Ahşap Oyma

'Marifethane'nin Usta Sanatkârı: Hüsamettin Yivlik

  • #


Yazı:Fatma YAVUZ

Ahşap oyma ve sedef kakma ustası Hüsamettin Yivlik, “İnsan yaşamının gayesi, yaptığı işten memnun kalmak ve eser bırakmaktır. Sanatçılar bu gayeye hizmet etmek için el ve gönül maharetlerini eşyada ortaya koyarlar.” düşüncesi ile 35 yıl önce memuriyetten ayrılarak hayallerinin peşinden giden bir isim. Geliştirdiği kendine has alet ve yöntemlerle ahşap, sedef, fildişi boynuz, bağa, kemik gibi sert malzemelere hat oymacılığı başta olmak üzere süsleme sanatlarını, milimetrik boyutlarda işleyen Yivlik, her yeni yaptığı parçaya baktığında tazelendiğini söylüyor. Sanatkâr, “Bir esere günlerce, saatlerce gözünüzün nurunu veriyorsunuz, insanların bir teşekkürü de o nuru telafi etmeye yetiyor.” diyor.

Tasavvufî hayat ve düşüncenin ortaya konduğu, sohbet toplantıları ile insanların gönül terbiyelerini gerçekleştirdiği bir dergâhtır, Karababa Tekkesi. Çemberlitaş’ta Atik Ali Paşa Mahallesi’nde bulunan dergâhın kurucusu ise Ahmet Sadık Yivlik Efendi’dir. 30 yılı aşkın bir süre tekkeye mürşid-i kâmillik eden Ahmet Efendi, her akşam manevi ve ilmi icazet ile verilen Fusûs’l-Hikem sohbetleri düzenler. Bu toplantılara halktan insanlar, âlimler, müzisyenler, sanatkârlar katılır.

90’lı yıllarda dergâh tasavvuf ve tevhid sohbetleri dışında bir başka özelliği ile ön plana çıkar. Çarşamba akşamları tekkede, kültür ve sanat ağırlıklı sohbetler düzenlenir. Her hafta bir üstat öğrencileri ile birlikte dergâha gelerek dinleyenler için sanatının felsefesini, inceliklerini anlatır; uygulama yaparak geleneksel sanatlara olan ilgi ve alakanın canlandırılması için çabalar. Tertiplenen sohbetlerde Ahmet Sadık Efendi’nin müzehhibe kızı Ayşe Yivlik Neftçi, hattat Ali Toy ile Savaş Çevik, hattat ve ebru sanatkârı Fuat Başar, geleneksel sanatların farklı alanlarında başarılı işlere imza atan Nursen-Güvenç Güven çifti, Ebru Ustası Hikmet Barutçugil, Ressam Osman Kehri gibi isimler bulunur.

Hüsamettin Yivlik bu Karababa Tekkesi’nin maneviyatı yüksek ortamında büyür. Çocukluk ve gençlik yıllarında öğrenir sabrı, bağlılığı, edebi, hoşgörüyü, erdemi... Klasik sanatlarda böylesine değerli isimlerin bir arada olduğu bir mekânda bulunmak, aynı havayı teneffüs etmek büyük şanstır onun için. Allah (cc) vergisi yeteneğine kattığı değerler ve aldığı terbiye onun sanat hayatında düsturu olur. Ahşap Oyma, Sedef Kakma, Sadekâr ve Kuyum Ustası Hüsamettin Yivlik ile yaşamı ve sanatıyla ilgili sohbet ettik, geleneksel sanatlar üzerine konuştuk.

Memuriyetten Geleneksel Sanat Ustalığına

Hüsamettin Yivlik, 1947 yılında Çemberlitaş'ta Karababa İşhanı’nda dünyaya gelir. İlkokulu Cağaloğlu’nda Büyük Reşit Paşa’da, liseyi ise Mecidiyeköy’de okur. Çocukluk yıllarından itibaren sanatsal faaliyetlere yatkınlığı olan Yivlik, 1968 yılında lise son sınıf öğrencisi iken İstanbul Sağlık Müzesi Atölyesi'nde ayniyat saymanı olarak çalışmaya başlar. Burası, Sağlık Bakanlığı’na bağlı, sağlık eğitim materyalleri üreten bir atölyedir. Sanatkar, boş zamanlarında buradaki aletlerle haşır neşir olur ve deneme yanılma yöntemiyle mülaj, alçı kalıp, maran gözlük, şablon çıkarma, pistole şablon yazma, ahşap oyma ve ajur sanatlarını öğrenir. Usta, “Atölyede oyma takımları ile yağlı boya resim atölyesi vardı. Resimlerle ve mulajlarla hastalıklı organlar, hastalıkla ilgili bilgi veren çeşitli dokümanlar yapıyorduk.” şeklinde konuşuyor.




1982 yılında verdiği ani kararla memuriyetten ayrılan ahşap ustası, sedefkâr olan dayısı Mazhar Anacan’a işlerinde bir süre yardım eder. “Dayımın ilerleyen yaşından dolayı gözleri iyi görmüyordu. Memuriyetimde yaptığım işlerden dolayı kendisi beni kâfi gördü demek ki bana ek işler verdi, ziynet kutularının üst tezyinatını yaptırdı. Bir süre de timer (zamanlı switch) tamiri ve imalatı yaptım. Ancak hem memuriyetimde hem de ticaret hayatımda sürekli bir rahatsızlık, huzursuzluk hissettim ve yapmak istediğimin bunlar olmadığına karar verdim.” diyen Yivlik, aynı yıl “Selçuklu Galerisi” adını verdiği atölyesini kurarak ahşap oyma, ajur, kakma sanatından eserler verir.

Karababa Tekkesi’nin küçük bir odasını atölye olarak hazırlayan Hüsamettin Usta, önce kâğıt üzerinde çalışmaya başlar. Ancak kâğıdın hassas malzeme olması kaynaklı yazılmış hattı, çizilmiş tezhibi bütün özelliklerini koruyarak sert malzemelere uygulamayı düşünür. “Kâğıt üzerinde çalışılmış, yıllarca emek verilmiş işi bir bardak su heba edebilir. Emeğimi zayi etmemek için ahşaba, sedefe, fildişine hat ya da tezhipleri ya aynen ya da kendi tasarladığım kompozisyonlarla uyguladım.” diyen sanatkâr, bu tabii malzemelerin doğaya karşı daha dirençli olduğunu dile getiriyor.

Usta sanatkâr, dergâhtaki klasik sanatlar üzerine süren sohbetleri can kulağıyla dinler, dost meclisinin engin bilgi ve tecrübesinden istifade ederek bu yıllarda tanıştığı bir Amerikalıya da içindeki sanat tutkusunu aşılar. Yivlik, ilk öğrencisi Abraham Justin Batchelder’ın hikâyesini anlatıyor:“Justin’in annesi İstanbul’a yerleşmişti ve sık sık gelip gidiyordu. Bir vesile ile tanıştık, ‘Öğretirsen ben burada kalırım.’ dedi. Bir Amerikalının Türk-İslam sanatlarını öğrenmeyi isteme düşüncesi beni heyecanlandırdı ve kabul ettim. Hem ahşap oyma sanatı hem de sanatın felsefesi üzerine paylaşımlar yaptık, hâl dilini güçlü bir şekilde kullandık. Çünkü ben İngilizce bilmiyordum o da Türkçe. Şimdi bulunduğum atölyeyi ona tahsis ettim, ben de dergâhta çalıştım. 1996’da Hikmet Barutçugil’in önerisi ile Habitat’ta ilk sergimizi, Taksim Gezisi’nde ise ilk uygulamamızı yaptık ve geleneksel sanatlara ilgi duyan insanlar tarafından tanınır hale geldik.”

1995 yılından itibaren profesyonel sanat hayatına atılan Yivlik, Batchelder ile çalışırken ona geleneksel sanatların düşünce mahsulü ve İslamiyet ağırlıklı olduğunu belirttiğini ifade ederek, yüreğe dokunan havasından kendisinin de bir gün etkileneceğini sezinlediğini dile getiriyor. Sanatkâr aradan geçen 3 yılın ardından Batchelder’ın İbrahim adını alarak Müslüman olduğunu, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni de birincilikle bitirdikten sonra Ürdün’e yerleştiğini, hâlâ orada ahşap oyma sanatı ile meşgul olduğunu anlatıyor.

Batı Sanatları Materyalist, Doğu ise Ruhanidir

Karababa Tekkesi’nin kapanmasıyla tam karşısındaki doğduğu binaya atölyesini taşıyan Yivlik, öğrencisi İbrahim Batchelder sayesinde Batı kültürünü de yakından tanıma imkânı bulur. Bu sebeple Doğu ve Batı kültürüne ait izlenimlerini bizimle paylaşan sanatkâr, her iki medeniyet arasında büyük farklılıklar olduğunu söyleyerek bir karşılaştırma yapıyor: “Batı sanatları daha çok ticari bir kaygı taşırken, sanatta kişi ön planda oluyor. Onun için Batı’ya ait olan her şeyde kişi ismi vardır, materyalisttir. Uzaklaştıkça eseri görürsünüz, ebatlar büyüktür. Batı’da, esere bakan herkes ayrı bir yorumda bulunur, Doğu’da ise sanatta zevk vardır, sanatçı geri plandadır. Daha ruhani ve hissidir. Ebatlar küçüktür, yaklaştıkça eseri görürsünüz ve esere bakan herkes aynı mesajı alır.”

Yıllardır bilfiil özel işlere imza atan ve bugüne kadar çok sayıda öğrencisi olan sanatkâr kendisininse hiç ustası olmadığından söz ediyor. Ayrıca geleneksel sanatlar alanında herhangi bir eğitim de almayan, çabalarıyla kişisel gelişimine katkıda bulunan Yivlik, kendine bir sıfat da addetmiyor. “Ben hattat veya müzehhip değilim. Hat ve tezyini sanatları aslına uygun yapmaya çalışıyorum.” diyen sanatkâr, “Kendimi geliştirmek için devamlı araştırmalar yapım. Bilmeden yaptığım hataları ve nüansları üstatların tenkitleri ile düzelttim, kim ne diyorsa hemen uyguladım.” şeklinde anlatıyor.

Atölyesinde Söz Değil, Marifet Konuşuyor

Hüsamettin Yivlik’in ahşap oyma, sedef kakma, kuyum ustası, sadekâr olduğundan söz ettik. Geleneksel el sanatlarından hat başta olmak üzere süsleme sanatlarını uygulayarak dekoratif çalışmalara imza atan sanatkâr, neler yapıyor, nasıl yapıyor biraz da bunlardan bahsedelim istiyoruz.




Duvarına astığı, “Bu atölye lafın bittiği marifethanedir.” yazısının hakkını veren Yivlik, fildişi, boynuz, ahşap, bağa, kemik, sedef, değerli ve yarı değerli madenlerden, çeşitli ağaçlardan sanatsal eserler üretiyor. Yivlik Usta, sedef kakma, gümüş işleme ve ahşap oyma sanatlarının buluşmasını bazen tek bir eserde bazen de ayrı parçalara uygulayarak levhalar, takılar, bıçak kınları, anahtarlar, ziynet kutuları, aynalar, neyler, kapılar yapıyor.

Ahşap uygulamaların zemin boşaltma işleminde kanepe-sandalye oymalarında kullanılan takımlardan istifade ettiğini ifade eden Yivlik, detay çalışmalarında ise kendi yaptığı ve “bıçak” olarak adlandırdığı aleti kullanıyor. “Hat ve süslemeler kalemle yapıldığı için ince uçlu, kesici bir alet yapmam lazımdı.” diye konuşan sanatkâr, eserlerini nasıl bir işlemden geçirerek yaptığını kısaca anlatıyor: “Kâğıda çizdiğim desenleri kâğıdı mastar olarak kullanıp ahşaba yapıştırıyorum. Bıçak yardımıyla kalemle çizer gibi deseni ahşaba çiziyorum. Kesikleri derinleştirerek zemini boşaltıyorum ve motifler meydana geliyor. Ardından süslemelere geçiyorum. Sedef, fildişi ne tür malzeme ile bezemek istiyorsam motife uygun kesimler yapıp, üzerine monte ediyorum. ”

Amacı Yapılmayanı Yapmak

Yılların verdiği birikimle büyük bir desen arşivi oluşturan ahşap sanatının usta ismi, boş zamanlarında bu arşivi tetkik ettiğini, belirlediği motifleri bazen aynen alarak bazen de yeni oluşturduğu kompozisyonları tayin ettiği malzemeye aktarıyor. Eserlerinin tamamını tabii malzemelerden yapan, doğallığın verdiği pozitif enerjiyi de hayatına yansıtan Yivlik, “İnsan topraktan yaratıldı. Çalıştığınız malzeme tabii olduğu için insanlar ağacın enerjisini hissedip eserlere dokunmak istiyor, o parça bir nevi mıknatıs özelliği kazanıyor.” diyor ve düzenlediği sergilerde ziyaretçilerin bir eserin önünde dakikalarca durmasını buna bağlıyor.

Ağacın insanı ‘terbiye etme’ boyutuna da değinen sanatkâr, “Yorulursunuz, elinizi kesersiniz. Dolayısıyla ağacı dinlemek, kendinize çekidüzen vermek zorundasınız. Aslında ağacı terbiye etmek isterken, ağacın sizi terbiye ettiğinin farkına varırsınız.” diye konuşuyor.

Ahşap oymanın yanı sıra “gizemli” olarak tarif ettiği sedefi eserlerinde sıkça kullanan sanatkâr, sedefe tezyinatı taş ile değil, testere ile işliyor. Çalışmalarında ahşap oymayla birlikte metal kakma, ahşaba sedef kakma ve metal maden kesme işlemlerini de uyguladığını söyleyen Yivlik, 35 yıldır çıplak gözle çalışılmayacak kadar milimetrik detayları büyük titizlikle işlerken, “Amacım, değişikliklere imza atarak yapılmayanı yapmak.” diyor.

Hüsamettin Yivlik, geleneksel sanatların ruhaniyetini ifade edebilmek için 70x20 ölçülerinde ceviz ağacından ahşap oyma ve gümüş kakma sanatlarını uyguladığı ‘Besmelenin Doğuşu’ adlı eserinin hikâyesinden örnek veriyor: “Bu kompozisyonu yakalayabilmek için ağaçtan bayağı fire verdim. Bir budak yakaladım ve en küçük haresine gümüşten ‘Besmele’ kestim ve kaktım. En son haresine de aynı ‘Besmele’yi büyüterek koydum, çerçevesine de tek sıra rumi işledim. 90’lı yıllarda Taksim Sanat Galerisi’nde sergiledim bu eseri. Sergide eşimin dikkatini biri çekmiş. Adam öylece parçaya bakıyormuş. Yanına yaklaştığında ise hıçkırarak “Şuna bak, usta Besmele’yi doğdurmuş.” demiş. Öğrendik ki bu kişi Türk-İslam sanatları ile pek de alakâdar olmayan Konyalı bir şoförmüş. Kendisiyle tanışmayı çok arzuladım fakat nasip olmadı ama bir ümit Konya’ya gidip sergi açtım, duyup gelir diye düşündüm, gelmedi.”

Sanatkâr, çalışmasına başlarken kendisinin de ‘Besmele’nin Doğuşu’ düşüncesi ile yola çıktığını söylüyor. Tek bir parçaya bakarak aynı duyguya kapılmanın, aynı düşünceye sahip olmanın geleneksel sanatlara has bir durum olduğunu dillendiren Hüsamettin Usta, “Sanat için verdiğiniz enerji boşa gitmiyor ve mesaj sanatseverlere doğrudan ulaşabiliyor. Sanatın birleştirici gücü ortaya çıkıyor.” diye konuşuyor.

Klasik Sanatlar Felsefesiyle Üretilmeli

Özel öğrencilerinin yanı sıra Sakarya Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları SAMEK’te ahşap oyma ve sedef kakma sanatı üzerine eğitimler veren Yivlik, derslerde uygulamanın yanı sıra klasik sanatların felsefesine de ağırlık verdiğini ifade ediyor. Sanatta felsefenin tasavvufi düşünce olduğunu söyleyen Hüsamettin Usta, tasavvufu da güneşe güneş gözlüğü ile bakmak şeklinde tanımlıyor. “Gözlüğün camı hangi renk ise dünyaya o çerçeveden bakarsınız.” diyen usta, “Tasavvufun hoşgörüsünde insana insan değeri vermek vardır, sıfat değil.” diyor ve ekliyor: “Bu düşünce yaşamı güzel kılar ve sanatkârların eserlerine güzellikler yansır. Çünkü tasavvuf kişinin ruh hali ne ise onu görünür kılar.”




İşin felsefesine uygun, sanatın maneviyata değil, maneviyatın sanata etki ettiği üretimler yapılması gerektiği vurgusu yapan usta, “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmekliğimi istedim âlemi, bilmekliğimi istedim Âdem’i meydana getirdim.” hadisini hatırlatarak, her biri ayrı bir sanat eseri olan âleme hayran olan kullardan olduğunu söylüyor.

Öze bakıldığında sanatkârların iyi birer taklitçi olduğunu dile getiren Yivlik’e göre doğadaki her şey sanat için bir doküman ve yıllardır yapılan eserler O’nu seyre devam ediyor. “Çünkü gördüklerimizin ve duyduklarımızın sahibi gerçek bir sanatkâr.” diyen Hüsamettin Usta, “İzmir’den gelen bir bağa parçasının iç kısmına baktığımda bulut ve rumi desenler olduğunu gördüm. Sanat tarihçisi Selçuk Mülayim’e bağayı gösterdiğimde bunlar elle çizilmiş motifler dedi. Oysa hiç müdahale yoktu. Kabuğun tabii hali idi o. Buradan yola çıkarsak bizler hiçbir şeyi yoktan var etmiyoruz ki, olanı taklit ediyoruz. Önemli olan tabiatın gönderdiği mesajı algılayıp, feyz alabilmek.”

Selçuklu Dönemi Eserlerine Özel İlgisi Var

Hüsamettin Yivlik sanat hayatında “Allah; ben güzelim, güzeli severim, sevdiğimi de herkese sevdiririm.” sözünü kendine örnek aldığını ifade ediyor. Malzemelerle düşüncelerini görünür hale getiren ve en güzeli yapabilmek için emek veren sanatkâr, dekoratif uygulamaların yanı sıra restorasyonlarda da görev alıyor. 2010 yılında Hırka-i Şerif’in gümüş kutularının onarım-temizleme ve diğer metal eksikliklerin giderilmesi, 2015’te Eyüp Sultan’da sanduka etrafındaki gümüş panoların onarımı ve temizlenmesinde görev alan usta, bu ortamların manevi havasından etkilenmemenin mümkün olmadığını söylüyor.

İlk restorasyon projesinden sonra Hırka-i Şerif’i kendi çalışmalarında uygulamaya karar veren usta bir süre takı yapar. Hırka-i Şerif’i ahşaba aktarma fikrini geliştirir. Bir dergide gördüğü fotoğraflardan hırkanın bütün motiflerini çıkarır. Tüm detayları sahip olduğu ince işçilik yeteneğiyle işlemeye koyulur. 80x50 cm ebatlarında usta işi bir çalışmaya imza atan sanatkâr, “Benim için zor ama özel bir çalışma oldu.” yorumunu yapıyor.

Ustanın çalışmaları arasında kapı şeklinde tasarladığı Hilye-i Şeriflerde bulunuyor. Selçuklu dönemi eserlerini andıran bu parçaları görünce o döneme özel bir ilgisi olup olmadığını sorduğumuz sanatkâr atölyesinin ismini (Selçuklu Galerisi) hatırlatarak şu cevabı veriyor: “Bin yıllık koca tarihin desen ve motiflerini eserlerimde sıkça kullanıyorum. Çünkü her şey denenmiş ve ortaya çok özel işler çıkmış. Desenlerde insan ve hayvan figürleri de kullanılmış çiçek ve yapraklar da. Devamı olan Osmanlı’da da durum aynı. İmparatorluk, tüm dünyada güzel olan her şeyi (din, dil, süsleme, yazı, kültür) bünyesine almış. Bu kadar büyük bir zenginlik varken de onlardan faydalanmamak, etkilenmemek ne mümkün.” Çocukluğu, gençliği kısacası tüm hayatı aynı bölgede, tarihi yarımadanın tam ortasında geçen Hüsamettin Usta, “Buraların en eskisi benim.” diyor. Lise yıllarında Sultanahmet’ten Çarşıkapı’ya kadar yürüdüğünde kendisine tarihi yapıların eşlik ettiğini belirten sanatkâr, “Camiler, çeşmeler, mezarlıklar bin bir desenle dolu. Şimdi gezemesem de zamanında çok dolaştım, gördüğüm her motifin örneğini çıkarttım. Elimde Türkiye’nin çeşitli bölgelerindeki yapılarla İran mimarisine ait fotoğraflar bulunuyor. Bu sebeple eserlerin etüt aşamasında zorlanmıyorum. Bir caminin kemerindeki bordürü bir yüzüğün üzerine işleyebiliyorum.” diye konuşuyor.




“Zor Olana Talibiz”

Sohbetimize çaylarımızı yudumlayarak devam ettiğimiz Hüsamettin Yivlik, el sanatlarına yatkınlığının babasının genlerinden geçtiği görüşünde. Ahmet Sadık Yivlik Efendi’nin de boş kaldıkça dallı çizimlerle eski kitaplara cilt yaptığını anlatan Yivlik, kendisi gibi iki kız kardeşinin de sanatla içli dışlı olduğunu söylüyor. Yivlik’in kız kardeşlerinden biri müzehhibe, diğeri ise dekoratif çantalar tasarlıyor.

Geleneksel sanatların günümüzdeki durumuna dair de bir değerlendirme yapan Yivlik, padişahlığın sona erdirilip Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda ülke olarak zor bir dönemden geçtiğimizi, Batı’nın etkisi ile çağdaş sanatlara ağırlık verildiğini ve kendi kültürel değerlerimizle aramızdaki bağın büyük oranda kopartıldığı söylüyor. Değerleri yaşatmada tarihine ve kültürüne bağlı yöneticilerle devlet teşviklerinin önemine dikkat çeken Yivlik, “Klasik sanatlarımız bir dönem üstü külle örtülen ateş gibiydi, çok az insan bu külün altında bir şeyler yapmaya çalıştı. Ben de 17 sene o külün altında olanlardanım.” diye konuşuyor.

Artan güzel sanatlar fakülteleriyle İSMEK gibi belediye kurumları sayesinde Türk-İslam sanatlarına olan ilginin arttığını anlatan Yivlik, eğitimlerini tamamlayan öğrencilerin atölye kurmaları, devletin restorasyonlarda onlara görev vermesi vb. olayların bu öz sanatlarımızın canlanmasına katkı sağladığını söylüyor.

Görüşmemiz esnasında kök ceviz üzerine hilâl içinde tuğra çalışan aynı işin teknoloji ile daha hızlı, daha ucuz ve güzel yapılabileceğini belirten Yivlik, makine ile yapılan ürünlerin bahsettiğimiz o mıknatıs özelliğinden yoksun olduğunu dile getiriyor. “Ustanın gözündeki, elindeki, nefesindeki enerji parçaya nüfuz ediyor. Makinada ruh yok ama bunu yapan insanda ruh var. Dolayısıyla biz zor olana talibiz, kolayı herkes yapar.” diyor.

70 yaşında ‘gönül işi’ yaptığını her defasında dillendiren Hüsamettin Yivlik, “Bir müzisyen ruhunu teslim edeceği anda eşinden duvardaki kemanını vermesini istemiş.” diyerek çalışmalarına ömrü yettiğince devam edeceğinin mesajını verdikten sonra ayrılıyoruz usta sedefkâr ve ahşap oyma sanatçısının yanından.

İSMEK El Sanatları Dergisi 24 İNDİR

Bu yazı 646 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK