Minyatür

İSMEK Usta Öğreticisi ve Minyatür Sanatçısı Taner ALAKUŞ: "Sanat Sürekli Öğrenmektir"

  • #


Yazı: Ekrem Hamdi YAZICI

“Sanat hayatımda önce öğrenmek, sonra öğrenmek, öğrendikçe daha da öğrenmek gerektiğini anladım.” Diyen minyatür sanatçısı Taner Alakuş, İSMEK’te de minyatür dersleri veriyor. Minyatür sanatı ile ilgili düşüncelerini bizlerle paylaşan Alakuş’un bir de çağrısı var; “Biz sanatkârlar ömrümüz yettiğince bu kulvarda çalışıp, daha sonra da bu sanat misyonumuzu daha ileri götürecek pırıl pırıl öğrenciler yetiştirmeliyiz. Tabii ki yetiştirirken de hiçbir şey saklamadan, bütün öğrendiklerimizi onlara eksiksiz öğretip onlara zaman kazandırmalıyız ki onlar da bunun üzerine yeni bir şeyler ekleyebilsinler.” “Bugün yüzlerce yıldır yaşamış ve çeşitli evrimlerden geçmiş kâh çok parlak dönemler yaşamış kâh unutulmaya yüz tutmuş ama her zaman var olmuş bir sanatın, minyatür sanatının bir temsilcisi olarak günümüzde bu sanatı icra etmenin inanılmaz keyfini yaşıyorum. Hele bu sanatı meslek olarak yapmanın, ondan ekmek yemenin, keyif ve haz alarak yaptığım bir işten aş çıkarmanın keyfini anlatmama kelimeler kifayetsiz kalır.” diyen Taner Alakuş, minyatür sanatının günümüzdeki en önemli üstatlarından biri olarak gösteriliyor. İSMEK’te minyatür branşında dersler vererek bu sanatın daha çok insana ulaşmasına vesile olan Alakuş, çok değerli bilgi birikimini kursiyerleriyle paylaşıyor. Kıymetli sanatkâr, İSMEK El Sanatları Dergisi için minyatür sanatını, bu sanatı icra etmenin ve öğretmenin kendisinde yarattığı derin hissiyatı bizlerle paylaştı. Kendine ait çalışmaların görselleriyle Taner Alakuş’un dilinden minyatür; “Günümüzde hızla kalabalıklaşan, şiddete daha da meyilli olan bir toplum için en önemli doktrin maneviyattır. Maneviyatla doğru orantılı olarak geleneksel Türk sanatlarımızın gelişmesi toplum sağlığı için çok önemlidir.
Minyatür sanatını icra ederken maddeden kopup maneviyatımıza döneriz. Öğrenmesi ve uygulanması çok zor bir sanattır. Nefsi terbiye eder, sabretmeyi öğretir. Ne kadar sabırlı ve titiz çalışılırsa o derece iyi eserlerin ortaya çıkacağı bilinir ve böylece bir anlamda nefis terbiye edilir. Hocaya saygı ana prensip olduğu için hocanın yönlendirmeleri doğrusunda ilk günden, ilk çizgi çalışmalarından bir sanatkâr oluncaya kadar hatta daha sonrasında dahi hoca daima baş tacıdır. “Ben” kavramı yoktur, “biz” kavramı vardır. Sanatkâr minyatürünü yaparken kafasında bitmiş olan eserin önce eskizini yapar. Daha sonra renklendirmeye başlar. Renklendirme işlemi bitince kontur işlemine geçilir. Bu süreçte sanatkârın dış dünya ile alakası kesilir, zihninde bitmiş olan hayali eseri bir an önce kağıda dökmeye çalışır. Zamanın nasıl geçtiğini anlamaz, konsantrasyon en üst noktadadır. Menzile erişmek üzere olan bir ok gibi durmadan çalışır. Hiç aralıksız 10 saat çalışsa dahi zaman bir an gibi oluverir. Sanat hayatımda önce öğrenmek, sonra öğrenmek, öğrendikçe daha da öğrenmek gerektiğini anladım.
Sanatkârın tam donanımlı olması gerekmektedir. Bu yüzden çok çalışmalı, çok okumalı, çok görmeli, sürekli üretmelidir. Zamanla anladım ki; üretmek sadece eser ortaya çıkarmak demek değilmiş. Öğrenciliğimin ilk dönemlerinde üretmek, yalnızca öğrenmek, daha doğrusu sürekli öğrenmeye çalışmak, nerede hangi konferans, sergi vs. varsa koşturup bilinçaltımı görsel ve duyusal olarak beslemekmiş. Şimdi daha iyi anlıyorum ki; bu birikim potansiyel enerjiymiş. Mezun olduktan sonra hayata atılınca, okulun bize eksik verdiği tarafları, insan ilişkilerini ve uzun soluklu sanat maratonunda hangi eksiklikleri nasıl tamamlamamız gerektiğini öğrendik. Bir sinerji yaratıp iyi bir sanatçı olmak için günü değil, yarını hedef alıp yaşam tarzını ona göre şekillendiriyorsun. Sanattaki başarımı, omurgalı duruş dediğimiz duruş tarzıma borçluyum. Hiç kimseye kul olmadan, kimsenin de bana kul olmasını beklemeden geçirdim. Bunun yanı sıra sabit bir fikre bağlanmadım ve yalnızca kendi hislerine göre hareket eden bir sanatkâr da değilim. Her çeşit sergiyi (resim, grafik, geleneksel vs.) gezebilirim. Farklı sanatlarla ilgili seminerleri, toplantıları vs. dinlemekten ve bunlarla ilgi materyalleri okumaktan keyif alırım.
Eğitmen olduktan sonra şunu anladım ki; yeterli donanımları olmadan insanların eğitmen, öğretmen olmaması gerekiyor. Şükürler olsun donanım olarak kendimi yeterli derecede görüyorum. Bu dönemdeki üretim, öğrenci yetiştirmek oluyor. Mezuniyetten sonra belli bir süre sanatta eser üretiyorsunuz. Yeterli donanım ve birikim oluştuktan sonra bir sanatkârın en önemli eseri öğrencileri olmaktadır. Başından beri anlattığım gibi öğrencilerinize bilgilerinizi aktarırken, öğretmenin ne kadar zor bir iş olduğunu anlıyorsunuz. Emek ve uzunca bir süre zaman harcıyor, her zaman aynı sabrı ve uygulamada aynı performansı göstererek onların gelişmesine yardımcı oluyorsunuz. Bu hayatınızdaki başka bir keyif dönemidir. Onların içinden o kadar iyi öğrenciler çıkıyor ki sizin de ileri gitmenize, performansınızı tetiklemenize sebep olabiliyorlar.
Bu dönemimizi ben olgunluk dönemi olarak algılıyorum. Ne kadar sevinseniz de, ne kadar gönül verseniz de artık fiziki durumunuz performansınızı olumsuz etkilemeye başlıyor. Gözler daha az görüyor, daha çabuk yoruluyorsunuz, sinir sisteminiz daha hassaslaşıyor. Ama bu dönemde tecrübe, birikim, donanım devreye giriyor, ilahi adalet bu olsa gerek. Gençler de olmayan en önemli şeyler. Bugün bizim sanatımızın bence en önemli eksiği, günümüzün hastalığı olan “ben” kavramı. Biraz ince çalışan, biraz emek harcayan sanatkâr bile olamamış sanatkâr aday adaylarının hemen “ben” demeleri. Sanatımızın duayenlerine sataşıp, prim yapmaya çalışmalarına ben, geleneksel sanatların magazinleri diyorum. Bunu çok genç arkadaşlarımızın yaptığı gibi yaşları bizlerden hayli büyük insanların da bu sayede reklam yapmaya çalıştığını görüyor ve üzülüyorum. Sanata bunca emek vermiş insanları hiçe sayarak, “benden başka sanatçı yok” demek nasıl büyük bir vebaldir. Bunu sanat izleyicilerine bırakıyorum. İnsanlara en iyi mesajı vermek; çıkartılan eserlerle olur, konuşarak değil. Üreten insan dilsizleşir, sanatı konuşur, çok konuşan insanın sanatı körelir, beyni kirlenir. Maneviyatı bozulur. O yüzden lütfen çok fazla konuşmadan, fırçalarımızı konuşturalım. Bizler ömrümüz yettiğince bu kulvarda çalışıp, daha sonra da bu sanat misyonumuzu daha ileri götürecek pırıl pırıl öğrenciler yetiştirmeliyiz. Tabii ki yetiştirirken de hiçbir şey saklamadan, bütün öğrendiklerimizi onlara eksiksiz öğretip onlara zaman kazandırmalıyız ki onlar da bunun üzerine yeni bir şeyler ekleyebilsinler.
Bana bu sanatı öğreten hocalarım D. Tahsin Aykutalp, Yakup Cem’in ellerinden öpüyorum. Onlara minnettarım. Sayelerinde sanat öğrendim, ayaklarımın üzerinde dimdik duruyorsam onlar sayesindedir…”
 

İSMEK El Sanatları Dergisi 7 İNDİR

Bu yazı 1107 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK