simetriye sahip olmayan eserlerin parçalarını tümlemekse biraz daha meşak­katli bir süreç.” diyen Kural, parça tümlemenin nasıl yapıldığını şu şekilde anlatıyor:

Silikon kalıplar ve dolgu malzemelerinden faydalanı­yoruz. Bu sayede kopan kısımların kalıbını simetrik desenlerden çıkarıp, alçı dökümlerden model hazırlayıp tümleme yapıyoruz.




Eserler Osmanlı Ustalarının Tercihi ile Restore Ediliyor

Eserin, altın varakla buluşma anının iyi bir ustanın asıl maharetini göstereceği aşama olarak nitelendiren Arzu Kural, günümüzde farklı tekniklerle yapılan varak uygulamalarının olduğunu ancak kendilerinin Osmanlı ustalarının da tercih ettiği su bazlı uygulamayı kullandıklarını dile getiriyor. Su bazlı yöntemle esere som altın ışıltısı kazandırıldığını belirten usta Kural, bu sürecin tutkallama, alçılama, zımparalama, yapıştırma, mazgala gibi meşakkatli evrelerinin olduğunu söylüyor.

Diğer bir yöntem olan yağ bazlı varağı; alt yapısı oluşturulan eserin yüzeyine miksiyon denilen tutkalı sürdükten sonra ince bir tabaka altını eser üzerine yapıştırma işlemi olarak açıklayan Kural, uygulanabilirliğinin kolay olmasından dolayı günümüzde bu yola sık başvurulduğunu belirtiyor.

Altın varak ustası Kural, bu noktada kendilerine gelen eserlerde bilinçsizce yapılan restorasyon çalışmaları ile kar­şılaştıklarını, su bazlı varağın üzerine yağ bazlı varak çalı­şıldığı, bunu eserlerin büyük ölçüde tahrip ettiğini ifade etmeden geçmiyor.




Su Bazlı Varakta Organik Malzemeler Kullanılıyor

Su bazlı varak uygulamalarında kullanılan tüm malzeme­lerin organik olduğunun altını çizen Kural, her aşamanın kendi içinde püf noktası bulunduğunu anlatıyor. İlk aşama olan tutkallamanın eser için hayati önem taşıdığını belirten Arzu Kural, piyasada farklı tutkallar bulunduğunu, kendile­rininse tavşan tutkalı tercih ettiklerini belirtiyor ve ekliyor:

“Tavşan tutkalının sertliği bizim için daha uygun, ne çok sert, ne yumuşak. Eğer tutkal sert ise çatlamalara sebep olur, yumuşaksa bağlayıcı özelliği istenilen ölçüde olma­yabilir. Tavşan tutkalını nasıl uyguluyor derseniz: granül halde aldığımız tavşan tutkalı 1/10 ölçeğinde suya eklenir ve şişmesi için 24 saat bekletilir. Homojen bir yapıya sa­hip olması için de benmari usulüyle 70 santigrat dereceye ulaşana dek ara sıra karıştırılarak eritilir. Kullanımlarda 50 santigratlık sıcaklık yeterli olur. Hazır hale gelen tutkal ah­şabımızın her tarafına fırça ile sürülür. En az 24 saat bekler ve sonrasında 2. uygulama yapılır.”

Su bazlı altın varak tekniğinin ikinci aşaması olan alçı uygu­lamasında fırınlanmış ve tamamen sudan arındırılmış Bo­logna alçısı kullanıldığını anlatan Kural, bu evreyi ise şöyle anlatıyor:

“Yine 50 santigrat dereceye kadar ısıtılmış tavşan tutkalı, Bologna alçısına kıl fırça yardımı ile eklenir. Dikkat edilmesi gereken nokta ise karışımda da aynı ısı derecesi korunma­lı. Sıvı bir hal alan alçı fırça yardımı ile tutkallanan ahşabın üzerine aynı yönde sürülür. Ahşap bir kartonpiyer görün­tüsü alana dek birer gün arayla en az 7 kat uygulamaya devam edilir.”

Varak uygulamasındaki sırayı pürüzsüzleştirme işlemi alır. Objenin, dokunulduğunda pürüzsüzlük hissi yarattığında sonraki aşama olan boloya (FeO pigment kili) geçilebile­ceğini belirtiyor.
Macun kıvamında hazır olarak alınan sarı ve kırmızı bolo, tavşan tutkalı ilave edilerek, fırça yardımıyla iki kat uygu­landığını söyleyen Kural, bundan sonra varak işlemine ge­çilebileceğini söyledi.

Varaklanan bölgenin, ortamın fiziki şartlarına göre bir ile dört saat arasında bekletildikten sonra mühreleme diğer adı ile mazgala aşaması ile esere som altın görünümü ka­zandırıldığını aktaran Kural, bizlerle günümüzde bu işte akik taşından yapılmış mühre kullanıldığını, eskiden bu işlem için çeşitli hayvan dişlerinden faydalanıldığı bilgisini paylaşıyor. Altın varak ustası Arzu Kural, ahşap ile metalin yeni ve pürüzsüz bir yüzeyde buluşturan varak uygulama­larında kullanılan sincap tüyü sakal fırçasının da adının ne­reden aldığını şu cümle ile açıklıyor: “Eski ustalar bu fırçayı elektriklenmesi için sakallarına sürermiş, bu yüzden de adı sakal fırçası olarak kalmış. Ancak bizler aynı etkiyi yarat­mak için krem kullanıyoruz.”

Bir eser restorasyonunun yaklaşık bir ay sürdüğünü söyle­yen Kural, Osmanlı’dan günümüze çok sayıda altın varaklı obje ulaştığını, bugüne kadar sayısız eseri tamamlamaları­na rağmen hala çok fazla eserin kendilerini beklediğini be­lirtiyor. Yıllarını Dolmabahçe Sarayı Kalemkâr Atölyesi’nde geçiren usta Arzu Kural, tek temennisini ise varaklama tek­niğine gönül veren yeni ustaların yetişmesine olanak veril­mesi olarak açıklarken; varak sanatının kaybolan değer­lerimizden olmaması için çabaladıklarını anlatıyor. Kural, bu sanatı tam manası ile öğrenip geliştirmelerine yardımcı olan Sanat Tarihçisi, Restoratör, Ressam Onur Baybura'ya teşekkür ederek sözlerini sonlandırıyor.



İSMEK El Sanatları Dergisi 19 İNDİR

Bu yazı 1542 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK