Makale

Galata Mevlevîhânesi ve Kitabeleri

  • #


Yazı: Sabiha TAK* - Fotoğraflar: Nebi URGANCI, Murat ALBAYRAK

Mevlevî kültürünü İstanbul’da en güzel anlatan mekânlardan biri şüphesiz Galata Mevlevîhânesidir. Mevlevi yolu tarih boyunca bir kültür, sanat ve medeniyet mektebi olmuştur. Nice ‘can’ ve ‘dede’ler yetiştirmiştir. Mevlevî meşrebine bağlı Dede Efendiler’in, Mesnevî okutan mevlevîhânların, mevlevî musîkîsini icrâ eden bestekârların, hattatların, semâzenlerin, neyzenlerin, dervîşlerin, şairlerin türbe ve kabirlerini tanımadan hakîkî anlamda mevlevî olunamaz.

Orijinal adı Kulekapı Mevlevîhânesi olan Galata Mevlevîhânesi, Beyoğlu’nda Tünel tarafında Gâlib Dede Caddesi’nde bulunan mimari bir yapıdır. İstanbul’un fethinden sonra 1491 yılında Osmanlı’nın yeni başkentinde kurulan ikinci Mevlevî tekkesidir. Kayıtlarda ilk zamanlar Bizans’ın St. Theodore Manastırı iken Batılı gezginler tarafından incelendiğinde yapının zamanla Beyoğlu Mevlevîhânesi (Kulekapı Mevlevîhânesi)’ne dönüştürüldüğü görülmektedir. Ağaçlarla kaplı bu ıssız yeri, Sultan II. Bayezid, bostancıbaşılık ve beylerbeylik yapan İskender Paşa’ya verir, o da burada bir av çiftliği kurar. Mevlânâ’nın torunlarından Semâî Mehmet Dede, paşadan arazisinin bir bölümünü Mevlevî dergâhı yapmak için ister. İskender Paşa da bu dileği kabul eder ve 1491’de Galata Mevlevîhânesi’nin yapımına başlanır.
Galata Mevlevîhânesi, kuruluşundan kısa bir süre sonra halveti zaviyesine dönüşür; 17. yüzyıl başlarında Kasımpaşa Mevlevîhânesi'nin kurucusu Sırrı Abdi Dede'nin çabalarıyla yeniden Mevlevîhâne haline getirilir. Mevlevîhâne 1608 yılında onarım görür. Yapı 1765 yılında yangın görür ve Sultan III. Mustafa tarafından yeniden inşa ettirilir. Sultan III. Selim 1791-1792 yılında Mevlevîhâne yapılarını yeniletir ve semâhâneye hünkar mahfili ilave ettirir. Sultan II. Mahmut döneminde büyük çapta onarılır. II. Mahmut tarafından 1835 yılında yeniden inşa ettirilir. Adile Sultan 1847 yılında sarnıç, şadırvan ve çamaşırhaneyi ilave ettirir. Sultan Abdülmecit 1859-1860 yılında semâhâneyi, selamlığı ve dedegân hücrelerini kapsayacak şekilde Mevlevîhâne’yi yeniden yaptırır. 1871 yılında türbe kısmı eklenir. 1975 yılında Divan Edebiyatı Müzesi adı altında hizmete girer.

Mevlevîhâne’nin geniş iç avlusuna, III. Selim devrine ait büyük ve yüksek bir taç kapı ile girilir. Taç kapının dış yüzündeki manzum kitâbenin sözleri şair Mehmed Lebib’in; celî ta’lik hattı ise İstanbul’da en çok ve en güzîde eserde imzası bulunan ünlü hattat Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi’nindir. Kitâbenin ortasında <<Adlî>> mahlâsıyla Sultan II. Mahmud’un tuğrası yer alır.

Girişte sağda iki katlı bir yapı dikkati çeker. Avluya bakan alt katında Hasan Ağa Çeşmesi ve üzerinde iki kitâbesi bulunur. Binanın dörtgen bir plân üzerine oturan ikinci katı ise kütüphânedir. Hâlet Efendi Kütüphânesi olarak anılan kütüphânede bulunan kitaplar ve el yazmaları Süleymaniye Kütüphânesi’ne devredilmiştir. Bu bölüme binanın yan kısmındaki taş merdivenden çıkılır. Bu kitaplığın cümle kapısı üzerinde Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi’nin hattı ile yazılmış ve sözleri binanın bânîsi Hâlet Efendi’ye ait bir kitâbe göze çarpar. Kitâbede şöyle der:

Ey vâkıf-ı her hâlim olan Mevlânâ,

Hâlet yolunda cânını vakfetse sezâ…

Mecmûa-ı isyânımı setretmek için;

Etti keremin üstüne bir kubbe binâ.

1819 yılında Mevlevîhâne’nin giriş kapısının sağındaki çok amaçlı yapı; alt katta sebil, çeşme, muvakkithane, iç avludan çıkılan üst katta; kütüphane ve mektebin yer aldığı iki katlı kâgir bina, Hâlet Efendi tarafından ciddi bir biçimde tamir ettirilmiştir.

Solundaki açık türbe 1871’de hayli değişik, seçmeci bir üslupla, tekne tonoz üstüne piramidal basamaklı mermer bir çatı getirilerek yeniden yaptırılmıştır. Bu türbede 1823 yılında Konya’da idam edilen Hâlet Efendi’nin kendisi yatmaktadır. Vücudu Konya’da, başı da Galata Mevlevîhânesi’nde gömülüdür. Orada gömülü kesik başına ait taş vardır. Daha sonra kesik baş Beşiktaş’taki Yahya Efendi Dergâhı haziresine gömülmüştür. Köfeki taşından ve mermerden olan türbenin avlu ve caddeye üçerden olmak üzere dokuz yuvarlak penceresi bulunmaktadır. En üst noktada ise büyük bir kaide üzerine taş bir Mevlevî sikkesi yerleştirilmiştir. Kudretullah Dede türbesi olarak da geçer.
Ayrıca Hâlet Efendi, türbeler ve derviş hücrelerini onartmış, avluyu mermerle döşetmiş, hazireyi pirinç şebekelerle süslemiştir. 19. yüzyıl başlarında Hâlet Efendi’nin yaptırdığı, avlunun sol tarafında bulunan türbede meşhur mesnevî şârihi İsmail Ankaravî Dede (Rusûhî Dede) ile son devrin en büyük dîvân şairi Gâlib Dede (Şeyh Gâlib) yatmaktadır. Yirmiden fazla eseri kaleme alan Rusûhî Dede, dergâhta âmâ olarak tam yedi yıl Mesnevî-i Şerif okutmuştur. 1631’de vefat etmiştir. Bu türbe dikdörtgen plânlı kesme köfeki taşındandır. Üzeri tonoz örtülü olup, üst kısmına da Mevlevî sikkesinden bir alem yerleştirilmiştir. Avluya yönelik dikdörtgen söveli demir parmaklıklı dört, iki yanında birer penceresi vardır. Türbe girişi önceden sarnıç görünümlü çilehaneydi. Avludan inilen çilehanede bir zamanlar var olduğu bilinen eski bir manastırın ayazması bulunur. Manastırdan kalma sarnıça türbenin altından inilir. Günümüzde türbe dıştan ziyaret edilmektedir. Sarnıçın girişi üzerinde H.1227 (1812) tarihli celî-sülüs yazılı bir kitâbe yer alır:

Râh-ı Mevlânâda Ey Gâlib budur şeyhu’ş-şuyûh

Hazret-i şârih Rusûhî kıdvetü ehl-i rusûh

II. Mahmud devrinde önemli işler yapmış Hâlet Efendi gerçekten çok canlar yakan bir devlet adamı olarak bilinir. Samimi ve ilginç bir Mevlevîdir. Bu hâlet-i rûhiyenin altında yatan sebep Hâlet Efendi’nin Şeyh Gâlib ve III. Selim arasındaki dostluktan faydalanma gayesine yöneliktir. Galata Mevlevîhânesi’nde Mevlevîlerle hem-hâl olurken diğer yandan keyfine düşkün büyüklerin saz ve işret sofralarında bulunmasıdır. Devrin şairlerinden biri kendini tutamaz, idamına şu iki mısra ile mersiyesini dile getirir:

Ne kendi eyledi râhat ne halka verdi huzûr

Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i kubûr

Lâedrî

Şu fıkra onlara aittir;

Hâlet Efendi ile Şeyh Gâlib birlikte yürürken bir sürü köpeğin kendi aralarında hırlaştıklarını görürler. Şeyh Gâlib takılmak ister arkadaşına:

-Bu ne hâlet!

Hâlet Efendi altta kalır mı, cevabını hemen verir:

-Bilmem acaba hangisi gâlip?

Mevlevîhâne’nin avlu içindeki büyükçe ahşap konak görünümündeki üç katlı ana bina çok pencerelidir ve 1860’da yapılmış, günümüze kadar gelmiş ve iyi korunmuştur. Ana yapının ana öğesi sekiz ahşap paye ve ahşap direğin belirlediği parmaklıklarla ayrılan, iki kat yüksekliğindeki sekizgen bölüm olan bu yapı Galata Mevlevîhânesi’nin semâhânesidir.

İçeriye girildiğinde sekizgen bir alan olan genişçe bir meydan vardır. Meydanın çevresini zarif görünüşlü on dört ahşap sütun kuşatır. Mihrabın da yer aldığı erkek izleyicilere ait “züvvar” bölümünün sol arkasında kafesle ayrılan “bacılar” mahfili vardır. Semâhânenin sağ tarafında şeyh dairesi yer alır. Hünkâr mahfili de buradadır. Bodrum katında ise dedegân hücreleri yer almaktadır. Ana yapının yarı bodrum olan alt katına, hem giriş katından merdivenle ulaşılmakta, hem de yandan bahçe yönünden girilebilmektedir. İkisi uçta, ikisi yanlarda dört eyvanlı uzun orta mekanın (sofa) her iki yanında dedegân hücreleri bulunmaktadır.


Giriş kapısı üzerindeki kitâbede Zîver tarih düşmüştür. Müze olarak kullanılmakta olan bu ahşap yapının giriş kapısı üzerinde Sultan Abdülmecid'in tamir kitâbesi yer almaktadır ve 1853 tarihini taşımaktadır. Bu kitâbede şu beyitler yer alır:

Lafzen ü mânen iki mısra‘da üç târîhle

Üçler âsâ kutb-i devrânı ider Zîver senâ

Bin ikiyüz yetmiş altı sâli içinde bihîn

Kıldı bu dergâhı Şeh Abdülmecîd a’lâ binâ 1276, 1276

Zîver son iki mısrada üç tarih düşmüştür.

18. yüzyıl Barok mimarisinin en güzel örneği olan semâhânede günümüzde Türk musîkî aletleri ile, Mevlevî kültürüne ait eserler sergilenmektedir. Ahşap kafeslerle ayrılmış olan üst kısmında ise kronolojik sıra ile Dîvân şairlerinin Dîvân’ları ile Mevlevîhâne’de yetişmiş olan Şeyh Gâlib, İsmail Ankaravî (Rusûhî Dede), Esrar ve Fasih Dedeler ile Şair Leylâ Hanım'a ait el yazması eserler bulunmaktadır. Üst kata, üç ayrı merdivenle çıkılmaktadır. Kapının hemen üstündeki, sekizgenin bir kenarındaki bölüm, mutrıb maksuresi müzisyen dervişlere ayrılmıştır. Bu katın sağ tarafında hünkâr ve Konya Dergahı Postnişîni’ne ayrılan çelebi mahfilleri, sol kanatta da yabancı konukların mahfilleri yer almaktadır. Mevlevîhâne’de Şeyh Gâlib’den sonra Mehmet Rûhî Dede, Mahmud Dede, Kudretullah Dede, Atâullah Dede, Veled Çelebi (vekil) ve Ahmed Celâleddin Dede’nin postnişîn olarak görev yaptıkları anlaşılmaktadır. Mevlevîhâne, 1824’te matbah, mescid ve dokuz derviş hücresinin ortadan kalkmasına yol açan büyük bir yangın geçirmiştir.1835 yılında II. Mahmud Mevlevîhâne’yi yeniden inşa ettirir. Kızı Âdile Sultan sarnıç, şadırvan ve çamaşırhane bölümlerini koruması altına alır. Semâhâne, selamlık ve dedegân hücrelerini içine alan bugünkü ana binayı Sultan Abdülmecid 1859’da yaptıracaktır.

Karşınızda bulunan semâhâneden önce <<sessizler (susmuşlar)>> anlamına gelen <<Hâmûşân>> adlı hazîre bölümü solda kalır. Burada Şeyh Gâlib’in öğrencisi Esrar Dede, Türkiye’de ilk matbaayı kuran İbrahim Müteferrika, Mevlevîhâne’de şeyhlik yapmış olanlar, eşleri, kudümzenler, neyzenler ve Dîvân sahibi şairler medfundur. Ayrıca Humbaracı Ahmed Paşa'nın, ünlü bestekâr Vardakosta Seyyid Ahmed Ağa'nın, Nâyî Osman Dede'nin ve Tepedelenli Ali Paşa'nın aile efradının mezarları buradadır.
Esrar Dede, 18. yüzyıl Dîvân şairlerinden ve Mevlevî şeyhlerindendir. 1748 yılında İstanbul Sütlüce'de doğmuştur. Ömrünün son 9 yılını Galata Mevlevîhânesi’nde geçirmiştir. Esrar Dede meşîhat makamlığını kazandığı halde şeyhinin yanından ayrılmamıştır. Esrar Dede ve mürşidi Şeyh Gâlib'in Osmanlı Sultanı III. Selim Han'a tam bir muhabbet ve bağlılıkları vardı. Bu durum, sultanın aleyhinde olanların bu zatlar hakkında ileri geri konuşmalarına sebep oluyordu. Bunlara karşı Esrar Dede bir gazelinde:

Ne Süleyman, ne Selîm'in kuluyuz

Hazret-i Rabb-i Rahîm'in kuluyuz

Hüsrev-i âleme yok minnetimiz

Öyle bir şâh-ı kerîmin kuluyuz

diyerek çok güzel cevap vermiştir. Esrar Dede, Mirac gecesine tesadüf eden bir vakitte, 1796 yılında Galata Mevlevîhânesi’nde vefat etti. Henüz 49 yaşındaydı. Lugat-ı Tilyan adında bir Türkçe-İtalyanca sözlüğü bulunmaktadır. Biraz Latince, İtalyanca ve Fransızca öğrenmiştir. Mevlevî şairlerin hayatını anlatan, dili Arapça ve Farsça Mevlevî sözlüğünden çıkarılmış kelimelerle dolu olan, gazel örnekleri verdiği "Tezkire-i Şuarâ-yı Mevlevîyye" adlı eseri ve Dîvân’ı vardır. Ayrıca döneminde hattıyla da ilgi çekmiştir. Yazdığı Dîvân’ından iyi bir hattat olduğu gözden kaçmamaktadır. Hocası Şeyh Gâlib’in söylediği şu târih rubâisi, Esrar Dede’nin mezar taşında ise şöyle yazılıdır:

Esrâr Dede çilleyi hatmettiği dem

Sırr oldu serin hırka-i tâbûta çeküp

Gâlib dedi târîhini efsûs efsûs

Hemdemleri hayran kodu Esrar göçüp

(Esrar Dede çileyi bitirince tâbût hırkasını başına çekip gizlendi. Gâlib ne yazık ki onun târihini “Arkadaşlarını Esrar hayran koyup göçüp gitti” diye söyledi.) Esrar Dede kendisinden 100 yıl önce ölen Mevlevî dervişi Fasih Dede’nin kabrinin sol yanına defnedilmiştir.

Semâhânenin önündeki mermer döşeli yolun sağ ve sol tarafında ünlü dedelerin kabir taşları dizilidir. Hâmûşân’a girmeden önce İstanbul Galata Mevlevîhânesi’nin bahçesinde Gavsî Ahmed Dede’nin kabri bulunur. Nâyî OsmanmnDede’nin kayınpederi olan Gavsî Ahmed Dede, Galata Mevlevîhânesi Şeyhi Ârızî Dede’nin yanında Mesnevîhân yani Mesnevî okuyucusu olmuştur. Aynı zamanda Galata Mevlevîhânesi şeyhi olmuştur. 1697 (H.1109) yılında vefat etmiştir. Görev yaptığı Galata Mevlevîhânesi bahçesine defnedilmiştir. Şiirleri ârifâne olan Gavsî Ahmed Dede’nin Dîvân’ı bulunmaktadır.

Sürurî, Şeyh Gâlib’in vefatına aşağıdaki enfes târihi düşürmüştür ki hayatında onunla iyi geçinemediği rivayet edilir.

Hüzn ile yazdı Sürûrî târîh

Geçti Gâlib Dede candan yâhû 1213 (1799)

Şeyh Gâlib henüz 42 yaşında iken hastalanarak vefat etmiştir. Mirac gecesinde vefat ettiğini söyleyebiliriz. Cenazesi Galata Mevlevîhânesi’nin avlusunda, girişte hemen soldaki ahşap türbede yatan Şârih-i Mesnevî İsmail Rusûhî Dede’nin ayak ucuna gömülmüştür. Bu türbede yatan şeyhler şunlardır; Şeyh İsa Efendi, Şeyh Selim Efendi ve Mehmed Ruhi Dede.

Günümüzde Dîvan Edebiyatı Müzesi olarak kullanılan Galata Mevlevîhânesi, Osmanlı kültürüne ilgi duyan herkesin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir yerdir. Ziyaret öncesinde bu bilgi ve intibaları okumanın, geziyi daha yararlı hâle getireceğini umuyorum. Hüsn-ü Aşk’ında bulunan şu meşhur beytindeki

İn dem ki zi şâiri eser nîst Sultân-ı suhan menem diger nîst(1) kendi ifadesine karşılık olarak, Ey Büyük Gâlib! Biz Hüsn-ü Aşk adlı eserini bile idrak etmekte zorlanıyoruz diyebilecek miyiz?


Kaynaklar:

Esrar Dede, Tezkire-i Şuara-yı Mevleviyye, Üniv. Kit. 3894 Sinanoğlu, Oktay, Bye-Bye Türkçe, Otopsi, İstanbul 2005 Yardım, Mehmet Nuri, Edebiyatımızın Güleryüzü, Çatı Kitapları, Ankara 2002 Ayvazoğlu, Beşir, Kuğunun Son Şarkısı, Ötüken, İstanbul Banarlı, Nihad Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Devlet Kitapları, İstanbul 1987 Gölpınarlı, Abdülbâki, Şeyh Galib Seçmeler ve Hüsn-ü Aşk, Murat Matbaacılık, İstanbul 1976

1- Şairlikten bir iz, bir belirti bile bulunmayan bu solukta, bu zamanda söz üstâdı benim, başkası değil. Gölpınarlı çevirisi.

*İSMEK Osmanlıca İhtisas Öğreticisi  

İSMEK El Sanatları Dergisi 7 İNDİR

Bu yazı 1215 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK