Mimari

Eyüp Sultan'ın Taş Ziynetleri: Osmanlı Devlet Mezarlığından Taş Süslemeleri

  • #


Yazı: Ömer Faruk DERE

İstanbul’un en güzel mezar taşı örneklerine sahip beldesi, sahip olduğu zengin örneklerle açık hava müzesi konumundaki Eyüp Sultan'dır. Osmanlı devletinde bu kutlu beldeye gömülme şerefi ne nail olabilmek devlet iznine tabiydi. Bazı mezar taşları sanatlı yazılarıyla, bazıları edebî gücüyle, bazıları da süslemelerindeki zarafet ve yüksek işçilikle bu huzur beldesini asırlardır tezyin etmektedirler.

Güneşi bağrına gömen şehir İstanbul’un manevi kalbi Eyüp Sultan, fetihten sonra her Müslümanın ebedî istiratgâh olarak kalmak istediği yerdir. Hangi mü’min gönül, Hz. Peygamber’in mihmandarı, büyük sahabe Halid b. Zeyd Ebâ Eyyûb el-Ensarî’nin yanında kıyameti beklemek istemez ki. Kim bilir belki Resûlüllah’a ev sahipliğine hâlâ devam ediyordur. Belki de bu yüzden yakın ve uzak tarihimizden pek çok Allah dostu burada medfundur. İstanbulluların her gün rağbet ettiği, evleneceklerin ya da çocukları sünnet olacak ailelerin Rablerine iltica etmek için seçtikleri dua mekânı Eyüp Sultan. Osmanlı sultanlarının göreve başlamadan önce bostan iskelesinden deniz yoluyla gelip cülüs yolunu takip ederek, Hz. Peygamber soyundan gelenlerin lideri nakibüleşrafın elinden kılıç kuşanmak için huzuruna, Peygamber’in huzuruna çıkarmışçasına edeple girdikleri yüce sahabe Eyüp Sultan. “Mekânın şerefi orada bulunanlardandır” der bir atasözü. İlk İslami fetih teşebbüslerinden Fatih Sultan Mehmed Han’ın fethine ve oradan da günümüze kadar pek çok önemli şahsiyeti topraklarında saklayan bu beldeye şeref verenler, Halid b. Zeyd önderliğindeki ebedî Eyüp Sultanlılardır.
Eyüp Sultan hazretlerinin ayak ucuna gömülme devletine nail olma isteği, tarihi Eyüp Sultan kabristanının külliyenin deniz tarafına doğru gelişmesini kaçınılmaz kılmıştır. Bu yüzden zaman içinde farklı devirlerde devlet hizmetinde bulunmuş önemli şahıslarla bu şahısların aile fertlerinin kabirleri, Eyüp Sultan Türbesi arkası ile camii avlusunun doğu kapısından çıkıldığında Mihrişah Valide Sultan külliyesi etrafında yoğunlaşır. Bu isteği bize Emin Ağa’nın15 şevval 1237/5 Haziran 1822 tarihli mezar taşı kitabesi şöyle anlatır:

Hüvemle-Bâki Ey alemdar ya hazreti Halid medet Bu civarda yatan biçare gel kılma red Olacak ferman-ı Hak ister icabet davete Emrine tabi olan cümle ereler izzete(1)

(Bâki O’dur. Ey bayraktar Hazreti Hâlid, yardım et Bu civarda yatan çaresizi etme red Hakk’ın fermanı olunca davete icabet ister Emrine tabi olan herkes izzete erer.)
Denize doğru yürüdüğünüzde üzerine bastığınız yolun kim bilir kaç padişah tarafından çiğnendiğini düşünmek heyecanlanmak için yetmez mi? Eyüp Sultan Türbesi'nde dua ve niyazdan sonra içinize dolan feyzi ve soluduğunuz lahutî havayı oluşturan sebeplerden biri de Eyüp Sultan’ın manevi şahsiyetinin yanında, etrafınızı saran mezar taşları değil midir? Her biri varlığıyla dünya hayatının faniliğini hatırlatmaya yetmez mi? şimdilerde dilinden yalnızca ehilleri anlayabilse de, ecdadın imbikten süzerek kullandığı o ahenkli Osmanlı Türkçesi'yle O’nun, yalnızca O’nun bâki olduğunu kulağınıza fısıldarlar:

“Hüve'l-Bâki, Hüve’l-hallâku’l-Bâki….” Kıl teemmül zâir ahkâm-ı şühûd-ı vahdeti Âlem içre bil nedir a’mâl-i abdin efdali Herkesi memnun ve dil-şâd eylemektir lâcerem Hakka râcidir umûrun intehâ vü evveli İşte Ferdüddin de etti rıhlet darı bekãya Mürg-i rûhu gülşen-i lâhutun oldu bülbülü(2) (Görülen tek hükümleri iyice düşün ziyaretçi Bu âlemde kulluk ibadetlerinin en faziletlisi nedir bil şüphesiz ki, herkesi memnun etmek ve sevindirmektir. İşlerin başı ve sonu Hakk’a döner İşte Feridüddin de sonsuzluk diyarına yollandı Ruh kuşu senin manevi âleminin bülbülü oldu)

İstanbul’un en güzel mezar taşı örneklerine sahip beldesi, sahip olduğu zengin örneklerle açık hava müzesi konumundaki Eyüp Sultan'dır. Başbakanlık Osmanlı arşivinde rastladığımız bir belgeden yola çıkarak edindiğimiz kanaate göre Osmanlı Devleti'nde bu kutlu beldeye gömülme şerefine nail olabilmek devlet iznine tabiydi (3). Bazı mezar taşları sanatlı yazılarıyla, bazıları edebî gücüyle, bazıları da süslemelerindeki zarafet ve yüksek işçilikle bu huzur beldesini asırlardır tezyin etmektedirler. Mezar taşları pek çok yönden ele alınabilirler ancak bu yazımızda sizlerle Eyüp Sultan civarında özellikle son dönem Osmanlı süsleme anlayışını aksettiren mezar taşlarından bahsetmek istiyorum.

Osmanlı mezar taşlarında kabrin genel görüntüsünden, en küçük detaya kadar kabartma olarak çok sayıda sembol kullanılmıştır. Bu, Osmanlı medeniyetini vücuda getiren kültürün ne denli zengin olduğunu göstermektedir. Başlıklı erkek mezar taşlarının fazlalığı ve taşların genelde insan boyunda oluşundan Eyüp Sultan'da mezar taşlarına bakıldığında akla ilk gelen, taşların insanı simgelediğidir (antropomorfik). Kabristana girildiğinde samimi bir havayla karşılaşılır. İçinde bulunulan mekân kabristan olmasına rağmen ürperti hissedilmez. Ziyaretçilerde bu hissin uyanmamasına sebep olan şey, kocaman mermer kütlelerinin usta ellerde kalem (çivi gibi sivri demir) ve çekiçle ince ince işlenerek âdeta taşlıktan çıkmış olmasıdır.

Eyüp Sultan’ın tarihi mezarlıklarının bir önemli özelliği de birbirine benzeyen taş sayısının sıradan mezarlıklardakinden daha az olmasıdır. şehir içindeki diğer kabristanlarda birbirine çok benzeyen taş olmasının sebebi, taş ustalarının elinde uygun fiyata hazır taşların bulunmasıdır. Seri imalat halinde üretilen taşların fiyatları da düşük olmaktaydı. Eyüp Sultan civarında ise sosyo-ekonomik konumu yüksek şahsiyetlere ait kabirler çok olduğundan özel tasarım taş sayısı diğer mezarlıklara oranla daha fazladır. Bu hususta batılı bir seyyaha kulak verelim: "… Bu meslekte çalışanların asıl uğraşı çok fazla talep edilen mezar taşlarını yapmaktır. şehirdeki ve mezarlıkların yanındaki mermercilerin elinde bir sürü, her yaşa uygun mezar taşı bulunuyor, sanatkârane mezar taşları ancak ısmarlama yapılıyor. Mezar taşına ne yazdıracağını bilemeyen müşteriler için mermercilerin elinde, defterler dolusu mezar taşı yazısı örneği var(4)".
Bu sözler bazı mezar taşlarının birbirine neden bu kadar benzediğine açıklık getirmektedir. Yukarıda da bahsedildiği gibi sanatlı taşlar ısmarlama yapılmaktaydı. Toplumun en üst tabakasından insanların medfun olduğu Eyüp Sultan mezarlıklarında taş ustaları bütün maharetlerini bu taşlar üzerinde göstermişlerdir. Bir nevi Osmanlı devlet mezarlığı hükmünde olan Eyüp Sultan mezarlığında her biri birbirinden âlâ lahit kabirler, pehleli ya da düz mezarlar adeta resmi geçit yaparlar. Cülüs yolunda ilerlerken sağınızda ve solunuzda taş yontma sanatının zirvelerinde dolaşan ustaların çekiç seslerini duyar gibi olursunuz. O çiçekler, o süslemeler öylesine gerçekçidir ki, çiçekleri koparıp koklayasınız gelir. Sizi kendisine bakamaya mecbur kılar. Bir Fâtiha okumadan geçemezsiniz. Mezar taşından murad da bir Fâtiha değil midir?

Osmanlı mezar taşlarında kökleri Orta Asya’ya kadar uzanan gelenekli motiflerin kullanıldığı görülür. İslam anlayışında insan tasvirinin yasak oluşu ilk devirlerden itibaren süsleme sanatlarında bitkisel motiflerin hakim olmasını sağlamıştır. Süsleme sanatlarımızda bütün bitkisel motifler üsluplaştırılarak kullanılmıştır. Bitkisel motiflerin yanında mesleki sembollerin de süs unsuru olarak kullanıldığı görülür.
Denizcilerde çapa, ilim erbabında hokka divit, eğitimcilerde açılmış kitap, askerlerde Osmanlı arması, yeniçeri arması, top, tüfek işlendiği görülmektedir. Bazı mezar taşlarında ise mevtanın tasavvufî mensubiyetini gösterir semboller kullanılmıştır. Kabartma halde Nakşi, Kadiri, Mevlevî tacları v.s. işlenmiştir. Mezar taşlarımızda yer alan ağaç, meyve ve çiçek süslemelerinin tamamının cennet tasviri olduğunda şüphe yoktur. Bu halleriyle bitkisel semboller aynı zamanda mevtanın cennet bahçelerinden bir bahçede yatması niyazıdır. Osmanlı mezar taşlarında kullanılan bitkisel motifleri şöyle sıralayabiliriz:

Ağaçlar

Hayat ağacı, Orta Asya kökenli bu ağaç en yaygın kullanılan ağaç motiflerinden biridir. Servi ağacı, Elif harfi gibi uzun ve düz olduğundan vahdetin sembolüdür. Serviler rüzgarda sallanırken çıkardığı “Hû, Hû” sesiyle Allah’ı zikrettiğine inanılır. Yalnız Osmanlı’da değil hemen bütün Akdeniz kültürlerinde servi mezarlık ağacı olarak kullanılmıştır. Hurma ağacı, Kabirde yatan kişinin hacı olduğuna işaret eder. Bol meyveleriyle canlılığı ve bereketi temsil eder. Asma, Asma da tıpkı hurma ağacı bolluk ve bereketi temsil eder.

Çiçekler

Lâle, Ebced hesabıyla rakam değeri Allah ve hilal kelimeleriyle aynı olduğu için kutsiyetine inanılır. Gül, Mezar taşlarında gerek şahide (baş) taşlarında gerekse ayak taşlarında ve başlıklarda sıkça kullanılan gül, Hz. Peygamberin remzidir. Sümbül, Halvetiliğin ve Sünbüliye tarikatının sembolüdür.

Meyveler

Meyve sembolü ölümsüzlüktür. Zira dünya hayatının meyvesi ebedi cennet hayatıdır. Meyve geleceğin tohumunu da bünyesinde barındırır. Mezar taşlarında meyve tabağı içinde yer alan nar, armut, incir, üzüm, erik, kayısı, ceviz, limon, hurma gibi meyveler; hayat, bolluk, bereketi temsil ederler. Bitkisel motiflerin dışında kullanılan bazı sembolleri ise şöyle sıralayabiliriz: Kandil: Anadolu mezar taşlarında çok görülen bu motif, mevtanın yolunu aydınlatıcı olarak düşünülmüştür. Geometrik motifler: Kökü Orta Asya’ya bağlanan bu motifler kendi içlerinde sonsuzluk ve süreklilik gösterdikleri için Allah’ı hatırlatır.

Hançer

Eyüp Sultan’da birkaç örnekte gördüğümüz hançer motifi dünyayla ahreti birbirinden ayıran ölümü tasvir etmektedir. Eğer çocuk mezarları üzerinde görülürse bu genç yaşta hayattan ayrıldığını sembolize eder. Eyüp Sultan hazireleri kadın mezar taşları açısından da İstanbul’un en zengin hazireleridir. Kadın mezar taşları ve bilhassa şahideleri, erkek mezar taşlarından daha süslü ve çarpıcıdır. Stilize çiçek motifleri tazeliklerinden hâlâ bir şey kaybetmemiştir. Lale, gül, karanfil gibi çiçekler hanım mezarlarında erkek mezar taşlarına nazaran daha zarif stilize edilmiştir. Yüzük, kolye, broş, bilezik gibi ziynet eşyaları hanımların taşlarını hayattaymışçasına süslemektedir.(5)
Osmanlı devletinde özellikle 18. asrın sonu 19. asrın başı itibariyle moda olan Batı tarzı sanat anlayışı, kitap süsleme sanatlarından mimariye, musikiden mezar taşlarına kadar her alanda etkili olmuştur. Barok ve rokoko kıvrımlar, rumilerin, hatayîlerin, geometrik süslemelerin yerini almıştır. Eyüp Sultan'da yaklaşık 450 seneye yayılan zaman diliminde mezar taşları görülebilir. Son 200 yılda daha fazla gömü yapılmasından dolayı son dönem Batı tarzı süsleme anlayışı, Eyüp Sultan hazirelerinin genel süsleme görüntüsünü oluşturmaktadır. Anacak bu süsleme anlayışı batıdan gelmişse de oradakilerin kuru bir taklidi olarak uygulanmamış, Osmanlı zevki içinde yoğrularak bu medeniyete has bir üslup kazanmıştır.

Mezar taşları açısından paha biçilemez bir açık hava müzesi olan Eyüp Sultan’da maalesef bilinçsiz hazire temizlikleri ve iklim şartları sebebiyle taşlar tahrip olmakta, atmosfere salınan egzoz ve sanayi gazlarıyla taşlar kararmakta ve zamana dayanamayan bazı taşlar ise eriyerek okunamaz hale gelmektedir. Öyle ki iki yıl önce tespit edip okuduğumuz bazı taşları bu gün okuyamamaktayız. Dileğimiz, yetkililerin daha duyarlı olmaları, hiç değilse elde kalanları doğru muhafaza etmeye yönelik çalışmaları acilen yapmasıdır. Büyük bir medeniyetten geriye kalanları korumak, bu topraklarda yaşayanlar için bir ödevdir.


Kaynakça

AÇIKGÖZOÛLU A. Sacit, Eyüp Sultan Civarında İmzalı Mezar Taşı Kitabeleri, Marmara ğniversitesi Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1995. Amicis, Edmond De, İstanbul 1874, BERK Süleyman, Zamanı Aşan Taşlar, İstanbul 2006. ÇORUHLU Tülin, "Eyüpsultan ve Çevresindeki Hazirelerde Bulunan Hançerli Lahitler ve Taş Sandukalar", I. Eyüpsultan Sempozyumu, Bildiriler, İstanbul 1996, s. 43-59. ÇORUHLU Tülin, "Eyüpsultan ve Çevresindeki Hazirelerde Bulunan Mezar Taşlarında Kâse İçinde Meyve Tasvirleri", II. Eyüpsultan Sempozyumu, Bildiriler, İstanbul 1998, s. 102-117. DEMİRİZ Yıldız, Eyüp'de Türbeler, Ankara 1989. DERMAN M. Uğur, “Mezar taşlarında yazı Sanatımız”, TTOK Belleteni, İstanbul 1975 sayı 49, s. 9-13. DOÛANAY Aziz, "Eyüp Sultan Camii Civarındaki Bazı Mezarların Natüralist ğslupta Klasik Devir Süslemeleri", II. Eyüpsultan Sempozyumu,Bildiriler, İstanbul 1998, s. 260-267. DOÛANAY, Aziz, "Eyüpsultan Haziresi ve Civarındaki Kabir Bezemelerinde Görülen Benek (Çintamani-Körkle Moncuk) Nakışı ğzerine", IV. Eyüpsultan Sempozyumu, Bildiriler, İstanbul 2000, s. 340-349. Hans-Peter Laqueur, Hüve’l-Bâki, İstanbul’da Osmanlı Mezarlıkları ve Mezar Taşları, İstanbul 1997. HASKAN M. Nermî, Eyüplü Hattatlar, (neşre hazırlayan, Süleyman Berk) İstanbul Ocak 2004. HASKAN M. Nermî, Eyüplü Meşhurlar, (neşre hazırlayan, İrfan Çalışan) İstanbul Ocak 2004. HASKAN M. Nermî, Eyüplü Musikişinaslar, (neşre hazırlayan: Mehmet Güntekin) İstanbul Ocak 2004. HAKSAN M. Nermi, Eyüpsultan Tarihi, İstanbul 1996. İşLİ Necdet, “Eyüp Mezarlığı”, DİA, c XII, s. 7–8. KESKiN Candaş, "Eyüp Sultan’da Bulanan Osmanlı Dönemi Armalı ve Nişanlı Mezar Taşları", III. Eyüp Sultan Sempozyumu, Bildiriler, İstanbul 1999, s. 366-379 KUBAN Doğan, Türk Barok Mimarisi Hakknda Bir Deneme, İstanbul 1954, s. 26. 37.66, 109-110. 121. ÖZCAN Ali Rıza, Fatih Külliyesi, İstanbul 2007. PARLAR Gündegül, “Gravürlerde Eyüp”, II. Eyüp Sultan Sempozyumu Tebliğler, s. 23-32. İstanbul 1998. SEÇGiN Nuri, "Eyüpsultan Hazirelerindeki Mimari Düzenlemeli Lahitler", IV. Eyüpsultan Sempozyumu, Bildiriler, İstanbul 2000, s. 298-309. SUBAşI M. Hüsrev, "Hat Sanatı Açısından Eyüpsultan Mezartaşı Kitabeleri", I. Eyüpsultan Sempozyumu, Bildiriler, İstanbul 1996, s. 181-197. TANMAN Baha, “Kılıç Kuşanma Törenlerinin Eyüp Sultan Külliyesi İle Yakın Çevresine Yansıması”, II. Eyüp Sultan Sempozyumu Tebliğler, İstanbul 1998, s. 76-93. TğZğN Kerem, Eyüp Semtinde 18. Ve 19. Yüzyıl Osmanlı Devri Anıtsal Mimarisi (yüksek lisans tezi), İstanbul 1997, İTğ Fen Bil. Enst. White Charles, Drei Jahre in Constantinopel oder Sitten und Einrichtungen der Türken, Stuttgart 1846. Yaussef Ragheb, İslam Dünyasında Mezarlıklar ve Defin Gelenekleri, Ankara 1996.

Dipnotlar:

1) Mihrişah valide sultan Sıbyan mektebi haziresi envanter no:715 2) Mihrişah valide sultan Sıbyan mektebi haziresi envanter no: 788 3) Eyüb'de Mihrişah Valide Sultan'ın İmaret, Türbe, Sebil ve Mektebi Vakfı'ndan mektebde dilediği iki kimseyi defn ettirmek üzere Rumeli Kadıaskeri Hacı Halil Efendi'ye iki kişilik kabir yeri verildiğine dair 15 Rebiülahir 1228/17 nisan 1813 tarihli bu belge araştırmamız esnasında dikkatimizi çekmiştir. C. EV., dosya no: 462, gömlek no: 23393 4) White Charles, Drei Jahre in Constantinopel oder Sitten und Einrichtungen der Türken, Stuttgart 1846, c. III s. 296-297 5) Hans-Peter Laqueur, Hüve’l-Bâki, İstanbul 1997, s. 127-137; Ali Rıza ÖZCAN, Fatih Külliyesi, İstanbul 2007, c. II, s/ 43-78  

İSMEK El Sanatları Dergisi 8 İNDİR

Bu yazı 1765 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK