Makale

Gül ile Lale’nin Yüzyılları Aşan Hikayesi

  • #


Yazı: Yusuf ILGIN

Sevgilinin mis kokulu terindendir gül; nice Kur’ân-ı Kerimlere, kitaplara, Hilye-i Şerîflere, levhalara, yazı albümleri ve cilt kapaklarına nakış nakış işlenmiştir nadide zamanlarda… Allah ve hilal kelimelerinin kutsallaştırdığı nazlı çiçektir lale; camileri, çeşmeleri, mezar taşlarını, zırhları, silahları, kaftanları süslemiştir asırlarca… Süsleme sanatlarının gülen iki yüzüdür; lale ve gül…

Bütün sanatlar, doğadaki güzelliklerden kendine ilham alır ve onlarla beslenerek, yücelir. Çiçekler ise doğanın bizlere armağan etmiş olduğu, milyonlarca çeşitlilikte, birbirinden göz alıcı ve güzel süslerdir. Bu nedenledir ki süsleme sanatları içerisinde çiçeklerin yeri yadsınamayacak kadar önemlidir. Çiçekler elbetteki sadece güzel sanatlara değil aynı zamanda edebi eserlere, kumaş ve takılara, kullanım eşyalarına ve hatta dini sembollere de konu olmuştur.

İnsanlar her dönem çiçeklere ayrı değerler lütfetmişler, yaşadıkları zamanın sosyo-kültürel özelliklerine göre ayrı anlamlar katmışlardır… Lâle, gül, karanfil, sümbül gibi çiçekler özellikle Selçuklulardan bu yana Türk halkının beğenisini kazanmış ve yüzyıllar boyunca Türk kültüründeki önemlerini korumuşlardır. Çiçekler süsleme sanatlarında stilize, yarı stilize ve natüralist olarak kullanılmışlardır.


‘’Allah’’, ‘’Hilal’’, ‘’Lale’’

Efsaneye göre, bir yaprağın üstündeki çiğ tanesine yıldırım düşer, alev alan yaprak, o hali ile donup lale çiçeğine dönüşür. İç bünyesinde kalan siyahlıklarda yıldırımdan kalan yanık izleridir... Bu tarihten beri sevgililerin birbirine olan aşkını anlatmaya yarayan kırmızı lale “Güzelliğinle kalbimi ateşe verdin, aşkınla yanıp kül oldum” şeklinde yorumlanmıştır…

Lale’nin yazıldığı “lam”-”he”-”elif” harfleri eskilerin tabiriyle “cevahir-i huruf” aynı zamanda Allah ve Hilal kelimelerinin de yazıldığı harflerdir. Bir ilginç nokta da, her üç kelimenin de “Allah”, “Hilal”, “Lale”; Ebced hesabında toplamlarının 66 olmasıdır. Bir diğer dikkat çekici bir konu ise Osmanlı’da, lale meraklıları arasında lekesiz lalelerin makbul olmasıdır. Bunun nedeni de her üç kelimeyi oluşturan harflerin noktalı olmamasından kaynaklanmaktadır.

Türkler’in Avrupa’ya tanıttığı bu çiçek gerek Osmanlı’da gerekse batı aleminde çok sevilmiş Hollanda da ‘’Lalemania’’, Osmanlı’da da ‘’Lale Devri’’ olarak adlandırılarak belirli dönemlere markasını vurmuştur.

Çini, kalem işi, minyatür, maden işçiliği gibi pek çok alanda süsleme unsuru olarak karşımıza çıkan “lale” motifi, padişahların tılsımlı gömleklerinden, savaşa giden askerin kalkanına kadar pek çok alanda yerini almıştır.

Lale, Halkar ve Şikaf tarzında altınla çalışılmış, koltuk süslemelerinde ve kenar bordürlerinde tezhib olarak işlenmiştir. Yüzyıllar içinde stilize ve naturalist üslupta da çoğunlukla işlenerek Barok, Rokoko, Ampir diye adlandırdığımız Eklektik tarzın içinde yoğrularak Şukufe demetleri içinde hak ettiği yere ulaşmıştır.


Gül; Sevgilinin Mis Kokulu Teri 

Bir devre damgasını vuran ve Osmanlı sanatlarının gözbebeği sayılan lalenin formlarının zamanla değişmesi sanata da yansımış, 18.yy’da aşırı uzun biçim alan lalenin yerini, 19.yy’da gül almıştır.

İslam’ın kutlu peygamberi Hz. Muhammed’in gül yüzünün gül kolu terinden kaynaklanan anlam itibariyle gül, dini bir sembol olarak Osmanlılardan bu yana kullanıla gelmiş ve süsleme sanatları içerisinde kendine özel bir yer edinmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’lerin sayfa kenarlarındaki aşer, hizib ve secde işaretlerinin adı güldür. Gül, kitap sanatları içerisinde en çok, Hz. Muhammed’in kutsal özelliklerini anlatan Hilye-i Şerîf levhalarının tezyinatında kullanılmıştır.

“Efsaneye göre, bir yaprağın üstündeki çiğ tanesine yıldırım düşer, alev alan yaprak, o hali ile donup lale çiçeğine dönüşür. İç bünyesinde kalan siyahlıklarda yıldırımdan kalan yanık izleridir... Bu tarihten beri sevgililerin birbirine olan aşkını anlatmaya yarayan kırmızı lale “Güzelliğinle kalbimi ateşe verdin, aşkınla yanıp kül oldum” şeklinde yorumlanmıştır…”

Fâtih Sultan Mehmed tanınmış portresinde sağ elinde gül koklarken resmedilmiştir. Sinan Bey’e veya Şiblizade Ahmed’e atfedilen portrede Fatih Sultan Mehmed, bağdaş kurarak oturmakta, gözleri uzaklara dalmış, küçük parmağı yüzüklü elinde tuttuğu küçük bir daldaki gülleri koklamaktadır. Hükümdar diğer elinde de bir mendil tutmaktadır. İç ve dış kaftanının kumaş kıvrımlarındaki gölgelendirme, yakasındaki kürkün tüylerinin, açık renkli sakalının işlenişi, adeta onun Batı’ya açılımını, bağdaş kuruşu ise onun Doğu’ya bağlı kültürünün köklerini yansıtmaktadır. Tarihi değiştiren bir askeri dehanın, elinde gül ile canlandırılması ayrıca anlamlıdır. Fatih Sultan Mehmed’in bu portresi, genel anlamda Osmanlıların çiçek sevgisi ve merakının en azından Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar gittiğinin de bir göstergesidir. Genelde çiçeklere, özelde ise gül ve laleye son derece düşkün olan bu padişahın hanımlarından birinin adı Gülbahar, birinin Gülşah ve birinin de Çiçek’tir…

Gül ve lale… Bu iki güzel çiçeğin figürleri, doğadaki gerçekliklerin insan yeteneği ile birleşerek, sanatçının hayal dünyasından süzülüp ruh dünyamıza aktığı yerde oluşur aslında… Tarih boyunca türlü türlü şekillerde, özelliklerde, tat ve dokularda… Son söz olarak iyi ki varsın ve yüreğimizi süslemişsin asırlarca gül ve lale…

İSMEK El Sanatları Dergisi 4 İNDİR

Bu yazı 1443 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK