Resim

Tuvallerini Taşlarla Bezeyen Ressam: İ. Fehim İbrahimhakkıoğlu

  • #


Yazı: Fatma BUĞDAYCI

Taşın sert ve soğuk yüzünün usta bir ressamın dokunuşlarıyla nasıl bir sanat eserine dönüştüğünün en güzel örneklerini veren İ. Fehim İbrahimhakkıoğlu, yarım asrı aşkın bir süredir çakıl taşları ile resim yapıyor. Yağlı boya ve guaj çalışmalarına farklı bir boyut kazandırarak eserlerini irili ufaklı çakıl taşları ile bezeyen sanatkâr, taşları doğal halleri ve renkleriyle kullanmayı tercih ediyor. Bugüne kadar devlet adamlarının portrelerinden İstanbul manzaralarına, trenlerden atlara kadar sayısız eser ortaya koyan ressam, bu tarzın dünyadaki ilk temsilcisi olduğunu ifade ediyor. 18. yüzyıl âlimlerinden İbrahim Hakkı Hazretleri’nin altıncı kuşak torunu, sanatkâr bir babanın oğlu ve İSMEK’in emektarlarından biri olan ressam İbrahimhakkıoğlu ile Ataşehir’deki atölyesinde çakıl taşlarıyla resim tekniği üzerine konuştuk.

Güneşli bir bahar günü, dalgaların sahili usul usul dövüşünü seyreden genç ressam, daha bir dikkatle baktığı berrak suyun içinde kıpırtılar fark eder. Gece ayın, -denizin ateş böcekleri- yakamozlara hayat vermesi misali bir parlayıp bir sönerler sanki. Ya da onun deyimiyle göz kırparlar. İrili ufaklı parçaların kıpır kıpır hareketlerini canlı varlıklar gözüyle izler önce. Ilık suyun içine elini batırır ressam. Çeker çıkarır bir avuç. Hafif ıslak yüzeyleri kahverengi, beyaz, gri, siyah renkleriyle daha önce yüzlerce kez gördüğü ama danslarını dikkatle izlemediği çakıl taşlarıdır bunlar.

Sanatın insanın beş duyu organını devreye sokan bir sistem olduğu söylenir. Genç adam da yaptığı yağlı boya ve guaj çalışmalarına bir yenilik katma arayışındadır. Sanatkâr ruhun aradığı fırsat belki de avuçlarının arasındadır. Derken zihninde beliren yakamozla estetik duruşlarına hayran kaldığı çakıl taşlarını tuvallerinde hayal eder.

İ. Fehim İbrahimhakkıoğlu, resimlerine hepimize sıradan gelen, aldırış etmeden üzerine basıp geçtiğimiz, deniz üstünde sektirdiğimiz çakıl taşlarını birer birer yapıştırmaya başlar. Sahillerden, akarsu ve dere yataklarından topladığı taşlarla harikalar yaratan sanatkâr, kumlama tekniği ile de zenginleştirdiği tuvallerindeki taşları doğal renkleriyle kullanır. Soyut resimden kültürel değerlere kadar geniş yelpazede eserler vererek çalışmalarını dünyanın pek çok merkezinde sergileyen çakıl taşıyla resmin usta ismi İ. Fehim İbrahimhakkıoğlu ile sanatı üzerine sohbet ettik.




Çakıl Taşlarıyla Trabzon’da Tanışır

Ressam İbrahimhakkıoğlu, 1940 yılında Erzurum’da doğar. Köklü bir aileye mensup olan sanatkâr, “Marifetnâme”nin yazarı Türk mutasavvıf, sosyolog ve âlim İbrahim Hakkı Hazretleri’nin altıncı kuşak torunlarındandır. Hattat, şair, ressam Mehmet Hakkı İbrahimhakkıoğlu’nun da oğludur. Boyalarla ilk tanışması da zaten babası sayesinde olur. Daha çocuk yaşta onun malzemeleri ile oynarken gelecekte iyi bir ressam olmanın hayalini kurar. Babasının işi icabıyla gittikleri Diyarbakır’da, Dicle Köy Enstitüsü’nde eğitim alır. Burada her gün 2 saat resim atölyesinde vakit geçirerek ilk ciddi desen çalışmalarına başlar. İkinci sınıfa geldiğinde ise babasının bu kez tayininin Erzurum’a çıkmasıyla Pulur Öğretmen Okulu’na yazılır. Ressam Burhan Alkar resim öğretmenidir. İbrahimhakkıoğlu’nun sanata olan yeteneğini fark eden Alkar, kendisini görsel sanatlarda geliştirmesi için ona destek verir. Üçüncü sınıfta, son sınıf öğrencilerinin 2 metrelik tuvale yaptıkları bitirme ödevleri üzerinde çalışarak esere renk ve desen bakımından hareket katan ressam, hocası Alkar’ın kendisine şu şekilde öğüt verdiğini söylüyor: “Resim yapmaya devam edeceksin, ama bir başka ressamın etkisi altında kalarak değil. Devamlı araştır ve kendi yönünü bul.”

Hocasının sözünü dinleyerek kendi çizgisinde ilerleyen sanatçı, görsel sanatlardaki ışık- gölge oyunlarını ressam Rembrandt’ın eserlerinden öğrenerek yağlı boya ve guaj boya çalışır. Pulur Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra öğretmenlik yapmayarak memleketinde Devlet Su İşleri Toprak Su Bölge Müdürlüğü’nde teknik ressamlık yapan İbrahimhakkıoğlu, müdürlüğün yürüttüğü sulama kanallarının çizimi projeleri ile fuar düzenlemesi işlerinde görev alır. Bu sayede Anadolu’nun pek çok şehrine giden sanatkâr, yine bir fuar düzenlenmesi için gittiği Trabzon sahilinde yaklaşık yarım asırdan uzun bir süre hayatında var olacak çakıl taşları ile tanışır.

Gelelim ustanın ilk çakıl taşı tablosunun hikâyesine. Anlatırken o günlere adetâ geri dönen ressam bizleri 51 yıl öncesine götürüyor. Tarih sayfalarına ‘Varto Depremi’ olarak geçen Muş’un Varto ilçesinde büyük bir yıkıma neden olan ve 2 bin 394 kişinin hayatını kaybettiği, binlerce insanın yaralandığı doğal afetin gerçekleştiği dönemdir. Ülkeyi sarsan depremi kendince anlatma gerekliliği hisseden İbrahimhakkıoğlu, evi harap olan bir annenin kızı ile birlikte oğlunun göğsüne yaslanmış halinden çok etkilenerek, bunu guaj boyayla yaptığı tuvaline yansıtır.

“Boyalar biraz fazla kalın olduğundan dökülmeye başlamıştı. Trabzon’da sahilde dolaşırken denizin içinde çakıl taşları sanki bana göz kırptı. Sıcak ve soğuk renklerin kendi aralarındaki ahenk beni büyüledi. Gölgeleri bile o kadar estetik görünüyordu ki onları bir tabloyu seyreder gibi seyrettim. Birazını ceplerime doldurdum.” diyen ressam şöyle devam ediyor: “Bahsettiğim boyaları dökülen guaj tabloya bu çakıl taşlarını döşeme fikri geldi aklıma. Kız kardeşim Belkıs Hanım ile birlikte uygulamaya koyulduk. Sabah; güneşin ilk ışıkları ile birlikte tamamladık, geçtik karşısına oturduk. Çok müthiş göründü gözüme, ‘Tamam’ dedim. Hocam Burhan Alkar’ın tam da istediği olmuştu. Hatta o heyecanla Erzurum’dan eski adı Kan olan Dadaş Köyü’ne kadar heyecanla koştuğumu biliyorum. O gün bugündür de çakıl taşlarının peşinden koşmaya devam ediyorum.”

"Resimlerim, Hislerimin Tercümanı"

1970 yılında resimlerini gören ve sanatını mutlaka devam ettirmesini öneren genel müdürü tarafından tayini istenen İbrahimhakkıoğlu, Erzurum’dan kalkarak İstanbul’a gelir. Kısa sürede sanat camiasında pek çok dost edinen sanatkâr, “İnsanlarla diyalog açısından memleketin havası daha sıcaktı. Ayrıca orada zaman daha verimli geçiyordu.” şeklinde yakınsa da yaptığı çakıl taşı tablolarının burada daha fazla insanın görmesini sağlar.

Sanatını; “En ucuz malzeme ile sanat eserleri yaratmak.” şeklinde tanımlayan ressam, 1983 yılında memuriyetten istifa ederek, tüm vaktini tek yapmak istediği işe, çakıl taşları ile resim sanatına adar. Taşlarla sanat eseri yaratarak ışık-gölge oyunlarıyla tuvale derinlik veren ressam Fehim İbrahimhakkıoğlu, bu sürede çalışmalarına Üsküdar’da açtığı atölyesinde devam eder, tabiri caizse Anadolu’yu diyar diyar dolaşarak da kullandığı çakıl taşlarını toplar.




Çakıl taşı tablolarında soyut resimler, portreler, sosyal konular, kültürel değerler, gelenekler, doğa ve insan temalarını işleyen İbrahimhakkıoğlu, “biz”den olanı yaparken kendini daha özgür ve iyi hissettiğini, bir ara çalıştığı soyut resimlerin çoğunluğa hitap etmediği için yapmaktan vazgeçtiğini söylüyor. “Soyut resmin felsefesini anlatmak gerek. Bense fazla konuşmayı sevmiyorum, benim resimlerim hislerime zaten tercüman oluyor.” diyen sanatkârın resimleri arasında portreler ayrı bir yer kaplıyor. Portreleri fotoğraflara bakarak çalışan, devlet büyüklerinin karakteristik özelliklerini dışa vurmaya özen gösteren ressam, portrelerini yaptığı isimlerden bazılarını şöyle sıralıyor: Mustafa Kemal Atatürk, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Bill Clinton, Barack Hüseyin Obama, Saddam Hüseyin, General Charles De Gaulle, Lady Diana…

Ressam son yıllardaki çalışmalarında daha çok yaşadığı çevreyi anlatırken, bunları olgunluk dönemi eserleri olarak nitelendiriyor. Erzurumlu bar oynayanları, atları, trenleri çok sevdiği kargaları konu olarak seçen sanatkâr, yaptığı eserlere kendini o kadar kaptırıyor, konunun içine o kadar girdiğini söylüyor ki; onlarla adeta konuştuğunu ifade ediyor. Hz. Mevlana’nın 500. vuslat yıl dönümü için Taksim’de bir sergi düzenleyen İbrahimhakkıoğlu, çakıl taşlarıyla semazenleri yaparken o semazenlerin döndüklerini gördüğünü söylüyor.

İlk Eserin Üzerinden Yarım Asır Geçti

Okul yıllarında resme başladığı zaman kitaplardaki eserlere bakınca “Bir gün ben de bunlar gibi resim yapacağım.” diyerek içinden geçirdiğini ifade eden sanatkârdan bir eseri nasıl yaptığını dinliyoruz: “Hayal edip aklımda tuttuklarımı önce kâğıt üzerinde çiziyorum sonra tuvale geçiriyorum. Zemini boyuyorum ki çakıl taşlarını koyduğum zaman hem alttan beyazlık görünmesin hem de uygun renkteki fon biraz dışarıya aksetsin. Uygun olan çakıl taşlarını tuvale plastik tutkal ile yapıştırıyorum. Tabii bunlar gelişigüzel seçimler olmuyor. Üzerlerine ise plastik tutkalı eritip su ile karıştırarak sürüyorum. Tutkal, hem parlaklık veriyor hem de eserin uzun yıllar yaşamasını sağlıyor ki, ilk yaptığım çakıl taşı resmin üzerinden 51 yıl geçmesine rağmen hâlâ sapasağlam duruyor.”

Sanatkâr, eşinin tavsiyesi üzerine resimlerinde kumlama tekniğini de kullanmaya başladığını belirtiyor. Silis kumu çizeceği resmin rengine uygun boyayan İbrahimhakkıoğlu, boya ile kumu karıştırarak bunu çalışmaların zeminlerinde uyguluyor.

Ressam İbrahimhakkıoğlu, eser yapımına dair bilgiler aktarırken, taş seçimlerinde dikkat edilmesi gereken unsurlar olduğunu belirtirken sanatkârdan konuyu biraz daha detaylandırmasını istiyoruz. Sanatçı, doğru eser ortaya çıkarabilmenin ipuçlarını, “Çakıl taşları ile resim yapmak isteyen birinin öncelikle resim yeteneği olmalı ki; ışık-gölge kurallarını, desen çıkartabilmeyi, renk ayarlamasını iyi yapabilsin. Taşlar doğru açıyla yerleştirilmeli yoksa esere derinlik, anlam ve gerçeklik kazandıramazsınız. Ama sanatın her alanında olduğu gibi asıl mesele sabırdır. Kişi sabırlı, öğrenmeye ve eleştiriye açık ise başarı şansı yüksektir.” şeklinde açıklıyor.




Taşların Doğal Halleri Makbul

Sanatkâr geçen yıllar içinde Üsküdar’daki atölyesini ilk önce Kayışdağı’na ardından da şu an kullandığı Ataşehir’deki binaya taşır. Tuvallerini fon olarak kullandığı kum ve guaj boyalarla zenginleştiren İbrahimhakkıoğlu, çakıl taşlarını yıllarca deniz kenarlarından ve akarsu yataklarından toplar. Bunun için özellikle Erzurum Aras Nehri ile Antalya Konyaaltı Plajı’nı tercih ettiğini ifade eden ressam, toplamakla artık başa çıkamadığı için çakıl taşlarını satın almayı tercih ediyor. Üzerlerinde boyama mecbur kalmadıkça da kırma vb. işlemler yapmayan sanatkâr, çakıl taşlarının doğal hallerinin daha makbul olduğunu söylerken, “Artık çevremdekiler de alıştı. Atölyeme gelirken şeker çikolata yerine bana çeşit çeşit taş getiriyorlar.” diyor gülerek.

Peki, usta bulduğu her taşı kullanabiliyor mu, aradığı belli kriterler var mı bunu merak ediyoruz. Eserlerini yaparken özellikle yassı taş olmasına özen gösteren İbrahimhakkıoğlu, kullandığı taş ebatlarının tablonun büyüklüğüne göre değiştiğini, normal boyutlardaki bir eserde fasulyeden biraz büyük, mercimekten ise küçük olmayanları tercih ettiğini dile getiriyor.

“Bugüne kadar yaptığım en büyük tablo 7 metre uzunluğunda oldu.” diyen ressam, kullandığı taş miktarının da döşediği alana göre fark ettiğini, 500 ile 1 milyondan fazla çakıl taşı kullanarak ürettiği eserlerinden söz ediyor. Ressam, 100x70 cm boyutunda bir tablo için yaklaşık 30 kg çakıl taşı harcadığını belirtiyor. İbrahimhakkıoğlu, çalışmalarında uygun renk bulmakta sıkıntı çekmediğini dillendirse de doğada tek bulamadığı rengin net kırmızı olduğunu anlatırken, “Kırmızı yerine kahverenginin tonlarını kullanıyorum. Grinin tonlarından ise yeşili elde ediyorum. Bu sebeple mevcut renkler resim yapmama engel olmuyor.” şeklinde konuşuyor.

Sabır ve yaratıcılıkla sanata dönüştürdüğü parçaların mozaik sanatı ile benzerliğini sorduğumuz ressam şu şekilde cevap veriyor: “Mozaik, kelime anlamı olarak karışık demek. Mozaik resimde işlenen malzemeler, cam, seramik, çakıl taşı olabilir. Benim resimlerinde ise sadece çakıl taşı var ve doğanın verdiğini işlerime yansıtıyorum.”

Karga ve Tren Sevdası

Ressam, farklı renklerdeki kova kova taş dolu olan atölyesinin duvarında asılı duran son çalışmalarından birini gösteriyor. Yılların birikimi ve tecrübesinden süzülüp geldiğini söylüyor tabloya bakarak: Kargalar ve tren. Çocukluğunun iki ayrı sevdasını tek eserde buluşturan sanatkâr, bu eserini “Yaşayan bir tablo.” olarak adlandırıyor. “Erzurum’da sabahları karga sesiyle uyanırsınız. Memleketimizin kuşu karga, ağacı kavaktır. Bizim kargadan başka kuş tanımadığımız da espri konusudur.” diye anlatan ressam, senelerdir kargaları düşündüğünü, eskizler yaptığını dile getiriyor.

Yine ilkokul yıllarında babasının dava vekilliği için gittikleri annesinin memleketi Aşkale’den geçen trenlere arkadaşları ile birlikte su sattıklarını, boş vagonlarda oyunlar oynadıklarını, Pulur’da okurken yağışlı havalarda istasyona giderek yük trenlerinin arka vagonlarından Erzurum Ovası’nı seyre daldığını anlatan İbrahimhakkıoğlu, istasyon ve trenlere karşı küçük yaşlardan itibaren bir sevgisinin oluştuğunu söylüyor.

Düzenlediği her sergiye tren ile ilgili en az bir tablo koymaya özen gösteren sanatkâr, çocukluğun masumiyetini ifade eden karga ve trenleri yansıttığı tabloyu anlatıyor: “Aslına bakarsanız çakıl taşı ile tren yapmak zordur. Detayı çoktur, renk sıkıntısı vardır. Kargaları trenin üstünde yapmaya karar verdim. Birisini rayın üstüne, birisini basamağa, birisini de trafik işaretinin üzerine kondurdum.”




"Sırtım Daha Yeni Isındı"

Sanat yaşamı boyunca yurt içi ve yurt dışında pek çok sergi açan ressam, ilk yurt içi sergisini 1963 yılında memleketinin halk eğitim merkezinde açar. Yurt dışına ise 1972’de Belçika Uluslararası Resim Sergisi’ne davet almasıyla ilk deneyimini yaşayan sanatkârın sergi açtığı diğer ülkeler arasında, ABD, Lüksemburg, Irak, Suriye, Endonezya bulunuyor. Sergilerde insanların tabloların karşısında duydukları heyecanı anlatmak için işaret diliyle tüylerinin diken diken olduğunu ifade ettiklerini söyleyen usta, sanatının ilgi çekmesini taşların psikolojik etkisine bağlıyor. “Çakıl taşlarını eline alıp oynamayan, deniz üzerinde sektirmeyen yoktur herhalde. Herkesin çocukluk yıllarında kıyıda kenarda kalmış bir anısı mutlaka vardır. İnsanlar kendilerinden bir parça gördükleri için tablolardaki sıcaklığı hissediyorlar. ” diyor ve Atlanta Kennesaw Devlet Üniversitesi, Tayland Krallık Sarayı, British Museum, Sakıp Sabancı Müzesi, Libya Başkanlık Sarayı gibi yerlerde eserlerinden örneklerin sergilendiğini ekliyor.

Çakıl taşları ile resmin dünyadaki ilk temsilcisi olduğunu dile getiren Fehim İbrahimhakkıoğlu, atölyesinde şu anda kızı Esra Yıldırım da dahil olmak üzere 10 öğrenciye eğitim veriyor. Sekiz yıl boyunca da İSMEK öğrencilerine ders veren usta isim, İSMEK’te eğitim verdiği yıllarda öğrencileri ile yaşadığı anıları paylaşıyor: “Bir öğrencim psikolojik sorunları olduğunu açık açık belirtti. Ancak sürekli taşlarla uğraşmanın kendisine iyi geldiğini söylüyordu. Sonra derslere gelmedi, arkadaşlarına nerede olduğunu sorduğumda hastanede yattığını ilettiler. Telefon açtım, konuştuk ve bir sonraki hafta derslere gelmesini istedim. Geldi ve 1 sene boyunca devam etti. Öğrencideki değişiklik yüzde 90 fark edilir duruma geldi.

Bu örnek çakıl taşlarının rehabilite boyutunun açık bir göstergesi oldu benim için. Yine sorunları olan başka bir öğrencim de sıkıntılı günlerini geride bırakarak Antalya’da bir rehabilitasyon merkezinde hastalara bu alanda eğitim vermeye başladı.”

İSMEK sayesinde çakıl taşlarıyla resim sanatını pek çok öğrenciye öğretme imkânı bulan İbrahimhakkıoğu, görev yaptığı süre boyunca öğrencilerine tuvale doğru taş koymanın tekniklerini öğrettiğini söylüyor. Sanatta gelişmeleri ve ilerlemelerinin ise kendilerini yetiştirmekle alakalı olduğunu ifade eden sanatkâr, “Benim sırtım daha yeni ısındı. Sıhhatli ve hayırlı bir ömrüm olduğu sürece hem kişisel çalışmalarıma hem de öğrencilerime ders vermeye devam edeceğim.” şeklinde konuşuyor.

Mükemmeli yakalayana dek sabırla çalışan, yaptığı tabloların karşısına geçip saatlerce seyreden, beğenmediği noktaları söküp tekrar yapan Fehim İbrahimhakkıoğlu ile sohbetimiz esnasında anlıyoruz ki, sanatçı için sabır ve yaratıcılıkla sanata dönüştürdüğü taşlar farklı bir anlam teşkil ediyor. Sokakta yürürken bile gözünün hep yerdeki taşlarda olduğunu söyleyen ressam, eşinin ceplerinden para yerine çakıl taşı çıktığından şikâyetçi olduğunu belirtiyor. Trabzon sahilinde tesadüf ettiği çakıl taşları ile yarım asırdan uzun bir süre geçiren İbrahimhakkıoğlu için Fransız yazar Gustav Flaubert’in de dediği gibi “Başarısız insanların yollarındaki taşlar, başarılı olanlar için birer basamaktır.” sözünü söylemenin tam da yerinde olacağı görüşündeyiz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 24 İNDİR

Bu yazı 189 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK