İSMEK Hat Usta Öğreticisinden El Yazma Mushaf “O’nun Kelâmını Yazmaya Muvaffak Olabilmek!..”

  • #


Yazı: İlhan SEFA

Hat sanatını “Allah’ın bir lütfu” olarak gören Mehmet Arif Vural, “Gayem; hat sanatının üzerimize ihsan buyurulması ve bu ikramın bir bedeli olarak başka hiçbir amaç düşünmeden O’nun kelamını yazmaya muvaffak olabilmek. Bir yandan Kur’an hattını muhafaza ederken bir yandan da kolay okunabilirliği sağlamak konusunda denizden bir damla misali iştirak niyetiyle yola çıktık.” sözleriyle dillendiriyor mushaf yazmak gibi zor bir yolculuğa çıkmaktaki maksadını... Sanat, insanlığın evrensel bir değeri olarak hemen her çağda, tüm kültürlerde var olmayı başarmış bir olgudur. Kimi zaman içinde bulunulan fi ziksel çevreyle, tarihi gelişmelerle, kimi zaman da dini unsurlarla hayat bulan sanat, şekilden şekle girerek belki de insan ruhunun dışa vurumu olarak sonsuza kadar varlığını koruyacaktır. Ancak ne acıdır ki; birçok sanat türü günümüzde hak ettiği yeri korumakta güçlük çekmekte ve hatta unutulmaya mahkum edilmektedir adeta. Sanatın evrenselliğinin yadsınılamaz gerçekliği bir yana; yüzyıllar öncesinin hazineleri Türk-İslam sanatlarının yakın tarihlere kadar çeşitli sıkıntılar yaşadığı hepimizce aşikar. Bununla birlikte şükür ki bu elîm durumun farkındalığıyla gençleri harekete geçirerek bizi biz yapan değerleri içinde barındıran Türk-İslam sanatlarımızı şaha kaldıracak sanat erbapları da yok değil. İşte İSMEK Usta Öğreticisi Mehmet Arif Vural sanata gönül verenlerden biri olarak önemli bir hizmete imza atıyor. Hat sanatını “Allah’ın bir lütfu” olarak gören Mehmet Arif Vural, “Gayem; hat sanatının üzerimize ihsan buyurulması ve bu ikramın bir bedeli olarak başka hiçbir amaç düşünmeden O’nun kelamını yazmaya muvaffak olabilmek. Bir yandan Kur’an hattını muhafaza ederken bir yandan da kolay okunabilirliği sağlamak konusunda denizden bir damla misali iştirak niyetiyle yola çıktık.” sözleriyle dillendiriyor bu yolculuğa çıkmaktaki maksadını.


Teknoloji Sanata Girerse…

İslam dünyasında yaygın bir söz vardır: “Kur’an Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı”. Bu, Türklerin güzel yazma yeteneğini doğrulayan bir anlatımdır. Yazının yalnızca okunabilir olması yetmez, bir sanat dalı olarak göze güzel görünmesi de gereklidir. Hat, Kur’an-ı Kerim’e bağlı yazdığımız, içerisinde ilahi temaları barındıran geleneksel Türk-İslam sanatlarımızdandır. Bu sanatı el, kalem, mürekkep gibi maddi araçların, sanatçının kişiliğindeki duygularla birleşerek oluşturdukları bir ruh olayı olarak da tanımlayabiliriz. Çünkü hat sanatı konusunu doğadan değil, insan ruhundan alır. İslam dünyasında hat sanatının sınır tanımaksızın gelişmesinin bir nedeni de Kur’an’daki ayet ve Hz. Muhammed’in hadislerinin bazılarında güzel yazı yazmaya yönelik teşviklerdir. Hat' a bakış açımız böyleyken tamamı teknoloji kullanılarak oluşturulan eserlere sanat demek, hat, tezhip gibi sanatlara gönül veren gerçek sanatkarlara saygısızlık değil midir? Hattat Mehmet Arif Vural da bu konudaki rahatsızlığını ve nesih hattının önemini şu sözlerle aktarıyor bizlere: “Hz. Osman döneminden başlayıp Abbasiler dönemine kadar kufi hattıyla yazılan Kur’an, hicri 3. yüzyıldan itibaren nesih hattıyla yazılmaya başlamıştır. Aklam-ı Sitte’nin İbn-i Mukle tarafından tertibiyle birlikte mushaf yazımında nesih yazının bir önceki merhalesi sayılabilen reyhani yazı İbn-ül Bevvab tarafından kullanılmıştır. Sonrasında Yakut El Musta’sımi tarafından muhakkak, reyhani ve nesih hatları Kur’an yazmak için çok mükemmel bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Karahisari’nin meşhur birkaç hat çeşidi ile yazmış olduğu mushaf başta olmak üzere Kur’an birçok hat çeşidi ile çok defa yazılmıştır. Ancak Şeyh Hamdullah mektebiyle zirveye ulaşan nesih hattı çok kolay okunan ve yazılan yazı haline gelmiştir. Böylece Mushaf kitabetinde nesih yazı diğer hat çeşitlerine tercih edilir olmuştur. Şeyh Hamdullah’ın geliştirmiş olduğu bu yazıya Hafız Osman canlılık ve estetik kazandırmış ve nesih yazısını adeta Kur’an’a hizmetkar etmiş, yazdığı Mushafların basılmasıyla İslam alemine tanıtmıştır. Sonraki dönemlerde Hasan Rıza Efendi’nin yazdığı basılan Mushaflarda okunaklı ve açık olarak nesih hattı icra edilmiştir. Mushaf kitabetinde nesih hattının zirvesi hattat Şevki Efendi tarafından tayin edilmiş ve günümüze kadar nesih hattının nadide ve estetik yönleriyle mushaflar yazılmaya devam edilmiştir. Yukarıda çok kısa olarak açıkladığımız Mushaf kitabetinde hat sanatının tekamülünden anlaşılıyor ki; nesih hattı Kur’an’ı yazmak için en uygun hat çeşididir. İşte nesih hattı zarafeti ve estetiği ile Kur’an’ın kitabet ve kıraatine hizmet etmesi için ilahi mukadderat ile takdir ve tayin edilmiştir denilse münasiptir. Bildiğimiz gibi teknoloji herşeyin içine girdiği gibi sanatın da içine girmiştir. Özellikle hat sanatının içine ise son yıllarda mushaf yazımında girmeye başlamıştır. Buna gösterilen sebepler ise; millet olarak kendi eksikliğimiz sayılan kolay okuyamama, harekeleri karıştırma ve yazıdaki sıkışıklıklardır. Bu bahanelerle birlikte makine yazısına ister istemez rağbet artmıştır. Bu durum, en az beşyüz yıllık köklü bir geçmişe sahiptir. Şevki Efendi gibi hattatlara rüya vasıtasıyla talim olunan ve Kur’an’ın güzelliğine yakışan nesih hattına iltifat edilmemesi ve el yazma Mushafların meşakkatlara katlanarak yazılmasının gerekli olmadığı gibi fikirler ortaya çıkarmıştır. Teknolojinin bu haliyle Kur’an’a hizmet etmesi elbetteki kaçınılmaz fıtri bir gelişmedir. Ancak bu gelişmelerin Kur’an’ın asıl hüviyetine münasip olan hattını asla unutturmaması gerekiyor. Zaten insanlar yaratılışı gereği güzel ve estetik hayranıdır. O insana bir şeyleri kabullendirmek ve öğretmek istiyorsanız bu yönüne hitap etmek durumundasınız. Çok kıymetli bir hediyeyi uygunsuz bir biçimde ve kötü bir kılıfla takdim ederseniz o hediyenin değerini hafife almış olursunuz. Kur’an’ı Hakim gibi değeri nihayetsiz olan hakikatleri insanlara tebliğ ve takdim etmeye yarayan yazı da o bilginin değerini koruması açısından güzel ve estetik olmalıdır. Zaten hüsn-ü hattın çıkış kaynağı Kur’an’dır. Yani Kur’an ayetlerini en güzel bir şekilde Kur-an’ın ulviyetine yakışır bir biçimde yazma çabasından ortaya çıkmış bir sanattır.”

Mushaftaki İntizam ve Ölçüler

Yazdığı mushafın basılarak bugüne ve geleceğe faydalı bir eser olarak yer edinmesini temenni eden Mehmet Arif Vural’ın yazdığı el yazma mushafın özellikleri ise şöyle: - Bu mushaf, Hattat Hamit Aytaç’ın Hizmet Vakfı’na yazdığı mushafa bakılarak yazılmıştır. - Mushaf, yazıların kolayca silinip düzeltilmesini sağlayan, mürekkeple kağıt zemin arasında koruyucu tabaka oluşturan aharlama işleminden geçirildikten sonra, forma haline getirilen kağıtlara yazılmıştır. - Klasik tarzda altın ve çeşitli boyalarla süslemesi yapılarak tezhibe dikkat edilmiştir. Buradaki amaç ise, zamanımızda neredeyse terk edilen bu klasik Osmanlı üslubunun gelecek nesillere aktarılmasıdır. Hattat Mehmet Arif Bey’in mushafı eski mushaflarda olan özelliklerle beraber şu noktalarda bazı farklılıklar arzediyor: - Mehmet Arif Bey’in mushafı, her sayfanın sonuna gelen ayetin mutlaka o sayfada bittiği ve yeni bir sayfanın başka bir ayetle başladığı berkenar mushaf olma özelliği taşır. - Sayfaların her biri berkenar ve on beş satır oluşuna sadık kalınarak kurşun kalemle kareli bir sayfaya taklit etmeden farklı bir kompozisyonla eskiz yapılarak yazılmıştır. Bu eskizin sebebi daha önceki yazılmış mushaf sayfalarındaki sıkışık ve seyrek yerlerin itina ile ayarlanmasını sağlamak ve yeni bir sayfa kompozisyonu oluşturmaktır. - Sayfaların en ve boylarında klasik üslubun dışına çıkılmamasına dikkat edilmiştir. İşte bu şekilde kurşun kalemle yazılan her bir satır, yazılacak olan satırın üst tarafına katlanarak konup onun hizasından itina ile her satır, sonu ve başı belirlenmiş bir biçimde muntazaman yazılmıştır. - Satır sonlarındaki kelimenin terkip, izafet, car mecrur, sıfat mevsuf gibi ayrılmaması gereken terkipleri göz önünde bulundurulup okuma kolaylığı sağlamak amacıyla satır sonları ve başları tanzim edilmiş. Örneğin ‘Alallah’ kelimesindeki ‘ala’ harf-i cerinin satırın sonunda kalıp Allah lafzının diğer satırın başına gelmesini engelleyip birbirinden ayırmamak gibi. Mehmet Arif Vural, mushafı hazırlarken, günümüz insanının Kur’an alfabesinden ve hat sanatından uzak kaldıklarını düşünerek bazı kolaylıklara gittiklerini de belirtiyor. Vural Nesih hattının özelliklerini muhafaza etmeye çalışarak yaptıkları değişikliklerden bazılarını şöyle anlatıyor: “Örneğin ‘mim’ harfinin gizli olarak yazılış biçimini yine ‘mim’ harfinin diğer yazılış biçimi olan açık mim şeklinde veya üst üste yazılmış olan ve alttaki bir noktanın hangisine ait olduğunun şaşırılması muhtemel olan durumlarda harfleri yan yana yazmaya ve noktayı da hangi harfe ait ise onun üzerine veya altına koymaya özen gösterdik. Harekeler konusundaki şaşırmaları dikkate alarak harekeleme konusunda son derece titiz davranmaya çalıştık. Bu şekilde nesih hattını bu zamandaki insanların da kolay okumasını sağlamış ve hattan uzaklaşmalarını bir nebze olsun önlemiş olur muyuz acaba diye düşünüyorum.” Mushafın sure başlığı ve ayet duraklarıyla ilgili özellikleri ise şöyle: - Sure başlıklarında herhangi bir değişiklik yapılmadan iki satır içerisine yerleştirilmiştir. Ayet duraklarında önemli bir farklılık yer alır. Önceki mushafların tamamında mutlaka bazı satır başlarında ayet durağı vardır. Bu durağın içindeki ayet numarası önceki satırda biten ayete aitken, zaman zaman satırın başıyla başlayan ayete aitmiş gibi algılanabildiğinden bu yanlış anlaşılmayı önlemek amacıyla, ayet duraklarının hiç birisi satırın başına getirilmemiştir.


Sabır ve İnceliktir İşin Sırrı

Vural’ın mushaf çalışması, Türk İslam sanatlarını günümüzde sürdürmeye çalışmanın zorluklarını da gözler önüne seriyor. Mehmet Arif Bey, mushaf çalışmasına başlarken yaşadığı ilk sıkıntının kağıt temini olduğunu belirterek, “Kağıdın asitsiz, mushafa uygun renkte ve arkalı önlü yazılacağı için kalınlığının uygun olması yanında tezhip yapılmaya uygun oluşu gibi bir çok şartları kendinde bulunduran kağıdı bulmak hiç de kolay olmadı. Bu vasıflara uygun kağıt bulunduktan sonra işinin ehli olanlar tarafından son derece titizlik ve itina ile ahar yapıldı. Sonra o kağıtları ağırlıkların altında aylarca bekletilerek yazılmaya hazır hale geldi” diyor. Kalem seçiminde de son derece titiz davrandığını vurgulayan Vural, “Kamış kalemle uzun süre yazı yazılacağı için kalemin bozulmaması gerekiyor. Bu iş için en uygunu da Cava kamışından yapılan kalem.” Yine Vural’dan öğreniyoruz ki hattatlar tarafından öncelikli tercih edilen Cava kalemi, ince olduğu için ilk açılması büyük bir hassasiyet istiyor. İyi açılan bir kalemle yaklaşık yirmi sayfa yazılabiliyor. Yapılacak küçük düzeltmeler de kalemin ömrünü uzatabiliyor. Bu mushafta, kalem ucunun kalınlığı tam 1 milimetre olarak ayarlanmış. Bütün mushafta aynı kalınlığın muhafaza edilmesi de işin olmazsa olmazları arasında. Çünkü, milimetrenin 30-40’da biri kadar kalınlık dahi sayfanın ahengi üzerinde büyük etki sahibi. Bu hassas ayarı tutturabilmek için de hassas uzunluk ayarlaması sağlayan dijital kumpas ve büyüteçler kullanılmış. Ve yazıya rengini verecek olan mürekkep. Bu da Mushaf oluşturulmasında titizlikle üzerinde durulması gereken aşamalardan biri. Nesih yazısında kullanılan mürekkebin çok akışkan olması gerekiyor. İyi dövülmüş bir mürekkebi bulmakta ayrı bir maharet. Vural, kendi yaptığı mürekkebe yüzelli binden fazla tokmak vurduğunu, bu mürekkeple de beş-on cüz yazabildiğini anlatıyor. Sonrasında ise kaliteli bir İran mürekkebiyle devam etmiş yazmaya. Tashih aşamasında istediği verimi alamayınca, son altı-yedi cüzde bezir yağının isinden yapılmış yeni bir mürekkeple tamamlamış mushafı. Ancak, mürekkebin hafif açık olması ayrı bir koyulaştırma işlemi gerektirmiş. Pes etmemiş ve onunda üstesinden gelerek tamamlamış muhsafı. Tamamlamış tamamlamasına ama; ne var ki içinde yine de ecdadın kullandığı mürekkebi bulamamanın ince bir sızısı var belli ki… Yazının göze keyif veren bir intizam içerisinde yazılabilmesi için gerekli çizgileri belirlemek amacıyla kullanılan mistarda ise pratik bir yol izlemiş Vural. Yazılacak sayfanın boyutunda yaklaşık 0.3 milimetre kalınlığında bir asetat kesilmiş. Satır araları ve sayfa kenarları, asetatın üzerine 1 milimetre kalınlığında kanal açılarak çizilmiş. Bağlantı yerleri koparılmayan bu asetat kağıt üzerine koyulmuş ve kurşun kalemle çizgiler atılmış. Satır araları ise kesici olmayan bir metal uçla hafif bastırılarak diğer sayfayla hizalama sağlanmış ve kağıt yazıya hazır hale getirilmiş.

Tesadüf Değil Tevafuk

İş, Allah aşkıyla ve inandığın uğruna çaba harcamak olunca, devreye ilahi yardım da girmiş elbet. İslam’da "tesadüf yoktur, tevafuk vardır" gerçeği Türk İslam sanatlarında zarif bir şekilde yerini almış bu mushafta. Mushafta, özellikle Allah kelamının ve bazı kelimelerin alt alta aynı hizaya gelmesi için özel bir çaba sarf edilmemiş. Mehmet Arif Vural, hiç hesap etmedikleri bu olayın kendiliğinden geliştiğini özellikle belirtirken, “Kurşun kalemle ön çalışma yaparken hemen hemen her sayfada az veya çok Allah lafızlarının tevafuk ettiğini görünce bunu ilahi bir teşvik kabul ettik ve bu şekilde muhafaza ettik. Dolayısıyla her sayfanın orijinal bir tevafuku oldu” diyor.


Mushafın Yazılışı Sırasındaki Tevafuklar

Kıble ile ilgili ayetin yazılma anı, ayetin iniş zamanı olan berat gecesine denk gelmiş. Ramazan ayı ile ilgili ayetlerin Kur’an’da sadece bir yerde bulunmasına rağmen, bu ayetler ise Ramazan’ın iki gün öncesinde işlenmiş satırlara… Mehmet Arif Vural, Kur-an-ı Kerim’de bir yerde bulunan abdestle ilgili ayeti yazmadan önce ise Kütüb-ü Sitte’yi açtığında da abdestle ilgili hadisleri okumuş. Yeniden çalışmak için oturduğunda yazacağı bölümün abdest ile ilgili ayet olduğunu görmesi de, başka bir latif tevafuk olarak ortaya çıkmış... Hattat Mehmet Arif Vural yazdığı bu mushafı tamamladığını, inşaallah en kısa zamanda basılacağını ve ümmetin istifadesine sunulacağını ifade etti. Mehmet Arif Vural, mushafı hazırlarken yaşadığı zorlukları dile getirirken, İSMEK’in Türk İslam sanatlarıyla ilgili açtığı kursların önemine de dikkat çekiyor. Vural, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları’nda Çini, Ebru, Hat, Minyatür, Sedef İşçiliği ve Tezhip gibi kurslarla gençlerin unutulmaya yüz tutan ata yadigarlarına yeniden gönül vermesini sağladığını vurgulayarak, “Bu mushafı hazırlarken, özellikle kitap ciltçiliği ve tezhip konularında bilgi sahibi insan sayısının az olduğunu gördüğümde hayal kırıklığı yaşadım. İnanıyorum ki, İSMEK’in açtığı kurslar sayesinde birçok gencimiz bu güzel sanatlara gönül vererek bu alandaki eksikliği kapatacaktır” dedi. Dünyanın dört bir yanında açılan sergilerde Türk-İslam sanatlarının büyük ilgi görmesi, hatta bu sanatı öğrenmek için yurtdışından yabancıların ülkemize gelmesi, geçmişimize ait değerlerin korunması açısından çok sevindirici…  

İSMEK El Sanatları Dergisi 7 İNDİR

Bu yazı 1445 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK