Mimari

İstanbul Fatihi’nin Çinili Köşkü

  • #


Yazı: Dr. Hatice AKSU

Çinili Köşk, Orta Asya’dan İran üzerinden Anadolu’ya gelen eski Türk mimari geleneğinin günümüze kadar ulaşabilmiş İstanbul’daki tek temsilcisidir. Ahşap ev mimarisinin ortada bir sofa, etrafında dört oda bulunan ve geçen yüzyıla kadar bütün Türk dünyasında yapıla gelen bir örneğidir. Uzun yıllar yanlış okunan ve bu şekilde yayımlanan çini kitabesine göre bu köşkün inşası Fatih Sultan Mehmed tarafından 1472-73 yılında gerçekleştirilmiştir. Çinili Köşk’ün çini süslemesi kısmen Selçuklu, kısmen erken Osmanlı sanat zevklerine uygun olarak meydana getirilmiştir. Sedat Eldem, Çinili Köşk’ten bahsederken onu Selçuklu ve Orta Asya mimari geleneklerine bağlar.

Sur-ı Sultani adı verilen bir sur duvarı ile şehirden ayrılan bölge içinde, sonraları Topkapı Sarayı olarak bilinen ve XV. Yüzyılda yapımına başlanan Saray-ı Cedid (Yeni Saray) manzumesinin bir parçasıdır. Çinili Köşk de Sur-ı Sultani’nin içinde olmakla beraber sarayın esas sınırlarının dışında ve birinci avlusundan Haliç girişine doğru inen yamacın üzerinde inşa edilmiştir. Bu sebeple giriş cephesinin arazi seviyesinden fazla yüksek olmayışına karşılık Haliç’e bakan arka cephesi oldukça yüksekte kalmış, Bizans devrine ait bazı kemerli ve tonozlu alt yapıların oluşturduğu bir suni teras üzerinde bulunmaktadır.

Uzun yıllar yanlış okunan ve bu şekilde yayımlanan çini kitabesine göre bu köşkün inşası Fatih Sultan Mehmed tarafından 877 (1472-73) yılında gerçekleştirilmiştir. Mimarı hakkında bilgi yoktur. Köşkü aşırı derecede süslü ifadelerle metheden kitabelerden esas tarihi gösteren İ. Hakkı Konyalı ve Tahsin Öz tarafından yayımlanmıştır. Buna göre bina 877 sonlarında (Eylül 1472) yapılmıştır. Fatih Sultan Mehmet devrinin tarihini yazan Tursun Bey bu köşkü “sırçadan yapılmış bir yer”e ve “altlarında ırmaklar akan cennetler”e benzetmektedir. Tursun Bey’in, “Sırça Saray” dediği Çinili Köşk’ün “tavr-ı ekasire” üzerine inşa edildiğini belirtirken karşısında “tavr-ı Osmani” üzere ikinci bir kasır daha yapıldığını bildirmektedir. Bundan, Çinili Köşk’ün karşısında, yani şimdi Arkeoloji Müzesi’nin bulunduğu yerde Osmanlı üslubunda ikinci bir kasır bulunduğu anlaşılmaktadır. Çinili Köşk’ün mimarisinin dışında onu değerli yapan diğer bir özelliği de dış cephesini, büyük eyvanın iç yüzeylerini ve içindeki odaların bir kısmını kaplayan çinileridir. Bunların bir kısmında çeşitli dönemlerde tahribat olmuş, bina müze yapıldığında da bazı inanılmaz zararlar meydana getirilmiştir. Cephede ve büyük eyvanda mozaik tekniğinde yerleştirilmiş çiniler görülür. Bu çinilerde geometrik motiflerin yanı sıra bitkisel motifler de kompozisyonlarda kullanılmıştır.

Rumi motifler dallar üzerinde sıralanırken, hatai ve penç motifleri diğer bir hat üzerinde sıralanarak ahenkli bir tasarım oluşturmuştur. Büyük kemerin alt yüzünde de fîrûze zemin içine beyaz çinilerle yine mozaik tekniğinde kûfî yazı yazılmıştır. Bunlarda “Tevekkülî alâ hâlikî” cümlesi dört defa tekrarlandıktan başka ism-i celâl ve “ekber” lafzından başka sağda ve solda “Muhammed Resûllullah” ibaresi yer almaktadır. Yan eyvanlarda ve odalarda duvarlar belirli bir yüksekliğe kadar, altıgen çinilerle kaplıdır. Bunların aralarına başka renklerde üçgen çinilerden çerçeveler yapılmıştır. Çini renkleri firuze, patlıcan moru ve tUrkuazdır. Ayrıca bazı yerlerde çiniler üzerine altın ile süsleme işlenmiştir. Bu altın süslemelerdeki motifler, Fatih döneminin motif özelliklerini taşımaktadır. Beylikler döneminden gelen desen özellikleri, geometrik formlar içindeki bitkisel kompozisyonlar altın ile çalışılmıştır. Ayrıca üçgen parçalar üzeride altın ile çalışılan bulut motifleri karakteristiktir. Bulut kompozisyonunun kenarını iki iplik rumi bordür çevrelemektedir. Cephede büyük eyvanın içinde bir şerit halinde uzanan çini kitâbe bulunmaktadır. Kitâbe, birbirine girift iki satır halinde ve lâcivert zemin üzerine beyaz ve sarı sülüs hatla yazılmıştır.
Sultan IV.Murat zamanında (1623-1640) Çinili Köşk içinde bazı yenilikler yapıldığında park tarafındaki odalardan soldakinde, ayna taşında tavus kuşu kabartması işlenmiş bir çeşme yapılarak bunun iki tarafına manzum birer kitabe yerleştirilmiştir. Burada kullanılan motifler 16.yy’ın motif karakterini taşımaktadır. Kullanılan bahar dalları, rumi hatai ve pençler 16 yy motifleri ve renkler de aynı yüzyılın renkleridir. Mermer üzerine geometrik çinilerde olduğu gibi altın uygulaması yapılmıştır. Ekrem Hakkı Ayverdi’nin belirttiğine göre, hazine sır katibi Salahi Efendi’nin Vekayi’name’sinde Çinili Köşk’ün 1150 yılı Receb ayının 26. Günü bir yangın geçirerek harap olduğu bildirilir. Bina bu yangının ardından bilhassa cephe mimarisini önemli ölçüde değiştiren bir tamir görmüştür. Bu restorasyonun, Türk yapı sanatına yabancı tesirlerin sızmaya başladığı Sultan I.Mahmud devrinde (1730-1754) yapıldığı tahmin edilmektedir. Çinili Köşk’te XVII. yüzyıl sonlarında saraya mensup ağaların oturduğu bilinmektedir.

Alman generali Von Bötticher tarafından elde edildikten sonra 1914’de F.Taeschner’e geçen ve 1944’te bir hava hücumunda Münster’de yanan, bir Türk ressamı tarafından yapılmış İstanbul hayatına dair minyatürlerle süslü albümde Çinili Köşk’ü tasvir eden bir resim vardır. Taeschner’in IV. Mehmed (1648-1687), bizim II. Osman (1618-1622) dönemine ait olduğunu tahmin ettiğimiz bu resimde köşkün cephesinin bugünkünden farklı olduğu açık şekilde görülmektedir. 25 Ramazan 1290 (16 Kasım 1873) tarihli tezkere ile Maarif Nezareti tarafından tahsisi istenen köşk, bünyesinde bazı değişiklikler yapıldıktan sonra Asar-ı Atika Müzesi olarak açılmıştır.

Çinili Köşk müzeye çevrildiğinde bilhassa içindeki çinilere zarar veren bazı kötü uygulamalara sahne olmuştur. 1291 (1874) yılına ait bir belge, Çinili Köşk’teki değişiklikleri gerçekleştirme işinin Monterano adında bir yabancı mimara havale edildiğini bildirmektedir. Aynı tarihlerdeki başka bir belge ise binanın bünyesinde yapılan pek çok değişikliğin keşfini bütün ayrıntıları ile tarif etmektedir. Buna göre kubbeyi de içine alacak şekilde yapılmış ahşap çatının kaldırılması, dışarıdan merdiven yapılması, zemine mermer döşenmesi, bazı bölme duvarlarının kaldırılması, yeni kapı ve pencereler açılması, pencere ve ocakların iptali, alt kata inen esas merdivenin kapatılarak yeni bir merdivenin yapılması gibi müdahalelerle köşkün mimarisinde farklılıklar meydana getirilmiştir.

Dethier’nin ölümünden sonra Müze-i Hümayun Müdürü olan Osman Hamdi Bey’in zamanında Çinili Köşk, bir süre tek Türk müzesi olarak kullanılmıştır. Ancak kazılarda bulunan büyük lahitlerin bu binanın içine sokulabilmesi mümkün olmadığından yeni bir müze binasının inşası uygun görülerek Çinili Köşk’ün tam karşısında Lahitler Müzesi adıyla, şimdi Arkeoloji Müzesi olarak tanınan müze binasının ilk bölümü yapılmıştır. Yeni Asar-ı Atika Müzesi’nin açılışından sonra Çinili Köşk’te yine bir miktar eser kalmıştı. 1899-1903 yılları arasında müze binası büyütüldükten sonra arkeolojik eserlerin bir kısmı daha kaldırılmış, 1908’de müze bir bölüm ilavesiyle genişletildiğinde arkeolojik eserlerin hepsi buraya taşınarak Çinili Köşk tamamen boşaltılmıştır. Ancak bu defa da Asar-ı Atika Müzesi’nin bir salonunda bulunan Türk ve İslam eserlerinin Çinili Köşk’e nakli uygun görülerek, burası Türk ve İslam Eserleri Müzesi yapılmış, 1910’lu yıllarda önemli bir restorasyondan sonra bazı çinileri tamamlanarak yeniden düzenlenmiştir. Topkapı Sarayı Müdürlüğü’ne bağlanan Çinili Köşk, II.Dünya Savaşı yıllarında kapatılmış, içindeki eserler başka yerlere taşınmış ve 1942’den itibaren binanın yeniden tamirine girişilerek önüne 1880’li yıllarda inşa edilen merdiven kaldırılmıştır. Tamir ve bozulan kısımların ihyası ile örülen, kapatılan yerlerin meydana çıkarılması 1948-1952 yıllarında devam etmiştir. 1953’te İstanbul’un fethinin 500. yıldönümü münasebetiyle Çinili Köşk, Fatih Sultan Mehmed’e ait hatıralarla O’nun devrinin eserlerinin teşhir edildiği Fatih Müzesi haline getirilmiştir. Fakat Çinili Köşk’teki bu yeni düzenleme de fazla uzun ömürlü olmamış, eserler buradan toplanarak 1967’de binanın Türk Çini Sanatı Müzesi yapılması uygun görülmüştür.

Yapımda beyaz köfeki taşı kullanan bina iki katlı taş yapı olarak inşa edilmiş olmakla beraber yan ve arka cephe duvarlarında aralarda kırmızı tuğla dolgular da bulunur Ayrıca Haliç’e bakan çıkmalı arka cephede tuğla dolguların alt katta, Orta Asya Türk ve Selçuklu yapılarında çok görülen geometrik süsleme yer almaktadır.

Ancak günümüzde bu cephe artık görülemez durumdadır. Çinili Köşk’ün cephesinin ortasında çinilerle kaplı büyük bir eyvan içinde açılan bir kapı içeriye girişi sağlamaktadır. İki yanlarda daha ufak bir eyvana benzeyen fazla derin olmayan kemerli nişler vardır. Bunların sağdakinin yanından bir merdiven, ön mekanların üstündeki asma kat ile çatıya çıkışı sağlar. Giriş eyvanının üstünde birbirine ancak 0.93 cm genişliğinde bir dehlizle bağlanan tonozlu iki mekandan ibaret bir asma kat bulunur.

Çinili Köşk’ün esas katı, çok eskiden beri Asya’da kullanılan ve Türkler’in Orta Asya’da benimseyerek Anadolu’ya getirdikleri bir orta mekana açılan dört eyvan şemasına göre yapılmıştır. Çeşitli bölümlerdeki tonoz ve kubbelere geçiş unsurları olan örgü şeklindeki kaburgalar, Orta Asya ve Selçuklu mimari geleneklerinin devam ettirdiğine işaret etmektedir. Köşelerde birer kubbe ve yarım kubbe biçiminde tezyini şekillerde yapılmış tonozlarla örtülü odalar vardır. Bunlardan giriş tarafında bulunanların yan cephelere komşu olan bölümleri, dışarıdan düz bir duvar içinde olmalarına rağmen içeriden üç cephelidir. Dolayısıyla yan duvarlarda açılan pencereler köşeli olarak açılmıştır. Parka bakan taraftaki odalar daha büyük, gösterişli ve manzaralıdır. Bunların biçimleri düzenli olup iki bölümü dikdörtgendir. Üzerlerini birer kubbe ile prizma şeklinde süslemeye sahip tonozlar örter. Tavuslu çeşme de soldakinde duvara açılmış bir niş içindedir. Tam ortada beş köşeli olarak ileriye taşan kubbeli oda, Haliç ve Boğaz girişine hakimdir. Üstünde Türk üçgenleriyle geçişi sağlanmış bir kubbe ve beş cephesinin her birinde pencereler vardır.
Yapının kapı kanatlarında bulunan metal kapı kilitleri üzerindeki süslemeler, yine Fatih döneminin motif özellikleri kullanılarak işlenmiştir. Rumi motiflerden oluşan kompozisyonlar Selçuklu geleneğinden gelen özelliklerle 15. yy’ın özelliklerini birleştirmiş ve sanatkarlara yeni ufuklar açılmıştır. Bina içindeki diğer süsleme elamanı, alçı pencerelerdir Motif özelliklerine bakıldığında 16. yy’ın özellikleri görülmektedir, zaman içerisinde tamirlerde değişikliğe uğradığı düşünülmektedir. Yağmur sularının sızmasını önlemek için Çinili Köşk’ün üstünün, ortadaki ana kubbeyi de içine alarak gizleyecek şekilde dik meyilli ahşap bir çatı ile çok erken bir dönemde örtüldüğü eski resimlerden anlaşılmaktadır. Bodrum katının planı bazı değişikliklerle üst kata benzer. Burada odalar daha küçük olmakla beraber tonozlarda üst kattaki gibi zengin örgü motifleriyle kaburgalar yapılmıştır.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 6 İNDİR

Bu yazı 917 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK