Türk Hat ve Cilt Sanatının Büyük Üstadı Prof. Emin BARIN

  • #


Yazı: Yrd. Doç. Dr. Hüseyin GÜNDÜZ*

XVI. yüzyılda Karahisarî klasik yazı çeşitlerinin yanı sıra yeni ve özgün denemeleri ile bugün dünyaca tanınan bir hat üstadımızdır. Karahisarî’den 400 yıl sonra, XX. yüzyılda Prof. Emin Barın, klasik yazıyı özümsemiş ve divanî, küfî, sülüs gibi klasik yazılardan yola çıkarak sanatseverlerin beğenisini kazanan, ayrı bir ekol meydana getirmiştir. Hiç kuşkusuz bu ekol, Karahisarî’den bu yana büyük bir cesaret ve yüreklilikle atılmış bir adımdır.

Yüzyıllar boyunca, hat sanatkârları tarafından belirlenmiş ölçüleri ve estetiği olan Türk Hat Sanatı, mimariden resme, müzikten tezhibe kadar bütün sanat dallarımızın XVIII. Yüzyıldan başlayarak, Batı sanatı etkisinde kalıp değişip yozlaşmasına rağmen son devir hattatlarının ölümüne kadar başarı ile devam etmiştir. Türk Hat Sanatı, bu kurallar ve estetik ölçüler doğrultusunda Türklerin elinde en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Şeyh Hamdullah, Ahmed Karahisarî, Hafız Osman, Mahmud Celâleddin, Râkım ekol yapmış ve yazı sanatımızı yönlendirmiş önemli hat üstatlarımızdır. XVI. yüzyılda Karahisarî, klasik yazı çeşitlerinin yanı sıra yeni ve özgün denemeleri ile bugün dünyaca tanınan bir hat üstadımızdır.


Hayatı ve Eğitimi

Karahisarî’den 400 yıl sonra, XX. yüzyılda Prof. Emin Barın, klasik yazıyı özümsemiş ve divanî, küfî, sülüs gibi klasik yazılardan yola çıkarak sanatseverlerin beğenisini kazanan, ayrı bir ekol meydana getirmiştir. 29 Aralık 1987’de kaybettiğimiz Emin Barın, yalnızca Arap harfleri ile değil aynı zamanda Lâtin harfleri ile de Allah’ın ve Hz. Peygamberin isimlerinin çok güzel yazılabileceğini göstermiştir. Emin Hoca’nın hayat hikâyesi 20 Mayıs 1913’de Bolu’da başlamıştır. Dedesi müderris Mehmet Emin Efendi, babası hattat, müzehhip, mücellit Hafız Mehmet Tevfik Efendi’dir.

1920’de Bolu İmaret Okulu’na Barın, 1928’de Bolu Ortaokulu’nu, 1932’de İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’nu bitirdi. 1933’de Bolu’da Berk Köyü'nde ilkokul öğretmenliği yapmaya başlayan Emin Barın Hoca, bir yıl sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Bölümü’ne girdi ve daha sonra 1936 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Neşriyat Müdürlüğü tarafından açılan Avrupa İhtisas Sınavı'nı kazandı. 1936-1937 yıllarında bir yandan İstanbul Eğitim Basımevi’nde staj yaptı, yandan da Güzel Sanatlar Akademisi Türk Süsleme Bölümü'nde Hattatîn Kâmil Akdik’ten hat dersi, Necmeddin Okyay’dan Klasik Türk Cilt Sanatı dersleri aldı ve bu arada Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer’den Divanî yazıyı öğrendi. 1937’de Almanya’ya giden Emin Barın, 1938’de Weimar’da Prof. Dorfner’in Özel Sanat Ciltçiliği Okulu'nda bir yıl süreyle çalıştı ve yaptığı Olimpiyat kitabı Hamburg Kitap Sergisi'nde birincilik ödülü kazandı. 1939 yılında Leipzig’de Kitapçılık ve Matbaacılık Akademisi’ne (Akademie Für Künste Buch Gewerbe) girdi ve burada Thiemann, Prof. Spemann ile Prof. Wiemeler ile kitap cildi çalışmalarına devam etti. Yaz tatili için yurda döndüğünde askerlik görevine başladı. 1941 yılında uzmanlık eğitimini tamamlamak üzere tekrar Leipzig’e dönen Emin Barın, 1943’de Türkiye’ye kesin dönüş yaptı ve aynı yıl Milli Eğitim Basımevi’nde teknik büro şefi olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl Güzel Sanatlar Akademisi’nde ilk büyük yazı ve cilt sergisini açtı ve Akademi tarafından Emin Barın’ın pergament ciltli lüks altın defteri devrin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye armağan edildi. Sergiden sonra Mayıs 1943’de Güzel Sanatlar Akademisi Süsleme Sanatları Bölümü'ne öğretim üyesi olarak girdi ve bu görevi vefatına kadar devam etti.


Üstlendiği Görevler ve Başarıları

1944 yılında Necla Barın ile evlendi. 1946’da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından madeni paraların yazıları için görevlendirildi. 1952’de bugün Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan, Atatürk’ün İstanbul’da söylediği nutku yazdı, Anıtkabir yazılarına başladı. Mozole girişinin her iki tarafında kabartma olarak oyulan Atatürk’ün Gençliğe Hitabı ile 10. yıl nutkunun yazılarını hazırladı. 1953 senesinde Anıtkabir’deki 10 kulenin kuşak ve kitabelerini hazırladı. 1954’de Atatürk’ün Anıtkabir'e nakledilip, kızkardeşinin arzusu üzerine toprağa verildiği gün, Bakanlar Kurulu tarafından imzalanan nakil tutanağını deri üzerine yazdı. 1955’de Yunus Emre Mezarı yazılarını yazdı. Aynı yıl, Güzel Sanatlar Akademisi’nde Dekoratif Sanatlar Bölümü'nde Yazı ve Cilt Atölyesini açtı. 1958 yılında Uluslararası Brüksel Sergisi'nde sergilenen Fatih Divanı ile kitap cildi birincilik ödülü ve madalyasını aldı. 1968 yılında Portekiz’deki Gülbenkyan Müzesi tarafından su baskını yüzünden zarar gören Türk İslam yazma eserlerinin restorasyonu için Lizbon’a davet edildi. 1971’de Gülbenkyan Müzesi'nde toplanan Uluslararası Restorasyon Kongresi’ne davet edildi ve Türk İslâm ciltleri ile yazma eserleri konusunda bildiri sundu. 1977 yılında Londra’da düzenlenen İslâm Festivali’ne katıldı. Dublin Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Chester Beaty Müzesi'nde Türk Yazı Sanatı konusunda konferanslar verdi ve sergiler açtı. 1979’da Ankara İş Bankası, İş Sanat Galerisi'nde ve 1983’de İstanbul Garanti Bankası Sanat Galerisi’nde hat sanatı sergilerini gerçekleştirdi. 1984 yılında Paris Unesco Genel Merkezi'nde, Kültür Bakanlığı adına hat sergisi açtı ve aynı yıl “Ya Rahîm” kompozisyonu ile Türkiye İş Bankası "Süsleme Büyük ödülü"nü aldı. 1985’de İstanbul Destek Sanat Galerisi’nde “Günümüz Ustalarından Uygulamalarla Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Sergisi”ne katıldı. Emin Hoca’nın son sergisi, 1987 yılında öğrencileri Yılmaz Özbek, İlhami Turan, İslam Seçen, Etem Çalışkan, Savaş Çevik ve Hüseyin Gündüz ile Otim Sanat Galerisi’nde açtığı yazı ve cilt sergisi idi. Emin Barın Hoca’nın en büyük arzusu Küfî, Divanî, Sülüs ve Latin harfleriyle yazdığı besmelelerden oluşacak “40 Besmele” sergisi idi. Ancak ömrü vefa etmedi. Bu sergi 1989 yılında ailesinin desteği, öğrencilerinin büyük gayreti ile Yıldız Sarayı Sanat Galerisi'nde gerçekleştirildi ve büyük ilgi gördü.


Perşembe’den Perşembe’ye...

Emin Barın hocanın geleneksel Perşembe toplantıları meşhurdur. Çemberlitaş’taki “Barın Yazı ve Cilt Atölyesi”nde yapılan bu toplantılarda Geleneksel Türk Sanatları ve resim gibi konular üzerine derin sohbetler olurdu.

Bir Geleneksel Türk Sanatları Merkezi ve Akademisi haline gelen, “Barın Yazı ve Cilt Atölyesi”ni dünyanın dört bir yanından gelen sanatçı ve sanatseverler ziyaret ederdi. Rahmetli Necmettin Okyay üstadın “Medrese-i Cedîde-i Eminiye” (Emin’in yeni okulu) dediği atölye Emin Barın’ın kitap sanatları ile ilgili dostlarının, hattatların, müzehhiplerin, kolleksiyonerlerin, antikacıların sahafların, kısacası geleneksel sanatlara gönül verenlerin bir araya geldiği tek sanat merkeziydi.

Perşembe günleri; aralarında Midhat Sertoğlu, Şevket Rado, Hattat Mahmut Öncü, Hattat Kemâl Batanay, Hattat Prof. Dr. Ali Alparslan, Hattat Hasan Çelebi, Müzehhip Rıkkat Kunt, Muhsin Demironat, Cahide Keskiner, Gıyasettin Akgül, Sâdi Belger, Ragıp Tuğtekin, Hattat Recep Berk, Vedat Tanca, Ali Kayran, Raffi Portakal, Cenap Yazansoy gibi sanatçı ve sanatseverler Perşembe toplantılarının müdavimleri arasında idi.

“Perşembe toplantıları” diye anılan bu buluşmalara Emin Barın’ın öğrencileri; Prof. İlhami Turan, İslâm Seçen, Ethem Çalışkan, Yılmaz Özbek, Abdullah Taşçı, Savaş Çevik, Hüseyin Gündüz ve Faruk Taşkale iştirak eden ve aynı zamanda diğer günlerde de Emin Barın Hoca ile birlikte çalışmalarını sürdüren sanatçılardı.
Perşembe günleri atölyeye devam edenler, sadece kendi konuları ile değil aynı zamanda geleneksel sanatların bütün dalları ile ilgilenirlerdi. Atölye’ye kıymetli bir el yazması getirildiğinde orada bulunanlar heyecanlanır, eser elden ele dolaşır ve eser üzerinde uzun uzun tartışılırdı. Eser sahibi getirdiği eseri değerlendirmek istiyorsa Emin Hoca ve sanatseverler kendi bütçe ve ilgi alanlarına göre getirilen eseri satın almak isterler, alamayacak durumda iseler konuya meraklı bilinçli koleksiyonerlere yönlendirirlerdi.

İçilen kahve ve çayların akabinde, çoğu zaman Emin Hoca’nın ünü dünyaca bilinen, içinde Şeyh Hamdullah’tan Hamid Aytaç’a, Hafız Osman’dan Halim Özyazıcı’ya, Mahmut Celâleddin’den Aziz Efendi’ye kadar birçok üstadın paha biçilmez Kıta, Murakka, Hilye, Levha, Tuğra ve Fermanlarından oluşan değerli kolleksiyonunun ve Emin Hoca’nın kendi eserlerinin sergilendiği ve atölyenin üst katında bulunan galeriyi gezmek bizler için tadına doyulmaz bir görsel şöleni oluştururdu. Bu ziyaret dakikalarca sürerdi ve bizler bir sonraki Perşembe'yi sabırsızlıkla beklerdik.

Perşembe toplantılarının müdavimlerinden birisi toplantıya iştirak edememiş olursa mutlaka niçin gelemediği telefonla sorulur, sebebi öğrenilir, neleri kaçırdığı anlatılırdı.

Emin Barın Hoca’nın en önemli özelliklerinden birisi her türlü ortamda çalışabilmesiydi. Her zaman yanında eskiz yapabilecek kâğıt ve kalemleri bulunurdu. Evde, gittiği her yerde aklına gelen bir kompozisyonu çizer, not alır, ancak çizdiği eskizleri Perşembe toplantılarının yapıldığı atölyesinde geliştirir, dostlarının fikirlerini alır ve uygulamasını yapardı.

Emin Barın Hoca’nın atölyesinde sevdiği bir takım ibareleri ihtiva eden levhalar asılı dururdu. Bunlardan en çok önem verdiği, çalışma masasının arkasında asılı bulunan Kûfi hat ile bizzat kendisi tarafından yazılmış olan “Ne senden rukuu, ne benden kıyam, selâmün aleyküm aleyküm selam” ibareli levhadır.

Perşembe toplantılarının yurt içinde ve yurt dışında  birçok koleksiyonun oluşturulmasında ve gerçekleştirilmesinde çok önemli rolü olduğu bir gerçektir.

Yaşamının çoğu atölyesinde geçen Emin Barın hocamızın sanatçı kişiliği, koleksiyonculuğu ve Perşembe toplantıları ile geleneksel sanatların yaygınlaşıp genç nesillere sevdirilmesine ve gelişimine büyük katkısı olduğu aşikârdır.

Vefatının 21. yılında Emin Barın hocamızı rahmet ve saygıyla anıyoruz.

*M.S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Anasanat Dalı Öğretim Üyesi




İSMEK El Sanatları Dergisi 7 İNDİR

Bu yazı 1672 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK