Şehir Rehberi

Tarih, Deniz, Sanat; Çanakkale

  • #


Yazı: Yusuf Kadir SAYGIN - Fotoğraflar: Ömer VEFA

Çanakkale Boğazı, tabii ve tarihi güzellikleri ile kültür turizminin can damarlarından biri... 1. Dünya Savaşı’ndan izler taşıyan Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, mitolojiye konu olmuş antik kent Truva, türkülere ilham olan Aynalı Çarşı ile yurt içinden ve yurt dışından pek çok turisti ağırlayan eşsiz bir kıyı kenti… 5 bin yıldır birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bu kenti özel kılan bir başka şey ise yüzyıllardır varlığını koruyan eşsiz seramikleridir.

Çanakkale’nin tarihi yaklaşık MÖ 3000 yıllarına kadar dayanır. Asya ve Avrupa'nın Ege Denizi ile birbirinden ayrıldığı benzersiz coğrafyada konuşlanan, bu nedenle tarih boyu göç ve istilalara maruz kalan ilimiz, farklı coğrafyalardan gelen pek çok topluluğa kucak açmış, bunun sonucu oldukça renkli bir kültür mozaiğine sahip olmuştur. Binlerce yıllık tarihi zenginliği kültüründe barındırarak efsanelere ve mitolojik hikayelere ev sahipliği yapmış bu sevimli kıyı kentimizde medeniyetlerin gelişimiyle birlikte pek çok el sanatı da varlık göstermiştir.
Mitolojiye göre Kral Athamas'ın çocukları Phryxus ve Helle, üvey anneleri tarafından sokağa atılır. Bunun üzerine öz anneleri Bulut Tanrıçası Nephele, çocukları için uçabilen altın postlu bir koç gönderir. Koçun üzerine binen prens Phryxus ve prenses Helle gökyüzünde uçmaya başlar. Ancak prenses Helle aniden suya düşer ve boğulur. O günden sonra da Boğaz, "Hellespont" adıyla anılır. Dünya arkeoloji literatürünün önemli mekanlarından olan Truva, Neandria, Alexandria-Troas, Assos, Chryse, Dardanos ve Lampsakos da antik çağlarda, "Hellespont" olarak anılan bu şehrin sınırları içindedir.

Çanakkale Boğazı, Avrupa yakasındaki Gelibolu Yarımadası ile Asya yakasındaki Biga Yarımadası’nı altın sarısı kumsallarla birbirine bağlar. En dar yeri bin 250, en geniş yeri ise 8 bin metre olan Çanakkale Boğazı, stratejik konumuyla tarih boyunca Marmara çevresinde egemenlik kuran bütün uygarlıklar için önem arz etmiştir. Boğazın iki yakasında da tarih boyunca birçok kale yer almıştır. Fatih Sultan Mehmet de İstanbul'un fethini gerçekleştirmeden önce Kilitbahir ve şehre bugünkü adını veren Çanak Kalesi’ni (Kale-i Sultaniye/Çimenlik Kalesi) yaptırarak boğazdan geçişleri kontrol altında tutmaya çalışmıştır. Bunun yanında Çanakkale Boğazı, tabii ve tarihi güzellikleri, turistik mekanları ve taze deniz ürünlerinin ustaca sunulduğu tarihi dokulu mistik restoranlarıyla kültür turizmine hitap eden bir mekandır.


Çanakkale Geçilmez!

“Dur yolcu!

Bilmeden gelip bastığın,

Bu toprak,

Bir devrin battığı yerdir.”

Çanakkale, metrekaresinde 6 bin merminin atıldığı bir savaşı haykırır dünyaya… 8,5 ayın ardından kadını, erkeği, çocuğu ile 215 bine yakın Türk’ün ve bir o kadar da Avustralya, Yeni Zelanda ve İngiliz askerinin hayatını kaybettiği, Kurtuluş Savaşı’nın temellerinin atıldığı yerdir Çanakkale… Koyunda, koynunda, işgale gelenlerin, işgale direnenlerin hikayelerine ev sahipliği yapan, buram buram tarih ve kahramanlık kokan bir mekandır.

Savaşın tüm şiddetiyle yaşandığı 33 bin hektarlık alanı kapsayan bölge, 1973 yılında milli park ilan edilmiştir. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Çanakkale ilimizin en önemli gezi yerlerinden biridir. Parkın kara sınırlarını Gelibolu Yarımadası’nda Saroz Körfezi’ndeki Ece Limanı ile Çanakkale Boğazı’nda yer alan Akbaş İskelesi arasında çizilecek bir hat oluşturur.
Çanakkale, “Geçilmez” mesajıyla da ayrı bir anlam taşır Türk milleti ve dünya için… Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Arıburnu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar… 13 muharebenin simgesidir. Her safhasıyla, dünyaya ibret veren ve satırlara sığmayacak büyüklükte bir direnişin adıdır. Savaşı kaybetmiş ülkelerden gelen ziyaretçileri de sık sık ağırlayan bu topraklar, dikilen anıtlarıyla insanı altında yatanı düşünmeye zorlar…

Gelibolu savaşlarında ölen, gömüldükleri yer bilinmeyen ve kaybolan yaklaşık 21 bin kişiye ithaf edilen Helles Anıtı, karşılarındaki 3 alaya yaklaşık 10 kişiyle kafa tutan Yahya Çavuş Anıtı… Ya da 3. Kirte Muharebesi’nde şehit düşen 9 bin askerimizin adına yaptırılan Son Ok Anıtı… Ayrıca Fransız, İngiliz, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya ait de 33 anıt ve mezarlık, bırakın anlamayı, düşünemeyeceğimiz anları temsil ediyor…

Savaşta kaybettiğimiz tüm şehitlerimiz anısına dikilen “Çanakkale Şehitler Abidesi”… 41 metre 70 santimetrelik yüksekliğiyle göğe yükselen bu abide, tüm heybetiyle başkaldırışı simgeliyor. Abide kabartmaları, gülleri, çevresindeki mezarları ve tam ortasındaki Türk bayrağıyla hem o anıları yaşatıyor, hem de o anları anıtlaştırıyor… Onbaşı Seyit’in kim olduğunu, düşman gemilerine kafa tutan Nusret mayın gemisinin, Muavenet’in ne ifade ettiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Anıtın yakınındaki müzede, savaş alanında bulunan fotoğraflar, kemer tokaları, telsizler ve kalkanlar gibi objelerin yer aldığı savaş hatıralarını görebilmeniz mümkün.
Bir kahramanlık örneği olan 57. Alay Şehitliği de duyguları doruk noktasına ulaştıran mekanlardan biri. Binbaşı Hüseyin Avni Bey komutasındaki yaklaşık 650 subay ve asker, Conkbayırı’nda kendilerinden sayıca çok fazla olan düşmana karşı taarruza geçmiştir. Savaşta tamamı şehit olan 57. Piyade Alayı için dikilen anıtın üzerinde “Dünya askerlik tarihinin en kahraman birliği” yazıyor. Ordumuz bugün onların anısını hiçbir alaya “57. Alay” ismini vermeyerek yaşatıyor… Bu alayın sancağı ise Avustralya’da Melbourne Müzesi’nde, “Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiş, ama esir edilmemiştir. Çünkü, Türk Ordusu'nun milli geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık örneği olarak karşınızda duran bu Türk alay sancağını selamlamadan geçmeyin” ifadeleriyle sergileniyor.

Efsanevi Truva Atı

İntepe Bucağı, Tevfikiye Köyü yakınında, Çanakkale'ye 30 kilometre mesafede bulunan Turuva şehri, Hisarlık Tepesi üzerinde kurulmuştur. Homeros ve İlyada Destanları’na da konu olan şehir Trak'lar tarafından kurulmuş, zaman içerisinde birkaç kez yakılıp yıkılmış ve yeniden inşa edilmiştir.

Efsanelere göre, rekabet halindeki Truvalılar ile Yunanlar, Truva Kralı Priamos'un oğlu Paris’in Afrodit tarafından kendisine vaat edilen Helena'yı kaçırmasıyla savaş başlar. 10 yıl boyunca süren savaşlarda Truva, kalın duvarları olan güçlü kaleleri sayesinde düşman saldırılarına boyun eğmez. Yunanlar Truva’yı savaşarak elde edemeyeceklerini anlarlar ve bir savaş hilesine başvururlar. Buna göre, savaştan vazgeçerek evlerine dönecekleri izlenimi veren ordular geride kocaman tahta at bırakarak geri çekilirler. Savaşı kazandıklarını zannederek kutlamalara başlayan Truvalılar bu tahta atı da savaş ganimeti olarak kendi elleriyle kalenin içine taşırlar. Gece olduğunda tahta atın içine gizlenmiş askerler rehavet içerisindeki Truvalılar’a saldırır ve kısa sürede şehri ele geçirirler. İşte, sembolik ahşap Truva Atı bu efsanevi savaşı anlatır.


Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı

İstanbul’daki Mısır Çarşısı’nı andıran Aynalı Çarşı’nın ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte bazı kaynaklara göre 1889 yılında İkinci Abdülhamid’in padişahlığı sırasında, Çanakkale’nin önde gelen Yahudi ailelerinden birinin üyesi İlya Halyo tarafından inşa ettirilmiştir. Üstü küçük kubbelerle örtülü olan çarşının aydınlık olabilmesi içinse koridorları çokgen köşeli pencerelerle donatılmıştır. Eskiden atlar için “ayna” denilen at gözlüklerinin satılıyor olmasından dolayı çarşıya “Aynalı Çarşı” adı verildiği sanılmaktadır. Başka bir kaynağa göre ise çarşıda cep aynası satıldığı için bu adla anılmaktadır.

1915 yılında Gelibolu çıkartması sırasında tahrip olan çarşı, 1918 - 1921 yıllarında Çanakkale’yi işgal eden İngiliz askerlerince at ahırı olarak kullanılmıştır. 1967 yılında yapılan bir çalışmayla bugünkü görünümünü alan çarşı daha sonraları Çanakkale Belediyesi’nce onarılmış ve restorasyon çalışmaları yapılmıştır.

Çanakkale deyince akla ilk gelen yerlerden olan Aynalı Çarşı’nın girişinde ziyaretçileri kemerli bir kapı ve üzerinde yer alan beyaz mermer kitabe karşılar. 1889 yılında yapılan çarşıdan geriye kalan tek orijinal eser de bu mermer yazıt ve altındaki oymalı kırmızı taştır. Çarşıda, Çanakkale hatırası ürünler, züccaciye, tekstil ürünleri ile çeşitli gıda maddeleri ve baharatlar satılmaktadır.


Eşsiz Seramikler Diyarı

Çanakkale 17. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıl başlarına dek önemli bir seramik merkezi olmuştur. 17. yüzyıl ile 19. yüzyılın ilk yarısı örnekleri stil, kompozisyon, renk ve desen özellikleri ile ilgi çeker. Özellikle 18. yüzyılda seramik yapımı alanında tüm dünyada haklı bir ün kazanmış ve 19. yüzyıla gelindiğinde geleneksel bir tarzla üretilen Çanakkale seramikleri, Avrupa’daki birçok ülkede görülmeye başlanmıştır. Geleneksel Çanakkale seramiklerinin ana malzemesi kırmızı plastik kil olup, dekor zeminlerinde astar kullanılmıştır. Dekor için genellikle kahverengi, mor, turuncu, kiremit rengi, sarı ve mavi gibi renkler tercih edilmiştir. Dekorlama işleminin tamamlanmasının ardından seramikler kurşunlu şeffaf sırla sırlanır. Sır içinse kahverengi, yeşilimsi bej, koyu yeşil, turuncu ya da krom sarısı gibi renkler göze çarpar. Bu dönemde fırça dekorlu küpler, kenarı dilimli çukur çanaklar, iki-üç renkli dekoratif ve çapraz taramalı bordürü olan değişik boyda tabaklar üretilmiştir. 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarında ise naif sahneler, köşkler, kalyonlar ve hayvan motifleriyle süslenmiş gurup tabaklar göz alıcı bir kusursuzlukla üretilmiştir.

19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde üretim giderek endüstriyel bir hal almıştır. Formların özgünlüğü artmış ve yeni süsleme teknikleri geliştirilmiştir. Bu dönemde sır, zeytin yeşili, cam yeşili, krom sarısı, pas rengi, morumsu kahverengi gibi değişik tonlar almaya ve sırların etkisi, formu tümüyle ya da açıklıklar kalarak kaplamaya başlamıştır. Bazı formların dekorlarında ise sır üstü altın yaldız kullanılmıştır.
Daha sonraları yapılan seramikler, barok süsler, rozetler, yapraklar, çiçek ya da hayvan motifleriyle bezenmiştir. Bu dekorlar sır altına çömlekçi çamuru ile kabartma olarak yapılmıştır. 20. yüzyıl başına dek süren bu dönem eserleri arasında; hayvan heykeli şeklinde ve üzerlerinde rozet bulunan çeşitli kaplar, çift kulplu, şişkin gövdeli ve düz ağızlı çömlekler, dışa dönük yuvarlak ağızlı, açma yeri oymalı ve madeni musluklu fıçı biçimli kaplar, uzun boyunlu şişeler, kıvrık kulplu sürahiler, tekne ve gemi formunda kandiller, akıtma sır tekniği ile yapılmış baharatlıklar ve şekerlikler gibi gündelik hayatta kullanılan eşyalar sayılabilir. Oldukça abartılı olan bu dönem seramikleri, diplomatlar, gezginler ve denizciler tarafından hatıra mahiyetinde ülkelerine götürülmüştür. Günümüzde seramik üretimi vazo, saksı, küllük, tuzluk, şamdan vb. hediyelik eşya yapımıyla devam ettirilmektedir.

Çanakkale’de seramikçiliğin yanı sıra halıcılık da oldukça gelişmiştir. Şehrin folklorik yapısını günümüze taşıyan bu el sanatı özellikle Ezine, Ayvacık ve Bayramiç ilçelerinde yaygındır. Kilim dokumacılığı ile başlayan halıcılık "düğümlü doku" denilen halıcığa geçmiştir. Çanakkale folklorunu yansıtan el halılarının en belirgin özellikleri desenlerinin çeşitliliği, doku kalitesi ve kullanılan renkleridir. Halılarda en çok kullanılan malzeme yündür.

Çanakkale’de genellikle seccade büyüklüğünde desenli halılar üretilir. Özellikle en önemli geçim kaynağı halıcılık olan Ayvacık, kendine özgü desenleri olan ve saf yünden dokunmuş halılarıyla dikkat çeker. Çanakkale halılarının kalitesi, kurulan kooperatif sayesinde korunmaktadır. Bu arada, Bayramiç ve Biga köylerinde yünden giysilik aba, çamaşırlık, Eceabat köylerinde yerli pamuktan makrome ve şalvar dokunur. Yörede, çare, çorap, kese işçiliği de yaygındır.


İSMEK El Sanatları Dergisi 7 İNDİR

Bu yazı 731 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK