Süsleme Sanatları

Sinan’ın İzinde Bir Aile: Nursen - Güvenç Güven

  • #


Yazı: Yrd. Doç. Mesude Hülya (ŞANES) DOĞRU*

Geleneksel süsleme sanatlarımızla ilgili çalışmalar yapan sanatçılar, günümüzde bu sanatlarımızı yaşatmak, sevdirmek ve geleceğe aktarabilmek için yoğun bir uğraşı içindedirler. Uzmanlaşma uzun yıllar aldığı için her sanatçı genelde tek bir sanat üzerinde çalışmayı tercih eder. Sanatçıların uzmanı oldukları sanatla tanışmalarının hikayesi ise genellikle ilgi çekicidir. Doğaldır ki bu hikayelerin giriş, gelişme ve sonuçları da birbirinden farklı ve çok renklidir. Bu yazının konu edindiği ve alanlarında gerçekten uzman olan Nursen ve Güvenç Güven çifti, 30 yılı aşan süredir kalemişi, çini, cilt, minyatür, tezhip gibi birbiriyle motif ve kompozisyon bakımından bağlantılı, fakat birbirinden farklı uygulamaları olan alanlarda sanatlarını icra etmekte, yıllardır devam eden, birlikte çalışmanın, düşünmenin ve uygulamanın avantajıyla mükemmel eserler vücuda getirmektedirler.

Camilerde Kalemişi Restorasyonu Uygulamalarında Değişen Bakış Açıları

Nursen Maylı; 1983 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nde Yüksek Lisans yaptığı sırada, bir gazetede gördüğü ‘Kalemkar Aranıyor’ ilanına başvuruda bulunduğunda, her zaman ilgisini çekmiş olan ve gönüllü olarak çalışabileceğini düşündüğü kalemişi restorasyonunda görevli olarak çalışma fikri kendisine son derece cazip gelmiştir. Edirne Selimiye Camii’nin restorasyonunda desen ve uygulama konusunda çalışabilecek eleman arayan Vakıf İnşaat Şirketi’ne görüşmeye gittiğinde kendisine ilk sorulan soru iskeleye çıkıp metrelerce yukarıda çalışıp çalışamayacağıdır. Yapılan görüşmenin sonucu olumludur. Restorasyon çalışmalarının birkaç ay önce başladığı Selimiye Camii için Edirne’ye gittiğinde Güvenç Güven ile tanışır. Nursen Maylı, çalışkanlığı ve hiçbir işten kaçınmaması ile daha önce bayan kalemkarların çalışmadığı cami restorasyonu ortamında arkadaşlarıyla kısa bir sürede uyum sağlamayı başarır. Artık süsleme sanatları ile ilgili olarak okulda öğrendiklerini tarihi açıdan önem taşıyan böyle bir eserde uygulama imkanı ona inanılmaz bir manevi haz vermektedir. Bir süre sonra Güvenç Güven’le işe bakış açıları ve camideki çalışmaları konusunda ortak görüşlere sahip olduklarını fark ederler. Restorasyon yoğun şekilde devam etmektedir. Caminin kalemişleri üzerinde yapılan raspalarda bulunan orijinal kompozisyonlardaki desenler eskiz kağıtlarına çizilip tamamlanarak eski haline getirilmeye başlanır. Kalem işi uygulamaları da doğru şekilde düzeltilmiş olan bu desenlerle yapılır. Bu yoğun çalışma ortamı içinde, uzun yıllar kalemkarlığı titiz ve özenli bir şekilde devam ettirmiş olan Güvenç Güven ile MSÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü yüksek lisans öğrencisi Nursen Maylı, Selimiye Camii’ndeki kalemişleri ve çinilerin tasarımlarının farklılıkları ve güzelliklerinin bilincinde olarak, kendilerini geliştirme ve her şeyi doğrusuyla öğrenme adına cami içinde bulunan çeşitli pano, ulama ve bordürler üzerinde renk ve desen incelemelerini konu edinen kapsamlı bir araştırma başlatırlar. Restorasyon çalışmalarının devam ettiği zaman içinde mesai saatleri ve sonrasında camideki çini ve kalemişi desenlerin kompozisyonlarının nasıl oluşturulduğunu anlamaya ve çözmeye uğraşırlar. Dönemin sanatçılarını, Mimar Sinan’ı, onun sanat ve mimari anlayışını öğrenmeye çalışırlar. Camii’nin bütün desenlerini mesai saatleri dışında aylar boyunca kopyalarlar; neredeyse her santimde yeni, öğrenilmesi gereken farklı şeyler görürler. Sonuçta bu abidevi yapıtta emekleri geçen bütün ustaları tanımak, anlamak, kafalarına ve yüreklerine yerleştirmek için onlarla o kadar haşır neşir olurlar ki adeta çinilerle özdeşleşirler. Çinilerin kompozisyonlarını hazırlayan saray nakkaşları ve bu çinileri uygulayan ustaların ayrıntılar üzerindeki dikkat ve özenlerinden çok etkilenirler. Böylece, Mimar Sinan’ın ‘ustalık eserim’ dediği Selimiye Camii sadece mimarisiyle değil; çinileriyle de aynı ustalığı yansıtan bir eser olarak bu genç ve öğrenmeye hevesli iki sanatçının geleceğe bakışları için bir dönüm noktası olur. Türk Sanatı’nın en önemli örneklerinden biri olan bu mükemmel eserin, süslemelerini ve yapıldığı dönemdeki işçilik örneklerini incelemek onlara sanatçıların sanatlarıyla haşır neşir oldukları yıllar içinde öğrendiklerinin haricinde bilgi ve becerilerini sürekli olarak arttırmaları gerektiğini gösterir. Güvenç Güven bu düşünce ışığında sanatında daha da ustalaşmayı sağlamak maksadıyla akademide görev yapan değerli hocalardan hat ve desen eğitimi de alır. Netice olarak Selimiye Camii’ndeki kalemişleri üzerinde yaptığı araştırmalar ve çalışmalar onun tüm kalemişi uygulamalarında daha yetkin ve söz sahibi olmasını sağlar.
Selimiye Camii restorasyonu bittiğinde birlikte İstanbul’a dönerler; Keçecizade Fuat Paşa Camii restorasyonunda çalışırlar. Güvenç Güven, kalemişi restorasyonundaki sorumlu, yetkili tek kişi olarak çalışmanın bir buçuk ay gibi kısa bir sürede çalışmaların başarıyla bitirilmesini sağlar. 1986 yılında, Türk sanatı içinde önemli bir yere sahip olan Sultan Ahmet Camii’nin restorasyonu başlamadan evlenirler. Nursen Güven’in doğup büyüdüğü Eyüp’e yerleşmeye karar verirler. Nursen Güven için Eyüp semti sürekli araştırılması ve görülmesi gereken önemli bir hazinedir. Ayrıca her taşıyla, yaşayan, tarihi dokusuyla geçmişi, bugünü ve geleceği içinde barındıran Eyüp’te geçirdiği yıllar onun hayata bakış açısının farklılaşmasına ve zenginleşmesine yardımcı olmuştur. Güvenç Güven’in, Selimiye ve Keçecizade Fuat Paşa Camileri’ndeki başarılı çalışmaları Sultan Ahmet Camii’ndeki kalemişlerinden sorumlu uzman olarak görevlendirilmesini sağlar. Böylece restorasyonlarda gördükleri hataları azaltmak yolunda daha çok  yol almış olur. Nursen Güven ise bu restorasyonda proje ve desen çiziminden sorumlu olarak eşiyle birlikte içinde yer alır. İşine hakimiyeti, her zorluğun altından kalkması ve başarılı çalışmalarıyla öyle bir portre çizmiştir ki Vakıf İnşaat yetkilileri bu güvenceyle başka bayan kalemkârları da işe alırlar. Restorasyonun devam ettiği süre içinde denetleme yapmak için cami restorasyonunu incelemeye gelen Anıtlar Yüksek Kurulu üyeleri, her aşamada çalışmalardaki özeni ve doğruyu yakalama çabalarını gördüklerinden sanatçılarımıza hep tam destek sözü verirler. Sultan Ahmet Camii restorasyonu sırasında birçok orijinal deseni gün ışığına çıkarmak mümkün olur. 1800’lerin başında ve 1883’de İtalyanlar tarafından yapılan iki restorasyon sırasında, maalesef desenler bozularak değişikliklere uğratılmıştır. Hatta orijinal yazılarda var olmayan altın varaklı uygulamalarda yapıldığı görülür. 1970’li yıllarda yapılmış olan restorasyon ilk iki restorasyonun bozulan bölümlerinin düzeltilmesini sağlamak içindir. 1986-1989 yılları arasında devam eden büyük restorasyon, en alt katmanlarda bulunan orijinal desenlere ulaşılmasıyla bir çok bölümün caminin inşa edildiği döneme uygun hale getirilmesine yöneliktir. Desenlerin orijinal renkleri ile ilgili yapılan pek çok araştırmada istenilen sonuca ulaşılır. Üç yılı aşan bir süre devam eden restorasyonda cami içindeki bazı alanlarda orijinal desen uygulanırken, bazı alanlar daha önceki restorasyonlarda değiştirilen kompozisyon örnekleri bırakılmıştır. Güvenç Güven, kısa bir süre İstanbul, Şehzadebaşı Camii’nin orijinal kalemişlerini bulmak amacıyla başlatılan çalışmalara katılır. Sultanahmet Camii’nin iç mekanındaki kalem işlerinde sorumluluk alanları içinde olan işlerin bitirilmesiyle önce Güvenç Güven; üç ay kadar sonra da Nursen Güven Vakıf İnşaat Şirketi’nden ayrılırlar. Kendi şirketlerini kurduktan sonra, yeni inşa edilen camilerde geleneksel formlara uygun kalemişi desenlerini çizerek uygulamaya başlarlar. Çeşitli restorasyonlarda kendi yetiştirdikleri stajyer öğrenciler ve elemanlarla birlikte Gaziosmanpaşa Merkez Camii ile Sarıyer, Okmeydanı ve Hereke’de dört-beş tane camide aynı anda uygulama çalışmaları başlatırlar. Bu dönemde İstanbul, Rüstempaşa Camii’nde yapılan restorasyonda, kendilerini tanıyan ve çalışmalarını takdir eden yetkili kişilerden gelen istek üzerine bir sene kadar caminin kalemişlerini yaparlar. Böylece 10 yıl kadar Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde, elliye yakın yeni yapılmış caminin kalemişlerinde, ekipleriyle birlikte kendi özgün renk, desen ve kompozisyonlarını uygularlar. Geleneksel süsleme sanatlarından olan kalemişlerinde kullanılan malzemenin yüzyıllara dayanması gerekmektedir. Sanatçılarımız buna dikkat ederek hem doğal boyalar hem geleneksel teknikler uygulayarak tasarımlarını gerçekleştirirler.

136



İznik Çinisi Üretimi ile Tanışma

Kalemişi çalışmalarının yanısıra klasik çini üretimi yapma düşüncesi ilgilerini çekmeye başlar. 1990-1991 yılları arasında Kütahya’ya giderek çeşitli çini fabrikaları ve atölyelerindeki yetkili kişilerle, kendilerine destek verileceği düşüncesiyle görüşmeler yaparlar. Sonuç her desteğin kendilerine verileceği şeklindedir. Ancak zaman geçmekte ve bir türlü çalışmalar başlatılamamaktadır. Çini üretimi yapmak onlar için öyle önemli olmaya başlar ki, yılmadan düşüncelerini hayata geçirmek için araştırmaya devam ederler. Kütahya’da çini üretiminin yoğun olarak devam ettiği, İznik çinisi üretiminin ise hayal kabul edildiği dönemdir. İznik çinisi ile ilgili çalışma yapmak gibi bir düşünceye sahip olmamalarına rağmen, 1994-1995 başlarında Güvenç Güven’in İzmir’de bir cami tezyinatı yaptığı sırada, Nursen Güven uzun süredir insanlarla fazla görüşmeyen, adeta inzivaya çekilmiş olan İznik çinisi üstadı Faik Kırımlı’nın izini bulması, onların 16. yüzyıla damgasını vuran İznik çinilerine duydukları ilgi onları bu konuda yaklaşık 40 yıl gibi bir süre araştırma ve üretim yapan Faik Kırımlı ile bağlantılarını sağlar. Faik Kırımlı, İznik çinileri üzerindeki araştırma ve uygulamalarını uzun yıllardır yoğunlukla sürdüren, çinileri birçok yabancı müzede sergilenen bir sanatçıdır; dolayısıyla İznik çinisinin, altyapısı ve uygulanması oldukça zor bir tekniğe sahip olduğunu birebir uygulamalarında görüp yaşayan bir kişidir. Nursen Güven, bir vesile ile Kırımlı ile görüşüp; İznik çini üretimi ile ilgili düşüncelerini almak ister. Faik Kırımlı bu işin çok yorucu ve yıpratıcı olması nedeniyle altyapıda bir erkeğin gücüne ihtiyaç olmasından dolayı Güvenç Güven’e İznik çinisi altyapısının zorluklarını anlatmak gerektiğini anlatmak için tanışmak ve konuşmak istediğini söyler. Faik Kırımlı, eğer İznik çinisi üzerine çalışmayı düşünüyorlarsa; onları bedeni kuvvet de gerektiren, zor ve meşakkatli günlerin beklediğini anlatır. Geleneksel Türk Sanatları’na gönül vermiş olan Güvenç Güven zora talip olmaya hazırdır. Günümüzde de devam eden süreç başlar. Faik Kırımlı’nın atölyesinde yapılan ilk 1-2 örnekte Güvenç Güven altyapıda çalışır. Desen boyama aşamasında ise eşi Nursen Güven’le ortak olarak çalışarak, Faik Kırımlı’nın yıllar alan tecrübeleri sayesinde sonuçları temiz karolar üretirler. Bu ilk örnekler; Rüstem Paşa Camii’nin bordür çinilerinden ve Nursen Güven’in özgün tasarımlarından oluşmaktadır. Elde edilen başarılı sonuç; Faik Kırımlı’yı da memnun eder. Yıllarca pek çok kişi ile çalışmış; onlara tecrübelerini aktarmaya çalışmış; ancak bu kişiler farklı mesleklerden ve sanatın dışından insanlar olduğundan arzu ettiği sonuca ulaşamamıştır. Memnuniyetini, Güvenç Güven’e ‘Sen önce ustalığı görecek; ondan sonra çıraklığı yaşayacaksın’ sözleriyle dile getirir.
Güven çifti, bir yandan cami restorasyonlarına devam ederken, kazandıkları paraların bir kısmı ile hocalarının önerisiyle Haliç kıyısında açtıkları ilk atölyelerini de yavaş yavaş kurmaya başlarlar. Faik Kırımlı’nın tecrübeleri ve bilgileri sayesinde ilk çini fırınlarını (elektrikli) birlikte yaparlar. Daha sonra da kuvars ve sır fırınlarını tamamlarlar. Gerçek anlamda işlerine yarayacak şekildeki fırınları yapmaları iki senelerini alır. Günümüzde kullandıkları çini fırını ise küçük boyutlu olarak 8-10 tane; büyük boyutlu olarak (yaklaşık 40x32 cm. veya 42x34 cm.) 2 tane karo pişirme kapasitesine sahiptir. Karolar büyüdükçe pişirim sırasında kırılma riskinin artması nedeniyle eserlerini tek ve büyük karolar olarak değil; küçük tek parça veya iki parça olarak üretmeyi tercih etmektedirler. İznik tarzı çini üretiminin başarılabilmesi için, her malzemenin doğru oranda katılması ve fırında pişirimde ısının tutturulabilmesi hayati önemdedir. Yıldız Sarayı Çit Kasrı’nda 1998’ de İznik Çinileriyle ilgili ilk sergilerini açacakları gün yaklaşırken karşılaşacaklarını hiç düşünmedikleri bir durumu yaşarlar; birkaç fırın çini pişirimi bozuk çıkar; büyük bir emek ve zaman kaybedilir. Standart bir süreç söz konusu olmadığından, her kademedeki yanlışlık, deneme yanılma yoluyla ancak beş altı pişirim sonrasında düzeltilebilmektedir; dolayısıyla eserleri sergi süresine kadar sorunsuz yetiştirme kaygısıyla daha yoğun bir çalışma temposuna girilir. Bu arada satın alınan bazı hammaddelerin vasıfsızlığı sebebiyle de problem yaşandığı anlaşılır; sorun giderilir. Sergi için hatasız üretim başarılır. Sergi açılışında hak edilen övgü dolu sözcükler yıllarca süren zorlu çalışmaların semeresinin alındığını gösterir.

Yurtdışı Açılımları

Serginin yankılarının devam ettiği bir dönemde, Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles kentinde Kral Fahd adına yaptırılan bir caminin kalemişi uygulamalarını yapmaları için kendilerine teklif edilen işi, iki üç ayda bitirme düşüncesiyle kabul ederek, o sırada altı yaşında olan oğulları Fatih ve beş yaşındaki kızları Tuğba’yı aile büyüklerine bırakarak yola çıkarlar. Ancak camideki çalışma düşündükleri kadar kısa sürede sonuçlanmayacaktır. Çünkü camideki yetkililerin bir fotoğraftan görerek beğendikleri Selimiye Camii’nin kubbe desenlerini camiye uygulamalarının istenmesiyle iş süresi artar. Ölçülerin camiye uygun hale getirilmesi için tüm desenler tekrar çizilir. Ancak kubbedeki hat yazılarını yazması istenen kişi arzu edilen performansı gösteremez. Uzun araştırmalar sonucu bulunan yeni bir hattat yazıları yazar. Bulunan boyalar ve fırçalar istenen nitelikte olmadığından, istenilen fırçalar İstanbul’dan getirtilir. Zemine uygun, dayanıklı türde boyalar bulunur. İskeleler kurularak çalışmalar başlatılır. Los Angeles’ta yaşayan bir fotoğrafçı olan Ken Fabrick çalışmaların her adımını fotoğraflar. Ken Fabrick’in çektiği fotoğraflar öyle başarılıdır ki, sanatçı çift Los Angeles Times gazetesinde haber olur. Güvenç ve Nursen Güven çifti şehirde de tanınmaya başlamıştır. Televizyonda onların camide yaptıkları çalışmalar ve sanat anlayışlarıyla ilgili bir program yayınlanır. Kendileriyle tanışmak için ziyarete gelen pek çok kişi çalışmalarını dikkatle izler. Onlar da arta kalan zamanlarında İngilizce ve Vitray kurslarına devam ederler. Orada cam kesimiyle ilgili teknikleri öğrenirken aynı zamanda çeşitli makineleri tanıma ve kullanma imkanı bulurlar. Kalemişi çalışmaları o kadar beğenilmiştir ki; ayrıca cami pencerelerine tasarımları kendilerine ait olan vitray süsleme yapmaları istenir. Teklifi kabul eden sanatçı çiftin bahar ağacı şeklinde tasarlayıp çizdikleri kompozisyonları uygulamak da kendilerine düşer. Bu çalışmalar son derece başarılı olur. Bitirilen her çalışma büyük övgü alır. Nihayet Amerika’da geçirilen yaklaşık bir yıldan sonra, çocuklara duyulan hasret ve ailelerinden gelen, geri dönüşlerini isteyen mesajlar dolayısıyla yeni iş tekliflerini geri çevirip yurda dönerler.
İstanbul’a döndükleri zaman Eyüp’teki Feshane’nin, geçirdiği restorasyon sonrasında geleneksel sanatları icra eden sanatçılara kiralanmaya başlandığını öğrenirler. Bir yandan İznik Çinisi üretimiyle, diğer yandan Feshanede’ki tasarımlarını sergileyip sattıkları işyerlerinde yoğun olarak çalışırlar. İki sene kadar süren bu dönem sonunda Feshane’deki faaliyetlerin sona erdirilmesi nedeniyle işyerlerini kapatmak zorunda kalırlar. Feshane’de bulundukları dönemde Bahreyn’in başkenti Manama’da bulunan bir caminin bazı bölümlerinde daha çok geometrik formlarla oluşturdukları kalemişi tasarımlarını yaklaşık 1,5 ay gibi bir süre orada kalarak uygularlar. Başlangıçta bazı zorluklar yaşadıkları, küçük bir ada ülkesi olan Bahreyn’de Büyükelçi Engin Türker’den destek görürler. Bahreyn dönüşü sonrasında İstanbul’daki atölyelerinde üretimlerine daha da hız kazandırırlar. Açtıkları sergilerle sanatseverlere ürettikleri eserlerle İznik Çinileri’nin yaşatıldığını ve klasik İznik Çinisi ile adeta bir özdeşlik gerçekleştirdiklerini ortaya koyarlar..

İznik Çinisi Üretiminde Alt Yapı ve Uygulama Zorlukları

Güvenç Güven, altyapıdan başlayarak meslek sırrı dediği özel sentezler dışında, çininin oluşumunu kısaca şu şekilde özetlemektedir: ‘İznik çinisinin altyapısı sırça bağlantılı, silis kum ve kuvars karışımlıdır. Bu kum sıcak ve soğuktan etkilenmez; genleşmez. Faik Kırımlı’nın tarihi kaynaklardan kendi araştırmalarıyla bulmuş olduğu bazı malzemeler de belli oranlarda eklenip karıştırılarak altyapı oluşturulur. Sırları sır fırınımızda kendimiz pişiriyoruz. Sır, fırında piştikten sonra bir çeşit cam kütlesi haline gelir. Metal değdirilmeden mermer havanlarda taş yardımıyla kırılır. Pirinç tanesi boyutlarına geldiğinde, değirmende suyla birlikte 10-15 saat döndürülerek toz haline getirilir. Altyapıda kullanılan kum, kil ve sırça ile karıştırılır. Plakalarla ahşap üzerine alınır. Karo haline getirilen plakalar preslenir. Belli bir ısıda kurutulur. Isının son derece önemli olduğu bu aşamada çok uzun süre kurutma da uygun değildir. Kurutma için en güzel mevsimler ilkbahar ve sonbahardır. Yazın karoların kuruması raflarda, oda sıcaklığında bırakılmalarıyla sağlanır. Kışın karolar zorluk olmasına rağmen 10-15 gün gibi bir sürede doğal ortamda kurutmaya bırakılır. Karoların ham hali hazır olduğunda; desenin işlenmesinde yardımcı olan astar için kuvars, bağlayıcı maddelerle karıştırılır. Astarın beyazlığını artıran malzeme eklenir. Toz haline getirilmiş olan kuvarsın pişirilmesi ve son derece temiz olması gerekmektedir. Kullandığımız sadece yurt dışına gönderilen kuvarstır. Ben yaklaşık 10 yıl süren araştırmalardan sonra bu kuvarsı bulabildim. İçinde mikron kadar farklı maddeler karışsa bile kuvarsta bozulmalar olur. Kuvarsın pişirilmesi belli bir ısı gerektirir. Bunu dengelemek oldukça zordur. Faik Bey, kendi tecrübeleri ile bu üretimi yapmış. Ben, standardı oturtabilmek için, bazı yöntemler geliştirerek ayrı bir kuvars fırını yaptım. Altyapıda en hassas noktalardan biri bu kuvarsın, yani astarın hazırlanmasıdır. Bu astar hazırlandıktan gözakı beyazı, yani makbul olan doğal beyazı elde etmek için kıymetli maden oksit malzemeler kullanılmalıdır ki o güzelliği versin. Astar kurumuş olan bisküvinin üzerine çok itinalı şekilde, boza kıvamında dökülerek plakaya oturtulur. Tekrar kurumaya bırakılır. İlk pişirimi yapılır. Fırından çıkarıldıktan sonra desen karo üzerine aktarılır. (İğnelenip kömür tozuyla silkelenir.) Desenin önce tahrirleri çekilir. Bütün renklerden sonra, en son kabarık renkler boyanır. Sır hazırlanmış olan karo üzerine püskürtülür. Biraz kurutulduktan sonra karo pişirim için belli bir dereceye kadar ısıtılmış olan fırına yerleştirilir. 900 derece civarında pişirim yapılır. Fırından sağlam çıkan çiniler de sanatçının emeğinin sonucunu en iyi şekilde almasını sağlar.’
Faik Kırımlı ile başlayıp bugün de hocalarının manevi desteğiyle her zaman yanlarında olduğunun bilinciyle devam ettirdikleri İznik Çinisi üretimi hakkında Güvenç Güven şunları söylemektedir : ‘İznik Çinisi’nin hiçbir kolay yönü yok. Son derece zor. Bu kadar zor olduğunu bilseydim; başlamazdım. Desen ve boyama işlemlerinde eşimle birlikte çalışıyoruz. Desenleri eşim çiziyor. Boyama işlemlerinde yardımcımız da kolay bölümleri boyuyor. Ancak altyapının her aşamasında, her detayında beden gücümü de kullanmak zorundayım. Ayrıca sır ve kuvars fırınlarının tasarımı, metal oksitlerin oranlarında standardı yakalama çalışmaları tamamen benim yapmam gereken işlemler. Faik Kırımlı ile çalışmaya başladığımız ilk dönemlerde bazı çinileri kendi fırınımız olmadığından; onun atölyesindeki fırından yararlandık. Onun deneyimleri ve araştırmaları sayesinde ortaya çok güzel eserler çıktı. Fakat atölyemizi kurduktan sonra, her şey ile biz ilgilenmek zorunda kaldık. Çünkü ben hocamın yaşamadığı problemlerle de karşılaşabiliyorum. Hocamız yaşadığımız problemlerin çözümü için bugün bile hala bizimle görüşür ve bir telefonla istediğim, ihtiyacım olan bilgiyi verir. Bir takım zorluklar yaşanmadan, denemeden altından kalkılamıyor. Bizim ilk dönemlerimiz hayli zorlu ve sorunlu oldu. Çünkü sadece çini üretimi ile değil; aynı zamanda cami restorasyonu ile de uğraşmak zorundaydık. Restorasyonlardan arta kalan zamanlarda daha fazla üretim yapmak ve hedeflerime ulaşmak için bir sistem kurmam gerekti. Bu nedenle sürekli olarak araştırmalar yaptım. Bazen o kadar aksayan nokta oluyor ki. Bozulmalara sebep olan pek çok faktör var. Bunların hepsini yaşamak gerekiyor. Yaşamadığını görmen de mümkün değil. 1998 yılında bir sene kadar yurt dışında kalemişi ve vitray çalışmaları yapmamız gerekince; çini üretiminden de uzak kaldık. Uzaklaşmak kopmalara sebep oluyor. Kopma olunca da, dönüşte birçok aksama ile karşılaşılıyor. Aksamaların büyük bir kısmı o dönemlerde İstanbul ve Türkiye’de Kütahya dışında, malzeme temini büyük bir sorundu. Bazı maddeler yurt dışından geliyor; bazıları ise arandığı halde bulunamıyordu. Bunlar da çini üretimini engelleyen unsurlardı. Çocuklarımla birlikte deniz kıyısına gidip derinlerden kopup gelen ve kıyıya vuran en büyüğü yumruk kadar olan kuvarsları arayıp bulduğumuzu hala anımsıyorum. Şu anda malzemelerin en güzellerini bulup kullanma şansına sahibiz. Altyapının hamuru, silis kum, kil ve sırça ile hazırlandıktan sonra, ahşap bir kalıba belli bir kalınlıkta yayılarak bir süre dinlendirilip suyunu atması beklenir. İznik çinileri 1.8 cm. kalınlıkta başlar; 2 veya 3 cm. kalınlığa kadar kullanılmış olan ve camilerde yer alan örneklerine rastlanır. Bizim çinilerimizin kalınlıkları astarıyla birlikte yaklaşık 1.6 veya 1.8 cm. kadardır. Kıvama gelen, altına bez yayılmış kalıba elle iyice bastırarak ve homojen bir şekilde yayarak, tekrar üzerine bez kapatıp iki ahşap üzerinde çok iyi sıkıştırıp presleyerek karo oluşturulur. Karo henüz ıslakken istenen ölçüye uygun olarak kesilip bir cam üzerinde düzgün bir şekilde kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra kuvarsla birlikte içinde bağlayıcı ve beyazlaştırıcı kimyasal maddeler ve doğal oksitler karıştırılıp bir süre dinlendirilerek astar hazırlanır. Dinlendirilip kurumuş olan karonun üzerine bu astar maşrapa ile dökülür. Karo üzerine dökülen astar kuruyunca fırında ilk pişirimi yapılır. Fırından çıkarılan karo gerekiyorsa kesilip düzeltilir. Desenleme ve boyama aşamasından sonra karo sırlanır, (kompresörle püskürtme tekniği) ikinci kez pişirilir. Pişirim sırasında her zaman karonun patlama riski bulunmakta…. Çünkü iyi karıştırılmayan veya sıkıca preslenmeyen hamur pişirim sırasında çatlayabilir veya patlayıp kırılabilir‘. Sanatçılarımız, atölyelerinde yaptıkları özgün tasarımları içinde bahar dalları, karanfil ve lale kompozisyonları, bitkisel üslupta çalışmalar, kalyonlar, çintemaniler, hayat ağaçları, üzüm salkımları, Kız Kulesi, vb. yer almakta. Bazı cami ve türbelerde yer alan önemli örnekleri (bordür, ulama, kabe tasviri)de birebir çalışarak bir çeşit belgeleme uygulaması yapmaktalar. Uygulamaları içinde en kapsamlı bölümü 19 ve 20. yüzyılda önemli eserler vermiş olan ünlü hattatların istiflerini çini üzerine uygulama oluşturmakta. Ünlü hattatların istiflerini çinilerine nakşetmelerini de şu şekilde aktarıyorlar: ‘ Hat yazı, İznik çinilerinde son derece estetik duruyor. 16. Yüzyılda üretilen çiniler desen, malzeme ve estetik açısından mükemmel. Ancak o dönemde çalışılmış olan ve dini mekanlarda yer alan kuşak ve alınlık yazıları olarak gördüğümüz hatlar, aynı estetiğe sahip değil. Bir elifin kalınlığı yaklaşık 3-4 cm. kalınlığında. Oysa, 19. ve 20. yüzyıllarda eserler veren hattatlar istiflerinde estetik ve mükemmeliyeti yakalamış durumdalar. Biz bunun için çiniye uyacak istifleri araştırmaya başladık. Günümüzün önemli hattatlarıyla görüşerek bu istiflerle ilgili fikirlerini aldık. Kendileri yaptıklarımızı beğenip bizi destekleyerek bu konu üzerinde çalışmamız için bizi yüreklendirdiler. Biz de bu mükemmel eserlerden örnekleri çinilerimiz üzerine nakşediyoruz.’ Orijinallerinden ayırt edilemeyen incelikte çalışılan bu istifleri sanatseverlerin beğenilerine sunuyorlar. Çini üzerinde boyaların fırça izlerini yok etmek için lacivert rengi üç kat sürüyorlar. Böylece her bir iş üç kat emekle üretiliyor. Özellikle kullandıkları kırmızı görülmeye değer. Pişirim sonrasında rengi ve şeffaflığıyla her eser yakutlar ve zümrütlerle bezenmişçesine parlıyor. Özgün ahşap üstü kalemişleri çalışmalarının yanı sıra, ünlü camilerin hünkar mahfili ve müezzin mahfili gibi bölümlerinde bulunan ahşap üstü kalemişi tasarımların bazı bölümlerini de orijinal teknik ve kaliteye uygun olarak üretiyorlar. Nursen ve Güvenç Güven çifti, çini eserlerini özenle üretmenin yanında onları sanatseverlere özgün olarak sunmaktadır. Güvenç Güven’in geliştirdiği bir yöntem sayesinde çinilerinin kenarlarını düzgün bir şekilde keserek (Bu çok zahmetli bir iştir. Çünkü, çinilerin dış kenarları pişirim sırasında tırtıklanabiliyor veya gönyesi kaçmış olabiliyor.) özel olarak hazırladıkları altın varaklı gömme çerçevelerin içine milimetrik olarak yerleştirmektedirler. (Eski dönemlerde çinilerin kesimi ile ilgilenen kişilere Kaşi traşhan adı verilmekteydi.). Sanatçılarımız yurt içi sergilerinin yanı sıra yurtdışında açtıkları sergilerle ve katıldıkları sergilerde aldıkları ödüllerle de atölyelerinde çalışılan en özel çinileri sanatseverlerle paylaşmaktalar. 7-14 Kasım 2006 The First International Crafts Riyadh, Kingdom of Saudi Arabia (OIC- Research Centre for Islamic History, Art and Culture) kapsamında Türkiye’yi temsilen katılma ve I. Geleneksel Sanatlar Yarışmasının I.’lik ödülü kendilerine verilmiştir. 2007 yılında Mevlana’nın 800. doğum yıldönümü etkinlikleri arasında 15-30 Ekim 2007 tarihinde ‘Sabır, Aşk ve Sanat’ temalı sergilerinde gündemi takip ettiklerini göstermekteler. 19 Ocak-20 Şubat 2008 tarihleri arasında Umman Sultanlığı’nın başkenti Muscat’ta gerçekleştirilen ve Büyükelçimiz Engin Türker’in önerisiyle, Muskat Belediyesi’nin özel davetiyle katıldık ları ‘8. Uluslararası Muskat Festivali’ kapsamında yurdumuzu en iyi şekilde temsil etmenin mutluluğunu yaşamaktalar.


Nursen ve Güvenç Güven’in Sanat Anlayışları

‘Sanatta öğrenmenin sonu yok’, anlayışını benimsemiş olan sanatçılarımız, İznik Çinisinin hammaddeden mamul maddeye dönüş serüvenindeki farklılıklarını şöyle özetlemektedirler. ‘Nakkaş olmamız ve geleneksel sanatlarla yoğrulmuş olmamız, İznik Çinileri’nin desen çizimleri, boyanması ve tüm altyapı (plaka, astar, boya ve sır)nın tarafımızdan yapılması çinilerimizdeki bütünlüğü sağlamaktadır. ’Nursen ve Güvenç Güven sözlerine şöyle devam ediyorlar: “Mutlaka yetenek gerekiyor, denir”. Her işte olduğu gibi sanatta da yetenek olması gerekiyor; fakat bazı şeyler muhakkak yaşayarak öğreniliyor. Sadece yetenek değil, insanın aklını da kullanabilmesi gerekiyor. Tabi ki akıl iyi de kullanılabilir, kötü de kullanılabilir. Bunları iyi yönlendirmek için mutlaka insanın bazı değerleri taşıyabilmesi lazım; buna biz manevi değerler diyoruz. Sanatçı, yeteneği, aklı, yaşam felsefesi ve duygularını birlikte harmanlayarak aksettirendir. Sanat, sanatçının bu duyguları aksettirmesidir. Sadece akıl ve yetenek değil yaşadığı duyguların, düşüncelerin, hissiyatın, inançların mutlaka yansıması olmak zorundadır ve özellikle bir sanatçının bize göre ‘sanatçıyım’ diyen kişinin bir felsefesi olması gereklidir, Hayata bir bakışı olması lazımdır. Sağlam durabilmesi gereklidir. Özellikle klasik sanatlar ve geleneksel sanatlar dediğimiz sanatlarda insanlar emeğe dayalı zor bir üretim yapıyorlar. Resimde ve heykelde, müzikte de belki öyle. Geleneksel olan klasik olan yıllardır bozulmadan duran sanat eserlerini yapmak daha zor ve zahmetlidir. Her şeyden önce hangi sanatı yapıyorsanız yapın, muhakkak o sanat dalını çok iyi hazmederek yapmak gerektiğini; ondan sonra farklı arayışlara girmenin daha doğru her zaman savunmuşuzdur. Sanatçının sadece yaptığı sanat eserleriyle değil, hayata bakışıyla da bir duruşu olması gereklidir. Yaptığı işlerin doğruluğunu, eğer doğru yaptığına inanıyorsa onu savunmasını, mücadelesini verebilmesi lazım. Sanatçı, güzel, estetik şeyleri her zaman taşıyabilmeli.’ Ve son söz olarak ekliyor, Güvenç Güven: ‘Araştıracaksın, yaşayacaksın, bileceksin, uygulayacaksın.’ KAYNAKLAR
  1. Doğru, M. Hülya Şanes, Eyüp’lü Sanatçı Bir Aile Nursen- Güvenç Güven, IX. Eyüpsultan Sempozyumu, İstanbul, 13-15 Mayıs 2005, s.288-295.
  2. Doğru, Mesude Hülya Geleneksel Sanatlara Sevdalı Bir Aile; Nursen& Güvenç Güven , Vakıflar Dergisi Özel Sayısı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayını, 2006, s.58-61.
  3. Doğru, M. Hülya Şanes,’Günümüz Sanatçılarının Geleneksel İznik Çinisine Katkıları- Nursen ve Güvenç Güven Örneği-‘ İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
  4. Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nün düzenlediği Uluslar arası Geleneksel Sanatlar Sempozyumu, İzmir, 16-18 Kasım 2006, s.378-384
  5. Nursen ve Güvenç Güven’le 2004-2008 yılları arasında yapılan görüşmelerden.

Bu yazı 1348 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK