Minyatür

Türk Minyatür Sanatı’nda Garip Hayvan Formları

  • #


Yazı: Fatih BAŞBUĞ *

“Garip hayvan motifleri ile, sanatçı bir bakıma efsanelere dayalı, kültürü yaşatma endişesi içinde görülmektedir. Nakkaşlar, hayalinde canlandırdığı hayvan biçimlerini kendine has yorumuyla tasvir ederek, geleceğe mesaj vermek ister gibidir. Minyatür yalnızca, kitap resimleme sanatı olarak hizmet etmemiş, sanatçının da kendi yorumlamasını katabildiği bir alan haline gelebilmiştir.” Sanatçı, yaratılışından beri iç dünyasından yükselen şiddetli bir arayışla, eserlerinde her zaman “estetik kaygılar” gütmüş, güzelliğe giden yolda üretkenliğinin ve yeteneklerinin ona verdiği imkânları sanatsal objelere dönüştürmüştür. Bu hâl onda köklü bir sevdaya dönüşmüş ve sanatçı, aradığı güzeli dış dünyada bulabilmek için sonsuz bir çaba sarfetmiştir. Kimi sanatçı eline tuvalini alarak en güzelin manzarasını resmetmekte, kimi de küçücük kağıda, ipek kumaşa incecik fırçayla minyatürler çizerek son derece gerçek bir dünyayı, rüyalar ülkesinin en güzelini bir anda bize hediye etmektedir. Çalışmamızda yer alacak bazı minyatürlü el yazmalarda yer alan garip hayvanlar ve hayvan formları sanatçı dünyasının ufkunun genişliğini de gözler önüne sermektedir. Ancak hayvan formlarına geçmeden önce ilk olarak minyatür hakkında kısa bir bilgi vermek yerinde olacaktır.

Minyatür Sanatı

Minyatür; çoğunlukla elyazması kitaplarda, metnin anlaşılmasını kolaylaştırmak ve konuyu zenginleştirmek amacıyla yapılan küçük boyutlu resimlere verilen isimdir. Geleneksel Türk sanatlarının en önemli türlerinden biri olan minyatür; bize yüzyıllardan beri çok çeşitli güzellikler sunan, nakkaşlarını çok uzun bir zaman diliminde yetiştiren, mükemmeli aramada büyük ve görkemli bir saha, sanatkârın engin ruh dünyasından alınan muhteşem bir resim tekniğidir. Minyatür, hikaye, şiir v tarihin canlı bir türemesidir. Bir minyatüre bakıldığında, o eseri ortaya koymuş olan sanatkarın içinden yetiştiği cemiyetin ahlâk ve medeniyetini, o devir insanının giyiniş tarzını ve tarihî hadiseleri günümüze kadar getirdiği görülmektedir. Tüm minyatürlerde ortak ve en belirgin özellik perspektifin olmamasıdır.


Türk Minyatür Sanatı

8. ve 9. yüzyıla ait olan ve Turfan bölgesinde Hoço, Bezeklik, Sorçug gibi Uygur merkezlerinden günümüze gelmiş Türk resim sanatının örnekleri arasında, duvar resmi ve figürlü işlemelerin yanında minyatürler bulunmaktadır. Türklerin İslâmiyet’i kabul etmelerinden önceki devreye ait yazmalardaki minyatürler, Uygur prens ve prensesleri ile Mani ve Uygur rahiplerini canlandırırlar. Türk minyatür sanatının 13. Yüzyıla kadar olan gelişimini gösteren daha sonraki örnekler ne yazık ki, kaybolup gitmiştir. Anadolu Selçukluları minyatür sanatında çok seçkin örnekler meydana getirmişlerdir. Bu devrin en ilgi çekici ve tipik örnekleri, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde korunan Varka ve Gülşah adlı mesnevide yer almaktadır. Ufak boyda 71 minyatürden oluşan, Varka ve Gülşah, 13. yüzyılın başından günümüze kalan Selçuklu mektebinin en eski ve tek örneği olup, kendi kıyafetleriyle Türk tiplerini yansıtmaktadır. Anadolu Selçuklu minyatür okulu okulunun son örnekleri, gene Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan ve 13. yüzyıl sonlarına doğru hazırlandığı sanılan Kelile ve Dimne adlı yapıtta yer almaktadır. Selçuklu döneminden günümüze gelmiş bir başka eser ise, 1271 yılında Aksaray’da yazılarak, Sivaslı Nasreddin tarafından Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev’e sunulan bir Astroloji kitabıdır.

Türk Minyatür Sanatında Garip Hayvan Formları

Türk Minyatür sanatında garip hayvan motifleri denilince ilk akla gelen ressamlardan biri Muhammed Siyah Kalem’dir. Uygur ve Çin sanatından etkilendiği düşünülen Muhammed Siyah Kalem’in minyatürleri zamanın ve mekânın belirsiz derinliğinde Asya kültür ortamında yaşamış insanların, gündelik hayatını yansıtmaktadır. Göçerler, sıradan insanlar, dervişler, Budistler, Kamlar, Hıristiyan keşişler ve doğaüstü varlıklar Muhammed Siyah Kalem minyatürlerinin konularını oluşturmaktadır. Resimlerinde kullandığı rulo malzemenin özellikle Budist ve Maniheizm kültürü içinde önemli bir yeri vardır. (Başbuğ, 2007). Çalışmamızda farklı minyatürlere yer vermek istediğimizden dolayı Siyah Kalem’in resimlerine yer vermemeyi düşünerek, kaynaklarda çok fazla yer bulamayan minyatürleri çalışmamıza taşımayı uygun bulduk. III. Murad’ın emriyle, Matali’ü’s-sa’âde çevirisiyle tanıdığımız Suûdi’nin İspanyolca kitaplar ve İtalyanca tercümelerini bir araya getirdiği, Amerika’nın keşfini anlatan ve Batı Hint adalarını tanıtan Hadis-i Nev, sultanın siyasi ve iktisadi kaygılarının yanında, uzak ülkelere merakıyla da ortaya çıkmış olmalıdır. Ancak, eserin sonundaki Yeni Dünya’nın olağanüstü bitki ve hayvanlarını, bazılarını resimleriyle tanıtan bölüm, yine İspanyol ve İtalyan dillerinden tercüme olmakla birlikte, İslam dünyasının klasik metinlerinden biri olan Kazvini’nin kozmoloji ve coğrafya kitabı Acâ’ibü’l-mahlûkat ve Garâ’ibü’l-mevcûdat’la iyice yaygınlaşan “acâ’ib” kültürü ve görsel yorumları geleneğine de yakındır. Bu resimlerde adalardaki garip hayvanların kimileri İslam efsaneleriyle birleştirilerek canlandırılmıştır (Goodrich, 1990).
Haiti yakınlarında yaşayan bir denizayısını tasvir eden resmi, zengin bir yorum yansıtmaktadır. Metinde anlatılanla uyumlu bir biçimde, madenler bulunan dağların ortasından akan tatlı su nehirleriyle betimlenmiş adada, sahilde denizayısı ve yavruları bulunur. Adadaki İspanyolların ellerindeki meşaleler, kanatlarının altından ışık saçan kuşları görmeye gece vakti çıktıklarını göstermektedir (Resim 1). Bir başka minyatürde, Arslanhane’nin kubbesinden bir kısım dış görünümüyle betimlenmiştir. Yapının ana mekânında özel olarak yapılmış bir sehpa üzerine yerleştirilen su aygırının başı ve o güne kadar görülmemiş yaratığı hayretle izleyen yediden yetmişe İstanbullular görülmektedir. Yapının kesit halinde gösterilen alt kısmındaki hücrede bağlı olarak muhafaza edilen arslanlar, kapısının önünde adeta bir insan gibi bacak bacak üstüne atmış oturan, ağaca bağlı bir maymun ve görevli yer almaktadır (Resim 2). Bir başka yazmanın resminde ise derviş kılığına girmiş bir tilkinin rol aldığı hikâye canlandırılmıştır (Resim 3). Enbiyânâme’nin Habil ile Kabil’i betimleyen tasvirine çok benzeyen bu resimde, arka plândaki kent tasviri, sol üst köşedeki insan yüzlü güneş, yüzyıl başında, II. Bayezid dönemi eserlerinde gördüğümüz Avrupalı temsil dilinin sürekliliğini ya da yeniden doğuşunu göstermektedir. Tepenin ardında, düzgün bölümler halindeki tarlasını süren çiftçi ise, yine yukarıda sözünü ettiğimiz Avrupa takvimlerinde mevsimleri simgeleyen minyatürleri hem üslup hem de ikonografik açıdan yakından izleyerek bu geleneğin Osmanlı resim sanatındaki yansımalarını örnekler. Bu sanatçının Ârifi’nin Enbiyânâme’sinin tamamını ve Süleymânnâme’nin bir grup resmini de yapan Musavvir olması, Ravzatü’l-uşşâk’ın, sarayın büyük tasarımlı projesinde görev alacak yazar, kâtip, müzehhib, mücellid ve ressamdan istenen bir tür sınama veya ön çalışma olduğu izlenimini verir (Bağcı, Çağman, Renda, Tanındı, 2006). Bir başka minyatürde Hz. Hamza Simurg kuşu üzerinde Kaf Dağı’na giderken görülmektedir (Resim 4). Hz. Hamza’nın yaşamı ve olağanüstü serüvenleri destanlara dönüşmüş, halk edebiyatında Hamzanâme adıyla bilinen eserlerin, yeniçeri ortalarında, sınır boyu kalelerinde ve kahvehanelerde okunduğu veya meddahlar tarafından anlatıldığı bilinmektedir. Bu minyatürde bu tarz bir anlatıma hizmet etmektedir. Hz. Hamza Arap cengaveri kıyafeti içinde betimlenmiş ve elinde aslan başlı bir gürz tutmaktadır. Bulutlar ve yıldızlar arasında gökyüzünde uçan Simurg’un bedeni çeşitli insan ve hayvan tasvirlerinden oluşur (Mahir, 1998). Simurg motifi de Türk kültürü içinde sıkça görülen motiflerden biridir. Otuz kuşun birleşmesiyle oluşan Simurg, kendi külleri arasından yeniden doğan bir kuştur. Türk kültürü içinde minyatür sanatı, günümüze kalan en önemli miraslardan biridir. Geçmiş kültürün görsel yolla en güzel biçimde ifade edildiği bir tarzdan öte, üstlendiği misyon ile geçmişi günümüze anlatan en önemli belgelerdendir. Her açıdan düşünüldüğünde minyatürün gerçekçi ifadeleri yanında, sanatçının duygu ve sezgileriyle dünyaya bakış açısını da yansıttığı görülmektedir. Garip hayvan motifleri ile, sanatçı bir bakıma efsanelere dayalı, kültürü yaşatma endişesi içinde görülmektedir. Nakkaşlar, dini motiflerden yola çıkarak, hayalinde canlandırdığı hayvan biçimlerini kendine has yorumuyla tasvir ederek, geleceğe mesaj vermek ister gibidir. Minyatür sanatçısı, yalnızca dini ve efsanelere dayalı hayvan biçimleri üretmemiş, dünyada gelişen diğer olaylardan hissettiği farklılıkları da eserlerinin konusu haline getirmiştir. Minyatür yalnızca, kitap resimleme sanatı olarak hizmet etmemiş, sanatçının da kendi yorumlamasını katabildiği, duygununda kendine yer bulabildiği bir alan haline gelebilmiştir.
KAYNAKLAR GOODRICH, Thomas D., (1990), “The Ottaman Turks and the New World”, Wiesbaden. BAŞBUĞ, Mehmet, BAŞBUĞ, Fatih, (2007), “Çin ve Uygur Resim Sanatında Gelenek Bilinci”, Laçin Yayınları, Kayseri. BAĞCI, Serpil, ÇAĞMAN, Filiz, RENDA, Günsel, TANINDI, Zeren, (2006), “Osmanlı Resim Sanatı”, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul. MAHİR, Banu, (1998), “Resim Gösterim Amacıyla Hazırlanmış Bir Grup 17. Yüzyıl Osmanlı Minyatürü”, 17. Osmanlı Kültür ve Sanatı, Sempozyum Bildirileri, İstanbul.   * Selçuk Ünv., Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 4 İNDİR

Bu yazı 1572 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK