Minyatür

Minyatürün Usta İsmi Taner Alakuş: Bizde de Otoportre Çalışılabilmeli

  • #


Yazı: Vera BATURALP

Dünden bugüne minyatürlü yazmalara şöyle bir baktığımızda gelenekli sanatçıların arasında çok alışılagelmiş bir şey değil otoportre çalışmalarla karşılaşmak. Minyatür Sanatçısı Taner Alakuş yaptığı eserlerle bu anlayışı yıkmak istemiş. Kendisiyle buluşarak çalışmalarını ve minyatür sanatını konuştuk.

Üniversitede aldığı tezhip eğitimiyle sanat hayatına başlayan usta isim Taner Alakuş’un minyatüre olan ilgisi Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’nde gördüğü yazma eserleri incelerken başlamış. Üniversitenin ilk yıllarındayken, Saadet Gazi ve İslam Seçen gibi duayen isimlerden Süleymaniye Kütüphanesi’nde cilt dersleri alan isimlerden biriymiş Taner Alakuş. Buraya gelip giderken hayatının yönünün değişeceğini henüz bilmiyormuş.




O günleri şöyle anlatıyor: “İslam Seçen’in ve Saadet Gazi’nin el yazması kâğıtları parçalanmış halden kurtarıp nasıl mucizeler yaratarak kitap haline getirdiğini görüyordum. 25 yıl önce bugünkü gibi değildi, yazma eserleri öyle herkes göremezdi. Biz o eserler çalışılırken onları inceleme imkânı buluyorduk. Bu eserlerin içinde yüzyıllar öncesinden kalan rengi ilk günkü ışıltısını koruyan minyatürleri görünce büyülenmemek imkânsızdı.”

Minyatür sanatının hikâyelerden oluşması, onun için oldukça önemliymiş. Tezhip çalışırken belirli kurallar çerçevesinde sıkışıp kaldığını hisseden Alakuş, minyatürün büyüsüne kapılarak bu sanatın üzerine yoğunlaşmış ve yönünü bu alana doğrultmuş. Bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde ve İSMEK’te eş zamanlı olarak minyatür dersleri veren Alakuş, “İyi ki zamanında böyle bir şey yapmışım!” diyor. Minyatür sanatçısı olmaktan fevkalade mutluluk duyduğunu ifade ederek, şunları ekliyor: “Minyatürde kural ve kalıplara fazla bağlı kalmadan, diğer yandan sanatın özgünlüğüne zarar vermeyerek ona bir şeyler katmaktan çok keyif duyuyorum. Bütün bütün işçilikte kaybolmadan, farklı tasarımlar peşinde çok daha rahat koşabiliyorum.”

Geleneksel Türk Sanatlarının zincir halkası gibi birbiriyle iç içe olduğunu söyleyerek tezhipten minyatüre geçmenin kendisi için çok zor olmadığını söylüyor Alakuş. Minyatür sanatına devam etme kararı aldıktan sonra, herhangi bir rehber edinmeden dört beş yıl boyunca kendi kendine çalışmış. Önceleri adını sık sık duyduğu İran doğumlu Azeri hocası ünlü ressam ve minyatür sanatçısı Yakup Cem’den ders almak istese de, hiçbir şey bilmeden, onun yanına gitmeyi gururuna yediremeyen Alakuş, belirli bir alt yapısı oluştuktan sonra kendisinden ders almaya başlamış. “Keşke evvelden gitseydim, o dönemki beş altı yıllık deneyimimi, Yakup hocam bir iki yılda kazandırdı.” diyor gülerek.




Sanatçı Kendi İçinde Oluşturduğu Düzeni Bile Bozabilmeli

Alakuş, usta-çırak yönteminin tadının üniversitelerde de hissettirilmesi gerektiğini düşünenlerden. “Yol göstermek ayrıdır; bildiklerini anlatmak öğretmek ayrıdır. Her öğrencinin potansiyeli ve ilgi alanı farklı olduğu için sanat dallarında bu ihtimamın gerekli olduğunu düşünüyorum.” şeklinde açıklıyor bu düşüncesini.

Minyatürü iş değil aşk olarak gören Alakuş’un mottosu kendini tekrar etmemek. En büyük ilham kaynağı ise İstanbul sokaklarıymış. Her sabah saat beşte uyanıp başlıyormuş mesaisine. En sık zikrettiği şeylerden biri de sanatçının çalışma tekniklerindeki düzenini bile ara sıra bozup tekrar kurması gerektiği. Öyle ki bazen sadece bu konu üzerinde çalışmalı ona göre. “Belki biraz da karakterimle ilgilidir. Yapım böyle olduğu için öğrencilerime de bunu öğretmeye çalışıyorum.” diyor ve ekliyor: “Minyatür son yüzyılda kitaptan çıkarak bir sanat tekniği olarak öne çıktı. Çok güzel bir dönüşüm bence bu. Hep aynı yöntemi kullanarak hep aynı tarzda eser vermek, sanatçıyı özgünlükten uzaklaştırır. Ben de örneğin klasikten beslenerek çağdaş olmaya çalışıyorum. Hiçbir zaman hiçbir öğrencime hocasına yüzde yüz bağlı olmasını tavsiye etmiyorum. Tekniği öğrenin, ama kendi çizgilerinizi oluşturun diyorum.” Bununla birlikte yeniliğe açık olmanın çok hassas bir çizgide durduğunu söyleyen Alakuş, klasik teknikleri hazmettikten sonra çok küçük detaylarla oluşturulan farklılıklardan söz ettiğinin altını çiziyor.

"Baba, Ben Minyatür Sanatçısı Olmak İstiyorum"

Ailesinde sanatla ilgilenen biri olup olmadığını merak ediyoruz. Ailenin sanata olan merakı kendisinin bu alana yönelmesiyle başlamış. Yeğenlerinin de kendisinden sonra grafik sanatıyla ilgilendiğini ve bu alanlarda eğitim aldığını söylüyor Alakuş.

Bununla ilgili bir anısını da paylaşıyor. Emekli asker olan babası hayatını düzgün bir zemine oturtması için kendisinin memur olmasını istiyormuş. “Baba ben minyatür sanatçısı olmak istiyorum, dediğimde babamın yüz ifadesini hiç unutmuyorum.” diyor. Buna rağmen babasının “Ben senin için elimden geleni yapıyorum, daha fazlasını istesem de yapamam. Sen bu işte ışık görüyorsan saygı duyarım” diyerek desteğini geri çekmediğini söylüyor ve bunun kendisi için çok önemli olduğunu dile getiriyor.




"Kabuğumuzu Kırmak İstiyoruz"

Sanatçının “Otoportre” adını verdiği, küratörlüğünü Ceylan Harmancı’nın yaptığı son sergisinden açılıyor söz. Bu düşünce kendisinde oluşmadan evvel çevresindeki sanatsever isimler, Alakuş’un yaptığı minyatürlerdeki figürlerin kendisine benzediğini söyler dururlarmış. Daha sonra bu fikir kendisine sıcak gelmeye başlamış. “Minyatür alanında otoportre çalışmalar yapanı görmedim. Ne kadar gelenekselden de beslensek biraz kabuğumuzu kırmak istiyoruz.” diyor. Çağdaş sanatçıların her birinin otoportre çalıştığını söylemek mümkünken, gelenekli sanatlar içinde bunun pek karşılaşılabilir bir durum olmadığını dile getiriyor. Çalıştığı otoportre eserlerle geçmişten beslenen bir sanatçı olarak yeni nesil sanatçı adaylarına “Bizde de otoportre yapılabilir.” mesajını vermek istediğini dile getiriyor.

Artık Minyatüre Her Kesim Sahip Çıkıyor

Bir dönem minyatürün unutulmaya yüz tuttuğunu, halk arasında bu sanatı tanıyanların çok az sayıda olduğunu söylüyor sözlerinin arasında Alakuş. Tanıyanların bir kısmının da mesafeli durduğunu eklemek gerekiyor belki burada. Bu konu için, “Bugün o algı, çok şükür artık yıkıldı. Minyatüre her kesim sahip çıkmaya başladı. Böyle olması gerekir; minyatür sanatı bu toprakların sanatıdır, dolayısıyla bunu her kesim sahiplenmeli.” diyor haklı olarak.

Bununla ilgili bir anısını paylaşıyor ardından bizimle. Bir Japon öğrencinin, vaktiyle sınıfa gelerek hocası Yakup Cem’den eğitim almak istediğini anlatıyor. Usta minyatür sanatçısı Yakup Cem, bu talepkâr öğrenciyi kabul etmek istemeyince, sınıftaki öğrencileri hocaya biraz söyleniyorlar. Hoca da öğrencilerine cevaben, “Siz bu Japonları bilmezsiniz, burada eğitim alırlar. Kılı kırk yararak bu işi öğrenir, bizden alırlar.” şeklinde bir açıklama yapıyor. Bu anısının üzerine şunları söylüyor Alakuş: “O gün hocamı kendimce milliyetçilikle suçlamıştım. Bir zaman sonra benim Japon öğrencilerim oldu ve hocamın neden öyle yaklaştığını sonradan anladım.” diyor gülerek. Sebebini devamında anlatıyor. Bir gün Alakuş sözünü ettiği öğrencilerden biriyle konuşurken sınıfın camından bulutlar görünmüş ve ona “Bunlar minyatürde çalıştığımız bulutlara benziyor, ara sıra oturun ve bu şekilde bulutlar çizin.” telkininde bulunmuş. Bu öğrenci hocasının telkinini öyle ciddiye almış olacak ki, bir hafta sonra yaklaşık yüz elli tane bulut eskiziyle yanına gitmiş. “Japonların işlerinde çok mekanik ve titiz davrandıklarını orada görmüş oldum.” diyor tekrar tebessüm ederek. Türk öğrencilerinden açıyoruz sözü. Ortaya çıkan eserlere bakılarak minyatürde oldukça iyi bir döneme gidildiğini söyleyen Alakuş şu yorumu yapıyor: “Övünerek söylüyorum, beni geçen öğrencilerim var. Muhteşem öğrencilere rehber olmak için kendimizi aşmak, sürekli yenilemek, çalışmak durumundayız hatta. Ben öğrencilerime daha iyi kılavuzluk edebilmek için daha fazla ne yapabilirimin derdindeyim mesela, geceleri o yüzden çok fazla uyumuyorum.”

İSMEK’te ücretsiz verilen minyatür derslerine değiniyor Alakuş. Burada eğitime başladığı yıllarda minyatür branşı eğitimi yeni yeni oluşuyormuş. Bugün kurumun minyatür sanatı adına geldiği noktadan çok memnun olduğunu, öğrencilerinin çok güzel eserler çıkardığını vurguluyor ve şöyle devam ediyor: “İSMEK bugün vizyon sahibi yöneticilerin ve çok kıymetli isimlerden oluşan çalışma arkadaşlarımızın sayesinde sanatçı yetiştirmeye başladı. Bu alanda yüksek lisans, doktora yapan öğrenciler İSMEK’te ayrıca gelip eğitim alıyor. Eğitim sistemine de çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.”

Çağdaş sanatçıların klasik sanatçılarla birlikte galeri açmaya yanaşmadığını dile getiren Alakuş, artık çağdaş ve klasik sanatçıların bir araya gelmekten sakınmaması gerektiğini de dile getiriyor.

"İranlı Minyatür Ustaları Bugün Eserlerimizi Görse Hayranlık Duyar"

Yurt dışında bizim minyatürümüze olan ilgiyi soruyoruz. Alakuş cevaben şunları söylüyor: “Öncelikle ulusal anlamda işimizi gerçekten iyi yapmak zorundaydık; biz bu aşamayı tamamladık. Şimdi yurtdışına açılma, bir sıçrama yapma zamanımızın geldiğini düşünüyorum. Fakat bu sıçramayı destekleyecek özel kurumlara ihtiyaç var. Çağdaş sanatla ilgilenenlerin klasik sanatlarla ilgilenenlere oranla işi daha kolay bu konuda, çünkü onların kurumsal olarak galericilik sistemleri gelişmiş durumda. Maalesef klasik sanatta bu henüz oluşmadı."




Minyatür sanatında köklü bir geçmişe sahip olan İran ile kendi ülkemizi karşılaştırdığımızda ne tür bir çerçeve çizebiliriz sorusuna şöyle cevap veriyor: “Henüz öğrenciyken Türkiye- İran buluşması gerçekleşmişti. Henüz genç öğrencilik çağlarımızda orada çok kıymetli eserlerle tanışmış ve büyülenmiştik. Bugün minyatür dalında böyle bir buluşma düzenlense, onlar bizim eserlerimize hayran kalır. İran minyatürlerindeki renkler, işçilikteki kusursuzluk onları iyi kılıyor. Fakat sanatta tasarım da çok önemli bir boyuttur. Bugün çok ince işçilik yapabilen sanatçı dostlarım yetişti. Ben artık onlara öğrencim diyemiyorum. Çok kısa sürede çok uzun mesafe yol kat ettik.”

Son olarak hocalarıyla ilgili unutamadığı bir anısı olup olmadığını soruyorum sanatçı Taner Alakuş’a. O da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde hat ve tezhip dersleri veren, 2008 yılında kaybettiği Yrd. Doç. Dr. Tahsin Aykutalp hocasını anlatıyor: “Götürdüğümüz hiçbir şeyi kolay kolay beğenmezdi. Bir keresinde çizdiğim küçücük bir Rumi’yi bir hafta boyunca kabul etmemişti. Sebebinin ise mikrometre (milimetrenin binde biri) derecesinde bir hata olduğunu söylüyordu. Hâlbuki şimdi düşününce aslında bize kusurumuzu düşünme payı bırakıyormuş. Çünkü bugün o eskizlere baktığımda hepsinin kusursuz olduğunu görüyorum. Ama şu anda çalışırken mükemmeliyetçi yaklaşımımı hocama borçluyum.”

Söyleşinin sonuna doğru gelirken Alakuş’a genç sanatkârlara söyleyeceği bir şey olup olmadığını soruyoruz. Çok da beylik cümleler kurmaktan hoşlanmadığını bildiğimiz Alakuş şunları söylüyor tebessüm ederek: “Ben sanatımı yaparken, özgün ve iyi eserler çıkarmak adına çalışırken, keyif alıyorum; mutluluk duyuyorum.” Bu nota ayrıca teşekkür ederek minyatür sanatının adından sıkça söz ettiren, kendi deyimiyle klasiğe bağlı kalarak çağdaş çizgilere sahip yolcusuna veda ederek oradan ayrılıyoruz.

Taner Alakuş Kimdir?

1966 yılında Ankara’da doğan Taner Alakuş, 1982 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Tezhip Ana Sanat Dalı bölümüne girip 1986-87’de bu bölümden mezun oldu ve yine aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı. Üniversitede, tezhip sanatında Yrd. Doç. Dr. Tahsin Aykutalp’ten ders aldı. Mezun olduktan sonra figür çalışmak istediğine karar vererek minyatür sanatı ile ilgilenmeye başladı. Bu sanatta yine Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyelerinden Yakup Cem hocadan ders aldı. Halen aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak ders veriyor ve aynı zamanda Sanatta Yeterlik Programına devam ediyor. 2010 yılında Kariye’de açtığı “Taner Alakuş Minyatür Atölyesi”nde çalışmalarına devam ediyor ve İSMEK’te Minyatür Zümre Başkanlığı görevini yürütüyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 24 İNDİR

Bu yazı 100 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK