Sergi

Beş Asırlık Bekleyiş Sona Erdi Surre-i Hümâyûn Gün Işığında

  • #


Yazı: Yusuf ILGIN

Osmanlı padişahlarının katıldığı ihtişamlı törenlerle Topkapı Sarayı’ndan yola çıkan surre alayları, kutsal topraklara duyulan hasret ve aşkla kıymetli hediyeler taşımıştır yüzyıllar boyu… Ta ki Haremeyn öksüz kalana; erini kaybetmiş taze gelinin paha biçilemeyen çeyizi eve dönene kadar… Beş asır hüznüyle ihtişamını kalbine gizleyen bu çeyiz, Topkapı Sarayı’nda düzenlenen muhteşem bir sergiyle gün ışığına çıktı.

Tarih boyunca mukaddes toprakların mamur edilmeyi ve hac yollarının emniyetini sağlamayı kutsal görev olarak üstlenen halife ve sultanlar, Haremeyn’e (Mekke-Medine) "Surre-i Hümâyûn" alayları ile "Surre" denilen para ve değerli eşyaların konulduğu keseler ve hediyeler göndermişlerdir.
Kutsal beldeye hediyelerin gönderilme işlemi, Hz. Peygamber’e duyulan derin sevgiden dolayı, beş asırlık bir zaman diliminde her yıl birbirinden görkemli merasimlere dönüşmüştür. Böylece artık ‘surre’ ve surreyi götüren heyet anlamındaki ‘surre alayı’ denildiğinde, kutsal topraklara duyulan özlem, Hz. Peygamber’e duyulan muhabbet ve O’nun soyundan olanlara gösterilen saygı akla gelmiştir.

Hac dönemlerinde düzenlenen surre alaylarında dünyanın dört bir yanından gelerek İstanbul’dan yola çıkan hacı adayları bulunurdu. Kabe’nin yeni örtüsü de bu alay tarafından taşınırdı. Hazine değerinde bir yükle gittiği için de alaya askerler eşlik ederdi. Alayın geçtiği her şehirde hacca gitmek isteyenler bu kafileye dahil olur, mukaddes beldelere gidip yüz sürme imkânı olmayanlar ise, kandil, şamdan, tespih, mushaf gibi eşyalar ile en kıymetli sanat eserlerini gönderirlerdi. Bu hediyelerin en kıymetlilerinden biri de müzede bulunan "Kevkeb-i Durri" elmasıdır. Sultan 1. Ahmet'e babasından kalmış, padişah da bunu "Böyle bir elmas bize değil 'Alemlerin Sultanı'na yakışır" diyerek Hazreti Peygamber'in kabrine hediye etmiştir. Surre alayları bu ve bunun gibi pek çok hikaye ile süslü ve zengin bir geçmişe sahiptir.

Haremeyn’e ilk olarak H. 311 (M. 923-24) yılında Abbasî Halifesi El- Muktedir Billah zamanında surre gönderilmiştir. Daha sonra Hicaz bölgesini hakimiyetleri altına alan Fatımîler (909-1171), Eyyubîler (1171-1348) ve Memlûklar (1250-1517) tarafından da bu âdet devam ettirilmiştir.
Osmanlılarda, Yıldırım Bayezid (1389-1403) tarafından Edirne’den gönderilen ilk surreden sonra, düzenli olmamakla birlikte hediye mahiyetinde surre gönderilmeye devam edilmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethinin (1517) ardından hilafetin Osmanlı Devleti’ne geçmesiyle birlikte surre gönderme âdeti sürekli hale gelmiştir.

Padişahların da katıldığı ihtişamlı törenlerle Topkapı Sarayı’ndan yola çıkan surre alaylarıyla, Haremeyn ahalisine gönderilen paralar dışında, Kâbe kapısı anahtarları ve kilitleri, nadir bulunan kıymetli halılar, seccadeler, murassa avizeler, yakut-zümrüt işlemeli şamdanlar, paha biçilmez mushaf-ı şerifler, puşideler (örtüler), ipek ve altın sırma keseler, surre devesinin değerli taşlar ve altınla işlenmiş örtüleri, buhurdanlar, elbiseler, Mekke Emîri’ne mahsus sırmalı ve işlemeli kaftan, mücevherli kılıç, tespihler ve daha pek çok kıymetli eşya Mekke ve Medine’deki mübarek makamlara, seyyidlere, şeriflere gönderilirdi.

Bütün bu yüklerin ve hacı adaylarının bulunduğu büyük kervanın en önünde “Mahmil-i Şerif” olurdu. Surre alayının en belirgin nişanesi olan Mahmil-i Şerif, adını ve anlamını, Peygamberimizin levazımını taşıyan deveye verilen “Mahmel” isminden almıştır.

Değerli hediyeleri taşıyan ve sadece hacca gidip gelmek için özel yetiştirilmiş bu develere “Mahmil Devesi” denirdi. Bu develere başka yük yüklenmez ve asla binilmezdi. Surre devesinin nesli de sadece bu işi yapardı. Develere mercan, lapis lazuli ve gümüş işlemeli örtüler giydirilir, altın sırma işlemeli kadife örtüler içinde hediyeler taşıtılırdı. Bunlar arasında o yılki hacda değiştirilecek olan, Bursa’da saf ipekten dokunmuş ve yazıları ünlü hattatlar tarafından işlenmiş Kâbe örtüsü bulunurdu.
Surre alayı ile hac yollarının emniyetini sağlamak için yol boyunda bulunan Arap oymaklarına da ‘atiyye’ adı altında para gönderilirdi. Haremeyn ahalisine gönderilen surrenin kime, ne kadar dağıtılacağı surre defterlerine kaydedilir, surre keseleri ve Mekke Emîri’ne gönderilen ‘nâme-i hümâyûn’, surre alayının yola çıktığı gün Padişahın huzurunda mühr-ü hümâyûn ile mühürlenerek, Surre Emini’ne teslim edilirdi.

Osmanlı Devleti'nin ilk İslam halifesi Yavuz Sultan Selim Han döneminde gelenekselleşen "Surre-i Hümâyûn" hediyeleri, 1917 yılında gönderilen son surre alayına kadar devam etmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Haremeyn toprakları Osmanlı Devleti’nden ayrılırken, Medine Müdafii Fahreddin Paşa, yüzyıllarca Medine’ye gönderilmiş kıymetli hediyelerin İngilizlerin eline geçmemesi için fetva alarak ve bu eşyaları Ravza-i Mutahhara’da bir deftere kaydettirerek, İstanbul’a Topkapı Sarayı’na göndermiştir.
Beş asır boyunca gün yüzüne çıkmayan eserler, İBB Kültür A.Ş ve Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü’nün düzenlediği “Surre-i Hümâyûn” adlı sergi organizasyonu ile tarih ve sanat aşıkları ile buluştu. 15. ve 19. yüzyıllar arasındaki döneme ait bu kıymetli koleksiyonda bulunan, mukaddes topraklara gönderilen hediyeler, konuyla ilgili fermanlar ve tutulan zabıtlardan oluşan eşyalar ve son surre alayına ait 90 parça resim, Topkapı Sarayı’nın Has Ahırlar Bölümü’nde ilgiyle izlendi.

İSMEK El Sanatları Dergisi 6 İNDİR

Bu yazı 913 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK