Çini

Çiniyi Yaşam Biçimine Dönüştüren “Amel-i Faik”

  • #


Yazı: Latife AKTAN*

“Toprak, astar ve sırın uyumudur çini… Çini bir ateş oyunudur. Renklere ve kaliteye ateşle hakim olunur.” der büyük çini ustası Faik Kırımlı… Çiniyle ilgilenen herkesin Kırımlı’yı tanısın tanımasın bir vefa borcu vardır. Çünkü çininin günümüzde canlanıp yeniden hayat bulması hocamıza ait bir olgudur... Henüz 20’li yaşlarında uzun boylu bir delikanlı iken kader onu ilginç bir tesadüf sonucu çini ile tanıştırır. Yıllar boyunca çininin peşinde koşar. Onun için yaşam biçimine dönüşen çiniden vazgeçmek artık mümkün değildir. Birkaç kez vazgeçmeye niyetlenmiş olsa bile bunu başaramaz ve yola devam eder. Çünkü Faik Kırımlı için tek yönlü yolda yolculuk başlamıştır. Bu yol hepimizin bildiği gibi bugünkü İznik’in çiniyle yeniden buluşmasıyla şekillenir. Hocaya neden İznik dediğimde “Çünkü burada başlamış devamı da buradan olmalı” demişti. İznik’in merkez olmasının temel nedeni İznik gölü suyunun tatlı ve az sodalı olması, çömlekçilik için demirli, milli dinlenmiş balçığın gölün çevresinde bolca bulunmasıdır. Antika merakı olan ve gravür sanatçısı olarak yaşamını sürdüren Faik Hoca bir gün kaderini değiştiren çini parçasıyla karşılaşır. Nişantaşı’ndaki antikacılardan Rum asıllı Povilli “Faik bu çini parçası çok değerli” diye bir şeyi eline tutuşturur. Bir süre sonra o günlerin delikanlısı yıllarını vereceği çininin peşine düşer ve kendini İznik’te bulur. Ve araştırma incelemelerle yıllar yılları kovalar. (Kadı defterleri, Osmanlı arşivleri, hocanın incelediği eskiye dayalı kaynaklardır.) 12 yıl önce hocayla tanıştığımda çok heyecanlıydım. Hoca bir süre sonra Asmalı Mescit’teki atölyesinin anahtarını vererek istediğim zaman gelip çalışabileceğimi söylediğinde heyecandan yüreğim duracak sanmıştım. Sonrasında birlikte çok hoş çalışmalar yaptık. Doktoramı vereli henüz bir yıl olmuştu. Bir şeyler bildiğimi sanıyordum. Hocayla her görüşmemiz bilgisizliğimi yüzüme vuruyordu. Hem bilgisizliğime üzülüyor, hem de öğrendiklerimle tarifsiz bir keyif alıyordum. Bu arada hoca öylesine kibar ve nazik davranıyordu ki istemeden de olsa hocayı incitecek bir şey yaparım korkusundan aklıma gelen her şeyi soramıyordum. Bazen atölyeden birlikte çıkar İstiklal Caddesi’nde yürürdük. Çok zarif bir beyefendi olarak her zaman nazik davranmıştır. Son zamanlarda Florya’daki evinde kendini birkaç kez ziyaret ettim. Her seferinde döneceğim yere taksi çağırarak yollamıştır. Hoca sadece bir çini ustası değil aynı zamanda çok özel bir insandır. Tanıyor olmakla ayrıcalıklı olduğumu düşünürüm. Hocamın atölyesinde ziyaretine gittiğim günlerden bir gün biraz param var diye yüreklenip küçücükte olsa hocamın yaptığı bir çini parçasını istemiştim. Hoca bana boyutları 33 x 44 cm. olan yekpare lacivert zeminli bir çini karo getirdi. Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. Ben bu eserin parasını ödeyemezdim. Aman hocam bu çok büyük dedim. “Bunun değerini senden daha iyi kim bilebilir” demişti. Sanıyorum haklıydı. Tabi artık para teklif edemezdim. İsteğimden dolayı çok utanç duymuştum. Ama bugün sahip olduğum en değerli eserdir.
Faik Hoca İstanbul Mevlanakapı, at ahırındaki atölyesinde ilk kümbet fırınını yapar ve o günleri anlatırken hala heyecanlanır. Büyük özverili bir dönemini kapsayan süreç 6 ay gibi kısa bir dönem olarak başlayıp yıllarca sürmüştür. Bu süreçte bu çabaların hiç yararının olmayacağını Prof. Celal Esat Arseven de söylemişti hocaya. Faik Kırımlı başaramayacağım duygusuna kapılarak fırınını yıkar fakat bir süre sonra yeniden kurar. Bugün 45 yılı aşan bir süre sonra hoca geriye baktığında yetiştirdiği öğrencileri, başarıları ve onların öğrencileri şeklinde çoğalan bir yelpazeye yayılımını izlemekte ve büyük bir keyif duymaktadır. Yetiştirdiği fakat artık aramızda olamayan Eşref Eroğlu ve Rasih Kocaman ustaların öğrencileri bu yola devam etmekteler. İznik’teki ilk araştırmalarında sonuç alamayınca Kütahya’ya giden Faik Kırımlı bu kez orada uzmanların da katılımı ile altyapısı da dahil önemli bir üretime ön ayak olmuştur. Faik Kırımlı III. Murat zamanında sünnet düğünü alayında geçen fırının aynısının İznik’te kurdu ve İznik çinisini yeniden hayata döndürdü. Faik Hoca böylece 300 yıl aradan sonra yeniden ateşini yaktığı çini fırınları ile çiniyi güncel yaşama tekrar getirdi. Faik Hoca Art Decor Dergisi’ne Çinihane’nin kuruluşunu şöyle ifade etmiştir. “1980 yılında İznik’e gittiğimde belediye başkanıyla konuştum ve İznik’te çini atölyesi kurmak için yer istedim. Tüm masraflarını da ben karşılayacaktım. Ama bana İznik dışında yer verdiler. Fakat bu bir kültür işiydi. Eğer çinihane İznik içinde olmazsa kim gelirdi görmeye. Bunu düşünerek kabul etmedim. Daha sonra Eşref Eroğlu atölyeyi kurmam için bana yer verdi. 1986’da çinihaneyi kurdum. Eğer atölyeyi kurmadan ve çini yapmadan İznik’ten gidersem mahvolurdum. Çiniler fırından çıkmaya başlayınca, İznik’tekilerde çini almaya başladı. Müze müdürleri belediye başkanları hepsi geliyordu atölyeme. Bu şekilde çiniler tutuldu ve yürüyüp gitti. O dönemlerde cami ve mescitlere yaptığım çiniler hala duruyor. Ayrıca Eşref’in dükkanındaki yazılı büyük levhalar ilk yaptığım çinilerdi.” Hoca bilgisini öğrenmek isteyenlerden esirgememiştir. Hatta uzaktakilere de ulaştırmıştır. Faik Hoca çinicilik hakkında bilgilerini yayınlayarak da paylaşmıştır. Bu çalışmalara birkaç örnekse: Sanat Tarihi Yıllığı XI. 1982 yayınında “İstanbul Çiniciliği”, Antika dergisi 16. sayı ve 27. sayılarında “İstanbul’da Ehli Hiref Çini Ustaları” ve “İznik Çinileri ve Cenovalı Çini Tüccarları” başlıklı yazılarını çini meraklıları ile paylaşmıştır. “İstanbul Antikacıları” başlıklı kitabı 1996’da İstanbul’da yayınlanmıştı. Faik Kırımlı’nın dedesi Mir Ali Svastopol’de tuz tüccarıymış, babası tramvay idaresinde daha sonra Florya’da Atatürk’ün geçtikçe uğradığı bir çiftliğin yöneticiliğini üstlenmiş, erken yaşta vefat etmiş. Üç kardeşin ortancası olan Kırımlı, bir abla ve bir erkek kardeşe sahiptir. Hocanın sanata olan düşkünlüğü, gravürü Andre’den öğrenmesine, bir dönem de Fransa’da Fikret Mualla, Ressam Avni ve SelimTuran ile aynı yerde kalmasına neden olmuş. Sanat ve antika merakı ünlü ressamların tablolarını toplamasını sağlamış. Elinde orijinal ünlü ressamların tabloları bulunan hoca, bir gün müze açmak istemektedir. Bu isteği uzun yıllara dayanmaktadır. Çini için gerekli maddi desteği, yapıp sattığı tablolar, gravürler ve antikalardan temin etmiş, bir serveti ve de ömrü bu uğurda harcamıştır. Fakat pişman değildir. Yaşamı da çini kadar seven hocaya, “Nasılsınız?” dediğinizde yanıt her zaman şu olmaktadır: “Her şey fevkalade” “Bu çalışmaları kültür faaliyeti olarak yürüttüm kazanç düşünmedim.” diyen hoca cümlesini, “Amerika ve Avrupa’nın dikkatini bu nedenle çekmektedir.” şeklinde tamamlıyor. Çünkü yerli medyada çok ilgi görmeyen hoca, yıllar öce Alman TV’si WDR tarafından yarım saatlik programda İznik çinisinin yapımını anlatmış. Yakın gelecekte Amerika’dan hocaya ait bir belgesel için söz alınmış. Yakın geçmişte de 2002’de genç yapımcı Selim Evci yönetmenliğinde hazırlanan belgesel “Kırmızıyı Arayan Adam” filmi, 15. Yüzyıl da Osmanlı çiniciliğinde kullanılan fakat daha sonra reçetesi kaybolan ve adından kayıp kırmızı olarak söz ettiren efsane renk, mercan kırmızısının peşindeki Faik Kırımlı Ustayı anlatıyor. Oldukça başarılı olan bu belgesel Uluslararası belgesel yarışmalarından ödül alırken Kültür Bakanlığımızın ilgisinden uzak kalmıştır. “Toprak, astar ve sırın uyumudur çini. Çini bir ateş oyunudur. Renklere ve kaliteye ateşle hakim olunur.” şeklinde altını çizerek söylediği sözlerini meşhur mercan kırmızısının özelliklerini anlatarak tamamlıyor.
Kırmızı renk sıratlında ilk defa 14. yüzyıl da Rakka’lı bir sanatçı tarafından bulundu ve uygulandı. Osmanlılarda kırmızı rengi yapan malzemeyi ilk defa 1530 yıllarında İstanbullu bir çini ustası tespit eder. Bu esrarlı malzeme o dönemde kumaş boyacılığında da kullanılan halk arasında zaçı kıbrız [Demirsülfat (FeSO4)] denilen yeşil renkli bir tuzdu. Bu renk diğer renkler gibi sıratlında satıh sürüldüğünde pişme anında kurşun sır tarafından yutulmakta ve renk kaybolmaktaydı. Usta sıratlına rengi bolca kabarık olarak süslerdi. Pişme anında sır renge nüfuz etse de pişimden sonra kalan renk sıratlında kabarık şekilde meydana geliyordu. Çiniciliğimizin kırmızı rengi mecburiyetten kabarık olmuştur. Hoca yayınlarında ve söyleminde İstanbul çiniciliğinden sıkça bahseder. Resmi dayanak olarak da belgeler önerir. “İstanbul çiniciliği henüz yeni bir konudur. Topkapı Sarayı Arşivi ve bilhassa Nusretiye Arşivi vesikaları tetkik edilme imkanına eriştiği zaman çini tarihimizin niceliğini belirleyecek sayısız vesikalar bulunacaktır.” şeklinde açıklamalar yapmaktadır. Faik Hocanın çinileri yurt içi ve yurt dışındaki birçok koleksiyonerin elinde bulunmakta. Bu eserlerden hocanın ilk aklına gelenleri şu şekilde dağılmıştır: Hollanda’da bir müzede, Amerika’da Ertegün Kardeşler Koleksiyonu’nda, Londra Victoria and Albert Museum’da İnan Kıraç Koleksiyonu’nda (70 adet Amel-i Faik imzalı çini, Nişantaşı’ndaki Bolu Mücevherat’ta (6-7 eser bulunmakta.) Hocadan alan zenginler arasında rağbet gören eserleri tercih nedeni olmaya devam ediyor, hatta günümüzün popüler sanatçısı Tarkan bile Amel-i Faik almak istiyorum diye basına duyuruda bulunmuş. “Son dönem panolarımda 30 kadar Hilye-i Şerif, Adem ile Havva ve Kristof Colomb’u çalıştım” derken, hoca çalışmalarında geçmişi inkar etmeden yeni tasarımlara da yer vermiştir. Faik Hocanın çinileri, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yapılan Harkort deneyinde dayanıklılığı her koşulda (aşırı sıcak, aşırı soğuk hatta don olayına bile ) tespit edildikten sonra resmiyet kazanmış ve dikkatleri biraz daha üzerine çekmiştir. Teste katılan birçok kişi ve firma bu deney sonucu başarısız olurken hocamızın özverili çalışmaları bir kez daha başarısını kanıtlamıştır. Hocamız çalışmalarıyla çini dünyasına ışık tutarken çini eğitimi veren yüksek okullar ve Güzel Sanatlar Fakültesi kapsamında Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nde Eski Çini Onarımları Anasanat Dalı açılmasına da vesile olmuştur. (Son dönem açılan bölümler için geçerlidir) Aynı zamanda günümüzde birçok çini atölyesinin özellikle İznik’te İznik Vakfı ve küçük atölyelerin işler hale gelmelerine sebep olmuştur. Tüm bu nedenlerden dolayı çiniyle ilgilenen herkes, çini ustalarının ustası, gravür sanatçısı, ressam, sanatsever, antikacı, yazar, son derece duyarlı hassas, beyefendi ve asil olan A. Faik Kırım’lıya vefa borçludur. Hocayı tanıyan mutlu azınlıktan olduğum için mutluyum.  Saygı ve sevgilerimle Hocam…
Kaynaklar: National Geographic, “Posta Kodu İznik” Mayıs 2005 Skylife, Ekim 2005 Art Decor, “Kaybolan Çini Güzellik” Eylül 2000 Art Decor, Ekim 1998 Atlas, “İznik Çini Kırmızı Sır” Kasım 2006 Prof. Dr. Ara Altun, “Osmanlı’da Çini ve Seramik Öyküsü” İstanbul 1998 * Yrd. Doç. Dr. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi, ve Çini Sanatçısı  

İSMEK El Sanatları Dergisi 4 İNDİR

Bu yazı 1018 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK