Tezhip

Klasik Sanatta Yenilikçi Bir Müzehhibe: Nilüfer Kurfeyz

  • #


Fotoğraf: Mücahit PAMUKOĞLU
Yazı: Fatma YAVUZ


Nilüfer Kurfeyz, tezhip sanatına gönül vermiş sanat hayatında 40 yılı geride bırakmış müzehhibelerimizden. Çok genç yaşta, komşuları olan Süheyl Ünver sayesinde Türk-İslam sanatları ile tanışıp seminerlerine katılarak kendini geliştiren Kurfeyz, tezhip sanatında klasiği bozmayan ‘yenilikten’ yana olduğunu söylüyor. Tezhipte özel tasarımların yanı sıra tarihi yapılardaki tezhip ve kalemişi restorasyonlarında da bulunan sanatkâr, sanatta en iyi öğretmenin orijinal eserlerle çalışmak olduğu görüşünde. TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı Türk Sanatları Eğitim Merkezi Yıldız Şale’de ve kendi atölyesinde tezhip eğitimi vermeye devam eden Kurfeyz, “Tezhip sanatı bir kadın için en güzel sanatlardan biri. Masanın başında bir ömür geçirebilirim. ”diyor.


Küçük çocuk eski bir kütüphanede rafların arasında do­lanırken eline aldığı ilk eserin arasında küçük, bir kenarı yırtılmış bir kâğıt parçasına tesadüf eder. O an için gördü­ğü karşısında pek heyecanlanmasa da kâğıdın üzerindeki kadın fotoğrafını fark ettiğinde onun tanımadığı birine ait olduğu kanısına vararak daha da meraklanır. Kâğıdı aldı­ğı gibi cebine sokar, evin yolunu tutar ve içindeki his onu araştırma yapmaya zorlar. O gün karşılaştığının ne oldu­ğunu sonradan anlayan çocuk, bunun tarihte, üzerinde İngiltere Kraliçesi Viktorya’nın fotoğrafının basılı olduğu ilk pul olduğunu öğrenir. Yaşadıklarından sonra pullara karşı ilgisi artan ve eline geçen her pul için araştırmala­rında derinlere inen bu küçük kahramanımız, o ülkeye ait ekonomik, siyasi ve coğrafi özellikler hakkında fikir sahibi olur. Bir ülkenin tarihi ve turistik yerleri, resim ve motifleri, yöresel yemekleri, ünlü kişileri gibi detaylarının yer aldığı pulları biriktirerek iyi bir koleksiyoncu olarak büyüyen o küçük yaştaki o çocuk, uzaktayken bile ülkeleri iyi tanıyan, merak ettiği tüm konuları en ince ayrıntısına kadar araştı­ran bir birey olarak yetişir.

Nilüfer Kurfeyz, kendini tezhip sanatına başladığı yıllarda pul koleksiyonculuğuna merak salan çocuğun hikâyesine benzetiyor. Bir o kadar istekli ve araştırmacı. “Karakter olarak işin felsefesine inmeyi, yaptığımın hakkını vermeyi seviyorum.” diyor. Tezhip ile dolu dolu geçirdiği 40 yıla çok fazla tecrübe ve bilgi sığdıran, bugüne kadar sayısını bilmediği kadar çok öğrenci yetiştiren, alışılagelmişin dışı­na çıkarak tezhip sanatını farklı sektörlerdeki çalışmalara uyarlayan müzehhibe Nilüfer Kurfeyz ile Kadıköy’deki sa­nat galerisini andıran atölyesinde buluştuk. Kurfeyz, her bir köşesini klasik ve modern sanatlara dair eserler ile süslediği atölyesinde sanat yaşantısını dergimiz için anlattı.

Nilüfer Hanım, henüz 15 yaşında iken Türk süsleme sa­natları ve klasik çizgilerle tanışır ve tezhip sanatına adeta ömrünü adar. 1957 doğumlu olan sanatkârla sohbetimize “Benim en büyük şansım” dediği ve komşuları olan Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’den söz ederek başlıyoruz.


“Zihnimiz Hizmetçimiz Değildir”

Süheyl Hoca’dan bahsederken hem uzaklara dalan hem de bir o kadar heyecanlanan Nilüfer Kurfeyz, “Hocamız iyi ki varmış, iyi ki sanat hayatıma onunla adım atmışım.” diye­rek Ünver’e olan saygı ve minnetini özetliyor aslında. Türk kültür tarihçisi Süheyl Hoca’nın engin bir bilgiye sahip, kü­tüphanelerdeki bütün el yazmalarını araştıran, bunları talebe­leri ile paylaşan bir üstat olduğunu söyleyen Kurfeyz, uzun yıllar hocanın seminerleri ile Topkapı Sarayı’ndaki derslerini düzenli olarak takip eder. Müzehhibe Kurfeyz, “Onu dinle­mek bizim için zevkti, anlattıkları ise kulağımıza küpe oldu.” diyor ve ekliyor: “Süheyl Hoca çok güzel anlatırdı, ince çalı­şırdı. Bizlere de sık sık ‘Mutlaka yazın’ öğüdünde bulunurdu. ‘Ne anlatıyorsam not tutun, dinlemeyin, unutursunuz. Bizim zihnimiz bizim hizmetçimiz değil, siz notlarınızı alın merak ettiğinizde dönüp tekrar tekrar bakın.” derdi. Ben de yıllar sonra bu söylediklerinde ne kadar haklı olduğunu gördüm.”

Hocasıyla birlikte orijinal eserler üzerinde incelemeler ya­pıp, onların röprodüksiyon çalışmalarını inceleyerek öğ­rencilik hayatını geçiren Nilüfer Hanım, bunun da hem sanata bakış açısında hem de sanatında ilerleyebilmekte en önemli amil olduğunu aktarıyor.

Lise sıralarında okurken Türk-İslam sanatları ile olan ba­ğını hiç koparmayan, sanatının temelini o yıllarda sağlam bir şekilde atan Kurfeyz, üniversitede ise o zamanlar çok istediği bölüm olan arkeolojiyi seçer ve İstanbul Üniversi­tesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji Anabilim Dalı Klasik Arkeoloji Bölümü'nden 1985 yılında mezun olur. Müzehhibenin ge­lenekli sanatlara olan ilgisi bu yıllarda daha da artar ve klasik sanatların duayenleri arasında yer alan isimlerle ortak çalış­malarda bulunur. Topkapı Sarayı başta olmak üzere birçok tarihi eserin nakış restorasyonlarını yapan nakkaş Semih İrteş ile tanışma fırsatı yakalayan sanatçı, Topkapı Sarayı Müzesi Nakışhanesi’nde Semih İrteş’in kalemişi eğitimlerine katıla­rak, Eminönü Yeni Camii, Sultanahmet Camii, Baltalimanı Rektörler Evi ve Ragıp Paşa Yalısı gibi mekânların yenileme projelerinde yer alır. O zamanlar Topkapı Sarayı’ndaki kla­sik işleri Semih İrteş ve oğulları, barok çalışmaları da Kaya Üçer’in babası Hamit Üçer’in yaptığını belirten müzehhibe, sarayın Harem Dairesi’ndeki çiçek restorasyon çalışmalarına da katılır. Henüz öğrencilik yıllarında büyük isimlerin yanın­da olmaktan dolayı kendini çok şanslı gördüğünü söyle­yen Kurfeyz, “Bunlar benim unutamadığım, bana müthiş zenginlik katan anılarım.” diye konuşuyor. Aynı zamanda 1980-1983 yılları arasında tezhip ve minyatür sanatçısı Ca­hide Keskiner’in derslerine de eşlik eden sanatkâr, Keskiner ile ilgili görüşünü de “Kendisi, Süheyl Hoca’nın bilgilerini bizlere ve yeni nesillere aktaran en önemli yapı taşıdır. Allah hakikaten başımızdan eksik etmesin.” diyerek aktarıyor.


“İyi Hoca Kendisini Aşacak Bir Talebe Yetiştirmedikçe Sanata İhanet Etmiş Olur”

Okul yıllarında evinin bir odasında tezhip çalışmalarını yü­rüten sanatçı, eğitimini tamamladıktan sonra gelen teklif­leri değerlendirerek tezhip öğretmenliği yapmaya başlar. “Arkeoloji okudum ama hayallerimi gerçekleştiremedim.” diyen Kurfeyz, okulda öğrendiği bilgilerini ise tezhip ve res­torasyon çalışmalarında kullanarak taze tutmayı bilir. Kültür Bakanlığı’nın sertifikalı bir kurs programında ders vermeye başlayan müzehhibe, 30 yıllık öğrencisi Selim Sağlam ile bu sayede tanışır. Sağlam ile öğrencilik yıllarından sonra da ça­lışmalarının devam ettiğini söyleyen sanatkâr, birlikte 1990 yılında atölye açmaya karar verir.

Sağlam ile aralarında iyi bir uyum yakaladıklarından ve Sağlam’ın bakış açısına çok güvendiğinden söz eden sa­natçı, bu durumun iyi ve güzel yanlarının bulunduğundan bahsediyor. Kurfeyz, “Selim Sağlam ile aynı eser üzerinde çalışıyoruz, bundan ötürü de farklılıklarımız ortadan kalktı ve zaman içinde aynılaştık.” diyor.

Büyük ebatlı tablolar üzerinde beraber emek sarf etmenin bazı yenilikler getirdiğine değinen Kurfeyz, “İyi bir hoca kendisini açacak bir talebe yetiştirmedikçe sanata ihanet etmiş olur.” diyerek düşüncelerini ifade ediyor.


“En İyi Öğretmen Orijinal Eserlerle Çalışmaktır”

Sanatçı, yıllar içerisinde el yazmaları üzerinde çalışmalar yürüterek, koleksiyonerlerin ellerinde bulunan yazılar sayesinde pek çok eski yazı ile tanışma fırsatı yakalar. Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Hafız Osman gibi üstatların yazılarının eline geçtiğini belirten sanatkâr, bu yazılara şimdilerde ulaşmanın zorluğundan söz ediyor. Bu deneyimlerin tezhipte kendi üslubunu oluşturmada çok büyük katkıları olduğuna değinen Kurfeyz, “İlerleyebilmek için orijinal eserler ile çalışmak her zaman iyi bir öğretmendir.” diyor.

Kurfeyz, orijinal eserlerle çalışmanın insanda ayrıca farklı bir duygu oluşturduğunu fakat bu işin de inceliklerinin bulunduğunu aktarıyor. “Bir eser düşünün. Onun kâğıdı ve boyalarının her santimetrekaresinde sizin emeğiniz olacak. Belki de çalışmanın bir kısmı olmayacak ve onu siz tamamlayacaksınız. Eğer bir eseri eski haline getirmek, deseni yeniden çizmek veya tamamlamak istiyorsanız çok ciddi renk bilgisine sahip olmanızın yanı sıra kâğıt tamirinde de aynı dokuyu tutturabilmeniz gerek.” şeklinde konuşuyor.








Gelenekli Sanatlarda Yenilikten Ne Anladığımız Önemlidir

Müzehhibe, gelenekli sanatlarda klasik eğitimden geçen bir yenilikten yana olduğunu belirtiyor. Tezhip sanatında yenilik yapmak için motiflerin, yüzyılların, kompozisyon kurallarının çok iyi bilinmesi, klasik çerçevenin zorlanmaması ve kişinin belli bir doygunluğa ulaşması gerekliliğine inanan Kurfeyz, “Sanat bir kilometre işidir. Ne kadar çok eser verirseniz o kadar çok işin ehli olursunuz. O doygunluğa eriştikçe de kişi zaten yeni arayışlara girer. İçinizden gelen duygu sizi itmeye başlar.” diyor.

Tezhip sanatının Anadolu insanının genlerinde olduğunu söyleyen sanatçı, tezhipte yüzyıllar içerisinde farklı akımlardan söz edildiğini, yenilik için bu dönemlerin tabiri caizse yenilip yutulması gerektiğinin altını çiziyor. Kurfeyz, “Fatih Sultan Mehmet zamanı tezhip sanatı için klasik, Kanuni Sultan Süleyman dönemi ise bunun tamamlayıcısıdır. 18. ve 19. yüzyıllarda da rokoko çalışmaları ön plandadır. Sanata yeni başlayan ve kendini geliştirmek isteyen biri tüm dönemleri geçtikten sonra süreç onu kendiliğinden araştırma yapmaya iter. Belki de klasik dönemden öncesine gider. 14. yüzyılın münhanileri ile 18. yüzyılın çiçeklerini birlikte yorumlayarak çizimler yapar.

Dolayısıyla kendine has bir kompozisyon tekniği geliştirir ve belki de her yüzyıldan esintilerin olduğu bir çalışma ortaya çıkarır. Zannediyorum ki benim bugünkü tarzımda pek çok yüzyıla ait esintilerle motiflerdeki değişimleri yakaladığım çizimler olarak tanımlayabilirim.” diyerek sanatında kendi tarzına bakış açısını yorumluyor.

Tezhip sanatında yenilik adına tamamen bir değişimin asla söz konusu edilemeyeceğini, çünkü gözün her zaman klasik olanı aradığını söyleyen sanatkâr, iyi analiz etmeden bir sentezin başarılı olamayacağı görüşünde. Sanat ile uğraşan, sanat piyasasında var olmak isteyen birinin ancak tarzı olursa bu platformda kendine yer edinebileceğini anlatan Kurfeyz, sanatta imzanın önemine dikkatleri çekiyor.




Kurfeyz, Tezhip Sanatına Yeni Alanlar Açmış

Tezhip sanatını meşk ederken bir sürü hissi bir arada yaşadığını, bu hususta kendine manevi bir dünya oluşturduğunu söyleyen müzehhibe, bazen oturduğu masanın başından hiç kalmadığını belirtiyor. Geleneksel sanatlar arasında süsleme sanatının hat ile kardeş olduğunu söyleyen Nilüfer Hanım, “Tezhip hattın elbisesidir, ancak iki sanat dalı da birbirini gölgede bırakmamalı. Bizler biraz hatta hizmet ediyor gibi görünsek de hatsız çalışmalarımızda çok muhteşem.” diyor.

Tezhip sanatının alanının artık biraz değiştiğini, kendisinin de tasarım ağırlıklı çalışmalarının bulunduğunu Kurfeyz, “Tezhibi artık farklı sektörlerde de görebiliyoruz. Bir konuda derinleştikçe, başka başka kapılar açılıyor ve sanatınızı farklı alanlara yayıyorsunuz.” diye konuşuyor.

Kurfeyz’in bu konuda Selim Sağlam ile imza attığı bazı projeler de bulunuyor. Sanatkârlar, İstanbul'un İstanbul olmasında başrol oynayan 7 hükümdar Byzas, Constantinus, Theodosius, I. İustinianos (ve Theodora), Fatih Sultan Mehmet, Kanuni (ve Hürrem) ve Atatürk’ün yaşadığı dönemdeki süsleme sanatının incelemeleri sonucunda ortaya çıkarttıkları “7 tepe, 7 hükümdar; İstanbul” isimli proje ile tezhip sanatını küçük el halısı desenlerine yansıtırlar. Her desenden sadece 21 adet üretilen ipek halılar sanatseverler tarafından büyük beğeni ile karşılanır. Bu tarz projeleri arkeoloji bilgilerini de kullanarak gerçekleştirdiğini söyleyen müzehhibe, hayata geçireceği sıradaki proje konusunun da desenlerin avizelere uyarlanması olarak açıklıyor.


“Öğrencilerime Destek Olmak Zorundayım”

Bugüne kadar çok sayıda öğrenci yetiştiren ve bugün de 50’ye yakın öğrencisi olan Kurfeyz, kendine has tarz yakalayan öğrencilerinin olduğunu ve onları her zaman takdir edip, desteklediğini söylüyor. Eğitimlerinde öğrencilerine, “Sanat ile uğraşıyorsanız biraz kabuğunuza çekilip yalnız kalmanız gerek ki, özgün eserler ortaya çıkarabilin. Çok iyi öğrenin, bir tarz oluşturun ve işinizi yapın ve kendinizi ispat edin.” tavsiyelerinde bulunduğunu belirten sanatkâr, “Bu her ne kadar kolektif bir sanat gibi görünüyor olsa da ancak içinize döndüğünüzde ortaya bir eser koyabiliyorsunuz. Aksi halde sadece üretirsiniz.” diye konuşuyor. Kendi hocalarından öğrendiği hoca-talebe ilişkisi ve onlardan aldığı edep gereği bu işe bulaşan herkesi caymaması için yetiştirene kadar uğraştığını aktaran sanatçı, “Sanırım benim tezhip sanatına başka bir gözle bakıyor olmam öğrencimi de etkiliyor.” diyor.

Kurfeyz, “Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1940’lara kadar tezhip sanatına dair hiçbir şeyin önem arz etmediği bir dönem aralığı yaşadık, ancak çok geçmeden köklerimizin bu olduğu ve kopmamamız gerektiği anlaşıldı.” diyerek başladığı cümlesini, günümüzde gençlerin gelenekli sanatlara olan ilgilerinin kendisini mutlu ettiğini söyleyerek tamamlıyor. Yirmi yıl öncesi bugün gelinen noktayı hayal bile edemeyeceklerini belirten müzehhibe, 21. yüzyılın tezhip sanatı için bir geçiş dönemi olduğundan bahsediyor. “Bu bir çalkantı. Herkes yeni bir taş koymaya, kalıcı bir iz bırakmaya çalışıyor. Dalgalar durulacak ve yeni bir bina inşa edilecek.” şeklinde fikirlerini ifade ediyor. Sanatkâr, zaman geçtikçe çok daha fazla kalifiye eleman yetişip, sanatsal çalışmalarla adlarından söz ettirecekleri inancını taşıdığını belirtiyor.




Tezhip, Dünyanın Size Ayak Uymasını Sağlar

Klasik sanatlar ile büyüyen bir isim olan Nilüfer Kurfeyz, tezhip sanatının kendisine sakin bir tabiat kazandırdığını anlatıyor. Klasik sanatların nefis üzerindeki terbiyesinin öneminin altını çizen Kurfeyz, “İnsanoğlu çok hızlı bir dünyada yaşıyor ve bizler bu dünyaya aykırı bir sanat dalı ile uğraşıyoruz.” şeklinde konuşuyor. Tezhip sanatının insanı sakinleştirdiğini, dünyanın hızını kendine uydurmayı severek yaşamayı sevdiğini söyleyen sanatkâr, önceleri eserin başından hiç kalkmadan haftalar geçirebildiğini belirtirken, “Bir kadın için tezhip, masa başında ömrünü geçirebileceği çok güzel bir sanat.” diyor.

Usta sanatkâr, Cahide Keskiner yönetimindeki Topkapı Sarayı Türk Süsleme Sanatları atölyesinden diploma almasına karşın, yıllarca birlikte meşk ettiği hocası Süheyl Ünver’den icazet almaması konusuna da değiniyor. Kurfeyz bu durumu şöyle anlatıyor: “Hocamız çok yaşlanmıştı ve ben de icazet alabilecek durumda iken böyle bir adım atmadım. Bu sanatı götüren iki kol var., okullular ve alaylılar. Diplomalı veya icazet kişiyi bir yere taşımıyor. Ben alaylı çalışmanın sanatta her zaman yükselmeyi kolaylaştırdığına inananlardanım. Hocandan aldığın bire bir eğitimler okuldakinden çok farklı. En önemlisi de hocaya sadakat ile bağlısın. İcazetiniz olabilir, ben sana kefilim, sanata devam edebilirsin demektir bu. Ancak benim icazet verip vermemem kişinin sanatında bir değişim yaratmaz. Dolayısıyla ben icazet çok şart değil gözüyle bakıyorum.”


İSMEK, Gelenekli Sanatlarda Bilinirliği Artırdı

Müzehhibe Kurfeyz, bizimle günümüzde gelenekli sanatların bu kadar yaygınlaşmasında İSMEK gibi kurumların büyük katkıları olduğu konusunda görüşlerini de paylaştı. Yine de bu durumun tartışmaya açık olması gerektiğini belirten sanatkâr, konunun iyi ve kötü taraflarının iyi ölçülmesi gerektiğinin altını çiziyor. “Kişinin sanatçı olup olmadığı, ne kadar kalıcı olacağı ve anlaşılacağı ölümden sonra belli olur.” diyen Kurfeyz, önemli olanın sektörde çok fazla insanın olması değil, geriye bıraktıklarının değerli olup olmadığıdır vurgusunu yapıyor.

İSMEK’in ve açılan güzel sanatlar fakültelerinin gelenekli sanatların duyulması ve yayılmasında katkısının yadsınamaz olduğunun altını çizen sanatkâr, “Çoğalma her zaman güzeldir. Çünkü herkes bu sanatın bir ucundan tutmuş olsa da zaman güzel ve çirkini ayırt edecek, elbet eleğin üstünde kalacak kişiler olacak ve tarih de onları yazacak. Ben rekabetin olmadığı bir yerde gelişmenin olmayacağı inancındayım.” diyor.




İSMEK El Sanatları Dergisi 19 İNDİR

Bu yazı 1598 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK