'Mucize'nin Hattı!

  • #


Yazı: Adem KAYA

Öyle bir medeniyet ki, çeşmesinde "Cennette onlara tertemiz şaraplar ikram edilecek’’ ya da ‘’Muhakkak canlı olan herşeyi sudan yarattık’’ gibi âyetler yer alacak, mensuplarının kapısına Besmele veya ‘’Ey kapılar açan Rabbim bize hayırlı kapılar aç’’ âyetini astıracak. Üstelik yazı da motif de rastgele seçilmeyecek, hepsinin anlayana bir mesajı manası olacak. Hat sanatı, âdeta İslam medeniyeti ile özdeşleşmiş bir sanat olarak karşımızda ışıl ışıl parlıyor. Hat sanatının genç ama bir o kadar da usta isimlerinden Fatih Özkafa'ya misafir olduk.

İlk dört halifenin hepsinin hattat olduğu rivayet edilir. Günümüze kadar uzanan hattatlar silsilesinin pîri Hazreti Ali olarak addedilir. Onun veciz bir ifadesiyle söze başlayalım ki satırlarımız değerlensin: “Hat, hocanın öğretmesinde gizlidir. Onun kıvamı çok yazmakla, devamı ise İslâm dini üzerine olmakla olur.”

Hat sanatı, âdeta İslam medeniyeti ile özdeşleşmiş bir sanat olarak karşımızda ışıl ışıl parlıyor. Hat sanatının genç ama bir o kadar da usta isimlerinden Fatih Özkafa'ya misafir olduk. Hattatlık serüvenini, akademik hayatını ve çalışmalarını atölyesinde kendisinden dinledik.

"Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde öğrenci iken 1994 yılından Hattat Hüseyin Öksüz'den (Konevi) hat meşk etmeye rik’a yazısıyla başladım. 2002 yılında sülüs-nesih icazeti aldıktan sonra divani ve celi divani meşk ettim. Daha sonra ta’lik derslerine başladım. Mehmet Özçay ve Osman Özçay’dan temeşşuk ve müzakere yoluyla istifade ettim. 2005 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatlar Bölümü’ne araştırma görevlisi olarak atandım. 2009 yılında yardımcı doçent, 2013 yılında doçent, bölüm başkanı ve fakülte yönetim kurulu üyesi oldum. Çok sayıda uluslararası ve ulusal sergiye, sempozyuma, kongreye iştirak ettim. IRCICA ve Albaraka tarafından düzenlenen milletlerarası yarışmalarda sülüs, celî ta’lik ve muhakkak gibi muhtelif hat nevilerinde beş uluslararası ödül aldım. Bazı uluslararası yarışmalarda jüri üyeliği yaptım. 2011 yılından beri iştirak ettiğim ve Ramazan aylarında Dubai’de düzenlenen Milletlerarası Mushaf Projeleri'nde nesih, sülüs-nesih, muhakkak-sülüs-nesih ve muhakkak-reyhani sülüs-ince sülüs gibi muhtelif yazı nevileriyle toplam altı cüz yazdım. Bazı sanat projelerinin küratörlüğünü ve bazı kitapların editörlüğünü yaptım. Konya Büyükşehir Belediyesi ve KOMEK'de dört yıl sanat danışmanlığı yaptım. Çok sayıda bilimsel makale neşrettim. 2016 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü'ne naklen atandım."




Hat Serüveni Başlıyor

Çocukluğundan beri resme ve güzel yazıya ilgi duyan Fatih Özkafa, üniversite yıllarında hat eğitimine başlarken bu yolun kendisini nereye götüreceğini tahmin bile etmiyordu. O günlerden itibaren bütün hayatını hat sanatı üzerine inşa etmeye başladı. Önceleri severek kendi halinde meşgul olduğu bu sanat, daha sonra kendisini günümüzün önemli hat sanatçılarından biri yapacaktı. Kendisi bize hat sanatına başlama serüvenini şöyle anlatıyor: ‘’Ailemde ve akrabalarımda hat sanatı ile ilgilenen kimse yoktu. Ancak buna rağmen çocukluktan itibaren resim, grafik vb. sanat dallarına çok ilgim vardı. Sanat dalı ayrımı yapmaksızın bütün sergilere giderdim. Dekorasyon dergilerine de merak sarmıştım ve estetikle ilgili her şey beni cezbediyordu. Sonra bir arkadaşım gazetede Kültür Bakanlığı’na bağlı bir hat kursu açıldığını görmüş; benim bu işlere meraklı olduğumu bildiği için bana söyledi. Ben de hiç düşünmeden hemen başvuru yaptım. Bu kursta ders verecek hocamın bile kim olduğunu bilmiyordum. Bu vesileyle hat eğitimine ilk adımı atmış oldum. Kendisinden ders almaya başladığım Hüseyin Öksüz’ün bu sanattaki müstesna isimlerden olduğunu zamanla idrak edecektim. Dolayısıyla hocamın şöhretinden habersiz olarak kendisine talebe olmuştum. Ayrıca o yıllarda bu sanattan para kazanmak, meşhur olmak falan da hiç aklımızın ucundan geçmiyordu. Yani hat eğitimine beni sevk eden sebepler arasında hocanın şöhretinden medet ummak, isim yapmak veya maddi kazanç gibi niyetler yoktu. Benim fıtratıma en uygun olan sanat dalını Allah’ın lütfuyla ilk denemede keşfetmiştim. Bir sanat talibi için bu keşfin çok önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü birçok kimse kendisine uygun olan, yetenekleriyle örtüşen sanat dalını buluncaya kadar zaman kaybedebiliyor veyahut yarı yolda pes ederek ömrünü heder edebiliyor."

Hat sanatı ile uğraşmaya başladıktan sonra bu sanattan ayrı kalmaması gerektiği kanaatine varan Özkafa’nın, hokkadaki mürekkebinin kurumaması adına askerlik görevi sırasında da hat sanatıyla iştigal ettiğini şöyle anlatıyor: ‘’İstanbul’da askerlik yaparken fırsat buldukça yazı yazıyordum. Bu iş için müsait bir oda vardı ve bazı komutanlarla asker arkadaşlarım yazarken ilgiyle takip ediyorlardı. Bir komutan benden bir Fatiha Sûresi istedi ve onun için Mustafa Râkım Efendi’nin meşhur sülüs Fatiha’sını taklîden yazıp hediye ettim. Çok memnun oldu ve beni bir akşam evinde misafir etti. Arkadaşlarıma da birçok yazı hediye etmiştim. Askere gitmeden önce hep dua ederdim orada da yazabilmek için ve çok şükür bunu yapma imkânım oldu. Ayrıca hafta sonlarında İstanbul’un muhtelif mekânlarını kendi başıma programlı bir şekilde gezerdim. Bazen bütün günüm kitapçılarda geçerdi. Beşiktaş’ta bir kitapçı dükkânından altı saat çıkmadığımı hatırlarım. Bu yüzden hiçbir asker arkadaşım benimle gezmeye tahammül edemezdi. Şimdi de müzeleri gezerken yanımdakiler isyan ediyorlar. Mürekkebi yalamak deyimini de kültürümüze kazandıranlar hattatlardır. Çünkü bir hata olduğunda kâğıdın üzerine parmağımızı sürüyoruz harf çıkıyor sonra doğrusunu yazıyoruz. Buna mürekkep yalamak deniyor. Bunun için kâğıdın aharlı olması lazım. Eğer böyle bir kâğıt üzerinde çalışıyorsanız, mürekkebi yaladığınız zaman çıkar, mat bir kâğıtta bu mümkün değildir. O yüzden hat sanatında veciz bir söz var; ‘kem âlât ile kemâlât olmaz’ denir. Yani kötü aletlerle kaliteli bir iş çıkmaz."

Özkafa, üniversiteden mezun olduktan sonra tamamıyla hat sanatına yönelik çalışmalar yapmaya karar vermiş. Bu yüzden doktorasını sanat tarihi anabilim dalında hat sanatı üzerine yapmış. Tez aşamasındayken Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde asistanlığa atanmış. Doktora tezini ise “İstanbul Selâtîn Camilerinin Kuşak Yazıları” üzerine hazırlamış.

İcazet İçin Yazılan 40 Hilye

Hat sanatında yüzlerce eser veren Özkafa, son devrin en büyük hattatlarından Hamid Aytaç’ın icazetli talebesi Hüseyin Öksüz’den 2002 yılında icazet alıyor. İcazet alma hikâyesi de bir hayli ilginç Özkafa’nın.




Mürekkebâtı bitirdikten sonra hocası icazet vereceğini söylemiş Özkafa’ya; fakat bir şartla ki; “40 tane hilye-i saadet levhası” yazması gerekiyormuş. O zamana kadar hilye yazmamış olan Özkafa her ne kadar birkaç haftaya kadar icazet alabileceğini tahmin etse de hilyeleri yazmaya başladığında bu işin hiç de kolay olmadığının bilincine varıyor. Bir hilyenin yaklaşık bir ay sürdüğünü fark etmiş. Çalıştıkça bir aylık süre yavaş yavaş üç haftaya sonra iki haftaya ve nihayet bir haftaya düşmüş. 40 hilye, bir buçuk yıl kadarlık bir süre zarfında tamama eriyor. Ve hocası kırkıncı hilyeyi beğenmiş. Bunun üzerine, Hamid Aytaç’tan asırlar öncesine kadar uzanan hattatlar silsilesine yeni bir halka ilave etmek üzere hocası Hüseyin Öksüz, talebesi Fatih Özkafa’ya dualarla icazetname vermiş.

Hattın Büyük Üstatları

Etkilendiği isimleri sorduğumuzda; Şeyh Hamdullah başta olmak üzere Hâfız Osman, İsmail Zühdi, Mustafa Râkım, Kadıasker Mustafa İzzet Efendi, Şefik Bey, Sami Efendi, Nazif Bey, Yesarî ve Yesarîzade, Mehmed Şevkî Efendi, Hasan Rıza Efendi, Halim Özyazıcı, Hulûsi Yazgan, Kamil Akdik, Hamid Aytaç, Necmettin Okyay gibi üstadlardan bahsediyor Özkafa. Kadıasker Mustafa İzzet Efendi’ye, Şefik Bey’e ve Sami Efendi’ye ayrı bir parantez açarak; ‘’Ayasofya’daki devasa levhalar Kadıasker Mustafa İzzet Efendi’ye aittir. Bunların kalem kalınlığı 30 cm olup levhalar 8,5 metre çapındadır. Şefik Bey, İstanbul Üniversitesi’nin kapısındaki meşhur yazının sahibidir. Sami Efendi’nin en önemli yazıları ise Yeni Cami Sebili kitabesindedir” diyor ve bu sanatkârlardan çok etkilendiğini belirtiyor. Bu işin sadece pratiği ile değil tarihiyle ve teorisiyle de ilgilendiği için adı geçen sanatkârların, meslek hayatının birer parçası haline geldiğinin altını çiziyor.

Çok Yönlü Bir Kişilik

Özkafa’nın dikkat çeken yönlerinden biri de çok yönlülüğü… Hattatlığının yanı sıra edebiyatla, sinemayla, felsefeyle ilgileniyor. Diğer sanat dallarıyla ilgili sergileri veya konserleri gücü yettiğince takip etmeye çalışıyor. Veciz ifadelerin ve hikmetin peşinde koşuyor. Mizahı seviyor. Tasarımlarında anlam ve şekil bütünlüğüne önem veriyor. Klasik yazı çeşitlerinde eser vermekle birlikte modern tasarımlar da yapıyor. Bütün bunlara ilave olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor ve muhtelif dersler veriyor.

İslamın İnceliklerini Hat Sanatında Görmek Mümkün

Çok iyi bilinen bir ifadeyle “Kur'an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” şeklindeki sözü aktararak bize hat sanatının ana vatanının İstanbul olduğunu belirtiyor hattatımız. "İstanbul’daki meşhur bir hattattan icazet almak diğer İslam ülkelerindeki hattatlar için bir iftihar meselesidir". diyen Özkafa, “Kültür ve sanat şehri İstanbul’da adım başı kitabe görmek, estetiği ilgilendiren bir şey görmek mümkün.” sözleriyle bu şehrin ehemmiyeti üzerinde duruyor. Mezar Taşları Açık Hava Müzesi Gibi

Öyle incelikli bir medeniyet oluşturmuşuz ki, bir çeşme üzerinde ‘’Cennette onlara tertemiz şaraplar ikram edilecek’’ ya da ‘’Muhakkak canlı olan her şeyi sudan yarattık.’’ gibi ayetler yer alabiliyor ve bu ayetlere baktığımızda ne kadar hassas insanlardan teşekkül eden bir maziye sahip olduğumuzu hissediyoruz. Bir kapı üzerinde Besmele görüyoruz, ‘’Ey kapılar açan Rabbim bize hayırlı kapılar aç’’ ibaresini görebiliyoruz... Bir kubbe yazısında, gökyüzünü sembolize eden ayetler görebiliyoruz. “Gökleri direksiz ayakta tutan Allah’tır.” ayeti insanın acziyetini ifade ediyor. Biz hiçbir kubbeyi direksiz sütunsuz ayakta tutamazken Cenab-ı Hakk yedi kat semâyı direksiz ayakta tutuyor. Telmihen seçilen bu ayetler bizlere her şeyi ifade ediyor. Müezzin mahfiline bakıyorsunuz Hz. Bilal-i Habeşi ismi, mihraba bakıyorsunuz.“ Bundan böyle yüzünü Mescid-i Haram’a çevir” âyeti var. Mezarlığa gidiyorsunuz ‘’Her nefis ölümü tadacaktır’’ âyetini görüyorsunuz. Mezartaşına bakarak müteveffanın mesleğini, cinsiyetini anlayabiliyorsunuz. Dolayısıyla yazı da motif de rastgele seçilmiyor, hepsinin bir mesajı var anlayana. Ne demişler: “Görene! Köre ne?”

Hat Sanatı, İslam Dininin En Estetik İfade Biçimidir

Hat sanatı, İslam dininin, Kur'an-ı Kerim’in en estetik ifade biçimidir. Kur’ân-ı hat ile estetik bir şekilde sunarız. Cami yazısı görünce ayrı bir zevk, padişah fermanı olarak görünce başka bir haz alırız. Bu konudaki düşünceleri ise şöyle Özkafa’nın: ‘’Bir hattatın Kur'an-ı Kerim yazması gerektiğine inanıyorum. Benim içimde böyle bir arzu mevcut. Gönül ister ki birkaç yazı çeşidiyle yazalım ama bir tanesi ile yazsam ona da şükredeceğim. Bundan 9 sene evvel başlayan ve halen devam eden, Birleşik Arap Emirlikleri Kültür Bakanlığı’nın Dubai’de düzenlediği organizasyon ‘’Milletlerarası Mushaf Buluşması (Multeqa Ramadan li Hatt al-Quran)’’ adı altında her sene Ramazan ayında Kadir Gecesi haftasında bir organizasyon var. Bu kapsamda, 3 ay öncesinden hattatlara kâğıtlar gönderiliyor. Dünyanın muhtelif yerlerindeki İslam ülkelerinden 30 isim belirliyorlar ve bunlardan 4-5 isim Türkiye’den oluyor. 6 yıldır katıldığım bu proje kapsamında bugüne kadar muhtelif yazı nevileriyle 6 cüz yazmak nasip oldu. Bu Kur’an-ı Kerîm’lerin hepsi farklı bir yazı çeşidi ile yazıldı. İlk iki sene “nesih” hattıyla yazdık sonra “sülüs-nesih”, sonra “muhakkak-sülüs-nesih” ardından “muhakkak-reyhani” ve son olarak da “sülüs-ince sülüs” yazı çeşitleriyle yazdık. “Böyle mukaddes bir projede buluşmak bizim için bahtiyarlıktır.” diyor ve ekliyor: “Kadir Gecesi’nde bizim yazdığımız bu yazılar birleştiriliyor ve Kur’an tamamlanıyor. Buna benzer projelerin ülkemizde de yapılması şart. Bu yönde birtakım teşebbüs ve tekliflerimiz oldu ama henüz buna cesaret edebilen bir müessese olmadı.

Hat Sanatında Tasarım İmkânları Sınırsızdır

Hat sanatının tasarım zenginliğinden bahsediyor Özkafa, milletlerarası yarışmalardan bir örnekle. Aynı ayetin, mesela 30 cm çapındaki bir daire içerisine 6 mm kalınlığındaki bir kalemle yazılacağını varsayalım. Kâğıdın ve mürekkebin rengi, cinsi vs. her şey standart. Ayrıca yazarken teşrifata yani kelime sıralamasına da uymak şart. Hal böyleyken, dünyanın farklı ülkelerinden diyelim ki üç yüz hattat aynı metni aynı şartlar altında yazıyor ve bakıyorsunuz ki ortaya birbirinden farklı 300 istif çıkıyor. Bu ne büyük bir mucizedir!

Hat Sabır İşidir

Biraz da eserlerinden bahsedelim diyoruz usta hattat Özkafa’nın. 'İlim Bir Noktaydı' adlı çalışması dikkatimizi çekiyor. Bu eser ismini Hz. Ali’nin meşhur ‘’İlim bir noktaydı cahiller onu çoğalttı’’ sözünden alıyor. Besmele'nin ‘’b’’ harfindeki nokta ile yapıyor bu çalışmayı. Şu an tashih safhasında olan bu çalışma çok ince bir işçilik gerektiriyor ve uzun bir zamana yayılıyor. Hat işinin sabır gerektirdiği gerçeğini sanatkarın özverili mesaisine baktığımızda açıkça görebiliyoruz. 'Osmanlı Sultanları ve Boğaz' isimli eserini sekiz ayda bitirmiş.

Ne kadar çok sanat eseri gördüyseniz tasarımda o kadar çok ilerlersiniz. Bu düsturun Özkafa’nın ana ilkesi olduğunu görüyoruz. ‘’Bir insan hat sanatındaki eserleri, levhaları, kitabeleri okusa ve başka bir şey okumasa, hayatına tatbik edeceği bu veciz ve can alıcı metinler, o insana öğüt, hikmet ve ders olarak yeterlidir.‘’ diyor.

“Şu Hat Sanatını Öğrenemeden Bu Dünyadan Gidiyoruz!”

Osmanlı'nın son Reisü’l-Hattâtîn’i Kâmil Akdik Efendi merhum, aynı zamanda Medresetü’l-Hattâtîn’in hat hocalarından. Seksen yaşını görmüş olan Akdik Efendi, ömrünün son demlerinde şöyle bir cümle sarf etmiş: “Şu hat sanatını öğrenemeden bu dünyadan gidiyoruz vesselâm!”

Hat sanatındaki yerimizden konu açılıyor ve Özkafa bu konuda bizleri şu cümlelerle aydınlatıyor: "Divânî ve celî dîvânî Osmanlı’nın icat ettiği sanat dallarıdır ama bakıyorsunuz Arap hattatlar bu yazıda günümüzde oldukça ileri gitmişler, bu bizim açımızdan düşündürücü bir mevzudur. Milletlerarası yarışmaların neticelerine bakıldığında celi sülüs haricindeki yazılarda yeterince derece alamadığımızı görebiliriz. Tarihte olduğu gibi şimdi de tüm yazı çeşitlerinin merkezi İstanbul olmalıdır. Bunun için de günümüz hattatlarının daha çok çalışması ve talebe yetiştirmesi gerekmektedir.’’

Günümüzde Bir Hattat, Mesleğiyle Geçinebilir

Geçmiş ile günümüzün mukayesesini yapan Özkafa, o yıllarda hat sanatına ilginin olmadığından ve hattatların geçim sıkıntısı yaşadığından bahsediyor. “Hamid Aytaç merhum hocaların hocası neredeyse aç yaşamış, yemek parasına iş yapmış, tasarım yapmış, kartvizit yapmış. Bizim zamanımızda da bu kadar imkan yoktu. İnternet yok, cep telefonu yok, kimsenin birbirinden haberi yok. Biz o yıllarda başladık. Fakat şunu da söyleyeyim ki bizim itibar görmeyen yıllarda meşk ediyor olmamız bizim için avantaj oldu çünkü bu işten herhangi bir maddi beklenti olmadan çalıştık. Sonucunun da ne olduğunu bilmiyorduk. Bizim için baştan başa bir keyifti. Şimdilerdeyse sergi kataloglarına dahi yetişemiyoruz.’’ diyor.

img src="http://ismek.ist/files/ismekOrg/wp-content/uploads/2018/01/dergi24/3-mucizenin-hatti/780/3.jpg" class="aligncenter" />

2000'li yıllardan itibaren bu sanata rağbette çok ciddi bir patlama yaşandığını belirten Özkafa, devletin ve özel sektörün desteği yanı sıra koleksiyonerlerin de katkısının önemli olduğunu vurgularken bu durumu “Vaktiyle bu işten maddi bir kazancın olduğu dahi tahmin edilemezken şu anda yalnızca hat sanatıyla geçimini gayet iyi bir seviyede sağlayan arkadaşlarımız var.’’ sözleriyle ifade ediyor.

Farklı sene ve dallarda Albaraka ve İslam Konferansı Teşkilatı’ndan toplam 5 tane ödül almış genç hattatımız. Kültür Bakanlığı’nın ve İslam Konferansı Teşkilatı’nın düzenlediği yarışmaların yanı sıra hem Türkiye’de hem yurtdışında birçok yarışmanın düzenlendiğine dikkat çekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapılan ‘’Bürde’’ isimli meşhur bir yarışmadan da övgüyle söz ediyor. Yarışmaların artmasının kendileri için bir avantaj olduğunun altını çizen Özkafa, ‘’Faaliyetlerin haddi hesabı yok. Konferans ve seminerlere yetişemiyoruz. Yirmiye yakın ülkeye gittim hat sanatı davetleri için, hat sanatı bize çok şey kattı.’’ diyor.

Sanatkâr, Sadece Sanatın Yüksek İlkelerini Düşünmeli

Sohbetimizin sonuna yaklaşırken Fatih Özkafa’dan hat sanatı ile ilgili bazı tavsiyeleri dinliyoruz: ‘’Hattatın günü kurtarmak gibi bir maksadı olmamalı. Tarihe kalmak için bazen bugünden kendini soyutlamalı hat sanatçısı. Bugünün beklentileri önemlidir fakat sanatçının kendi iç dünyasındaki istek daha önemlidir. Sadece bugünün insanı için bir şeyler yapılırsa bunun geleceğe kalması çok zordur. Bir insan hiçbir zaman bir şeyi popüler olduğu için yapmamalı. Her sanatçının kendi zirvesine ulaştığı bir eseri muhakkak vardır. Buna karar verecek olan ise tarihtir. Hat, tezhip, çerçeve, hepsi ahenkli olmalıdır.

Öncelikli Şartlar Azim ve Niyettir

Hattat Özkafa, sırf revaçta diye hat sanatına başlanmasının doğru olmadığını belirtiyor. "Hat sanatına başlanmaz. Hattat olmak için birçok şartın bir araya gelmesi gerekiyor." diyen Özkafa öncelikli şartın istek olduğunu, sonraki şartının ise vakit olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor; "Talebenin azmi, şevki, iyi bir hocaya denk gelmesi. Artı malzemeler güzel olacak, öğrencide yetenek olacak eğer bu şartlar yerine gelirse Allah’ın izniyle başarıya ulaşılır tabii bunun için de sabır gerekiyor. Bunun yanında elinizde iyi de bir arşiv olmalı. Bir sanatçı sadece tek tip eser üretmemeli, kendine mahsus tasarımları olmalı. Sadece klasik hilye formatını taklit etmek olmamalıdır. Biri bu eseri eline alınca kime ait olduğunu anlamalıdır. Yani eser sanatçıyı yansıtmalıdır. Ayrıca meşk safhasında talebelere sadece yazı meşk ettirmekten ziyade bu işin tarihini ve altyapısını da öğretmek gerektiğini düşünüyorum. Mutlaka yapılan işin felsefesi bilinmeli. Sadece harfleri meşk ettirerek sanatkâr değil ancak zanaatkâr yetiştiririz. Sanatı felsefesiyle, tarihiyle birlikte öğretirsek sanatkâr yetiştirmiş oluruz.’’

"Koleksiyonerliğin zirvesi hat koleksiyonculuğudur ama her eve en az bir tane orijinal hat eseri girinceye kadar bu kültürün yaygınlaştığından söz edemeyiz. Her şey birbirine bağlı sonuçta. Halkın sanata rağbet etmesi için idarecilerin de eskiden olduğu gibi aynı zamanda birer sanatkâr olması gerekir." diyen sanatkâr, bir devlet sanatı himaye etmiyorsa o ülkenin dünya ile rekabet edemeyeceğine vurgu yaparak, "Çünkü medeniyet bir bütündür ve sadece ilimden teşekkül etmez. Sanatı olmayan bir medeniyetten söz edilemez. Sanatın diğer şubelerine ilgi duymak da belli bir estetik seviyenin göstergesidir ama hat sanatından hazzetmek ancak yüksek ve çok incelmiş bir zevkin alametidir. Hele bir zengin olalım sanatı o zaman düşünürüz dersek, zengin olunca da sanat aklımıza gelmez." diye konuşuyor.




Hat Sanatı Belli Bir Zümrenin Sanatı Değildir

Varlıklı bir kimsenin Kur'an-ı Kerim'i matbu mushaftan okuması tuhaftır. Ona yakışan, el yazması bir mushaftan okumaktır. Bana göre en önemli dindarlık kıstaslarından biri, "estetik hassasiyet"tir. Hat levhalarındaki ibareler, iyi bir Müslüman olmak için yeterli ilkelerdir, düsturlardır. Hat sanatı, belli bir zümrenin, ideolojinin veya partinin sanatı değildir. Her şeyden önce evrenseldir; daha sonra da "Müslümanım" diyen herkesin ortak ve birincil sanatıdır. Çünkü Kur'an sanatıdır. Nice yazılar var ki tezhibine yazık olmuştur; nice tezhipler vardır ki yazısına yazık olmuştur. Her ikisinin de mükemmel olduğu eser nadir görülür.

Silsile Kök Gibidir, Meyve Vermek İçin Gerekir

Hz. Osman’a atfedilen bazı mushaflar var. Bunlardan biri Topkapı Sarayı Müzesi’nde biri Türk İslam Eserleri Müzesi’nde. Bunların tıpkı basımları da yapıldı. Bir tanesi Kahire’de bir diğeri de Özbekistan’da. Hattatların piri Hazret-i Ali (r.a.) olarak kabul edilir. Bizim hat sanatında gelenekli bir silsile var bu bozulmamış. Hiçbir deformasyon olmamış. 1400 sene boyunca hep ilerleyerek gelmiş. Diğer sanatlarda da gerileme yok ama değişime açık kalmış. Batı'da mimari ve tezyinatın karşılığı var ama hattın yok. Bu sebeple etkilenme gibi bir şey söz konusu olmadığını söylüyor.

Birçok hocadan istifade ettiğini belirten Özkafa, kendisinin usûlen hat sanatında meşk esnasında hoca değiştirmenin doğru olmadığını belirterek, “Bir meşki farklı bir hocaya bir diğerini farklı bir hocaya göstermek olmaz. Hurufat mürekkebat dediğimiz meşk kısımları var. Baştan sona kadar bir hocadan gidersiniz.” diye konuşuyor.

Hoca kalemi alır ve “Şu küçücük kalemin kudretine bak” der; nelere kadir. Cenab-ı Hakk boşuna yemin etmiyor Kalem Suresi’nde. Satıra dizilenlere yemin ediliyor. O yüzden kalemin kıymetini, ilmin irfanın kıymetini bilmek lazım" diyor usta Hattat Özkafa.

İSMEK El Sanatları Dergisi 24 İNDİR

Bu yazı 1111 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK