Makale

Geçmişten Günümüze Türk El Sanatları

  • #


Yazı: Prof. Dr. H. Örcün BARIŞTA

Anadolu ve çevresinde serpilip gelişen Türk el sanatlarının engin bir geçmişi ve bizlere ulaştırdığı zengin bir hazinesi vardır. Selçuklu dönemi, Beylikler dönemi, Osmanlı İmparatorluğu dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi başlıkları altında ele alınarak incelenebilecek örneklerden oluşan bu hazine, Türklerin dünya sanatına armağanıdır. Yurt içi ve yurt dışında pek çok müzede sergilenen örnekler buna tanıklık etmektedir.

Bu yazıda amacımız Osmanlı İmparatorluğu dönemi kanalıyla günümüze ulaşan Türk el sanatları ile ilgili genel bilgiler vermek, bu örneklerde gözlenen süslemelerdeki güçlü birikimi gözler önüne sermek, bugünkü durumunu daha iyi anlayabilmek için bu sanatlar ve bunların süslemelerine toplu bir bakış yapmaktır.

1453 yılında Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethiyle başlayan Osmanlı İmparatorluğu dönemi mimari alanında olduğu gibi el sanatları olarak adlandırılan sanat dallarında da ün yapmıştır. Bilindiği gibi klasik estetik terminolojisinde el sanatları tamlaması güzel sanatlar dışında kalan güzel sanatlar düzeyine ulaşmamış örnekleri kapsamakta, el sanatı olarak nitelendirilen örnekler estetik açıdan ikinci, üçüncü kategori iş, ürün, eser karşılığında kullanılmaktadır. Oysa Osmanlı İmparatorluğu döneminde saray, ordu, ev, işlik, çarşı, hapishane, eğitim kurumları vb. merkezlerde uygulanan el sanatlarının iş ürünü, endüstriyel üretim ürünü, el sanatı, artistik el sanatı, kültür varlığı, eser vb. gibi isimlerle adlandırılmış kategorilerde bulunan çeşitli örnekleri bulunmaktadır. Hem güzel hem yararlı olma özelliği taşıyan, yaratıcı güç ve başarılı becerinin göstergesi olan ürünlerden oluşan, dönemin duygu ve düşünce sistemini yansıtan el sanatları örnekleri arasında estetik değeri ve sanatsal boyutu bulunan, iş ürünü niteliği gösteren parçalardan güzel sanat düzeyine kadar ulaşan değişik kategorilerde örnekleri vardır. Ya kurumsal eğitimle ya da kurumsal eğitim dışında geleneksel yolla dededen, nineden, anadan, babadan, ustadan öğrenilerek kuşaktan kuşağa geçerek süregelen evdeki sanatsever, amatör teknikerden çarşıdaki profesyonel meslek gruplarına kadar geniş bir alana dağılan bu sanat dalları becerili işçi, usta ve sanatçının ya kendi başına ya da grup çalışması (kolektif çalışma) kanalıyla yapmış olduğu ürün ya da kültür varlıklarından oluşmaktadır.(1) Yakın bir geçmişe kadar yabancı literatürde küçük sanatlar adıyla da bilinen el sanatlarının bir grubu taşınabilir kültür varlıkları yanı sıra taşınmaz kültür varlıkları, başka deyişle mimari ile bağlantılı ustalık alanlarının ürünlerini de kapsamaktadır. El sanatçısı tamlaması altında kümelenen meslek gruplarından yola çıkılarak çeşitli isimlerle tanınan sanat dalları, kullanılan gereçlerden yola çıkılarak alfabetik bir sistematikle ağaç işleri, alçı işleri, boya işleri, boynuz işleri, cam işleri, deri işleri, iplik işleri (tekstil), kağıt işleri, keçe işleri, metal işleri, taş işleri, toprak işleri ve karışık ya da bileşik gereçlerle yapılan işler şeklinde sıralanmaktadır. Bu dalların her biri kendi içinde ya ustalık alanları ya kullanılan gereç ya da üretilen üründen adını alan gruplara ayrılarak çok geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.


Osmanlı İmparatorluğu Döneminin El Sanatları İle İlgili Genel Bilgiler

Osmanlı İmparatorluğu döneminde başkent İstanbul el sanatları açısından çok zengin bir merkezdir. Burada hem saray çevresinde kümelenen ehl-i hiref adı ile bilinen, teknik yönü ağır basan işler yapan sanat sahibi esnaf anlamına gelen(2) zanaatkarlar hem hassa mimarlar ocağının bu dala ilgi duyan neccarların (ince marangozluk işleri)(3) verdiği ürünler hem ordunun işlikleri hem de saray dışında çarşıda ve evlerde halk sanatının ürünlerinden oluşan çok sayıda örnek yapılmıştır. Günümüze ulaşan yazılı belgelerden ehl-i hiref örgütünün Topkapı Sarayı’nda örgütlenmesi XV. yüzyıl sonlarında II. Bayezit döneminde tamamlandığı; Fatih Sultan Mehmet döneminde Edirne Sarayı’nda da benzer bir örgütün bulunduğu; XVI. yüzyılda 45 bölük halinde örgütlenen ehl-i hiref’in en önemli elemanları nakkaşlar, kuyumcular, katipler, ciltçiler, çiniciler, kumaş dokuyucuları, her türlü maden işini yapan kazgancılar, ahşap işleriyle uğraşan kündekarlar ve marangozlardan oluştuğu; padişahın yaptırdığı cami, saray, köşk vb. mimari eserlerin süslenmesinde doğal olarak ehl-i hiref sanatçılarının önemli bir bölümü görev aldığı; hat, kalem işi, çini, ahşap vb. gibi süslemeler de ehl-i hirefe mensup sanatçılar tarafından gerçekleştirildiği; 1573 yılına ait bir kayda göre bu örgütte 983 kişi bulunduğu(4) ortaya çıkmaktadır.

Bir başka örgüt ise imparatorluğun imar-bayındırlık gereksinimlerini karşılamak için oluşturulmuş tüm inşaatları planlamak, yapmak ve onarmak amacıyla kurulmuş Hassa Mimarlar Ocağı'dır. Yazılı belgelerden ilk kuruluşu tam olarak bilinmeyen bu devlete ait mesleki kuruluşun faaliyetleri 1453’ten sonraki bir tarihte başladığı; sık sık değişen sayılarının 1527- 1528 yıllarında 14 olarak belirlendiği; saray içinde Birun bölümünden sayılan Hassa Mimarlar Ocağı sarayın dört ünlü eminliğinden birincisi olan şehreminliğine bağlı olduğu; hassa başmimarının yönetimi altındaki Hassa Mimarlar Ocağı’nın ana elemanları hassa mimarlar kethudası, kalem katibi, mimarlar, minareciler, mermerciler, taşçılar, sıvacılar, neccarlar (marangozlar), nakkaşlar (bezemeciler)’(5)dan oluştuğu; Hassa Mimarlar Ocağı’nın öncelikli görevi tıpkı Ehl-i Hiref Teşkilatı’na mensup sanatçı grupları gibi, kadro ve maaşla bağlı bulunduğu Osmanlı saray ihtiyaçlarını karşılamak olduğu; bu kuruluşun ehl-i hiref’ten farkı ise yaptığı işin niteliği gereği, faaliyetini sultanın sarayı ölçeğinde değil, önce sultanın başkenti yani İstanbul kenti ölçeğinde, sonra da üst yürütme organı olarak imparatorluk ölçeğinde ele aldığı;(6) anlaşılmaktadır. Bu ocağın yetiştirdiği Mimar Sinan, Mehmed, Davut, Dalgıç Ahmed ünlü ustalar ve öğrencileri ve daha başka mimarların ilk sanat bilgilerini Topkapı Sarayı’ndaki Has Bahçe’de kurulmuş saray atelyelerinde edinmiş oldukları ileri sürülmektedir.(7)

Sarayın plastik sanatlar alanlarındaki etkinlikleri yanı sıra saray dışındaki mimari etkinliklerle bağlantılı söz konusu el sanatlarının uygulandığı bu iki devlete bağlı kuruluştan başka halkın gereksinimlerini sağlamak amacıyla çeşitli isimler altında kümelenen çeşitli işliklerde geleneksel yollarla eğitilen ustaların yaptığı ürünler bulunmaktadır. Bu konuda halk sanatçılarının yaptığı işler, kazançları ile ilgili bilgiler veren narh defterleri meslek grupları konusunda da bizleri aydınlatmaktadır.1640 tarihli Narh Defteri’ndeki kayıtlardan kutucuyan (kutucular), çilingiran (çilingirler), çıkrıkçıyan (çıkrıçılar) ve doğramacıyan (doğramacılar) vb. gibi alanlarda uğraş verildiği(8) ve bu iş kollarında çalışan neccar, doğramacıyan ve nakkaşan vb. gibi ustaların alması gereken ücretlerin de belirtilmiştir.(9) Yazılı kaynaklardan sağlanan bu bilgileri görsel kaynaklar tamamlamaktadır. Bu konuda bu dönemde kaleme alınmış surnameleri bezeyen minyatürlerde esnaf alaylarının geçişlerini gösteren sahnelere yer verilmiştir. Bu örnekler Osmanlı İmpratorluğu döneminin mimari ile bağlantılı taşınmaz ve taşınabilir nitelikteki kültür varlıkları konusunda bizlere ışık tutmaktadır. Öte yandan günümüze ulaşarak müzeleri bezeyen pek çok kültür varlığı örneği yazılı ve görsel kaynaklardan sağladığımız bilgilerimizi doğruluğunu sınamamıza olanak vermektedir.

Kişinin artistik çalışmalarının ve toplumun estetik değerlerinin sergilendiği el sanatlarınında verilen ürünlerin taşınabilir kültür varlıklarından oluşan bir grubunun doğum, evlenme, ölüm gibi hayatın üç ana dönemi çevresinde kümelenen örf adetlerin yanı sıra geleneklerle beslenmiş, göreneklerle serpilmiş, dinin de etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu döneminde aşamalarla yöresel düzeyden başlayarak ulusal ve uluslararası bir platforma ulaştığı görülmektedir. Bu parçalar arasında doğum adetleriyle bağlantılı olarak beşikler, işlemeli beşik örtüleri, çevreler, peşkirler, yatak örtüleri, şerbet ve tatlı takımları doğacak bebeğe yapılan hazırlıklara işaret etmektedir.

Evlenme adetleriyle ilgili olarak yapılan işlemeli bindallılar, duvaklar, erkek şalvarları ve yelekleri, çevreler, uçkurlar, iç çamaşırları; terlik, yemeni ve çizmeler; erkek için hazırlanmış traş önlükleri ve örtüleri, traş takımları; hanımlar için hazırlanmış işlemeli hamam takımları, hamam tasları, kildanlar; erkekler için köstekler; hanımlar için bilezikler, küpeler, kemerler dikkati çekmektedir. Bu giyim parçaları dışında şerbet takımları, tatlı takımları, şeker tasları, kahve takımları, nargile ve mangal vb. gibi sergilenen eşyalar göz kamaştırmaktadır. Bazen haftalarca süren düğünlerde sergilenen cehizler arasında kilimler, cicimler, halılar; işlemeli havlular, oda ve yatak takımları, yastıklar; yazmalar; oyalarla çevrelenmiş çevreler; el örgüsü çorapların yanı sıra sandıklar, takunyalar, kaşıklar, kazanlar, ibrikler, kahve zarfları, aynalar, tepsiler, yemek tabakları, çanaklar, aşure takımları düğüne verilen önemi göstermektedir.

Din ve ölümle ilgili eşyalar arasında ise seccadeler, havlular ve peşkirler, cüz keseleri; rahleler, sünnet elbiseleri, hamaylılar, mevlüt örtüleri, kına, sabun ve para keseleri yerleştirilen işlemeli bohçalar, dini törenler yanı sıra abdest almada ve namaz kılmada kullanılan eşyaların zarafeti dikkat çekmektedir.(10)

Ya iki boyutlu ya üç boyutlu tasarlanmış bu örneklerin yapımında kullanılmış olan ağaç, alçı, boynuz, cam, deri, iplik, kağıt, keçe, metal, taş, toprak işleri vb. gibi gereçlerle uygulanan biçimlendirme ve süsleme teknikleri üst düzeyde bir teknolojinin varlığına işaret etmektedir. Yontma, oyma, kakma, kazıma, çökertme, kanal açma, kalıpla dökme, elle çekme, üfleme, yamama, dokuma, iğne yürütme, ilmek atma, düğüm atma, boyama, sırlama vb. gibi isimlerle bilinen temel teknikler ve bunların çeşitlemeleri çok becerili bir işçiliği gözler önüne sermektedir.

Önceden belirttiğimiz gibi müzeleri bezeyen örnekler Osmanlı İmparatorluğu dönemi el sanatlarının plastik özelliklerinin yüzyıllar boyu izlenebileceği nesnel kaynaklar oluşturmakta ve bu dönemin bu alandaki kültür varlıklarının süslemelerine toplu bir bakış yapma olanağı vermektedir. Bunlar üzerinde yapılan gözlemler doğrultusunda el sanatlarının süslemeleri ana çizgileriyle kısaca şöyle özetlenebilir:


Süslemelerde Gözlenen Genel Özellikler ve Üslup

Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalan el sanatları örneklerinde gözlenen süslemelere minyatürler dışında toplu bir bakış yapılabilir ve örneklerin yapılış biçimi bir tarafa bırakılarak bunlarda seçilen konular, konuların biçimlendirilişi, renklendirme ve kompozisyon başka deyişle bu dönemde görülen süslemelerin genel özellikleri ve üslubu kronolojik bir sistematikle 16. yüzyıldan başlayarak 17. yüzyıl, 18. yüzyıl, 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın ilk çeyreği olarak sırasıyla şöyle tanıtılabilir:

16. Yüzyıl Sanatı

16. yüzyılda sanatçılar ve ustalarca ya somut ya soyut ya da ikisinin bileşiminden oluşan karma konular seçilmiştir. Somut konular arasında nar çiçeği, lale, karanfil, zanbak, sümbül, yaban gülü, nar, elma vb. gibi bitkisel bezemeler; rumi, kuş, kuzu, ejder vb. gibi figürlü bezemelerden oluşmaktadır. Çoğu anlam yüklü konuların sergilendiği motiflerden en yaygın olarak seçilen içi başka motiflerle dolgulanmış bitkisel bezemelerdir. Nesneli bezenmeler arasında kadeh biçimi vazolar, hançerler ilgi çekmektedir. Soyut konular arasında yıldız, altıgen, beşgen, üçgen, madalyon, rozet, geçmeli örgü, üç top (çintemani- Timur beneği) vb. gibi geometrik bezemeler; kufi, neshi yazı türleri ilginç seçimlerdir. Geometrik bezemelerin ve yazılı bezemelerin mözellikle ağaç işleri dalında türler olan vaaz kürsüleri, kapı kanatları ile pencere kapaklarında seçkin örnekleri vardır. Somut ve soyut konuların bir arada kullanıldığı karma konular resim niteliğindeki minyatür anlayışına uyum sağlamaktadır. Taş işçiliğinin mezar taşları türlerinde kadeh biçimi vazolara yerleştirilmiş çiçeklerle tasarlanmış bir tür natürmort olarak nitelendirilebilecek vazoda çiçek motifleri karma konular kapsamında çeşitlemeler arz etmektedir. Benzer bir durum taş işleri türlerinden mihrap ve minberler için söz konusudur. Soyut ve somut konulardan oluşan karma konu çeşitlemelerinde seçilen konular sanatçıların, ustaların Doğu ile Batı arasında bir ara dünya ortaya koydukları düşündürmektedir.

Bu parçalarda ustalar motif, bordür ve kompozisyonlarını hazırlarken antinatüralist bir tutumla doğaya yaklaşmışlar ve doğadaki güzelliği kendi yorumları ile yansıtmışlardır. Batı anlayışıyla gölge ışık, ve perspektif gibi nesneleri gerçeğe yaklaştıran onların oylum kazanmasını sağlayan niteliklerden kaçınmışlardır. Böylece yüzeyde hareket sağlamışlardır. Sert geometrik çizgilerin yardımıyla biçimlerini oluşturmuşlar arı bir yaklaşımla tasarlarının yansıtmışlardır. Bazı örneklerde soyutlamalarla gerçek üstü bir üsluba yönelmişlerdir. Bazen soyut (abstre) bazen sembolik bazen anlam yüklü değerler aktarmışladır. Güçlü doğa gözlemine bağlı olarak yapılan cisimlendirmelerde dik açıların oluşturduğu kareler, dikdörtgenler, üçgenlerin yanı sıra daire vb. gibi geometrik birimlere başvurmuşlardır. Biçimlerinde yalın ifadeye özen göstermişler ve nesnenin özündeki karekteri yansıtma çabası gütmüşlerdir. Batı anlamında pür estetik anlayışına yaklaşım göstererek doğayı dış görünüşünden kısmen sıyırmışlar ve bir mimari kuruluş gibi biçimlendirerek adeta doğanın özünü formilize etmişler ve böylece bazen konstrüktivist olarak nitelendirebilecek bir üsluba yönelmişlerdir. Geometrik ve yazılı bezemelerle non–figüratif şekillendirmeler aktarmışlardır.

Yansıtılan biçimler ya bir renkle ya da birden fazla renk kullanarak renklendirilmiştir. Bir renkli biçimlerini altın ve gümüş rengi; birden fazla renkli biçimlerinin domates kırmızısı, yakut rengi, mavi, boncuk mavi ana renkleri ve beyaz, yeşil, sarı yardımcı renkler ile renklendirmişlerdir. Bazı örneklerde bej, kahverengi, gibi naturel renkleri de kullanmışlardır. Renklerin dağılımında antinatüralist bir tutumla doğaya yaklaşmışlardır. Büyük lekeler biçiminde serdikleri renklerde tonlamadan kaçınmışlar sert kontrastlara başvurmuşlardır. Kırmızı dallar, mavi yapraklar ve narlar vb. motiflerle seçimi ve dağılımında cesur çıkışlar yapmışlar, çizgi ile sağladıkları hareket olgusunu renkle güçlendirmişlerdir.

Süslemelerde gözlenen kompozisyonlar iki başlık altında toplanmaktadır: Bir motiften oluşturulmuş kompozisyonlar ve birden fazla motifin yinelenmesi ile oluşturulmuş kompozisyonlar. Bir motiften oluşturulmuş kompozisyonlarda ustalar üniteleri birleştirerek tek bir birim içinde sunmuşlar ve bu kapalı kompozisyonlarla bazen resimsel bir etkiye ulaşmışlardır. Seramik, ağaç işleri, taş işleri, işlemeler ve halılar kapsamında ilginç örnekler sergilemişlerdir. Birden fazla motifin yinelenmesi ile oluşturulmuş kompozisyonlarda motif sıralamalarına başvurmuşlardır. Motifleri düzgün, atlayarak, bağlantılı ve geçmeli sıralamalarla biçiminde yerleştirmişler ve yatay, dikey, diagonal eksende gelişen ya da merkeze doğru yönlendirilmiş motiflerle bir merkeze doğru akıp giden düzenle yüzeyleri bezemişlerdir. Kompozisyon kurgusu içinde genellikle simetriden kaçınmışlardır. Açık kompozisyonlar olarak tasarlanan bu kompozisyonlarda genellikle zemin ve zemini kuşatan bordürü birbirinden koparmışlardır. Çiniler, taş işleri, işlemeler ve halılarda böyle tasarlanmış çeşitlemeler sergilemişlerdir. Bordür biçiminde hazırlanmış kompozisyonlarda motifleri yinelerken çizgisel düzenlemelere özen göstermişlerdir.


17. Yüzyıl Sanatı

Önceki yüzyılda olduğu gibi bu yüzyılda da süslemelerde soyut, somut ve karma konular seçilmiştir. Somut konular arasında küpe çiçeği, süsen, servi ağacı, hurma ağacı gibi bitkisel bezemeler; sütun, kemer, kandil, çarık vb. gibi nesneli bezemeler yeni seçimler olarak ilgi çekmektedir. Biçimlendirmeler açısından antinatüralist biçimlendirmelerin yanı sıra realist, sürrealist biçimlendirmelerin devreye girdiği non-figüratif şekillendirmelerin azaldığı fark edilmektedir. Çizgiyle gerçeğe yaklaşan sanatçıların bu kez oran, simetri, renk vb. ögelerle oynayarak algılamada optik hareket ve puslu görüntülerle soyutlama eğilimini farklı bir bakış açısıyla sürdürdükleri gözlenmektedir. 16. yüzyıla kıyasla düzen ve simetri endişesinin belirdiği bir grupta birimlerin bir mekan içine yerleştirildiği ve çiçeklerin yaprakların hafif ‘C’ kıvrımlı dallar çevresinde toplandığı ancak bu kez sanatçıların bilinçli renk seçimi, dağılımı ya da optik oyunlarla bu özellikleri erittikleri bu özellikle hareket öğesinin hâlâ önemsendiğine işaret etmektedir.

Ustalar bu yüzyılda da 16. yüzyılda olduğu gibi ya bir renkle ya da birden fazla renk kullanarak biçimlerini renklendirmişlerdir. Birden fazla renk kullanarak yapılmış renklendirmelerde biçimlendirmeye yardımcı olmak ön planda tutulmuştur. Renklendirme açısından yüzyılın ilk çeyreğinde 16. yüzyıla benzer bir tutumla domates kırmızısı, yakut rengi ve mavinin ana renk olarak seçilmeye devam edildiği yüzyılın ortaları ve ikinci yarısında bir grupta sarı, bej, sütlü kahverengi, pembe, açık mavi, yeşilin pastel tonlarının beğeni kazandığı ve altın, gümüş renginin yaygınlaştığı fark edilmektedir. Renk dağılımı açısından ise 16. yüzyıla benzer bir tutumun yanı sıra bir grupta yan yana aynı rengin iki ayrı tonunun kullanılmasına ya da yeşil yapraklar, kahverengi dallar gibi naturalist bir gözlemle yapılan renklendirmelerle doğaya yaklaşma eğilimi kendini göstermektedir. Ancak genel olarak eğer çizgi ile gerçek görüntüye yaklaşılmışsa pastel renklerle ve altın gümüş rengiyle silik görüntü yansıtma eğilimi algılanmaktadır.

16.yüzyıl kompozisyon çeşitlemelerinin yinelendiği bu yüzyılda bir grupta giderek tek motiften oluşan kompozisyonlara yönelindiği bir grupta ise bir merkeze doğru yönlendirilmiş motiflerden oluşan kompozisyonların ağırlık kazandığı görülmektedir.

18. Yüzyıl Sanatı

Bu yüzyılda önceki yüzyıllarda görülen bitkisel bezemelerin boru çiçekleri, krizantem, tütün yaprağı vb. gibi yeni bitkisel bezeme konuları ve tabak, çadır vb. nesneli bezemelerle devam ettiği gözlenmektedir. Bir açıdan Batı’dan gelen saat, porselen gibi eşyaların yanı sıra desen kataloglarının etkileriyle buket gibi yeni konuların işlendiği bu yüzyılda natürmort türünün yaygınlaştığı, vazoda çiçek motiflerine tabakta meyve motiflerinin eklendiği, ağaç, çadır, gibi motiflerle manzara ressamlığına doğru adımlar atıldığı izlenimini uyandırmaktadır. Soyut konular arasında geometrik bezemenin azaldığı, yazılı bezeme türlerinde okunabilir yazı şeritlerinin giderek yaygınlaştığı, bu arada yüzyılın sonunda bir grupta yazının karma konular arasında yansıtılan tasarıdan ayrı bir anlam yüküyle beyitler biçiminde de kullanıldığı gözlenmektedir. Çiniler, taş işleri, halılar, işlemeler çeşitlemeler içermektedir.

Biçimlendirme açısından önceden görülen biçimlendirmelerin yanı sıra bu yüzyılda bir grupta beliren natüralist, empresyonist ve romantik bir tutumla yapılan biçimlendirmelerle çeşitlemeler sergilendiği gözden kaçmamaktadır. Bu yüzyılda çizgi ve renkle oynayan ustaların bazı empresyonist görüntülere ulaştıkları yaygınlıkla ‘C’ kıvrımlı dallar çevresinde ‘C’ kıvrımlı hareketin devam ettiği çiçekli ya da yapraklı dallardan oluşan birimlerde ‘C’ kıvrımlı çizgilerle yüzeyin bazı noktalarında bir derinliğin başka deyişle perspektifin belirdiği görülmektedir. Ancak bu kez renklendirme ile simetrinin bozulduğu ya da bazı birimlerin renklendirmesinde gerçekten kaçılarak gerçeğe yaklaşan özelliklerin eritildiği gözlenmektedir. Benzer bir durum bazı dokuma örnekleri için söz konusudur. Bu örneklerde gerçekten kaçış ya yüzeye dağılan birimlerin düzeni bozularak ya da puslu görüntü veren metal iplikler kullanarak sağlanmıştır.

Yeni bir kompozisyon türünün belirmediği bu yüzyılda ustaların kompozisyonlarda bilinçli estetik oyunlarına yöneldiği, yeni arayışlar içinde olduğu görülmektedir.

Kompozisyonların renklendirilmesinde ikili bir gidiş dikkatimizi çekmektedir. Birinci grupta önceki yüzyılda olduğu gibi antinatüralist bir yaklaşımla renklendirme yapılmıştır. Bu örneklerde beyazın değer kazandığı gözden kaçmamaktadır. İkinci grupta beyaz, pembe, sarı, koyu sarı, turuncu, mavi, koyu mavi gibi tonlamalar vardır. Altın ve gümüş renginin yaygın görüldüğü bu grupta turkuaz ve amatist moru renkleri ilginçtir.


19. Yüzyıl Sanatı

19. yüzyılda ustalar konularını ya somut ya soyut ya da karma konulardan seçmişlerdir. Somut konular arasında mine, orkide, mimoza, manolya, sarmaşık gülü, leylak, asma yaprağı, defne yaprağı, kengel yaprağı, kavun, karpuz, başak, palmiye, salkım söğüt vb. bitkisel bezemeler vardır. Nesneli bezeme türünde gemi, yelken, kayık, köşk, mescit vb. mimari motifleri doğa ürünleri arasında sergilenerek, resim sanatıyla ortak bir betimleme anlayışına yönelmişlerdir. Zaman zaman mimari ve çadırlarla oluşturdukları bezemeler yanı sıra natürmortlarla 18. Yüzyıl konularını yenilemişlerdir. Ağaç işleri, taş işleri, duvar resmi, cam altı resmi, işlemeler, halılar ve oyalarla yeni arayışlara yönelmişlerdir. Figürlü bezemeler açısından insan, at, kuş, yılan, şahmeran vb. konulara eğilen ustalar soyut konular arasında yazılı bezeme ve geometrik bezeme türlerinde çok başarılı örnekler vermişlerdir. Karma konular arasında çok ilginç manzara ve portreler sergilemişlerdir.

Bu dönemde konstrüktivist, antinatüralist, realist, empresyonist ve non-figüratif biçimlendirmeler görülmektedir. Kuşkusuz en tipik biçimlendirmeler geleneksel olarak nitelendirilebilecek antinat İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Müzesi’nden 3818 envanter numaralı, “Akranlar içinde yüz karalığı âb-ı sabun ile ağarmaz,” yazılı berber tası. Realist aktarımlarla Batı etkisiyle düzenlenmiş natüralist, realist, sürrealist, empresyonist yansıtmaların bileşiminden oluşan birimlerle sunulan bileşik biçimlendirmelerdir. Zaman zaman non-figüratif formlarla zenginleştirilen bu düzenlemelerde sembolik ve sürrealist değerler, ulaşılmıştır. Perspektifin bazen başarılı uygulandığı örneklerin dışında natüralist birimlerin helezon biçiminde sarmaşık dalları arasında gizlendiği gözlenmektedir. Çoğunlukla optik değerlerde oynamalarla isteyerek oransız ya da asimetrik düzenlenmiş biçimlerle yüzeyde hareket sağlanmıştır. 18. yüzyılın sonunda yaygınlaşan parıltılı gereçlerin ve biçimlendirmelerin aracılığıyla hareket kazandırılan kompozisyonların çoğaldığı, hareket kazanan çizginin ve artan renk sayısının aynı amaca yönelik kullanıldığı gözlenmektedir.

Bu yüzyılda ya bir renk ya da birden fazla renkle biçimler renklendirilmiştir. Birden fazla renkli örneklerde yakut rengi, domates kırmızısı, bordo, pembe, kurmay rengi, kırmızı, güvez rengi, amatist moru, mor, leylak rengi, mavi, turkuaz, yeşil, sarı, acı sarı, hardal rengi, kavun içi, gül kurusu, beyaz, siyah, açık ve koyu kahverengi, altın ile gümüş rengi renklendirmede kullanılmıştır. Biçimlendirmedeki üsluba paralel dağıtılan renklerin bir grupta tonlamalarının çoğaldığı bir grupta ise tonlamasız renklerin seçildiği görülmektedir. Amatist moru yüzyılın tipik rengidir. Genellikle bir kompozisyonda yer alan birimle farklı renklendirilmiştir. Geleneksel olarak nitelendirilebilecek antinatüralist renklendirmelerde tonlamasız sert kontrastlar görülmektedir. Non-figüratif formların renklendirilmesinde zengin bir renk seçimi vardır. Bu arada bir grup taş işleri, ağaç işleri ile oya üç boyutlu çalışmaların da yapılmış olduğunu ortaya koymaktadır.

Yeni bir kompozisyon türünün ortaya çıkmadığı 19. Yüzyılda önceki kompozisyon türleri yinelenmiştir. Giderek bir motiften oluşturulmuş kompozisyonların arttığı, birden fazla motifin yinelenmesi ile oluşturulmuş kompozisyonlara ilginin azaldığı gözlenmektedir. Bu arada bir grupta Selçuklu Dönemi’ne kadar geriye doğru dönüş ve rumi palmet motifleri gibi motiflerin yeniden devreye girdiği gözden kaçmamaktadır. Neoklasik bir üslup olarak nitelendirilebilecek bir yaklaşımla örneklerin bezendiği görülmektedir. Çiniler, taş işleri ve işlemeler arasında bu konuda güzel örnekler vardır. Yüzyılın sonlarında kurulan teknik eğitim kurumları ve Sanay-i Nefise Mektebi vb. kurumlarla plastik sanatların bazı alanları yavaş yavaş saray dışına çıkmıştır.

 



20. Yüzyıl Sanatı

20. yüzyılın  ilk çeyreğinde önceki yüzyıllarda görülen konuların, biçimlendirmelerin, kompozisyonların, renklendirmelerin yenilendiği, gelişen teknoloji karşısında ustaların yeni arayışlara yöneldiği gözlenmektedir. Bünyesinde resim, heykel, mimari ve hakkaklık gibi dallar bulunan Sanay-i Nefise Mektebi ile teknik eğitimle sürdürülen öğrenimle yavaş yavaş el sanatları çarşıya kaymış ve halk sanatı ustaları tarafından uygulanmıştır.

Kısaca bir özet olarak yukarıda sunulan süslemelerde gözlenen genel özellikler ve üslup her yüzyılda kendine özgü bir kimlikle karşımıza çıkmaktadır. Günümüze ulaşan kültür varlıkları her yüzyılın erken tarihli örneklerinde önceki yüzyıl özelliklerinden ve üslubundan beslenerek gelişen bir üslubun var olduğuna ve bu üslubun giderek bir önceki yüzyıldan devir alınan özellikleri özümseyerek ondan esinlenerek yeni arayışlara yönelerek süregeldiği ortaya koymaktadır. Böylece her yüzyılın kendi damgasını taşıyan ve zaman zaman el sanatlarından koparak güzel sanatlar düzeyine ulaşan kimliği, kişiliği olan üsluplarla süslenmiş örneklerin zenginliğini gözler önüne sermektedir.


Türkiye Cumhuriyeti Dönemi’nde El Sanatları

Türkiye Cumhuriyeti dönemi’nde el sanatları eğitim ve öğretimi meslek liseleri, mesleki eğitim fakülteleri ve teknik eğitim fakültelerinde yapılan örgün öğrenim yanı sıra Milli Eğitim Bakanlığı ile bazı bakanlıklar ve belediyelerce açılan yaygın eğitim kursları kanalıyla sürdürülmektedir. Mesleki ve teknik orta öğrenim kurumlarında el sanatları adı altında sürdürülen bu öğretim programlarında iplik işleri (tekstil) ağırlıklı kümelenen dallar yanı sıra ağaç işleri, metal işleri ve toprak işleri gibi dallar; yüksek öğrenim kurumlarında ise güzel sanatlar fakültelerinin geleneksel sanatlar temel alanı kapsamında halı-kilim, eski kumaş desenleri, çini, tezhip, hat ve cilt vb. dallarda öğrenim yapılmaktadır. Gerek orta gerek yüksek öğrenim kurumlarındaki örgün öğretim programları doğrultusunda öğretim ve eğitim verilmektedir. Aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı’nın olgunlaşma enstitüleri, Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü'nün yanı sıra bazı bakanlıklar ve belediyelerce el sanatlarının çeşitli dallarında yaygın eğitim paket programlarıyla da öğrenim yapılmaktadır. Bu kurumlarda uygulanan örgün eğitim programları Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve Yüksek Öğrenim Kurumu’nun çeşitli yayınları kanalıyla yayınlanmıştır. Benzer bir olgu yaygın eğitim yapılan alanlar için söz konusudur. Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü'nce yayınlanmış halk eğitim merkezlerinde sürdürülen el sanatları eğitimi programları bu konuda önem arzetmektedir. Uygulanan programların 1992-1994 yıllarındaki dökümü 20. yüzyıl sonlarındaki durumun saptaması açısından bir belge niteliğindedir.(11)

Bu eğitim kurumları dışında el sanatları kurumsal eğitim almamış ustalar aracılığıyla halk plastik sanatları olarak da uygulanmaktadır. Bu konuda yayınlanmış iki çalışma 21. yüzyıldaki halk plastik sanatları alanları ve ustaları konusunda bizleri bilgilendirmektedir. Bunlardan birincisi Milli Eğitim Bakanlığı Kız Teknik Öğrenim tarafından yayınlanan Geleneksel El Sanatları Türkiye Profili Ön Araştırma Raporudur.(12) İkincisi ise "TBMM, Geleneksel Türk El Sanatları Üretici ve Sanatkarlarının Sorunlarının Araştırılarak, El Sanatlarının Geliştirilmesi, Korunması ve Gelecek Kuşaklara Aktarılması İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/128) Esas Numaralı Meclis Araştırması Raporu"dur.(13) Bu arada 9 Eylül Üniversitesi Geleneksel Sanatlar Bölümü’nce 20. yüzyılın sonlarında süreli yayına dönüştürülen el sanatları sempozyumları kitapları hem yaygın hem örgün öğretim hem de halk plastik sanatları konusunda önemli bir kaynak oluşturmaktadır.(14) Belediyelerce sürdürülen yaygın eğitim programları da 21. yüzyılda yayınlanmıştır. İSMEK’in 2007-2008 Eğitim Dönemi Branş Rehberi’nde el sanatları kurs program adları şöyle sıralanmaktadır. Mesleki teknik eğitimler: trikotaj, ev tekstili, kitap ciltçiliği; El Sanatları: cam işlemeciliği, beyaz iş, gravür, ahşap rölyef, ahşap boyama, vitray, ahşap oymacılığı, kırkyama, kumaş boyama, kurdele nakışı, mefruşat, mozaik, resim, cam boyama, cam süslemeciliği, fantezi giyim, folyo, giyim, gümüş sim örücülüğü, tel kırma, el nakışı, telkari, örücülük, şiş örücülüğü, makine nakışı, ipek boyama, iğne oyası, Çin iğnesi, seramik, desen tasarımı, el sanatları, ev aksesuarları, polimer takı tasarımı, deri aksesuarları, yün örücülüğü, takı tasarımı; Türk İslam Sanatları: hat, tezhip, kalem işi, sedef işçiliği, ebru, minyatür, çini.(15)

Halk plastik sanatlarında yapılan işten başka deyişle meslekten yola çıkılarak yapılan bir sınıflamada bu dallar: alemcilik, bastonculuk, bakırcılık, beşikçilik, bıçakçılık, boncukculuk, boyacılık, cam altı ressamlığı, çarıkçılık, çinicilik, dericilik, dokumacılık, dülgerlik, halıcılık, işlemecilik, kalaycılık, kaşıkçılık, keçecilik, kilimcilik, koşumculuk, köşkerlik, kuyumculuk, nakışlı çul dokumacılık, nalbantlık, oyacılık, örgücülük, örücülük, saraçlık, semercilik, sepetçilik, süpürgecilik, taşçılık, tenekecilik, urgancılık, üzerlik işçiliği, yazmacılık ve yorgancılık olarak dizilmektedir.(16)

Gerek Milli Eğitim Bakanlığı’na gerek diğer bakanlıklara ve gerekse belediyelere bağlı olarak farklı amaçlar doğrultusunda el sanatlarının pek çok dalında eğitim ve öğretim yapılmakta ve işçi, usta, becerili usta vb. farklı düzeylerde insan gücü yetiştirilmekte ve ekonomiye katkıda bulunulmaktadır. Kursların bitiminde binlerce ürünün coşku ile sergilendiği bir sanat ortamı oluşturan bu kurumların teknik öğrenime ağırlık verdiği, sanatseverlere olanaklar sağlandığı ve onların yaşamlarına yeni bir boyut kazandırıldığı gözlenmektedir. Meslek edinme kurslarında çok yol alınmış olduğunu göstermektedir. Ancak sergilenen ürünler yaratıcılığın geliştirilmesi doğrultusunda eğitim süresinin başka deyişle zamanın yeterli olmadığına işaret etmektedir.

Bu durum ilgili kurumların yaratıcılığın geliştirilmesine de eğilmesini bunun için yeni motif, desen ve bordürlerin yapıldığı; eski örneklerden motif, desen, bordür ve kompozisyonların çıkarılarak çizildiği, stüdyo-atölye birimleri içeren bir dizayn ünitesi ve sanatseverlerin kendinden önce yapılmış örnekleri gözleyebilmesi kopya ile uygulayarak teknik öğrenebilmesi için sanat alanlarıyla ilgili tarihi ve etnografik bilgi ve görsellerin derlendiği kitaplık ve belgeliği de içeren bir sanat tarihi disiplini sistematiği ile oluşturulmuş dokümantasyon ünitesi (17) gibi ünitelerin servis vermesinin katkısı olacağını düşündürmektedir.

Böyle bir donanım hem yaratıcılığı geliştirecek hem de ülkemizin büyük ölçüde becerili ustaya gereksinim duyduğu kültür varlıklarının bakımı (konservasyon), onarımı (restorasyon) alanlarında meslek kurslarından almış oldukları donanımla çalışabilecek eleman yetiştirme açısından büyük yarar sağlayacaktır. Günümüzde değişen el sanatları tamlamasının tanımı ile sürdürülen etkinliklere farklı sanatsal bir boyut yeni bir vizyon kazandıracaktır.


Kaynakça:

1-H.Örcün Barışta, Halk Plastik Sanatları Sunusu, TBMM, Geleneksel Türk El Sanatları Üretici ve Sanatkarlarının Sorunlarının Araştırılarak, El Sanatlarının Geliştirilmesi, Korunması ve Gelecek Kuşaklara Aktarılması İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/128) Esas Numaralı Meclis Araştırması Raporu, Türkiye Büyük Millet Meclisi, S.Sayısı 10006, Dönem 22, Yasama Yılı 4, s.44. 2-Selçuk Mülayim, Sinan ve Çağı, Marmara Üniversitesi Yay. Nu. 473, Fen Edebiyat Fakültesi Yay. Nu.10, İstanbul, 1989, s.51. 3-Mülayim., A.g.e.,s.57. 4-Selçuk Mülayim, Mimarlar ve Ustalar, Thema Larousse Tematik Ansiklopedi, Milliyet, 1993-1994, C.s.261. 5-Zeki Sönmez., Osmanlı Mimarisinin Gelişiminde Hassa Mimarlar Ocağı’nın Yeri Örgütlenme Biçimi ve Faaliyetleri, Osmanlı, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999, C.10, s.184-185. 6-Sönmez, A.g.m.s.186-187. 7-Celal Esat, Arseven, Türk Sanatı, Cem Yayınevi, 1984, s.239. 8-Mübahat Kütükoğlu, Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri, Enderun Matbaası, İstanbul, 1983, s.206, 303, 299, 302, 322. 9-Kütükoğlu., A.g.e., s.324. 10-H.Örcün Barışta., Türk El Sanatları, Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1988, İlaveli İkinci Baskı, 1998, s.IX, 11-H. Örcün Barışta, Murat Çerkez, Hakan Çetin, Muhammed Görür, Nurşen Özkul., Yaygın Eğitim Kurumları Programlarındaki Geleneksel Türk El Sanatları Üzerine, Türkiye’de El Sanatları Geleneği ve Çağdaş Sanatlar İçindeki Yeri Sempozyumu, Ankara, 1997, s.198-207. 12-Geleneksel El Sanatları Türkiye Profili Ön Araştırma Raporu, Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü, 2005. 13-TBMM, Geleneksel Türk El Sanatları Üretici ve Sanatkarlarının Sorunlarının Araştırılarak, El Sanatlarının Geliştirilmesi, Korunması ve Gelecek Kuşaklara Aktarılması İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/128) Esas Numaralı Meclis Araştırması Raporu, A,g.e.,s.220-238. 14-H.Örcün Barışta., Günümüzde El Sanatları Yapılan Yüksek Öğretim Kurumları ve Bu Kurumlarca Yapılan Süreli Yayınlarla Belirlenen Eğitim Kurumları Dışında Uygulanan El Sanatları Üzerine, V. Türk Kültürü Kongresi, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara 2005, s.1-9. 15-2007-2008 Eğitim Dönemi Branş Rehberi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSMEK, s.4,5. 16-H.Örcün, Barışta., Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Halk Plastik Sanatları, Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2005, s.16. 17-H.Örcün Barışta., Isparta Halıcılığı Üzerine, Kamu ve Özel Kuruluşlarla Orta Öğretimde Üniversitelerde El Sanatlarına Yaklaşım ve Sorunları Sempozyumu Bildirileri, Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü- Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü, 1994, s.60.

İSMEK El Sanatları Dergisi 7 İNDİR

Bu yazı 6219 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK