Kukla

Usta Ellerde Hayat Bulan Sahne Kahramanları

  • #


Yazı: Neva POLAT

Farklı formlarıyla bin yıllardır insan hayatında yer edinen kuklalar, hâlâ günümüzün en etkili görsel ifade araçlarından biri. Abartılı uzuvlar, canlı renkler, bazen sıra dışı kıyafetleriyle insanları kısa sürede etkisi altına almayı başaran kuklaların gizemli dünyası her zaman dikkat çekici olmayı başarıyor. Bugünün kukla sanatı temsilcilerinden biri olan Asuman Sübay’ın hayli sevimli ve renkli atölyesini ziyaret ederek, kendisiyle bu gizemli dünyaya dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Varlığı Antik Yunan’a dayandığı kabul edilen kuklalar, her dönemde farklı bir amaca hizmet etti. Çoğu zaman dini ritüellerin bir parçası olan bu hareketli objeler, bir dönem kutsal sayılarak halkın saygı gösterdiği, hatta tapındığı nesnelerdi. Orta Çağ'a gelindiğinde cinsiyetlerini kaybederek alegorik kahramanlar ve kutsal kişilerin canlandırılmasında kullanıldılar. Daha sonra dini yaklaşımlardan uzaklaşarak sokaklara taşan kuklalar; abartılı, canlı ve renkli görünümleriyle insanları meydanlara toplayan gösteri sanatlarının bir parçası haline geldi. Bugün kuklalar, güldürmek, eğlendirmek amacıyla yapıldıkları gibi oynatılmaları sırasında gerek kişileri gerekse kurgusal hikayeleri ile eğitici bir işleve sahip olmaları bakımından da oldukça önemli.

Acaba günümüzün endüstriyel tasarım ve üretim anlayışının çok berisinde kalan bir yöntemle, her biri kendine öz kimlik kazanan kuklalar nasıl hayat buluyor? Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümü mezunu olan Asuman Sübay, bugünün kukla yapımı sanatçılarından biri. Her ne kadar biz internet ve televizyon kültürü içerisinde giderek varlığını unutup uzak kalmış olsak da canlandırma sanatının bir parçası olan kuklalara gönül veren Sübay, onların sonraki nesle taşınmasına vesile olacak çok kıymetli işlere imza atıyor. Son 12 senedir atölyesinde birbirinden güzel ve etkileyici kuklalar tasarlıyor.

Neden bu alanı seçtiğini sorduğumuzda görsel sanatlara her zaman ilgisi olduğunu söyleyen Sübay, aslında sanata resim ile başladığını söylüyor. Ancak üniversiteden mezun olduktan sonra, bir müddet bankacılık yapmış. Bununla birlikte heykelcilik ve kukla sanatına dair eğitimini sürdürerek alanıyla ilgili bağını korumuş. On yıldan bu yana Maltepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde görev yapan Prof. Dr. Nuri Temizsoylu’dan resim dersleri aldığını söyleyen Sübay, Marmara Üniversitesi’ndeki hocası heykeltraş Saim Bugay’dan ise kukla yapımını öğrenmiş. Bunun yanında, UNESCO’nun "Yaşayan İnsan Hazinesi" ilan ettiği karagöz üstadı Orhan Kurt’tan da Karagöz tasvirleri dersleri almış.

Kukla Nasıl Yapılıyor?

Asmalımescit’in dar sokaklarından birinde bulunan atölyeye girdiğimizde bizi birbirinden renkli manzaralar karşılıyor. Kimi rengarenk kıyafetleriyle, kimi dağınık saçlarıyla, kimi yüzünde asabi bir ciddiyetle, kimi şaşkınlıkla, kimi şefkatli bir gülümsemeyle, onlarca yüz sanki bize bakıyor. Arkadaşça bir “hoş geldin” karşılaması olabilir bu.

Peki insanı farklı bir boyuta sürükleyerek canlılık enerjisi katan, birbirinden etkileyici kuklalar nasıl meydana geliyor, hangi aşamalardan geçiyor? Sübay, bize kukla yapımında kullanılan malzemelerin sağlığa zararlı olmadığı sürece sınırsız olduğunu söylüyor ve devam ediyor: “Hayal gücünüz ve yetenekleriniz doğrultusunda kaşıktan çoraplara, bez, strafor ve süngere, küçük toplardan ahşaba kadar birçok malzemeyi kullanarak kukla yapabilirsiniz.” Kukla yapımındaki önemli noktalara değinen Sübay, kuklayı oynatan kişinin yorulmaması için kuklanın hafif olması gerektiğini vurguluyor.

Bir kuklanın aşamalarından bahsetmek gerekirse; öncelikle kullanılacağı oyuna uygun şekilde tasarlamakla işe başlıyor Asuman Sübay. Burada kafası, yüz ifadesi, kollar, bacaklar, eller ve ayakların doğru orantılanması gerekiyor. El ve ayaklar genellikle dayanıklı olsun diye ahşaptan yapılıyor. Kafa bölümü ise gazete kağıtları ve alçı karışımından oluşturuluyor. En son göz, ağız, burun ve kulaklara şekil vermek için özel bir hamur ile kaplanıyor kafatası. Bütün bu işlemler bittiğinde ise küçük bir fırında kurumaya bırakılıyor. El ve ayak kısımları ahşaptan yapılıyor, tabii bunun için biraz marangozluk marifeti gerekiyor. İskarpela, tokmak, mengene, fırça, vernik, demir kanca, zımpara ve testere gibi malzemeleri ustalıkla kullanabilmelisiniz ki; ahşaba gerçekçi bir görünüm katabilesiniz. Vücut kısmında, genelde çeşitli kumaş türleri ve elyaf kullanılabiliyor. Bu arada, kuklanın kostüm ve kıyafetlerinin de ustanın elinde şekil kazandığını belirtelim. Bunun için dikiş dikmekten, kalıp çıkarmaktan, kostüm hazırlamaktan anlamak gerekiyor.




Kuklaların yalnızca yapım aşamasıyla ilgilenmeyi tercih eden Sübay, kukla sanatı için şunları söylüyor: “Geleneksel Türk tiyatrosu başlığı altında kukla, meddah, karagöz, ortaoyunu ve köy seyirlik oyunu gibi söze dayalı gösteri türleri yer alıyor. Bu anlamda gösteri sanatlarının bir parçasıdır kuklalar. Bununla birlikte benim mesleki alanım olan kukla yapımı ise, el sanatlarının bir parçasıdır. İçinde biraz marangozluk, biraz heykeltraşlık, biraz terzilik, biraz tasarım barındırır. Bunların her birinde maharetiniz ne kadarsa o kadar kaliteli işler ortaya çıkarırsınız.”

Örneğin ipli kuklaların genellikle ahşaptan yapılmasının nedeni; hareketli eklemlerin kolay yıpranmaması ve malzemenin ağırlığının kuklanın oynatımına hizmet etmesidir. Mesleğimin içinde özel olarak ilgi duyduğum bir konu ise günlük kullandığımız objelerin kuklaya uyarlanmasıdır. Benim için bir saat, huni, süpürge de kuklaya dönüşebilir” diyor.

"Bir kuklayı en iyi onu yapan mı oynatabilir?" sorusuna şu cevabı veriyor Sübay: “Kukla yapımı ve oynatıcılığı bir bütündür fakat bu iki sanat aynı kişi de olmayabilir. Böyle olunca kuklayı oynatan ve tasarlayan kişinin dayanışma içinde hareket etmesi bu bütünün oluşmasını sağlar.” Sahne ve gösteri sanatları alanında kukla üstatlarından Ali Poyrazoğlu’na 2012 yılında sahnelenen "Kaplumbağa" oyunu için 14 tane insan boyunda kukla hazırladığını anlatıyor. Poyrazoğlu ile kuklaların yapım aşamasında birbirleriyle sürekli iletişim halinde olduklarını, birlikte çalıştıklarını söylüyor.

Geçmişi İnsanlık Tarihi Kadar Eski

Kuklanın tarihinden bahsedecek olursak, ilk kuklanın ne zaman yapıldığına ilişkin kesin bir bilgi bulunmadığını belirtmemiz gerekiyor. Ancak yazılı kaynaklar ilk kez eklemli kafatasına sahip ve menteşeli maske görünümlü kuklaların ilkel toplumlarda büyü ve dini törenlerde kullandığını söylüyor bize. Hatta bunlardan bazıları bugün dünyanın pek çok yerindeki müzelerde sergileniyor. Mesela Hindistan’daki Yeni Delhi Müzesi’nde bir zamanlar iple bağlanmış olduğu anlaşılan bir terracota maymunu örnekler arasında. Bu maymunun yaklaşık olarak M.Ö. 40.000 yıl öncesinde yapıldığı belirtiliyor. Bu tarihe yakın bir dönemde Mısır kökenli bir ipli kukla figürü de Fransa Paris’teki Louvre Müzesi’nde bulunuyor. Eski Yunan ve Roma’da da kukla gösterilerinin yapıldığı, gezgin kuklacıların Asya ve Avrupa’da köy, kent ve panayırları dolaşarak gösteri yaptıkları da biliniyor. Orta Asya’da kuklaların kolkarcak, kagucak gibi adlarla hem el kuklası hem ipli olarak oynatıldığı kaydediliyor.

Kuklaların nereden, nasıl ve hangi yollarla Türklere geldiği konusunda çok değişik görüşler bulunuyor. Bunların içinde kuklanın Orta Asya’da Türkler arasında yaygın olarak oynatıldığı, göçler sırasında Anadolu’ya getirildiği ağırlık kazanıyor.




Osmanlı Şenliklerinin Baş Aktörleri Kuklalar

Osmanlı’da yüzyıllar boyunca oynatılan çeşitli kukla türleri, daha çok 17. yy’da daha yaygın olarak görülüyor. 19. yy’ın sonunda kuklalar, Batı tiyatrosu, yerli orta oyunu ve tuluat tiyatrosunun karışımından oluşan küçük seyirlik oyunlarda da kendini gösteriyor. Bu dönemde Romanların oynadığı “iskemle kuklası” adıyla anılan oyun da öne çıkan türlerden biri. El kuklası ve ipli kukla haricinde, araba kuklaları oyunu da sıklıkla sahnelenenler arasında. Bu tür oyunlar, büyük boy kuklalarla arabaların arkasına gizlenilerek canlandırılıyor. Araba kuklasında kuklayı oynatan kişi ayrıca içine girerek de kuklayı oynatabiliyor.

Halkın sergilediği bu kukla oyunlarının yanında, özellikle 19. yüzyıl sonlarına kadar padişahlar veya saray mensupları tarafından çeşitli vesilelerle düzenlenen yüzlerce şenlik ve törenin vazgeçilmez bir parçası sayılıyor kuklalar. Padişah çocuklarının doğumları (velâdet-i hümayun), sultan hanımların ya da saraya mensup kişilerin evlilikleri (sûr-i cihâz), şehzadelerin ilk derse başlamaları (bed-i besmele), kazanılan askerî zaferler (fetih şâd umanlığı), ordunun sefere çıkması ve şehzadelerin sünnet merasimleri vesilesiyle düzenlenen şenlikleri bunlar arasında sayabiliyoruz.

Kuklanın eğlence etkinliklerindeki işlevinin yanı sıra, insanların uzun zaman boyunca meydanlardaki kalabalıklara dertlerini ve siyasi tepkilerini dile getirme aracı olarak da kullandığını söyleyebiliyoruz. Provakatif bir yön kazanmalarıyla birlikte, kuklalar için kimi zaman yasaklar ve cezalar dönemlerinin de yaşandığı biliniyor. Böyle olunca, meydan gösterilerinin kahramanları, bu kez illegal yollara başvurarak gizli gizli varlıklarını koruyorlar. Savaş yıllarında savaş karşıtı gösteriler ve siyasilere yönelik taşlamalarla sahnelerde bolca yer eden kuklalar, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ciddi, edebi ve bir dramatik tür olarak ele alınıyor. O döneme dek açık hava temsillerinde kullanılan el kuklaları, opera ve operet temsillerinde kullanılan ipli kuklalar gibi salonlarda düzenlenen programlarda yer alıyor. Bu değişimle birlikte sağlanan yeni teknik olanakların da doğrultusunda kukla uygulamaları çeşitleniyor. Teknik, biçim ve içerik üzerine ciddi çalışmalar yapılırken, kukla tiyatrosuna ilişkin kitaplar ve çalışmalar da yayınlanıyor.

Sokaktaki insanın nabzına göre ritim ayarlayan el kuklaları televizyonun hayatımıza gelmesiyle, kendine burada da bir müddet yer buluyor. Günümüzde daha çok kırsal bölgelerde oynatılan bu kukla türleri dışında Türk tiyatrosu içerinde yer alan ipli kuklalar ve el kuklaları bugün çeşitli sahnelerde varlığını koruyor.




Kukla Sanatında Neredeyiz?

Ülkemizde kukla sanatının durumunu sorduğumuzda Sübay, bununla ilgili en önemli gelişmenin 1958’de Mimar Sinan Üniversitesi’nde Prof. Sadi Öziş tarafından İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar bünyesinde ‘Tiyatro Dekoru ve Kostümü Atölyesi’nin açılması olduğunu söylüyor.

1996-1997 yılında Dekor ve Kostüm Tasarımı Ana Sanat Dalı Bölümü, Kukla ve Gölge Oyunu Ana Sanat Dalı olarak yeniden yapılandırılıyor. Sübay, bu üç sanat dalının ortak dört yıllık eğitim programlarının sonucunda mezun olan öğrencilerin, gayet başarılı bir eğitimden geçtiğini, başarılı işler sunabildiğini dile getiriyor. Ayrıca Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi, belediyelere bağlı ödenekli Şehir Tiyatroları’nda Sahne Dekor Kostüm, Kocaeli Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde kukla ve mask çalışmaları ve Gazi Üniversitesi, Mesleki Eğitim Fakültesi (Sanat Tasarım Fakültesi) El Sanatları Eğitim Bölümü Dekoratif Sanatlar Ana Bilim dalında kukla üzerine eğitim verildiğini sözlerine ekliyor.

Sahne alanında kukla sanatının en benimsendiği, başarı gösterdiği ve ilk akla gelen ülkelerin Rusya, İtalya, Almanya ve Çek Cumhuriyeti olduğuna dikkat çeken Sübay, ülkemizde de böyle bir potansiyel olduğunu ancak biraz daha canlandırılması gerektiğini düşünüyor."

Son olarak Sübay’a "Daha önce hiç kendi yaptığınız kuklalardan hazırladığınız bir gösteri oldu mu?" diye soruyoruz. “Ben tasarımcı olduğum için hiç gösteri düzenlemedim fakat kukla öğrettiğim arkadaşlarımla birlikte sergi açtık. Hem yetişkinler hem de çocuklar tarafından büyük ilgi gördü ve çok mutlu oldum.” şeklinde cevap veriyor Sübay. Ancak son zamanlarda absürt tiyatronun önde gelen isimlerinden Eugène Ienesco'nun “Gergedan” oyununu kuklalarla sahneye koyma gibi bir projesinden ve bunun için oldukça heyecanlı olduğundan söz ediyor.

KAYNAKLAR 1) Cemil Miroğlu, Kukla oyunları. Seri. IV. Ankara: CHP Halkevleri Yayınları, 1948 2) Neslihan AVCI, Ayşe Kuklalar. İstanbul: Ya-pa Yayınları, 2003 3) Ünver ORAL, Kukla ve Kuklacılık. İstanbul: Kitapevi Yayınları, 2003 4) Ünver ORAL, Madalyalı Kuklacımız Talat Dumanlı, Hayatı-Sanatı-Tekniği ve Bir Oyun Metni. Ankara: B.R.C. Basım, 2004 5) Nebi ÖZDEMİR Cumhuriyet Dönemi Türk Eğlence Kültürü. Ankara: Akçay Kitapevi, 2005 6) Berka ÖZDOĞAN Çocuk ve Oyun. 2. Baskı, Ankara: Anı Yayıncılık, 1997 7) İlbeyi ÖZER Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Sosyal Yaşam, Türkler Ansiklopedisi, C. 14, Ankara, 2002

İSMEK El Sanatları Dergisi 24 İNDİR

Bu yazı 1807 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK