Tezhip

Zikir Tanelerinin Zarif İmameleri

  • #


Yazı: Fatma YAVUZ

Bülent Karadağ, günümüzde sayıları gittikçe azalan tespih işleme ustalarından biri. 35 yıldır değerli ve yarı değerli taşlardan, fosillerden, çeşitli ağaç türlerinden tasarım tespihler yapan sanatkâr, eserlerinin imamelerinde de ustalığını konuşturuyor. Tespih ile aynı hammaddeden nakış nakış işlediği imamelerini kutsal mekânlar, tarihi yapılar ve Osmanlı desenleriyle bezeyen Karadağ, tespihin değerini belirleyen unsurun yalnızca kullanılan malzeme değil, aynı zamanda ustanın eli olduğu görüşünde.

Rivayete göre; İslam âlimlerinden Veysel Karani Hazretleri (Üveys bin Amir Karni) Yemen’den kalkar ve Medine’ye gelir. Yolunu çevirdiği kimselerden Nebi’nin evini öğrenir ve gösterilen kapıyı çalar. İçerden “Kim o?” diye seslenen Ayşe validemize, Efendimizin evde olup olmadığını sorar. Resul, gazadadır. Karani yanında bir kese getirmiştir. Keseyi kapının önüne bırakarak, “Bu hediyemi ahiret kardeşim, Allah’ın Resulüne veriniz lütfen.” der ve dünya gözüyle Nebi’yi görememenin üzüntüsüyle Yemen’e doğru yola çıkar.

Peygamber Efendimiz gazadan dönünce mescide gider, iki rekât namazını kıldıktan sonra evinin yolunu tutar. Ayşe annemize güzel bir koku duyduğunu, kendisinin olmadığı dönemde eve birinin gelip gelmediğini sorar. Validemiz yaşadığı olayı anlatarak, keseyi uzatır. Efendimiz tekrar mescide gider, sahabenin önünde keseyi açar ve içindeki dişleri görür. Veysel Karani Hazretleri, Uhud Savaşı’nda Peygamberimizin iki dişinin düştüğünü duymuştur. “O’nun dişleri şehit olmuşken ben nasıl ağzımda dişle gezerim.” diyerek de önce iki dişini ardından da “Belki bu iki diş, onlar değildir.” vesvesesiyle iki dişini daha çeker. Derken, bütün dişlerini…

Efendimiz, kesedeki dişleri teker teker sağ elinden alıp, sol eline bırakırken her defasında “Sübhanallah” der. Aynı işlemi bu kez “Elhamdülillah” diyerek tekrarlar. Son olarak da “Allah-u Ekber”.




Namazdan sonra tespihin ortaya çıkmasıyla alâkalı pek çok menkıbe anlatılır. Bunlardan en yaygın olanı yukarıda bahsi geçen Üveys’in Hz. Muhammed’e getirdiği kese hadisesidir. Bundan ötürü de Veysel Karani Hazretleri tespihçilerin piri sayılır. Özetle, Müslümanlıkta tespihin manası derindir, dolayısıyla da tespih yapımının da.

Din temelli olarak yaygınlaşan tespihi bir sanat eserine dönüştürerek, ipe dizen ilk milletin Türkler olduğu bilinir. 16. yüzyılda İstanbul’da tespih üreten ustaların artması bu sanatı zenginleştirmiş, ustalık işine dönüşen tespihlerin ünleri Doğu’dan Batı’ya her yere ulaşmıştır. Bu yüzyıldan sonra da en güzel dua taneleri Türk ustalar tarafından İstanbul’da yapılmıştır.

Bülent Karadağ da günümüzde tespih sanatını aynı tutku ve özverili çalışmayla yaşatan sanatkârlarımızdan biri. 35 yıllık usta Karadağ, değerli ve yarı değerli madenlerden, farklı türdeki ağaçlardan, hayvan fosillerinden tespihler yapıyor. Sanatkârın eserlerinin değerini belirleyen tek özellik ise sadece kullandığı hammaddelerden kaynaklanmıyor. Tespihlerin imamelerine Kâbe, Mescid-i Nebevi, Kız Kulesi, Galata Kulesi gibi önemli ve tarihi yapıların yanı sıra Osmanlı’nın lale ve gül motiflerini bezeyen usta ile asırlarca dilden dile gönülden gönüle aktarılarak kültürümüzün önemli bir ögesi haline gelen tespih işleme sanatını konuştuk.

İmame Motifleri Ustanın İmzası

1966 doğumlu, aslen Erzincanlı olan Bülent Usta, 1980 yılında babasının tayininin İstanbul’a çıkmasıyla Vefa’ya taşınır. 5 erkek kardeşi ile birlikte tespih ustaları Zülküf ve Yahya Değer’in yanında çalışmaya başlayarak mesleğe ilk adımını atar. El yatkınlığının avantajını kullanarak az bir zamanda tespih sanatının inceliklerini kavrar, kısa bir süre sonra ilk atölyesini aynı semte açar. Sırasıyla Yenibosna’da, Unkapanı’nda son olarak da şimdi kullandığı Rami’deki atölyesini kurar. Restore edilerek İstanbul Şehir Müzesi ve kütüphane yapılması planlanan Rami Askeri Kışlası’nın tam karşısındaki atölyesinde tamamı el işçiliğine dayanan özgün tasarımları ile ismi sayılı ustalar arasında anılan sanatkâr, “Çalışırken insanların sade ve düz modellerden ziyade özel üretimler istediklerinin farkına vardım. Ürün siparişleri kişiye özgü gelmeye başladı. Hem müşterilerin hem de benim yenilik ve farklılık arayışım beni bambaşka bir dünyaya itti.” şeklinde konuşuyor.

Usta; fildişi, mamut dişi, bağa, geyik boynuzu, manda boynuzu, mors balığı dişi gibi hayvansal malzemelerden, kedigözü, Oltu taşı, kehribar, mercan, katalin gibi taşlardan, kuka, kayısı, abanoz, ceviz, pelesenk, kral, yılan gibi çeşitli ağaçlardan tespihler yaparken, imamelerine de işlemeleriyle imzasını atıyor.

“İmamelerdeki ilk motifler kalem sağa sola kaydıkça kendiliğinden ortaya çıktı.” diyen Karadağ, gelen istekler üzerine de model çeşitliliğinin arttığını söylüyor. Sanatkâr, kendine has tarzıyla imamelere Türk-İslam sanatından motifler, Kâbe, Mescid-i Nebevi, Burj al-Arap, Kız Kulesi, Galata Kulesi, İstanbul siluetleri, semazenler işlerken, bunları gül ve lale desenleriyle de beziyor.

Belli Şekil ve Sayının Dışına Çıkılmaz

Tespih sevdalıları için birbirinden eşsiz üretimler yapan Bülent Usta, tespihatın Müslümanlığa mal olan bir durum olduğunu belirtse de hemen hemen bütün inançlarda kullanımının görüldüğüne dikkat çekiyor. “İslam âleminde bir ibadet vasıtası olarak yerini alan tespihin önceki kullanımlarına bakıldığında bugünden çok farklı sebepler karşımıza çıkar. Örneğin avcılıkla uğraşan toplumlar uğur getirdiği inancıyla avladıkları hayvanların kemiklerini ipe dizerek yaptıkları tespih benzeri şeyleri üzerlerinde taşımayı alışkanlık haline getirmişler. Bazıları hastalıklardan ya da savaşta düşmandan korunmak için kullanmış. Yine Brahmanlar tarafından yaygın bir şekilde kullanıldığı ileri sürülür.”




İlk çağlardan günümüze şekil ve yapım itibariyle değişiklik göstererek gelen tespihin şimdi kullanım amacının çeşitlendiğini, ibadet ihtiyacının yanı sıra meraklıları için özel üretimler yapıldığını söyleyen Karadağ, “Zamanımızın insanı -kadın erkek fark etmez- ellerinden veya çantalarından tespihi eksik etmiyorlar. Çünkü tespihe çok başka anlamlar yüklüyorlar.” diyor.

Maneviyatı bu denli yüksek bir sanatı icra eden sanatkârların da zarif ve güzel görünümlü eserler vermek için imtina ettiklerini, belirlenen şekil ve sayının dışına çıkmadıklarını anlatan tespih ustası, bizdeki tespihlerin genellikle 33’lü ve 99'lu taneler halinde üretildiğini söylüyor. Bazı tekkelerde 500’lük ve 1000’lik tespihlerin bulunduğunu belirten usta, bunların bazı hastalıkların tedavilerinde şifa amacıyla kullanıldığından söz ediyor.

Karadağ, Türk- İslam geleneğinde tespihlerin, padişah, vüzera, vükela, zengin ve fukara tespihleri şeklinde değişik adlarla anıldığının bilgisini de ekliyor. Habbe, Müezzin, İmame, Kamçı Bülent Karadağ, her bir detayı ayrı ustalık ve beceri gerektiren tespihin ana hatları ile tane (habbe), durak (müezzin), imame ve kamçıdan (püskül) oluştuğunu anlatıyor. Ustadan çeşitli malzemelerden yapılan delikli yapıdaki boncukların yani tanelerin şekillerine göre farklı isimlendirildiklerini öğreniyoruz; yuvarlak, beyzi, şalgâmi (İstanbul modeli), armudi, yarım beyzi, yassıca yuvarlak, sığırcık gibi. Tanenin işlemesi esnasında büyük bir dikkat ve titizlik gerektiğini belirten sanatkâr, “Tanelerin hepsi aynı ebatta olmalı ve delikler 8 mikronu geçmemeli.” diyerek işin inceliği ile ilgili ipuçları veriyor.

99 taneden oluşan tespihlerde birinci ve ikinci 33 habbeden sonra konulan ara parçanın müezzin, tespihte denge unsurunu sağlayan parçanın kamçı olduğunu dillendiren usta, 33’lük tespihlerde müezzinin yerine 11 tanede bir mercimeğe benzer iki yassı pul konulduğunun bilgisini aktarıyor.




Tespihin bölümlerinde sıra, Karadağ’ın ustalığını konuşturduğu kısma geliyor. Elimize alınca tornadan değil de ustanın gönlünden çıktığını hissettiğimiz tespihin iki ucunu birleştiren bölüme imame deniyor. Usta, imamenin yapılışında iki önemli noktaya dikkat çekiyor. İlki imamenin tespihin hammaddesi olan malzemeden yapılmış olması, diğeri de imame deliğinin 1 milimetreyi geçmemesi. Karadağ’ın bazı imame modellerinde bir detay daha göze çarpıyor. İmamelerin üzerinde sonradan geçirilmediği ilk bakışta anlaşılan halkalar. Usta, bu halkaların imamenin yapılışı sırasında aynı malzemenin işlenmesiyle ortaya çıktığı uyarısında bulunuyor.

Tespih, Ustasının İzini Taşır

Toprağın altından metrelerce derinlikten çıkartılan taşlardan, ağaç fosillerinden, birtakım hayvanların boynuz, kabuk, kemik ve dişlerinden milimetrik çaptaki her bir tespih habbesini aşkla şekillendirdiğini söyleyen Bülent Usta, bir ürünü ortaya çıkarmanın 2 ile 4 gün arasında değiştiğini aktarıyor.

Karadağ, her tespihin ustasından izler taşıdığını hatırlatırken, tespih tutkunlarının da kendi eserlerini görür görmez tanıdıklarından söz ediyor. Bezemeli imameleri ile farklılık yaratan sanatkâr öncelikle tanelerden başladığı son olarak da imamesini bağladığı bir tespihin yapılış evrelerini anlatıyor: “Malzemeyi kare parçalara böleriz. Kesilen parçalarda delikler açarız. Kendi ekseni etrafında dönen bir zımpara yardımıyla da köşeleri yuvarlatırız. Yuvarlama işleminden sonra taneleri tornaya takarız. Burada hangi model arzu ediliyorsa (Sığırcık, İstanbul…) ona göre şekillendiririz. İmameler için de yine istenilen modelin kaba formunu tornada işler, dişçi frezesi ve özel bıçakların yardımıyla bezeriz.” Doğaçlama oymalarını mercek altında işleyen sanatkâr, bazı çalışmalarda frezenin kayması sonucunda ortaya kendiliğinden modeller çıktığını da aktarırken, “İşin ustalığı ince işçilikte ortaya çıkıyor.” diyor. İmamedeki detayları tek tek eliyle bezeyen usta, teknolojiden faydalanarak benzer ürünler yapılabileceğini söylese de eserde enerji ve duygu eksikliği olacağı düşüncesinde.

Tespih Çekmek Gelenektir

Sanatkârın işlemelerde sınırsız sayıda ürettiği desen bulunuyor. Aynı şekilde yapımında çeşitli malzemelerden faydalanan sanatın usta ismi, hammaddelerin ana hatlarıyla ikiye ayrıldığının üzerinde duruyor: Birincisi, taş olanlar (madeni ve hayvani olanlar dâhil), ikincisi de ağaç olanlar. Usta, hammaddesi taş olanlardan örnekler veriyor: “Akik, amber, bağa, cam, lüle taşı, fildişi, inci, kan taşı, kehribar, mercan, narçın, necef, firuze, sedef, şah maksut, yeşim, yıldız, Oltu taşı, yüzsürü, zergerdan…" Karadağ, tespih yapılan ağaç cinslerinden de bazılarını sıralıyor: “Abanoz, demirhindi, düveydari, Fethi Paşa, gül ağacı, kuka, maverd, nebik, öd ağacı, pelesenk, sandal, sırçalı kuka, yılan ağacı, zeytin ağacı.

Bülent Karadağ, son zamanlarda çeşitli meyvelerin çekirdeklerinden de tespih yapıldığı piyasada çok sayıda boncuk ve plastik maddelerden üretilmiş tespihlere de rastlanıldığının uyarısını veriyor. “Mümkünse fabrikasyon ve plastik tespih kullanmayın.” tavsiyesinde bulunan sanatkâr, “Türk milletinde tespih bir gelenektir. Bir tespihiniz olsun ama gerçek olsun.” diyor.

Tespihin manevi değerinin yanı sıra insanlarda rahatlatıcı özelliğine de vurgu yapan Karadağ, “Allah’ın güzel isimlerini zikrederken veya taneleri çekerken ortaya çıkan tını insana huzur verir. Ayrıca parmak uçlarımızda kalbe giden damarlar olduğu için tespih çekerek sıhhat bulan insanlar var.” diye konuşuyor.

Usta, bununla birlikte tespihlerin vücuttaki statik elektriği aldığına, birtakım boğaz hastalıklarına ve baş ağrılarına iyi geldiğine, nefes darlığı ve romatizmal problem yaşayanlara çare olmasının yanı sıra bazılarının ateş düşürücü özelliğinin bulunduğuna dikkat çekiyor.

6 Kıtadan Hammadde Temin Ediyor

Hammaddelerin pek çoğunu yurt dışından temin eden, kral ağacı, abanoz, yılan ağacı gibi sert ve kuru ağaçların genellikle Afrika menşeli olduğunu söyleyen tespih ustasının tezgâhının vazgeçilmezleri arasında tropikal bir ağacın meyvesi olan kuka bulunuyor. Kukanın bilinenin aksine ağaç olmadığını, hindistan cevizi şekliyle, içindeki öz kısmı ayıklandıktan sonra etli bölümünden sanat eseri tespihler yapıldığını belirten Karadağ, “Osmanlı döneminde hekimler kukanın mikrop kırıcı özelliğinden ötürü üzerlerinde taşırlarmış. Hatta bilgilere göre kuka tespih taşımayan hekim saraylara alınmazmış. Kuka tespihler, ele gelen kaygan yapısı, kullandıkça da renk alıp koyulaşması nedeniyle günümüzde oldukça revaçtadır.” diye konuşuyor.

Sanatkârın sıkça kullandığı malzemelerden bir diğeri de katalin. Ustanın, 1927 yılında ilk kez Amerikalılar tarafından üretilen çeşitli renklerdeki katalinlerden yaptığı eserler ışıltılarıyla göz dolduruyor. Saydam ve yarı saydam özellik gösteren, ısıya dayanıklı, sert bir malzeme olan katalinin 1950’li yıllarda üretiminin durduğunu, üretildiği dönemlerde ise eşyalar, takılar, dekoratif amaçlı radyolar ve çeşitli aksesuarın yapımında kullanıldığını belirten Karadağ, bugün de bu malzemeden işlenmiş tespihlerin koleksiyonerler tarafından vazgeçilmez olduğunu ifade ediyor.

Bülent Karadağ’ın tercih ettiği hammaddeler arasında adını kan kırmızısı renginden alan kana ağacı da yer alıyor. Sanatkâr, Güney Amerika’nın Amazon Ormanları’nda yetişen ve sert bir ağaç olan kananın, hava ve ışığa maruz kaldıkça koyulaşan, küçük gözenekli ve ince bir dokuda olduğunu aktarıyor.

Tespih ustasının işlediği bir başka değerli ağaç da wenge, panga panga, avong gibi isimlerle anılan Batı Afrika, Gabon, Kamerun, Kongo, Tanzanya, Zaire bölgelerinde yetişen venge. Karadağ’ın, koyu kahverengi ile siyaha yakın renge sahip, üzerinde açık renkli şeritleri olan venge ağacından yaptığı çalışmalar dekoratif görünümleriyle göze çarpıyor.




Taş grubundan ise her daim revaçta olduğu için daha çok kehribarı işleyen Karadağ, bu grup ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Kehribar, milyon sene toprak altında kalmış fosildir. Çoğunlukla kozalaklı ağaçlarla tropik çiçekli ağaçların reçinesinden oluşur. Denizde oluşanın rengi daha çok yeşile, toprakta oluşanın ise daha çok kırmızıya çalar. Yaklaşık 200 gramından bir tespih çıkar. Pahalı ve değerli bir parça olduğu için her koleksiyoner kendinde de mutlaka bir tane olmasını ister.”

"Tespih Size Gülmeli"

Bülent Karadağ, tespih işleme sanatının kendisinde bir tutkuya dönüştüğü için 35 yıldır bu işi bıkmadan usanmadan sürdürme çabasında olduğunu ifade ediyor. Kendi sevdasını 3 çocuğuna da aşılayan, her birinin iyi birer usta olarak yetişmesi için uğraşan sanatkâr, “Eskisi gibi tespih ustası kalmadığı gibi tespih yapımında kullanılan aparatları bile bulmakta zorlanıyoruz. Nitekim pek çoğunu da kendimiz üretiyoruz. Bu sanat bizim hem milli hem kültürel hem de dini değerlerimiz arasındadır. Bu sebeple de gelecek nesillere aktarımı sağlanması gereken önemli miraslarımız arasında olmalıdır.” diye konuşuyor. Kendini geliştirmek ve yaptıklarının üzerine yeni şeyler katmak adına her an yeni modeller düşündüğünü, hayata geçirmek için de canla başla çalıştığını söyleyen usta, oğulları ile birlikte de fikir alışverişi yaptığını anlatıyor.

Koleksiyonunda değerli malzemelerden özen gösterilerek yapılmış 700’e yakın tespih bulunan Bülent Karadağ’ın kültürümüzü yaşatma gayretiyle Osmanlı motiflerini işlediğini daha önce belirtmiştik. Bu noktada işlerinde Osmanlı’ya ayrı bir parantez açan sanatkâr, imamelerin en tepe noktasına sarık modelini koymasını da şu cümleyle açıklıyor: “Tespih ve imame işlemelerimle Osmanlı'yı tüm dünyaya anlatabilirim.”

Bülent Karadağ’dan tespih severlere son bir tavsiye: “Bir tespihe baktığınız zaman size gülüyorsa, onu alabilirsiniz. Ama unutmayın ki; tespihi değerli kılan sadece kullanılan malzeme değil, ustanın elidir.”

İSMEK El Sanatları Dergisi 24 İNDİR

Bu yazı 129 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK