Resim

Tekneden Yansıyan Işık

  • #


Yazı: Hafize ERGENE

Kimi tuvale realist fırça darbeleriyle yansıtır sanatını kimi tuvaldeki görünür fırça darbelerini imzası yapar, kimi kullandığı renklerle asırlar sonra bile ‘Bu tablo bana ait’ diye konuşturur eserlerini, kimi soyut olarak yansıtır sanatını, kimiyse geleneksel motifler nakşeder. Eşsiz ve değeri paha biçilemez sanat eserlerini müzelerde görme şansına erip de büyülenmişçesine seyre daldığınızda, hiç merak ettiniz mi nasıl bir süreçten geçerek yapıldı bu muazzam eser, nasıl aşamalardan geçti, hangi fırça darbeleri ile oluştu, hangi renkler üst üste gelerek oluşturdu bu yeni rengi? İşte belki de süreci izleme ayrıcalığına eriştiğimiz ender sanatlardan biri ebru. Garip Ay da sanatında suya çizdiği resimlerle adından söz ettiren bir ressam… Şimdi onu tanımaya ve hikâyesine kulak vermeye ne dersiniz?

Her çocuğun hayatında büyük bir önemi vardır oyuncağın. Oyuncak bir atın sırtında kilometrelerce yol gider çocuk, plastik tencerelerde kendi yaptığı yemeklerle mahsusçuktan sofralar hazırlar. Onları hayata hazırlayan oyuncaklar, kimi çocuklar için kalem ve kâğıttan öteye geçmez; geçemez. Daha o yaşta büyük bir tutkudur çünkü resim. Başka bir oyuncağa ihtiyacı yoktur zaten. Tek istediği resim yapmaktır. Yıllar boyunca, yaptığı resimlerle hayal gücünü besler durur. Acemice yaptığı ilk tasarımları çıkar yavaş yavaş ortaya. Hayatın rutin akışına kaptırmamışsa kendini, inatçı ve biraz da şanslıysa büyüyünce de devam eder çizmeye, tasarlamaya, üretmeye ve en önemlisi bununla mutlu olmaya.

1984 yılında Siirt’te doğan Garip Ay da böyle bir çocukmuş. Babasının sürekli "normal çocuklar” gibi elinde kitap görmediğinden yakındığı Garip Ay, devamlı resim çizen bir çocukmuş. 8 yaşında yatılı okula gitmek üzere evden ayrılan Garip Ay, lise sınavlarında Anadolu lisesini kazansa da rehberlik eğitimi veren bir öğretmeninin yönlendirmesiyle Diyarbakır Güzel Sanatlar Lisesi yetenek sınavlarına da girmeye karar vermiş ve tercihini birincilikle kazandığı güzel sanatlar lisesine gitmekten yana kullanmış.

“Güzel sanatlar lisesi yetenek sınavı için okulun önündeki bahçeye ilk gittiğim anı hatırlıyorum. Bana bir sınav listesi verilmişti. Hamur silgi, HB kalem, duralit gibi şeyler yazıyordu listede. Ama ben ne demek istediklerini anlamadım. Oraya gittiğimde çocuklar, hamur silgileri ellerinde, kalemlerini uzun uzun açıyorlar. Ben de elimde açmadığım kalemle onlara ‘Bunlar ne yapıyor?’ diye bakakaldığımı hatırlıyorum. Herkes o kadar emindi ki kendinden. Meğerse 20 yıldır aynıymış sorulanlar. Ya bir saksı ya da bir model çiziliyormuş. O sınavda da bir model çizimi yaptık. Ben çok realist çizmek için çaba sarf ediyordum o dönemde. Modelin tüm dış karakter özelliklerini, tipini, elbisesinin dokusuna kadar her şeyi tüm gerçekliğiyle çizmek için uğraş veriyordum.” diyen Garip Ay’ı, sınavı kazandığında kalacak bir yerinin olmaması dahi hiç düşündürmemiş, aksine umutlanmasına vesile olmuş. “Sınav aşamaları devam ederken hocalar teveccüh ettiler ‘Oğlum nerede kalacaksın? Kalacak bir yerin var mı?’ dediler. Meğer sadece ben şehir dışından geliyormuşum. Ancak o zaman bana bunu sormaları, nerede kalacağım diye beni endişelendirmekten çok, mutlu olmamı sağlamıştı. Demek ki sınavı kazanma ihtimalim var diye düşünmüştüm.” diyor Garip Ay.




Okula gelen bir öğretmeni sayesinde güzel sanatlar diye bir lisenin olduğundan ancak haberdar olabilen sanatçı, okulu birincilikle kazanır ve hayatının en önemli yılları olarak adlandırdığı lise eğitimini, resim bölümünde almaya başlar. Hayatın, onu hep sanata doğru yönlendirdiği de onun bunu yapmak konusunda yoğun inat ve mücadelesi de tartışılmaz bir gerçek.

“Güzel sanatlar lisesinde, üniversitenin o ideolojik kaosuna girmeden, sağlıklı bir şekilde sanat eğitimi alma imkanı buldum. Düşünsel olarak sadece teknik uygulamalara yoğunlaştığım bir dönemdi. Çocuk olmak çok güzeldi. Büyüyünce de anladım çocuk kalabilmenin önemini. Böyle kalmak zorunda olduğumu hissediyorum. Üniversitede lisedeki kadar derinleşebildiğimi, samimiyeti o kadar güçlü yakaladığımı hiç hatırlamıyorum. Büyüyüp de kafam çok karışmadan, üniversitenin yoğun kargaşasına girmeden yapmak istediğim şeyle duygusal bir bağ oluşturma imkânı yakaladım.” diyen Ay için güzel sanatlarda eğitim alırken kalacak yer problemi gibi bazı sıkıntılar yaşasa da onu asıl besleyen bu sıkıntılar olmuş. Ay, “Şimdi geriye doğru baktığımda sıkıntıların hepsi aslında müthiş bir lütufmuş. Çünkü insan, tercih ettiği çileyle birlikte yaptığı sanatla samimi bir bağ kurabilir. Bir çile var ve o çileyi çekerken işinize ne kadar bağlı kalırsanız, yıllar sonra bu tutkunuz sayesinde hafızanız sizi, bu işi her zaman yapabileceğinize inandırıyor. Güzel sanatlar lisesinde okumamı ilk başta babam istemese de, yaşadığım zorluklar, sıkıntılar, arızalar olsa da tüm bunlar işimden vazgeçmememi sağladı, resimle olan bağımı güçlendirdi.” diyor. Garip Ay’ın babasından bahsetmişken şuna da değinmek gerekiyor. Babası, oğlunun güzel sanatlar lisesine gideceğini duyduğunda şimdilerde baba-oğul arasında bir şaka olan “Sen Pilooooot mu olacan?” diyerek tepki vermiş. Ay, “O zaman babam bana bunu söylediğinde boğazımda bir yumruk olmuştu ne yapacağımı bilemez halde gitmiştim Diyarbakır’a.” diye konuşuyor.

Güzel Sanatlar Lisesi Yılları

“Babama ‘Refik Bey helal olsun sana. Şu Siirt’te oğlunu okuması için güzel sanatlara gönderen kaç kişi var.’ diyorlardı. ‘Valla biz de istemezdik böyle olsun diyordu’ babam da. Adam zaten engelleyememiş güzel sanatlar lisesine gitmemi. Bir de onunla dalga geçildiğini sanıyordu. Söyleyen kişi belki de iltifat etmeye çalışıyordu.” diyen Garip Ay lise eğitimini tamamladıktan sonra ilk olarak, 2003 yılında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Öğretmenliği Bölümünü kazanmış. Ama deyim yerindeyse içinde yatan aslan bunu istemiyormuş. Birkaç ay sonra üniversiteyi bırakan Ay bir yıl sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazanmış. Hem resim hem de geleneksel sanatlar bölümünü kazanan ve resim eğitimini akademik alanda da tamamlama niyetinde olan Garip Ay bir ayrım noktasına gelmiş.

“Başıma iyi ki gelmiş dediğim bir olay yaşadım. İki tercih yapmıştım. Üniversitede hangi yetenek sınavından daha fazla puan aldıysanız az puan aldığınızın kaydı siliniyormuş. Ancak benim iki listede de ismim görünüyordu ‘Bir yanlışlık olmuş.’ dediler. Ben resim eğitimi almak istiyordum ama daha yüksek not aldığımdan geleneksel sanatlara girebiliyordum. Orada çırpındım durdum ama bugün bakıyorum bunları yaşamam gerekiyordu. Başıma iyi ki gelmiş bu olay diyorum. İyi ki geleneksel sanatları okumuşum.” Üniversite döneminin biraz mutaassıplaştığı bir dönem olduğunu ifade eden Ay bu yılları, kendi içine döndüğü bir dönem olarak addediyor. İnsanın maneviyatına yaptığı yatırımlar hep de insanın kendi içine kapandığı dönemlerde olur ya, Garip Ay için de bu kural değişmemiş. O dönemlerde doğru olan şeyler, yapılması gereken şeyler hep fısıldar kendini. Ancak insan kendi doğrularından, sosyal hayata döndüğünde çoğunlukla kopar belki de kopmak zorunda kalır. Garip Ay ise sanatından ve doğrularından kopmayan azimli insanlardan olmuş. O dönem kamış ve kâğıtla başbaşa kaldığında kendini çok şanslı hissettiğini söylüyor. Üniversite eğitimine geleneksel sanatlar bölümünde devam ederken farklı çalışmalar yapma istediğinde olan Ay, bu dönemde uluslararası yarışmalara katılmaya başlamış.

“Üniversitedeyken ben neye heyecanlanıyorum, benim kalbim, ruhum beni neye heyecanlandırıyor; beni ne mutlu ediyor; ne için fedakârlık yapabilirim, diye düşünüyordum. O dönem geleneksel öğrencisi olarak uluslararası yazısız illüstrasyonlar yapıp, sürekli yarışmalara katılıyordum. Aslında ebru da bu çalışmaların içinden çıktı. Ebruyu görüyorum ama ebruyu herhangi bir anlamda algılamıyorum. uygulamasıyla da çok karşılaştığım bir şey değildi. Bu sırada rastlantısal renk hareketleri ile illüstrasyonlar çıkarıyordum.Hatta bir illüstrasyonum da uluslararası bir yarışmada birincilik kazandım. Tek amacım, bu yarışmalardan aldığım tepkiler ile yaptığım değişik çalışmaları nasıl doğru yapacağımı öğrenebilmekti. 4-5 senelik üniversite hayatımda, zamanımın çoğunu bu yazısız illüstrasyonları yaparak geçirdim. Bu işlere uluslararası yayınlarda, dergilere çalışarak paramı kazandım.” diyor Garip Ay.

“Escher En Etkilendiğim Sanatçılardan Biri “Ona en etkilendiği ressamı sorduğumuzda Ay, dünyaca bir üne sahip Hollandalı ressam ve grafik sanatçısı M. C. Escher’in en etkilendiği sanatçı olduğunu söylüyor. Her yaptığı işten yeni bir şeyler öğrendiğinin altını çizen Ay, bilinen teknikleri farklı şekillerde deneyerek, biraz kalıpların dışına çıkıyor. Kalıpların dışına çıkması da aslında sadece onun keşfetme arzusundan kaynaklanıyor. “Escher ile tanışıklığım yok ve aynı zamanda bile yaşamadık. Ama benim en fazla beslendiğim insanlardan, sanatçılardan bir tanesidir. Metamorfozun girişini yapmış, videodaki morfların başlangıcını yapan sanatçıdır. Videonun ulaştığı çok önemli bir noktanın referansı grafik sanatçısı olan Escher’dir. Normalde bu konuyla ilgili kaynak sayısının o kadar çok arttığı bir zamandayız ki benim Escher ile yanyana oturup bir konuyla ilgili referans cümle veya uygulama görmeye ihtiyacım yok. Sanatın, marifetin birinin yanında eğitim alarak geliştirilmesi gerektiğine inanmıyorum. Usta ve çırak kavramı sadece çırağın ne yapacağını hiç bilememesi durumunda marifet kazandırılabilecek bir konudur. Bunda da sıkıntı şudur. Bir kişi marifet kazandıktan sonra nedense bu konuda o marifetin dışına çıkılamayacağını düşündüğü için o kalıbın içinde kalma ihtimali vardır." diye konuşan sanatçı, “Başkasını tekrar etmek güzeldir. Ama bu sizin kendinizi tekrar edeceğiniz bir pozisyona ulaştırıyorsa risklidir.” sözünü hatırlatıyor.




Ebru ile Tanışma

Tabii Ay’ın sanat hayatında onu bugünlere sürükleyen köşe taşlarından biri de, kendi inat ve azmi haricinde, Dilek Erim ile tanışıklığı olmuş. 2007 yılında henüz üniversitede okurken bir akrabası Garip Ay’a Yıldız Şale Köşkü’nde verilen geleneksel sanat eğitimlerinden bahsetmiş. “Akrabam Şale Köşkü’nde geleneksel dersler verilen yerin müdürüne benden söz etmiş.

Orayı aradığımda kayıtların o gün başladığını öğrendim. Okulda sadece salı öğleden sonralarım boş idi. O gün sadece ebru eğitimi veriliyormuş ve ben ebruya kayıt yaptırdım. Dersleri ise Hikmet Barutçugil veriyordu.”

“Ebruda Süreç, Sonuç Kadar Önemlidir”

Yeri gelmişken söyleyelim Garip Ay’ın klasik tekniklerle yaptığı ebruların yanında, yağlı boya ebrular üzerine yaptığı resim çalışmaları da bulunuyor. Ayrıca ebru tekniğini kullanarak suya resim çizdiği video art çalışmaları bulunuyor. Video art çalışmalarda ebru tekniği ile suya resim çizerken farklı materyaller kullanıyor Garip Ay. Yağlı boya, akrilik boya ve cam boyaları kullanıyor. ”Akriliğin farklı tepkimelerle oluşturduğu renk etkilerini keşfederken yağlı boyanın da farklı sonuçlar oluşturabileceğini görebiliyorsunuz. Yağlıboyanın sadece yağla çalıştığını, kurumadığını, kuruması için sizin nasıl bir refleks geliştirmeniz gerektiğinizi öğrenmeniz gerekiyor.” diyen Ay’ın keşifçi ruhu tam da burada devreye giriyor.

Ebruda başlangıçta ortaya ne çıkacağının bilinememesinin müthiş bir disiplin olduğunu söyleyen Ay, “Normalde siz resim yaparken yapacağınız tenin ne renk olacağına karar vermeniz gerekir sonradan değişmez. Ama ebruda birazdan gelecek ve sıkışacak rengin neye dönüşeceğini quantumun hesaplanamazlığı gibi hesaplayamazsınız. Bu açıdan müthiş bir sürprizdir. Ebru, beyninizin statik durmasını engeller, devamlı çalıştırır. Hatta yolda çevirir ve bu disiplin muazzam bir övgüdür ebru için. Bu pop artın dinamiğine benzer. Bu yönüyle ebru modern sanata dahil olmayı hak etmektedir.Süreç sonuç kadar önemlidir. Hatta pop art öncesi Kübizm'de de buna benzer refleksler ile karşılaşıyoruz. Mesela bir çizgiyi çizdikter sonra onun çagrıştırdığı şeye dönüşmeye başlıyor. Bu süreç olgusu içinde, sonucunu bilmeyeceğiniz anlamina geliyor. Fazlasıyla yorucu olan bu uygulama tarzı sizi de kendisiyle beraber geliştiriyor." diyor.

“Suyun Hareketlerine Uyum Sağlayarak Hareket Etmeyi Öğrenirsiniz”

Ebrudaki süreci işte bu video art çalışmalar ile ölümsüzleştiren Ay ebrunun çok önemli bir tekniğe sahip olduğunu şu sözlerle aktarıyor: “Saçın bir çizgi hareketi ile ortaya çıktığını anladığımda saçınızı hiperralist yapmam için 3 gün beynimi, kendimi kapatıp doğru el hareketleri ile buna çalışmam gerekir. Ebruda mümkün değildir. Ebru da sizin karakterinizi değiştirmeniz gerekmektedir. Çünkü su ve reflekse dayalı hesaplanamayanlar sizi tesiri altına bırakır ve ona uyum sağlayarak hareket etmeyi öğrenirsiniz. Ebrudaki bu süreç o açıdan muazzam önemlidir.

Ebruda oluşan son görüntünün bir diger ebru ile aynı olmaması övünelecek bir konu olmamalıdır. Mesela bir örnek verelim; bir abstract sanatçı varsayın ve her seferinde renkleri tuvale sıçratıp diyorum ki ‘İmkânsız hiç kimse bu yaptığımın aynısını yapamaz. Hatta kendim bile.‘ Bir çok ebrucunun da ebru sanatına atfettiği iltifat bu sığ bakış açısında kalıyor maalesef. Ebru için bu övünç ortadan kaldırılmalıdır. Evet ebru, Action Art ve Pop Artın dinamiklerini taşıyor. Bu konuda güncel sanata yeni bir dil, hatta renk katıyor ama söylemini bu kadar zayıf tutmak haksızlık bence. Bu dinamikleri ile Jackson Pollock karşılaşsaydı eminim uygulamalarının bir çoğunu bu disiplinle yansıtmayı tercih ederdi."

Garip Ay’ın bahsettiği Jackson Pollock’tan tam da burada bahsetmek gerekiyor. Pollock 20. yy’ın en önemli sanatçılarından biri. Soyut ve dışavurumcu olan Pollock, resim yaparken kullanılan alışılagelmiş uygulamaları kullanmamış bu teknikler yerine yere serdiği devasa boyutlardaki tuval bezlerinden daha sonraları aksiyon/hareket resmi adı verilen resimler yapmış. İşte Pollock’un başlattığı bu uygulama, dünyada performans ve video sanatın başlangıcı olarak kabul edilmiş. Pollock eserini yaparken tüm aşamalarını video kaydına almış. Ve bir sanat eserinin ilk kez yapım sürecine dair sanat yorumları yapılmış. Ve Pollock’un bu aksiyon/hareket resimlerini yaparken çekilen videoları da müzelerde gösterilmeye başlamış. Sanatsal olarak önemli olan eserin yapım süreci Ay’ın eserlerinde de oldukça önemli çünkü çoğu resmi ebruda olduğu gibi kâğıda almak mümkün olmuyor. Ya yaptığı resmi bir bız darbesiyle yeni bir resme eviriyor. Ya da kullandığı materyaller açısından kâğıda alınması mümkün olmayan resimler oluyor. Ay, “Ebru sanatındaki gibi sürecin çok kıymetli olması modern sanat dillerinden videoyu ve performans sanatları için referansıdır. Ve ebrunun da bu potansiyeli var. Hiçbir ebrum yok ki onu kayda aldmadığımda üzülmeyeyim. O kadar önemli ki onu kayda almak. Çünkü final kadar süreç de kıymetli. O süreçte müdahil olduğunuz hamleler çok önemli.” diyor.




Art Institute of Chicago'ya Doğru Yüksek Lisans Yolculuğu

Ebru sanatının sürecinin ne kadar önemli olduğuna değindikten sonra Garip Ay’ın bir katılım bankası için yaptığı çalışmaya geri dönüyoruz. Garip Ay’ın elinden çıkan resimler, bankanın Ramazan ayı boyunca TV reklamlarında görülmüş. Böylece pek çok kişi de Garip Ay’ı tanımaya başlamış. Ramazanın her bir gününe özel ebru zeminler üzerine 30 resim çalışması yapmış. Hatta bunların yanısıra bir çok farklı konuda 200'den fazla konuda ebruda resimler yapan Ay, 2011-2012 yıllarında hayalini gerçekleştirmiş ve Art Institute of Chicago’da yüksek lisans yapmak üzere ABD'ye gitmiş. Bu dönem onun için çok önemli bir dönem olmuş. Çünkü Ay, çok değerli bir müzeye sahip okulda önemli ressamların eserlerini her gün saatlerce inceleme imkânı yakalamış. “Düşünsel olarak en üretken anlarım kendi başıma yalnız kaldığım anlarım oldu. Belki inziva denemez ama Amerika’da çok yalnız kaldığım Türkçe ya da İngilizce konuşamadığım bir dönemdi. Susarak geçirdiğim bu zaman düşünsel sürecimin gelişmesine çok katkı sağladı.” diyen Ay, Art Institute Of Chicago için hazırlandığı dönemde bir yıl boyunca neredeyse her gün müzeyi ziyaret etmiş. Bazen Van Gogh’un oto portresi karşısında yere oturup saatlerce tabloyu inceleyen Garip Ay pek çok sanat akımına ait önemli eserlerin de neden bu kadar değerli olduğunu anlama fırsatını bulmuş. “Soyut dışavurumcu ressam Mark Rothko resimlerinin neden bu kadar önemsendiğini anlamaya imkân buldum. Siyah ve kırmızı renk geçişleri olan resminin neden ölümü çağrıştırdığını anlamaya çalıştım. Amerika’daki yaşamımda hayatımda ilk defa abstrack sanatın yani soyut sanatın anlamlandırılması açısından kendimi besledim. Bir taraftan da İzlenimcilerin, Barok sanatçılarının ya da Rönesans ustalarının fırçalarını nasıl hareket ettirdiklerini görme fırsatım oldu. İlk defa bu kadar devasa bir müzeyi bu kadar fazla inceleme fırsatı buldum. Eminim o yıl ülkede orayı benim kadar ziyaret eden başka bir insan olmamıştır.” diye konuşuyor.

Söz önemli ressamlardan açılmışken Escher’in dışında beğendiği başka ressamlar olup olmadığını da soruyoruz Ay’a. Teknik olarak birbirlerinden çok farklı olan ve her birinin kendine ait önemli özellikler barındırdığı için böyle bir kıyasa gidemediğini ifade eden Ay için kişisel olarak kendini daha yakın hissettiği bir ressam olduğunu öğreniyoruz. “Kubizim ile Rönesans arasında dağlar kadar fark var İzlenimcilerse çok farklı noktalarda dolaşıyor. Mesela Rönesans uygulayıcısı bir sanatçıyı teknik olarak çok seven birisi şöyle der ‘Lütfen boyanızı tuvalinizin üzerinde karıştırmayın’. Paletin üzerinde doğru renk karışımını yaptıktan sonra tuvale sürmelerini ister. Oysa bir İzlenimci tüm hikâyesini oradaki boyaları birbirine karıştırtarak yakalamaya çalışır. Bu tarz teknik ve düşünsel olarak bu kadar karakter olarak uzak skala içerisine Rembrandt’ın bir taslağı ile Dürer’in tavşan detayını ya da kanat etüdünü kıyaslayamayacağını düşünüyorum o yüzden hiçbir sanatçıyı birbiriyle yarıştırmıyorum. Kişisel olarak kendime en yakın hissettiğin kim, diye sorarsanız ben en çok acı çekeni söylerim; yani Van Gogh’u. Onun yaşadığı çelişkileri, acılarını hissetmeye çok çalıştım. Ben insanları yaptıkları işle değil de çektikleri acılar ile daha iyi anlayabiliyorum, tanıyabiliyorum. O yüzden Van Gogh kendimi yakın hissettiğim isimlerin başını çekiyor.” diyen Ay, bu yüzden ebru tekniğini kullanarak videoya aldığı ilk çalışmasını da bir Van Gogh eserinden seçmiş.

“Van Gogh eserleri ebruya uygulanabilecek en uygun eserlerdi. İzlenimciler fırçayı tuvalin üzerinde hareket ettirmek zorunda oldukları gibi ebruda da suda gördüğümüz bir boyanın diğer boyayla çarpışarak hareket etme görüntüsü vardır. İzlenimciler bu refleksi doğanın değişen renklerini hızlı yakalamak zorunda oldukları için aynı zamanda fırçalarının darbelerini, fırçalarının izlerini bizlere daha fazla gösteriyorlar. Bu izler de ebrunun görünen o görüntülerini anımsatıyor. İzlenimcilerin eserleri ile ebrunun çok benzeş başlıkları bulunuyor” diyor Garip Ay.

Ebru tekniğini kullanarak resim yapan Ay’a bir ebru sanatçısı mı yoksa bir ressam mı olduğunu soruyoruz. O ise, bir enstrümanı ancak nota bilgimizle çalabileceğimiz gerçeği gibi sanatta da resim becerisinin çok önemli olduğunun altını çizerek şöyle diyor; “İmzanızı tasarlatmak veya markanızı anlatmak istiyorsanız ben logonuzu tasarlayabilirim. O zaman ben grafiker miyim? Veya diyelim ki heykel hakkında da çok pratik yaptım o zaman heykeltıraş mıyım ben? Aslında hepsi bir bütün. Yaşadığım coğrafyaya hangi konuda faydalı ve güzel bir şey yapmam gerekirse hiç itiraz etmeden onu yapmayı seviyorum açıkçası elimdekiyle yapabileceğimin en iyisini yapmak istiyorum. Bunun için çaba sarf ediyorum bir isim olarak da hiçbirini kabul etmek istemiyorum. Ne ressamım demek istiyorum ne ebrucuyum demek istiyorum. Geleneksel sanatlarla bir mesaim var ama bazen vaktim olsa da bir marangozluk öğrensem diye de düşünüyorum.”

Van Gogh’un Eserini Suya Yansıtmış

Garip Ay’ın tüm dünya basınında haber olan çalışmasının temelleri ise Amerika’da bulunduğu dönemde atılmış. America Islamic College’da ebru dersi veren eğitmenin hamilelik nedeni ile işten bir süre ayrılmasıyla Ay orada ebru dersleri vermeye başlamış. O sıra Amerika’dan geri dönme kararı alan sanatçı Amerikalıların ebru eğitimi almak için buraya gelmelerini sağlamak için bir video çekmeye karar vermiş ve kurumu da bu konuda ikna etmiş. Ve ebru yapımı aşamalarını gösteren bir video çalışması hazırlamış. “Ben döndükten 3- 4 ay sonra o çektiğimiz video tabiri yerindeyse 1 günde patladı. Video 4-5 milyon izlendi. Bir baktım bir sosyal medya platformundan da 9 milyon izlenme aldı. Dubai’de Kraliyet ailesi için yapılan bir Water Show vardı. Ebru videosundan sonra bu şovun Amerikalı yönetmeni beni aradı.” diyen Ay, aslında video ile yapılan sanat çalışmasının ne kadar geniş kitleler tarafından görülebildiğini de o dönem fark etmiş.




CNN International Haberlere Taşımış

Ve sonrasında, aslında 2010 yılından bu yana hep aklında olan Van Gogh’un suya uyarlayabileceği tabloları ile ilgili bir çalışma yapma imkânı yakalamış Garip Ay. Gidemese de Pekin'de düzenlenen bir Van Gogh sergisine katılabileceği için bir sunum videosu çekmiş. “Van Gogh eserlerinden ebru tekniği ile yapılabilecek bir video istediler ve gönderdim. Ama en son gün gidişim iptal edildi. Ben çektiğim video ile kalakaldım öylece.” diyen Ay kendini toparladıktan sonra bu videoyu sosyal medya hesaplarına yüklemiş. Ve 20 milyondan fazla izlenme alan videodan sonra CNN International’dan, Huffington Post’a, Le Monde’dan Deutsche Welle’e kadar önemli pek çok kanal Garip Ay’ın haberini yapmış.

Ebru tekniği ile yaptığı resimlerini video art gösterileri ile izleyicisine sunan Ay’ın keşifçi kişiliği onun pek çok çevre tarafından fark edilmesini sağlamış. Başta suya ebru tekniğini kullanarak resmettiği Van Gogh’un “The Starry Night” (Yıldızlı Gece) tablosu tüm dünya basınının ilgisini çekmiş ve dünya üzerinde pek çok şirket kurumsal tanıtımları için Garip Ay’la görüşmeler yapmaya başlamışlar. Tüm dünyaya internet üzerinden hizmet veren bir medya sağlayıcısı olan Netflix’in önemli dizilerinden olan The Crown, Stranger Things on Dark Water ve Narcos dizilerinin jenerik videoları için suya ebru tekniği ile resimler çizmiş.

Ay, Van Gogh'tan önce Türk tarihinden 40 isimle ilgili portre çalışması yaptığını ama bu kadar ilgi görmediğini anlatıyor. Ay, “Farabi, Piri Reis, Mimar Sinan, İbn-i Rüşd gibi kırktan fazla önemli Müslüman şahsiyetin portresini suyun üzerine çalıştım. Fakat Türkiye’de hiçbirisi, bu çalıştığımız son projedeki gibi Van Gogh kadar önemli karşılanmadı. Avrupa’da, Van Gogh ilgi görünce, ülkemizde de bu konu önemsenmeye ve haber olmaya değer görüldü. İnsanların neden kendi değerlerini önemsemediklerini, başkasının önemsedikleri şeye ilgi gösterdiklerini bu konuda iyi bir örnekle görmüş olduk." diyor.

Netflix Dizilerinin Jenerik Görüntüleri Ay’ın Elinden Çıkıyor

Ebru tekniğini kullandığını sıkça ifade ettik. Klasik ebru çalışmaları da bulunan Garip Ay, su yardımıyla yaptığı video çalışmaları için akrilik, yağlı boya, cam boyası gibi pek çok farklı materyal kullanıyor. “Meselenin ne ile birleşebileceğine dair çok egzersiz yapıyorum. Âb-rû (su yüzü) bu sanatın en özet tanımı olsa da suyun altında da işler yapmaya çalışıyorum. Burada derinlik ve renk katmanları video dili için bambaşka sonuçlar elde etmeyi sağlıyor diyen Ay, en sevdiği uygulamalardan biri olan Netflix’te Stranger Things dizisi jeneriği için çalıştığı videodan şöyle bahsediyor. Sanatçı “Stranger Things dizisinde bir video çalışması yaptım. Dizinin senaryosu şöyle; devlet bir çocuk seçiyor ve ona bebekliğinden itibaren her türlü zulmü yaparak onun üzerinde deneyler yapıyor. Ben de tematik olan bu konu üzerine çalışırken tıpkı dizinin senaryosunda olduğu gibi tamamiyle deneysel olan bir seri uygulama yaptım. Şöyle ki simsiyah su zeminine dizi karakterinin portre silüetini siyah bir kağıttan keserek su üzerine bıraktım ve jenerik müziğinin ritimlerine uyumlu olarak pipet yardımıyla renk hareketlerini yer yer tiner yardımıyla oluşturdum. Sonra siyah kağıdı parçalayarak etrafa çocuk silüetinden yayılan renklerin içine yerleştirdiğim kesilen negatifle karakterin silüetinin belirmesini sağladım" Her yeni çalışmasında pek çok denemeler yapan ve her denemesinden yeni şeyler öğrenen ama hep denemeye devam eden Ay, son olarak “Aslında yapılabilecek bir çok orjinal iş var. Bu bazen de proje tekliflerinin orjinal fikirleriyle beslenerek ortaya çıkar. Normalde sanat iletişimin en güzel dili. Bu açıdan ebrunun da güncel medya alanında çok önemli bir iletişim alanına yeni bir renk katabileceğine inanıyorum. Yapılan işin tasarım yönünün hiç bir etik unsura zararının olmaması halinde bu işlerin bir çok farklı çevreye ulaşması benim için heyecan verici.“ diyor. Atölyesini 2 yıl önce açan Garip Ay’a veda zamanı şimdi. Suya çizdiği resimlerle adından bahsettiren ve gerçekten başarılı çalışmalara imza atan keşifçi Garip Ay’a başarılar dileyerek yanından ayrılıyoruz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 24 İNDİR

Bu yazı 1790 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK