Tezhip

XVIII. Yüzyıl Klasiği Muhteşem Bir Kur’ân-ı Kerîm

  • #


Yazı: Prof. Dr. Faruk TAŞKALE*

Kaynağı ilahi vahiy olan Kur’ân-ı Kerîm, yalnızca öğretileriyle değil, aynı zamanda fiziksel görüntüsüyle de insanların gözüne ve ruhuna hitap eder. Şüphesiz “Allah”ın sözü olan kutsal kitap; hat ve tezhip sanatçılarının bütün hünerlerini gösterdikleri el yazmaları olma özelliğini taşırlar. Kur’ân-ı Kerîm’e olan inanç ve sevgi, hattat ve müzehhipleri Kur’ân-ı Kerîm’i en güzel şekilde yazma ve süsleme yollarını aramaya yöneltmiştir. Kutsal kitabı yazan hattatların ruhu, sanki kutsal harflerden oluşan bir kaide ile örülmüştür. Müzehhipler adeta kendilerinden geçip, ibadet eder gibi, stilize motiflerle Allah’ın kelâmını sarıp onu en güzel ciltlerle koruma altına aldılar.
XIV. yüzyıla dek yazılan Kur’ânlarda tek başına kûfi, muhakkak, reyhâni sülüs ve nesih gibi yazılar veya muhakkakreyhâni, muhakkak-nesih ve muhakkak-sülüs-nesih gibi ikili ya da üçlü yazı grupları ortaklaşa kullanılıyordu. Ama, Kur’anlar için Osmanlı beğenisine en uygun olan ve en çok tutulan hat nesihtir. Bu nedenle bazı Osmanlı kaynaklarında nesihten “hâdim-ül Kur’ân” (Kur’ân’a hizmet eden) olarak söz edilir(1). Rahat okunması için güzel ve okunaklı yazılması gereken Kur’ân-ı Kerîm’in süslenmesi gerekli görülmüyordu. Ayrıca, metni herhangi bir biçimde etkileme kaygısından dolayı, süsleme uzun süre denetim altında tutuldu. Bu yüzden tezhip, hat sanatından daha yavaş gelişti. Kur’ân, zaman içinde tezhip sanatçılarını davet edermişçesine birçok imkân doğurdu ve bu imkânlar tezhibin gelişmesinde temel etken oldu. VIII. ve IX. yüzyıllarda âyet bitiminde kullanılan, bazen üzerine âyet numaraları yazılı olan noktalar ve sûre başları, altın ve zaman zaman lacivert ve kırmızımsı bir renk ile süslenmiş olarak karşımıza çıkar. Küçük şemse(2)görüntüsündeki bu noktalar, güneşin parlaklığını simgeleyen altın ile boyanmıştır. Sûre başlarında sûrenin adı yazılıdır ve tezyinat başlangıçta geometrik biçimler içerir. Aynı dönemlerde Kur’ân’ı okurken durulacak ya da secde edilecek ayetlerini belirleyen ve bu âyetlerin hizasında bulunan kelimeler de şemse formlarında tezyin edilmiştir ve bu süslemelere “gül” adı verilir. Metnin başladığı ilk sayfalar olan, Fâtiha ve Bakara sûrelerini içeren serlevha (başlık) sayfaları ve zahriye adı verilen tanıtım sayfaları müzehhiplerin bütün hünerlerini sergiledikleri bölümlerdir. Zahriye sayfaları serlevha sayfasından önce gelen, kimi zaman yazısız bırakılıp tamamı süslenen sayfalardır. Gerektiği zaman satır araları sırf altın ile ya da zengin motifler ile süslenirdi. Bu süslemeye “beyn-es sütur” (satırlar arası) adı verilir. Kutsal metni süslerken son derece cömert davranan sanatçılar, Kur’ân-ı Kerîm hazırlayanların isminin geçtiği sayfalarda son derece mütevazi olmuşlardır.
En erken örneklerini VIII. ve IX. yüzyıllarda görmeye başladığımız Kur’ân-ı Kerîm tezhiplenmesi, XIII. ve XIV. Yıllardan başlayarak küçük bir gelişme sergiler. Kur’ân-ı Kerîmlerin hat ve tezhibi hazırladıkları dönemin toplumsal ve ekonomik koşullarını ve bu konulardaki anlayışıyla, beğenileri yansıtır. Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu, XV. yüzyılın sonunda ve XVI. yüzyılda hazırlanan ve bugün müze, kitaplık ve özel koleksiyonları süsleyen Kur’ânlar, izleyenlerde hayranlık uyandıracak, hatta şaşkınlık yaratacak güzellik ve zenginliktedir. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan, 6662 envanter numaralı Sultan II. Bayezıd için Şeyh Hamdullah’ın yazdığı ve tezhibini müzehhip Hasan bin Abdullah’ın yaptığı, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi yy.999 envanter numaralı Ahmet Karahîsâri’nin 1546-47’de yazdığı ve Topkapı Sarayı Müzesi Hırka-i Saadet K.5’te bulunan ve yine Karahisâri’nin yazdığı Kur’ân-ı Kerîmler, gerek yazı gerekse tezhib ve cilt kapakları açısından bu gerçeği gözler önüne serer. Kur’ân-ı Kerîmleri sanki Allah’ın seçtiği ve görevlendirip yönlendirdiği sihirli eller hazırlamıştır. Birçok Kur’ân-ı Kerîm’in tezyinatında karşımıza çıkan, XIV. yüzyılın sonundan XVI. yüzyılın ortalarına değin etkin olmuş, stilize edilmiş rûmi, hatayi ve bulut motifleriyle, altın ile laciverdin görkemli bir uyum içinde kullanıldığı tarza ek olarak, XVI. yüzyılın ortalarına doğru ilk kez müzehhip Karamemi’nin uyguladığı, saray bahçelerinde yetiştirilen lâle, karanfil, gül ve sümbül gibi çiçeklerden oluşan yarı stilize motifler, bahar çiçekleriyle donatılmış ağaçlar ve serviler(3) Türk tezhip sanatının konularındandır. XV. yüzyıl ortalarından XVII. yüzyıl sonlarına kadar süren döneme tezhip sanatı tarihinde klasik dönem adı verilir. XVII. yüzyıl ortalarından itibaren Osmanlı tezhip sanatında Batı etkisi yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. XVIII. yüzyıl sonlarına kadar süren bu süreç içerisinde Türk tezhip sanatında natüralist çiçeklerin kullanıldığı üslup etkili olmuştur. XVIII. yüzyıl sonlarına doğru başlayıp XIX. Yüzyıl sonlarına kadar süren çiçek sepetlerinin, uzun palmet ve kurdelelerin, natüralist çiçeklerin kullanılıp çok renkli uygulamaların yapıldığı tarza tezhip sanatında “Türk Rokokosu” adı verilir(4). Batılılaşma döneminde stilizasyon azalmış, bitkilerin doğadaki görünüşlerine daha yakın, süslemeden çok resim sanatı çerçevesine giren çiçek minyatürlerine ağırlık verilmiştir. Tezhip sanatındaki gerilemeye karşılık XVIII. yüzyıl, çiçek resimlerinin en parlak devri olmuştur. Avrupa sanatının, bu dönemin çiçek ressamlığındaki etkileri inkâr edilemez. Süslemelerde XVII. yüzyıldan itibaren Avrupa’da çiçek ressamlığının revaç bulmasına paralel bir gelişme dikkati çeker. XVIII. yüzyıl, bütün Batı ülkelerinde kitap resmi olarak çiçeğin çok sevildiği bir dönem olmuş, gravürlü veya renkli çiçek resimli kitaplara çok rağbet edilmiştir. Bunun yanı sıra, sevilen çiçeklerin tasvir sanatına da aynı yoğunlukla yansıdığı dikkati çeker. XVIII. Yüzyılda lâle, XIX. yüzyılda sümbül ön plandadır. Osmanlı sanatında natüralist akımın başından itibaren görülen gül, en yaygın ve en sürekli çiçek çeşidi olmuştur. Gül, Hz. Muhammed’in sembolüdür, sevginin yüzü ve endamıdır. Divan şiirinde, lâle devrinde adı en çok geçen çiçektir. Kitap sanatımızda da sayısız örneği vardır. Gülün en geniş kullanım alanı rokoko tezhiptir. Gülsüz rokoko tezhip adeta düşünülemez. Özellikle dini konulu eserlerde gonca gül resmiyle sıkça karşılaşırız(5).
Kütüphane, müze ve özel koleksiyonlarda bulunan en kıymetli el yazmaların başında büyük bir emekle hazırlanmış Kur’ân-ı Kerîmler gelir. Bu Kur’ân-ı Kerîmlerden biri de özel bir koleksiyonda bulunan, nesih hattıyla yazılmış ve bol altın kullanarak tezhiplenmiş bir Kur’ân-ı Kerîm’dir. Kur’ân; Hattat Abdullah eş-şehîr bi-ibn-işşâmî tarafından 1197 H./1782 M. tarihinde, nohudi renk âharlı kağıt üzerine siyah mürekkep kullanılarak ince bir nesihle yazılmıştır. Eser; 18 cm boyunda, 11 cm eninde olup, sırt kalınlığı 3 cm'dir. Kur’ân-ı Kerîm’in serlevhası(6) kırmızı ve yeşil altın kullanılarak rûmi ve çiçeklerle klasik tarzda tezyin edilmiştir. Zemin rengi olarak lacivert ve sarı altının kullanıldığı tezyinata zer-ender zer (altın üzerine altın) tarzı hâkimdir. Zemin rengi olarak kullanılan altın mat olarak bırakılmış, motifler ve dallar ise mührelenmiştir(7). Tezyinatta yer yer iğne perdahlar(8) göze çarpmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’in sûre başları, güller ve ketebe (imza) sayfası sarı altın zemin üzerine yeşil renk altın kullanılarak penç, gonca ve rûmi motifleriyle zer-ender zer tarzında tezhiplenmiştir.
Ketebe sayfasının karşısında bulunmakta olan sayfa, ketebe sayfası gibi zer-ender zer tarzında tezhiplenmiş olup, tezyinatın ortasında bulunan geniş pafta içerisine sarı ve yeşil renk altın kullanılarak gül ve penç motiflerinden oluşan bir buket yapılmıştır. Ketebe sayfasından önceki ilk iki sayfa, yine ortası geniş bir paftayı oluşturacak şekilde zer-ender zer tarzında tezhiplenmiştir. Ketebe sayfasının önceki ilk sayfada pafta içerisine iki adet pembe ve bir adet sarı gül ile iris çiçeğinden oluşan bol yapraklı bir buket, noktalama tekniğiyle boyanmıştır. Hemen karşısındaki sayfa ortasındaki pafta içerisine ise pembe renkli bir sümbül yapılmıştır. Tüm sayfalarda metin; 4 mm'lik sarı altın ve 1 mm'lik yeşil altın cetvellerle çerçevelenmiştir. Oldukça iyi durumda olan Kur’ân-ı Kerîm’in kahverengi derili cilt kapağı gösterişli bir şekilde hazırlanmıştır. 5 mm'lik yeşil ve sarı altınla yapılmış iki adet cetvelin çerçevelediği ön ve arka kapak; zemini sarı altın olan ve motiflerin derinin kendi renginde bırakıldığı köşebentler ve salbekli şemseden oluşan bir kompozisyonla tezhiplenmiştir. Kompozisyona çiçek ve bulut motifleri hâkimdir. Eserin sırtı altın kullanılarak üçiplik rûmi ile süslenmiştir. Cilt kapaklarının arka yüzleri ve yan sayfalar vişne çürüğü renginde bir deri kullanılarak hazırlanmış olup, yeşil ve kırmızı altın ile gül motifinin hâkim olduğu bir buket ve altın cetvellerle tezyin edilmiştir. Diğer birçok Kur’ân-ı Kerîm’de olduğu gibi hattatın ketebe sayfasında ismini belirtmesine karşın, bu güzel tezyinatı yapan müzehhip imzasını atmamıştır. Türk sanatlarında, eser sayısına oranla sanatçı imzasının en az olduğu alan tezhip sanatıdır. Bunun en büyük nedeni, müzehhibin ön plana çıkma kaygısı ve tezhibin ekip çalışması sonucunda yapıldığı durumlar da olabilir. Tezhip sanatçıları, yeryüzünü çiçeklerle bezeyen Allah’ın kelâmını çiçeklerle süsleyip kutsal kitabın ilk sayfalarını adeta çiçek bahçesine çevirmişlerdir. Kutsal ayetleri coşkuyla okuyan çiçek kokularını mutlaka hissedebilir. “Kur’ân-ı Kerîm Hicaz’da indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” sözü, İslâm dünyasında oldukça yaygın bir kanının ifadesidir. Meşhur Osmanlı hattatlarının yazdığı Kur’ân-ı Kerîm’ler bu kanıyı doğrular niteliktedir. Osmanlı müzehhipleri tarafından tezhiplenen Kur’ânlar göz önüne alındığında ve klasik tarza ilave olarak rokoko tarzının Osmanlı sanatçıları tarafından geliştirilip uygulandığı düşünüldüğünde, “Kur’ân-ı Kerîm Hicaz’da indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı ve tezhiplendi” demek daha yerinde bir ifade olur.
Kaynaklar: 1- Şinasi Acar, Türk Hat Sanatı, Araç-Gereç ve Formlar, İstanbul, 1999, s.111. 2- Şemse, Arapça’da “güneş” anlamına gelmektedir. Güneşin haşmetini, parlaklığını simgeleyen bir süsleme öğesidir. Şemse formu kenarından dışarı doğru çıkan tığlarda güneşin ışınlarını simgeler. 3- Yarı stilize bahçe çiçek ve motifleri, tezhip sanatından çiniye, halıdan saray sakinlerinin kıyafetlerine kadar kullanılmıştır ve uzun süre etkisini sürdürmüştür. 4- A. Süheyl Ünver, Ustası ve Çırağıyle Hezargradlı Zade Ahmed Ataullah: Hayatı ve Eserleri (İstanbul, 1955), s.7. 5-Doç. Dr. Yıldız Demiriz, Osmanlı Kitap Sanatında Naturalist Üslupta Çiçekler, 1986, s.346-348 6- Metnin başladığı ilk sayfa. Kur’ân-ı Kerîm’lerde serlevha genellikle Fâtiha sûresi ve Bakara sûresinin ilk 6 satırını kapsar. 7- Mühre: akik taşından yapılmış altın parlatmaya yarayan alet. (Mührelemek: parlatmak) 8- Altın zemin üzerine, ucu kütleştirilmiş iğne ile hafif bastırmak suretiyle yapılan noktalar veya üçlü nokta grupları. *Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tezhip Anasanat Dalı Başkanı  

İSMEK El Sanatları Dergisi 7 İNDİR

Bu yazı 1052 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK