Minyatür

Gülçin Anmaç: "Minyatür Bıçak Sırtında Bir Sanat"

  • #


Yazı: Semra ÇELİK

Minyatür sanatçısı Gülçin Anmaç, talebesi olduğu tezhip ve minyatür sanatkârı Cahide Keskiner ve minyatür sanatının duayen ismi merhum Nusret Çolpan’ın emanetini, şimdilerde kendi talebelerine aktaran bir isim. Minyatür için “Bıçak sırtında bir sanat” diyen Anmaç, “Matematiğini doğru anlamadıysanız, figürlerini çok iyi oturtmadıysanız çalışmanız hemen başka tarafa kayar. O zaman grafik yapıyor olursunuz, illüstrasyon yapıyor olursunuz veya karikatür yapıyor olursunuz. Ama minyatür yapıyor olmazsınız.” diye konuşuyor. Minyatür sanatında perspektifsizliğin ise bir eksiklik olmadığını, bilakis perspektife bağlı kalmamanın, sanatçıya bütün ayrıntıyı olduğu gibi yansıtabilme üstünlüğü sağladığını ifade ediyor.

Sanatın, bilhassa da geleneksel sanatlarımızın geleceğe taşınmasına vesile olan usta-çırak ilişkisiyle ilgili bir yazıda, her ustanın, kendi ustasından öğrendiklerini hiçbir bilgi kırıntısı dahi saklamadan talebesine öğretmekle mükellef olduğu belirtiliyordu. Hakikatli bir ustanın niteliklerinin sıralandığı o satırlarda, kendini samimiyetle sanatına adamış ustanın, İslam’da malın zekâtının kırkta bir, ilmin zekâtının ise yüzde yüz olduğunun idrakiyle, hüvesi hüvesine ne biliyorsa talebesine aktarması gerektiği vurgulanıyordu. Öyle ya, usta, sanatının yani kendisine tevdi edilen o kutlu emanetin usul ve yöntemlerini öğretirken, talebesine sahip olduğu ilmin kapısını açmalı ki, elinin maharet gösterdiği, gönlünün bakmayı bilen gözlere görünür biçimde bezediği sanatını talebeleri de aynı samimiyetle icra etsin, onlar da kendilerinden sonraki nesillere aktarabilsin.

Tıpkı usta sanatkârlar Şeyh Hamdullah, Kara Memi, Hamit Aytaç, Mustafa Düzgünman, Necmeddin Okyay ve daha nicesi gibi, minyatür sanatkârı Nusret Çolpan ve hem minyatür hem tezhip sanatkârı olan Cahide Keskiner de “hakikatli” ustaları Süheyl Ünver’in emanetine hakkıyla sahip çıkan ve o emaneti kendi talebelerine aktaran hakikatli iki usta. Gülçin Anmaç da bu iki ustanın rahle-i tedrisinden geçmiş, kendisi de bugün talebeler yetiştiren bir isim. Minyatür sanatına gönül vermesini, öncesinde tezhip sanatıyla iştigalini, üzerinde emeği bulunan değerli hocalarını, kendisinin talebeleriyle olan ilişkisini ve daha pek çok konuyu konuşmak üzere Anmaç’ı evinde ziyaret ettik.




Desen Alt Yapısı Cahide Keskiner’den

Kendi elinden tarçınlı kek ve demli çaylarımız eşliğinde Gülçin Anmaç’la söyleşimize başlıyoruz. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Sosyal Antropoloji Bölümü’nden mezun olan sanatçıya, “Eğitiminizden farklı bir alana, geleneksel sanatlara yönelmeniz nasıl oldu?” diye soruyoruz ilk olarak. Sanata, bilhassa da resme her daim ilgisinin olduğunu söyleyen Anmaç’ın anlattığına göre çocukluğundan itibaren elinden kalem, kâğıt düşmemiş, hep bir şeyler çizmiş. Üniversite eğitimine devam edip ayrıca özel resim dersi alırken, hocasının teşvikiyle geleneksel sanatlara yönelmiş. Zihninde resim hocasının çaktığı o minik kıvılcım ona, hayatının ilerleyen kısmında önemli bir yer edecek, belki de daha önce farkında olmadığı bir dünyaya giden yolu aydınlatmış.

Üniversitedeyken süren resim çalışmaları, minyatür ve tezhip sanatlarının duayen sanatkârı Cahide Keskiner’den ders almaya başlamasıyla farklı bir boyuta taşınmış. Hemen ilk etapta minyatüre başlayamadığını söylüyor Gülçin Anmaç. Geleneksel sanatlarda desen konusunun önemli olduğunu ve desen alt yapısının da tezhip bilgisiyle sağlanacağını belirtiyor. Anmaç, Cahide Keskiner’in, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde verdiği Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Kursu’nu bitirdiğini ve tezhibin usta isminin himayesinde yedi yıl bu sanatı icra ettiğini ifade ediyor.

Sohbetimiz sürerken, gözlerimiz Anmaç’ın evinin duvarlarındaki çerçevelere kayıyor. Bunlardan birini, önceden gördüğümüzü hatırlıyoruz. Cahide Keskiner’le yaptığımız söyleşi sırasında usta sanatkârın atölyesinde asılı ‘Köylü Kızlar’ serisinden bir çalışma olduğunun teyidini alıyoruz Gülçin Anmaç’tan. Sanatçının evinde Nusret Çolpan imzalı bir eseri de gördüğümüzü belirtelim ve yeniden söyleşimize dönelim. Geleneksel sanatlarda usta isimlerden eğitim almanın önemli olduğunu vurguluyor minyatür sanatçısı ve şöyle devam ediyor; “Bir hocayla bu yola koyulduğunuzda onun terbiyesini, görgüsünü, sanata bakışını, akademik disiplinini de alıyorsunuz. Cahide Hoca bu anlamda benim için doğru isimdi. O dönem ayrıca şukûfeleri ve kendi özgün çiçek serimi yoğun bir şekilde çalıştım.”




Cahide Keskiner’le yedi yıl süren sanat çalışmalarının ardından artık asıl istediği alana, minyatüre yönelme fırsatı doğmuş Gülçin Anmaç için. Talebe adaylarının “Keşke hoca ders verse” dediği Nusret Çolpan, o dönem ders vermeye başlamış. “Nusret Hoca, sanat yaşamı çok yoğun olduğu için elli yaşında ders vermeye başladı. O zamana kadar da dua ettik hep hoca ders versin diye. O dönem Süheyl Ünver Nakışhanesi devam ediyordu. A. Süheyl Ünver Hocamızın değerli kızı Gülbün Mesara Hanım rica etmiş, o da kıramamış. Nusret Hoca’nın ders vermeye başladığını duyduğum gibi kapısındaydım.” diyor. Minyatür sanatçısı Gülçin Anmaç, sözü farklı alanda eğitim almış olmasına getiriyor yeniden. Sanata olan ilgisinin yanı sıra edebiyata da, sosyal bilimlere de ilgisinin olduğunu söyleyen sanatçı, “Sanat konusundaki eğitimimi örgün eğitim kurumu içerisinde değil, konusunda iyi hocalarım ile birebir çalışarak tamamladım. Lisede sağlık okudum, üniversitede sosyal antropoloji eğitimi aldım ve bütün profesyonel hayatım da sağlıkla ilgiliydi. Yüksek lisansım Kadir Has Üniversitesi’nde ‘Kültür Varlıklarının Korunması ve Restorasyon’ üzerine ve tez konum ise bizim sanatlarımızın en önemli unsuru olan usta çırak ilişkisi ve bilgi aktarımının önemini anlatan Somut Olmayan Kültürel Mirasın korunması ile ilgilidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı ve Geleneksel Türk El Sanatları Sanatkârı onayı ile verdiği Sanatçı Tanıtma Kartı bu mirasın korunması ve kayda geçmesi ile ilgilidir ve bunu ilk alanlardanım. Yani hayatımdaki tüm bu bilgilenme, en sonunda yine bir bütünlük içinde sanatım adına toplanmış oldu. Yıllar içinde gözlemlediğim kadarıyla, farklı eğitimden gelmenin en büyük artısı, size çok farklı pencerelerin açılması. Bu size çok farklı bir vizyon getiriyor. Sürekli aynı alanda devam ettiğinizde, bir kısır döngüye, tekdüzeliğe düşmeniz mümkün.” diye konuşuyor.

“Minyatürde Matematiksel Kurulum Önemli”

Minyatür sanatçısı Gülçin Anmaç’tan, hocası Nusret Çolpan’la olan eğitim sürecinden bahsetmesini istiyoruz. Hocasının vefatına kadar, yaklaşık altı yıl süren derslerin yanı sıra Çolpan’a, atölyesinde asistanlık da yaptığını söylüyor Anmaç. Belirttiğine göre birkaç projede de birlikte çalışmışlar. Anmaç, Nusret Çolpan’ın talebesi olmanın kendisi için büyük bir şans olduğunu da belirtmeden edemiyor. Hocasını rahmet ve minnetle yâd eden Gülçin Anmaç, özgün kompozisyonlara imza atan Nusret Çolpan’ın, geniş vizyonu ve farklı materyaller üzerinde yaptığı çalışmalarıyla, minyatür sanatı için çok önemli bir mihenk taşı olduğunu ifade ediyor. Perspektifin olmadığı bazen çok sınırlı kullanıldığı bir sanat olan minyatürü, ders verirken talebeye matematiksel bir kurulum üzerinden anlatmak gerektiğini söyleyerek, hocası Çolpan’ın, minyatürdeki bu anlaşılması kolay olmayan kurguya çok hâkim bir sanatçı olduğunu da vurguluyor.

Söz perspektif konusuna gelmişken, Anmaç’ın, bir mülâkatta, perspektif olmayışının minyatür sanatı için bir eksiklik değil, bilakis bu durumun, eserde konunun tam ve gerçekçi olarak anlatılmasını mümkün kıldığı yorumunu da hatırlatalım. Ona göre perspektife bağlı kalmamak, sanatçıya bütün ayrıntıyı olduğu gibi yansıtabilme üstünlüğü sağlıyor. Minyatür için “Bıçak sırtında bir sanat” diyen sanatçı, “Matematiğini eğer doğru anlamadıysanız, figürlerini çok iyi oturtmadıysanız çalışmanız hemen başka tarafa kayar. O zaman grafik yapar olursunuz, illüstrasyon yapıyor olursunuz, naif resim yapıyor olursunuz veya karikatür yapıyor olursunuz. Ama minyatür yapıyor olmazsınız. O nedenle minyatür yaparken tam bir bıçak sırtındasınızdır.” diye konuşuyor.

Türk, İran ve Hint minyatürlerini karşılaştırmasını istiyoruz sanatçıdan. “Kültürün kültüre üstünlüğü olmaz.” diyen Gülçin Anmaç, her kültürü kendi içinde değerlendirmek gerektiğini ifade ediyor öncelikle. Türk minyatürünün belgelemeye dayalı olduğunu ve her bir çalışmanın tarihi birer belge olduğunu belirtirken, İran ve Hint minyatürleri için de şunları söylüyor; “İran minyatürleri de, Hint minyatürleri de, Türk minyatürleri de kendi kültürlerine ait hikâyeleri yansıtıyor. İran minyatüründe, dini düşüncenin rahatlığıyla, bizim katı baktığımız bir noktaya, daha rahat bakılıyor mesela. Ayrıca İran minyatüründe tarihlerini yansıtan kahramanlık temaları çokça işlenmiş. Son dönemde ise İran minyatürü daha çok resme kaymış durumda. Hint minyatürüne baktığınızda ise efsaneler konu olarak işlenmiş, güzel gerçeğe yakın bağlar, bahçeler resmedilmiş.” “Sanatta Bulunduğunuz Yeri Tarih Belirler”

Osmanlı dönemindeki nakkaşhane geleneğini hatırlatarak, aydınlatma ve malzeme temini gibi teknolojik imkânlar da hesaba katılırsa, geçmişteki sanatkârların mı, günümüz sanatkârlarının mı daha şanslı olduğunu soruyoruz Gülçin Anmaç’a. Her kültürü kendi içinde değerlendirmek gerektiği gibi her dönemi de kendi içinde ele almak gerektiğini söyleyen Gülçin Anmaç, o dönem sanatkârlarının da şimdiye göre bazı avantajlara sahip olduğuna işaret ediyor.

“O dönem nakkaşhane ruhu, çalışma ritmi başkaydı elbette. Sanatkâr gün batınca yatıyor, gün doğmadan kalkıyor, iki öğün yemek yiyor, baş nakkaşa bağlı olarak zanaat ağırlıklı bir düşünceyle ilerliyordu işinde. Nakkaşhanede iş bölümüyle ilerliyordu işler. Sözgelimi kimi sadece cetvel çekiyor, kimi de altın eziyor, kimi boyama yapıyordu. Ama şimdi öyle değil, her şeyi kendimiz yapıyoruz. Eser çerçeveye taşınıncaya kadar tüm aşamalarında tek başınayız.” diyor. Anmaç biraz da sitemle, geleneksel sanatlarımızda galericilik, küratörlük sisteminin çok güçlü işlemediğini öne sürüyor.




Geçmiş ile günümüzü karşılaştırırken, yapılan bir yanlışa da dikkat çekiyor sanatçı. Kişiler üzerinden yapılan değerlendirmelerdeki en büyük yanlışın, konuya o günün koşullarını göz ardı ederek yaklaşmak olduğunu söyleyerek, “Bir sanatçıyı eleştirsek de, takdir etsek de bugünün gözüyle yapıyoruz bunu. Hâlbuki onun dönemine gidip, onu kendi döneminde anlamanız gerekiyor. Bugünden bakarak geçmişi, geçmişten bakarak bugünü değerlendiremeyiz.” diye konuşuyor. Bu arada, minyatür sanatının gelecekte daha iyi yerlere geleceğine olan inancını da ifade ediyor Gülçin Anmaç. “Biz ölümlüyüz. Hiç kimse yaşadığı dönemde kendi yerini göremez. Şu anda her şeyi biliyorum, her yerde biliniyorum, diyen biri belki elli yıl sonra anılmayacak olabilir. Geçmişte de, döneminde göz ardı edilen pek çok sanatçının değeri, ölümünden yıllar sonra bilinmiştir. Yani sanatta bulunduğunuz yeri tarih belirler.” diyor ve bu konuda iddiada bulunmanın gereksiz bir çaba olduğunu da sözlerine ekliyor.

“Atölyeler Ticarethane Gibi Olmamalı”

Gülçin Anmaç, sanat yaşamında yol alışını anlatırken, deyim yerindeyse daha işin başındayken, kendisine bu yola neden çıktığının cevabını dürüstçe verdiğini belirtiyor. Derdinin, çok eser üretip, çok meşhur olmak, çok para kazanmak olmadığını söyleyen sanatçı, “Benim sanata baktığım nokta bu değil.” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor; “Önce kişinin kendi bireysel çözümlemesini yapması lazım. ‘Ben bu sanatı niye yapıyorum?’ bunun cevabını kendinize dürüstçe verin, diyorum öğrencilerime. Bu işten çok para kazanmamış biri olarak söylüyorum bunu. Bakışım o olsaydı, atölyem olurdu ve ticarethane gibi işlerdi. Ki bana göre kültür ve sanat paylaşımının olduğu yer demek olan atölye, bir ticarethane gibi olmamalı. Öncelikli olarak öğrencilerin, hocalarıyla buluştuğu, ürettiği bir yer olmalı atölye.

Bir yandan hayatını kazanmak için çok farklı bir alanda profesyonel yaşamını sürdürürken, diğer yandan da gönül verdiği sanatta kendini var etmeye çabalamış Gülçin Anmaç. Dahil olduğu camiadaki çekişmelerden, hırstan uzak, bireysel biçimde yol alma, yoluna devam etme çabasında olduğunu söyleyen sanatçı, “Ben kimim, niçin bu dünyaya geldim, kendimi nasıl ifade edebilirim, dedim hep. Onun için bireysel, tek başıma gitti bu yol. Şansım iki çok değerli hocamın olması, sanatı onlardan öğrenmiş olmamdı. İşin maddi kısmını, hayatımı başka bir alanda kazanıp, sanat alanını temiz tutmaya çalıştım. Belki daha az iş ürettim, ama camianın karmaşasından uzak kalmış oldum.” diye konuşuyor. Hemen arkasından, tercihi şan-şöhret, para kazanmak olsaydı, Nusret Hoca vefat ettiğinde hemen, onun talebesi olarak hocalığa başlayıp bunu sağlayabileceğini de sözlerine ekliyor. Fakat o, bu dediğini yapmak yerine, o dönem kitaplar içerisinde inzivaya çekilip üniversiteye dönmeyi ve yüksek lisans yapmayı tercih ettiğini ifade ediyor.

Kültürün Devamlılığı İçin Ders Veriyor

Gülçin Anmaç’ın, tıpkı şimdilerde rahmet ve minnetle andığı hocaları Nusret Çolpan ve Cahide Keskiner gibi, eskilerin deyimiyle sanatının zekâtını verdiğini, talebe yetiştirdiğini belirtmiştik. Minyatür sanatçısı Gülçin Anmaç, dersi, hocalarından farklı olarak daha sistemli anlattığını da ifade ediyor. “İlk bir yıl ciddi anlamda minyatür sanatının zanaat kısmını öğretiyorum öğrenciye. Nüanslı tahrir ve tüm boyama tekniklerini yani işin zanaat kısmının eğitimini doğa unsurları üzerinden yapıyorum. Ama bunu yaparken minyatürün figüratif ögelerine de işliyorum. İlk önce çizgi denemeleri yapıyoruz, ondan sonra çiçekler, ağaçlar, kayalar, dalgalar, bulutlar ve sonrasında özgün doğa tasvirleri... Böylelikle öğrenciler bütün bir doğa tasvirini yapabilir hale gelirken, bütün teknikleri de öğrenmiş oluyor. Kullanıldığı yerde bir saz yolunu bilmeli öğrenci, bir çift tahrir nasıl yapılıyor, nüanslı tahririn incelikleri, noktalama, akıtma, tarama, altın ve sulu boya kullanma... Bir süreç içine adım adım yayıyorum bunları. Öğrenci, ilk yılın sonunda, mesela ‘Münhani nedir?’ dememeli. Tüm terimleri, malzemeyi biliyor olması lazım.” sözleriyle ders işleme yöntemi hakkında fikir veriyor.




İkinci sene ise artık sanat tarihine de girdiğini belirtiyor ve “Uygurlardan başlayarak Selçuklular, Osmanlılar, bütün sanat tarihi üzerinden el yazmalarında minyatür sanatımızı anlatıyorum. Yani sene bittiğinde öğrenci, birçok farklı dönemin el yazmalarından taklit çalışmalar yapmış, boyama tekniklerini anlamış, eseri biliyor, tarihi söyleyebiliyor olmalı. İkinci yılda ayrıca özgün hayvan ve insan figürleri üzerinde çalışmaya başlıyor öğrenciler. Bu alt yapıyı oluşturduktan sonra artık siz o öğrenciyle özgün minyatürler çalışmaya başlayabilirsiniz.” diyor.

Yirmi beş yılı aşkın bir süredir sanatla iç içe olan sanatçı, ders verirken öğrencilerine yaşayan sanatçıların işlerinden yaptırmadığına da vurgu yapıyor ve günümüz sanatçılarının eserleri üzerinden çalışmayı doğru bulmadığını ifade ediyor. “Geride binlerce yıl var, onu öğrenelim önce. Binlerce yıllık bir emanet var üzerimizde ve o emaneti devam ettireceğiz. Bir de öğrencilerime kitap aldırırım, olabildiğince internetten uzaklaştırırım. Odaklanmayı yine sağlıklı doküman üzerinden yapıyorum. ‘İki yıl sonra geldiğiniz yere baktığınızda kendiniz bile şaşıracaksınız’, derim öğrencilerime.” diye de ekliyor.

Anmaç, talebe yetiştirirken amacının, kendi ordusunu kurmak olmadığını belirterek, “Eğitim vermeye başlarken düşüncem, ‘bir piramit yapayım en üstünde ben olayım herkes benden olsun’ değildi. Ben bir kültür bilimci olarak, hocalarımdan öğrendiğim bilginin aktarılmasının önemine inandığım için ders veriyorum. Yani bir zincir halkası gibi... Ben doğru bir bilgi aldım, benden sonrakine de o bilgiyi doğru şekilde ve daha güçlendirerek aktaracağım, böylece bu zincir kopmadan devam edecek. Bu zincir bizim tarihimiz, binlerce yıllık zenginliğimiz.” diyor. Gülçin Anmaç’la söyleşimizin yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Çeyrek asırdan bu yana sanatla iç içe olan Anmaç’a, bir sanatkâr olarak bugüne kadar üzerinde çalışmaktan en çok keyif aldığı çalışmasının ne olduğunu sormadan bitirmeyelim istiyoruz. “Tamamlanan her işten sonra ‘Acaba şöyle yapsam daha mı iyi olurdu?’ diyen biriyim. Hep eksiklerimi görür ve bir sonraki işimde tamamlamaya çalışırım. İş bitince benden çıkıyor ve taze bir fikir ile yeni bir iş başlıyor. Belki de gelişmek böyle bir şey.” diye konuşuyor Anmaç. “Öğrenme hali, kendini geliştirme hali hiç bitmiyor belli ki.” diye araya giriyoruz, o da bizi doğruluyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 24 İNDİR

Bu yazı 1264 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK