Makale

Dünya Mevlevihaneleri

  • #


Yazı: İbrahim DIVARCI  Fotoğraflar: Feyzi ŞİMŞEK - Ahmet KUŞ - İbrahim DIVARCI

Hz. Mevlana’nın bütün insanlığı barış, hoşgörü ve kardeşliğe çağıran evrensel mesajı, çağlar boyu bütün insanlığın ilgisini çekmiştir. Zamanla tarikatın temel eğitiminin verildiği mekanlar ihdas edilmiş ve mevlevihaneler ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü Saraybosna’dan Kahire’ye, Kırım’dan Mekke’ye uzanan büyük coğrafyada kurulan bu tekkeler birer güzel sanatlar akademi gibi hizmet etmişlerdir. Osmanlının tarih sahnesinden çekilmesine paralel olarak ise eski ihtişamlarını yitirmiş ve günümüze ancak on bir ülkede on dört mevlevihane ulaşabilmiştir.

Ebediyet sevdalısı derviş Konya’dan yola koyuldu. Azığı tahammül ve tefekkürdü. Yol uzun, yol çetin, yol ısıszdı. Çöller aştı yolcu, nehirler geçti, karlı dağları dize getirdi, gün oldu yalnız kaldı gün oldu mahşeri kalabalıklara karıştı. Üç kıtaya ve yedi iklime ulaştı yolcu. Çıkınında sabır vardı, aşk vardı, ilim vardı. Konakladığı yerde ney üfledi, kâinatı okudu. Ve gittiği yer yere o güzel muştuyu iletti; “Gel ne olursan ol yine gel”.

Bu çağrının sahibi büyük mutasavvıf ve mütefekkir Hz. Mevlâna, 13.yüzyılda Konya’da yaşamış eserlerini burada kaleme almış, dersler vermiş, talebeler yetiştirmiştir. Hz. Mevlana’nın bütün insanlığı barış, hoşgörü ve kardeşliğe çağıran evrensel mesajı, huzur arayan dünyamızda daima ciddi yankı bulmuştur. Hz. Mevlana’nın vefatından sonra ise oğlu ve talebesi olan Sultan Veled, diğer talebelerin ve yakın dostlarının da desteğini alarak Mevlevilik tarikatını kurmuştur. Tarikatın asitanesi merkezi Hz. Mevlana’nın türbesini de içine alan “Mevlana Dergahı” olmuştur. Tarikatın temel eğitiminin verildiği “1001 gün çile çıkarmak” diye de tarif edilen süreç için mekanlar ihdas edilmiş ve Mevlevihaneler ortaya çıkmıştır. Konya Mevlana Dergahı, bunun en güzel örneğidir.

Mevlana Dergahı altı ayrı bölümden oluşmaktadır. İlk bahsedeceğimiz bölüm Matbah-i Şerif’tir. Burada canlar çilesini tamamlar, yemek pişer, yeteneklerine göre hat, sema, tezhip, ney üfleme eğitimleri verilirdi. Matbah’ ta çilesini tamamlayan canlar, sema edip sikke giydikten sonra kendilerine derviş hücresi dediğimiz odalar tahsis edilirdi. Buralarda mesnevi okunur, hat, tezhip gibi güzel sanatlar icra edilirdi. Meydanı Şerif diye adlandırdığımız mekan ise Matbah ’tan sonraki en önemli mekândır. Burada sabah namazından sonra dedeler toplanır, şeyh efendi huzurunda mürakebe yapılır, kahve içilirdi. Mevlevihanelerde kurucu şeyhin veya takipçilerinin mezarları çoğu kez semahaneye açılan bir türbede yer alır. Burada Mevlevilerin ölüme ve mezarlara bakışı önem taşır. Zira en başta Hz. Mevlana ölümü “Şeb-i Arus” yani düğün gecesi olarak tarif ettiği için hamuşan mezarlıklara Mevleviler ciddi manada özen göstermişlerdir. Bunu Konya Mevlana dergahinda görmemiz mümkündür. Mevlevihanelerde şeyh efendinin ailesi ile birlikte kaldığı haremlik ve misafirlerini ağırladığı selamlık bölümleri bulunurdu. Ayrıca kütüphane, fırın, hamam, sohbet odası gibi bölümler ile şadırvan, sarnıç, kuyu gibi yapılarda Mevlevihanelerde tesis edilmiştir.

Mevlevihaneler, 14.yy’da Ulu Arif Çelebi’nin Anadolu’da yaptığı ziyaretler sonrasında birçok şehirde tesis edilmişlerdir. Osmanlı devletinde II. Murad zamanından sonra Mevleviliğe önem verildiğini ve desteklendiğini görmekteyiz. Osmanlının sınırlarının genişlemesine paralel şekilde Mevlevihanelerin de yayıldığı ve bazı kaynaklara göre sayısının 150’yi aştığı ifade edilmektedir. İmparatorluğun önemli şehirlerinin tamamında Mevlevihanelerin bulunması bunun en büyük delilidir. Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü Saraybosna’dan Kahire’ye, Kırım’dan Mekke’ye uzanan büyük coğrafyada yani üç ayrı kıta ve yedi iklimde bu tekkeler birer güzel sanatlar akademi gibi hizmet etmişlerdir. Osmanlının tarih sahnesinden çekilmesine paralel olarak eski ihtişamlarını yitirmiş ve günümüze on bir ülkede on dört mevlevihane ulaşabilmiştir.

Konya Mevlevihanesi ’nin 1925 yılında kapanması üzerine asitanelik, Halep’e taşınmıştır. Hz. Mevlana’nın eğitim hayatında da önemli yeri olan Halep, Mevlevilik geleneğinin son asitanesi olarak tarihteki yerini almıştır.


Halep Mevlevihanesi (Suriye)

Mevlevihane, Suriye’nin Halep şehrindeki Bab-ül Farec semtindedir. Girişi ana caddenin ağaçlarla süslenmiş bir eski sokağındandır. Minarenin altındaki kapıdan avluya girdiğinizde göreceğiniz ilk şey, muntazam kesem taşlarla yapılan eski bir binadır. Mevlevihaneyi kuran Divane Mehmet Çelebi’nin dervişleri Mirza Fulad ve Mirza Ulvan tarafından yaptırılmış,1544 tarihinde kapatılmış, 1944 yılına kadar 400 yıl semahane olarak kullanılmıştır. O tarihte mescide çevrilmiş ve semahane formu bozulmuştur. Mescide çevrilen bir başka bölüm de sema talimhanesidir. Şadırvan ve hamuşanın arkasında yer alan bu kısım, kadınlar mescidi olarak kullanılmaktadır. Mevlevihanenin en güzel yapılarından birisi olan minare, hem estetiği ile hem de üzerindekince taş işçiliği ile dikkate değerdir. Minarenin bitişiğinde sebil yer alır. Eskiden şeyh evi olan kısım, şimdilerde son cemaat mahalli olarak kullanılmaktadır. Bina yıkılmış ve eski günlere ait sadece en dipte ikinci kata çıkışta kullanılan merdiven kalmıştır. Bu avluyu çevreleyen derviş hücrelerini günümüzde camii görevlileri mesken olarak kullanmaktadır. Çöl rüzgârlarını bir baca vasıtası ile su soğutmada kullanan dervişler, bu suyu da çinili bir çeşme vasıtası ile susayanlara ikram etmişlerdir. Mevlevihane’nin en önemli kısımlarından biri olan matbah-i şerifi ne yazık ki harabe halindedir. Sütunlu taç kapısı, ahşap kapı kanatları, kitabesi, taş kapik kemerleri, servis pencereleri dışındaki kısımları yıkılmıştır. Hamuşan demir parmaklıklarla çevrilerek koruma altına alınmıştır. Her bir mezar taşı ayrı bir sanat eseri kadar özenli taş işçiliğine sahiptir. Parmaklılarda oynaşan güvercinler belki de hayatin ve ölümün eşsiz ahengine kanat çırparlar usul usul... Hamuşana bitişik hücrelerin birinde Şatır Dede ile Abdülgani Dede’nin sandukaları vardır.

Humus Mevlevihanesi (Suriye)

Mevlevihane şehir merkezinde, belediye ve maliye binaları arasında yer almaktadır. Sadece mescit ve binaların bir kısmının duvarları günümüze ulaşabilmiştir. Mescitte son şeyhin torunlarından Abdurrahman Şeyh Osman imamlık yapıyor. Bize dedesi Nur Muhammed Şeyh Osman’ın Humus’taki son şeyh olduğunu, bütün Suriye’de tanındığını, Mevlevihane’nin bir kısmının 1950’lerde tarihi eser değildir denilerek istimlak edildiğini ve yıkıldığını anlatıyor. Abul’uf Caddesi’nde sema yapılan ve bugünkü mescide bitişik semahane ve şeyh evinin de dedesinin yaklaşık 30 yıl önce vefat etmesinden sonra yıkılıp yerine iş hanları yapıldığını ilave ediyor. Mevleviliği dedelerin mirası olarak benimsedikleri anlatan Abdurrahman Şeyh Osman bizi Humus’ta görmekten dolayı mutlu olduğunu, şeref duyduğunu dile getiriyor. Mevlevihanenin hatırası yaşatmaya devam eden mescide ve yıkık duvarlar veda edip Mevlevilere ait eşyaların bulunduğu Halid Bin Velid İslam Eserleri müzesine gidiyoruz. Müze müdürü annesi bir Türk olan Muhammed Faissal Sheikhany burada bulunan, zil, ney ve def gibi çalgıların mevlevihaneden buraya getirildiğini ama en önemli eşyanın 1954 yılında Mevlevilerin önderlik ettiği yürüyüşte kullanılan sikkeli tarihi sancak olduğunu ifade ediyor. (5-6 nolu fotoğraf)

Humus Mevlevihanesi’ne ait diğer eşyalar ise Şam’daki Kasr-ul Azm müzesinin Mevlevilik Seksiyonu’nda sergileniyor. Bu eşyaların en dikkat çekenleri ise “ya hazreti Mevlana” yazılı bir tablo ahşap bir Mevlevi sikkesi.

Şam Mevlevihanesi (Suriye)

Şam Mevlevihanesi, II.Abdülhamit Han tarafından yaptırılan Eski İstasyon Binası’nın çaprazında Nasr Caddesi üzerindedir. İlk dikkatinizi çekecek şey Halep’te olduğu gibi burada minare üzerindeki mevlevi sikkesidir. Duvarlarda, parmaklıklarda ve diş duvara bitişik büfe olarak kullanılan tarihi çeşmede bu figürü görmek mümkündür. İç avluya geçtiğinizde de durum ayni, merdiven korkuluk başlıkları yine birer sikkeden oluşur. Bu merdivenlerin sonundaki ahşap bir kapıdan mescide girersiniz.

Mescit son derece sade tezyin edilmiş. Neyzen Nam Muhammed Heysem ile semazen Halit Mevlevi ricamız üzerine kısa bir sema icra ediyorlar. Mevleviliğin izlerini mescidin her yanında görmek mümkün. Minber ve pencere detaylarındaki sikkeler ve süslemeler bu kanaatimiz pekiştiriyor. Semahanenin kubbesinde de yine bir sikke var. Günümüzde kadınlar mescidi haline getirilen semahanede mihrap üzerindeki vitarya Mevlevi sikkesi işlenmiş. Mitriban mahfili azda olsa değişikliğe uğramakla birlikte muhafaza ediliyor, tıpkı eski bir şamdan gibi. Türbe kısmı bir bez örtüyle semahaneden ayrılmış durumda. Türbedeki sandukaların kimlere ait olduğunu kestirmek çok zor. Zira çoğu hem eskimiş hem de kirik dökük vaziyette.

Mevlevilik konusunda kitapları olan Şam Üniversitesi’nden Dr. Murat Mevlevi, mescitte bize mevlevihanenin kurucusu Karamanlı Kartal Dede’nin sandukası önünde Suriye’deki Mevlevi geleneğinden, Şam’ın son şeyhi Faik Dede’den, Kral Faruk’un ölümü nedeniyle bir araya gelen Halep, Şam, Humus ve Trablus şeyhlerinden söz ediyor. Suriye’deki son ihtifalinde 1954 yılında bu mescitte yapıldığını da öğreniyoruz. Dr. Mevlevi günümüzde artık geleneğin sona erdiğini üzülerek ifade ediyor.


Trablus Mevlevihanesi (Lübnan)

İbn-i Mehasin ve Evliya Çelebi mevlevihaneden söz ederken “mamur, binası güzel, gezilebilir bir mesire, İrem bağı gibi içinde limon, turunç ve gül gülistanı…” olan bir mekan olarak tanımlar. Ama ne yazık ki şimdilerde terk edilmiş, harap olmuş yanından akıp giden Ebu Ali dersinin gadrine uğramış bir yerdir Trablus Mevlevihanesi.

Harap haldeki mevlevihanede yine de o günleri yad etmenizi sağlayacak birkaç şey var elbette, bir adres tabelası, o günlerden kalma bir kapı ve buranın ne olduğunu anlatan kitabesi. Bina içindeki derviş hücreleri ve semahenin ayakta kalan son duvarları bizi ister istemez derinden etkiliyor. Trablus Mevlevihanesi’ nin bu harap halinden kurtarılması için 2007 yılında TİKA vasıtası ile Türkiye tarafından restorasyon başlatıldığını da hatırlatmakta fayda var.

Kudüs Mevlevihanesi (Filistin/İsrail)

Mevlevihane, doğu Kudüs’te sur içinde İbn-i Cerrah Sokağı ile Mevlevi’ye Sokağı’nın kesiştiği noktada bulunur. Mevlevihane’ye birkaç basamakla ulaşılan bir kapıdan girilir. Sokaklarda karşılaştığımız Filistinli çocuklar bizi burada yalnız bırakmıyor. Merdivenin bittiği yerde genişçe bir avlu var. İlk dikkatinizi çeken şey mevlevihanenin kuyusundan arta kalanlarla Kudüs Emiri Hüdaven Ebu Sayfaya UN’in 1587 yılında yaptırdığı minare oluyor. Minare 1999 yılında tamir görmüş. Mevlevihane’nin günümüze ulaşan en sağlam yapısı ise mescididir. Neredeyse Gazi Ebu Sebin’in emri ile inşa edildiği 1587’deki hali ile ayaktadır. Sadece son restorasyonda Mevlevi sikkeleri silinmiştir. Minberi ve sütunları olduğu gibi muhafaza edilmiştir. Avlusunda 1854 yılında vefat eden Seyyid Hacı Ali Dede’ye ait bir mezar bulunmaktadır. Şu an Filistinli bir aile mevlevihanenin müştemilatını oluşturan yapıları mesken olarak kullanmaktadır.

Kahire Mevlevihanesi (Mısır)

Mevlevihane, eski Kahire’de Tolunoğlu Camii yakınlarında Sharia es Siyufiyya Caddesi’nde yer alır. 16.yüzyilda Divane Mehmet Çelebi tarafından kurulmuştur. Giuseppe Fanfoni’nin çiziminde Mevlevihane, Sungur Sadi Medresesi, Emir Kuson, Emir Baştak Saraylari ile Hasan Sadaka Türbeleri birlikte görülebilmektedir. Cadde üzerindeki girişinde Mevlevihane tabelası görülmektedir. Semahene, girişin hemen solunda yer alır. İki ayrı giriş kapısı bulunmaktadır. İçine girdiğinizde üç katli bir yapı ile karşılaşırsınız. Türkiye dışında en iyi durumdaki semahane burasıdır. 1988 yılında tamamlanan restorasyonda bütün unsurlar aslına sadik kalınarak muhafaza edilmiştir. Sekizgen planlı semahanenin direklerinde ve kubbesindeki ince işçilik görülmeye değerdir. Semahanenin alt katında eski bir hamamın kalıntıları ve bunun çevreleyen hücreler bulunmaktadır. Bu hücreleri Mevlevi dervişlerinin kullandığı bilinmektedir. Aynı alanda bir sanduka ve Mevlevilere ait eşyaların sergilendiği ikinci bir oda bulunmaktadır. Mevlevihane’yi oluşturan bütün yapılarda olağanüstü taş işçiliği görülmektedir. Bunlardan biri de Hasan Sadaka adına yaptırılan türbedir. Üzerinde sikkesi bulunan minaresi de en az diğer yapılar kadar kayda değerdir. Yapıların iç kubbe detayları da söylediklerimizi teyit etmektedir. Diş avlunun etrafında mutfak, şeyh evi ve misafirhane sıralanmıştır. Orada ise havuz bulunur. Derviş hücreleri ise sokağa bakan diş cephededir.


Lefkoşe Mevlevihanesi (KKTC)

Mevlevihane, Leşkoşe’de “Sur içi” diye bilinen yerde Girne Kapısı yakınlarında yer almaktadır. Mevlevi müzesi olarak kullanılmaktadır. Kapısı üzerindeki “ya Hz. Mevlana “ yazısı aslına uygun olarak yeniden yazılmıştır. Mevlevihane’nin birçok kısmı yıkılmış ve yerine iş merkezleri yapılmıştır. Günümüzde avlu içinde dıştan düz çatılı içten kemerli taş bir yapı ve buna bağlı kısımlar ayaktadır. İç kısım duvarlarında Mevlevi figürlü kalem işi süslemeler bulunmaktadır. Semahanesi ve mitriban mahfili orijinaline uygun olarak restore edilmiştir. Semahane formu bilinen örneklerden farklıdır. Burada 2002 ve 2005 yılında sema yapılmıştır.

Rumi Enstitüsü Müdürü Gökalp Kamil Bey bize Lefkoşe Mevlevihanesi ile alakalı olarak şunları anlatıyor: “Dıştan çok kubbeli içten birbirine geçişli bir görüntü veren türbede ilk sanduka son şeyh Selim Dede’ye, ikincisi tekkenin kurucusu Ahmet Paşa’ya, üçüncüsü Şeyh Celalettin Efendi’ye, diğer sandukalarda burada görev yapan diğer Mevlevilere aittir. Bahçede kalan son mezar ise Mevlevihane’nin banisi Emine hanimin mezarıdır. Binanın içinde yapilan düzenleme ile odalardan biri mutfak eşyalarının sergilendiği bir kısım haline getirilmiştir. Bir zamanlar asumana yükselen “Ya Hazret-i Mevlana” yankısından geriye kalan çeşmeye -suyu kurusa, kitabesi yer yer silinse dahi kapı kemerindeki sikkeye ve talik yazıya göz takılınca; kendilerini tekkeye adamış bu soylu insanların ruhunu şad etmek için can ü gönülden “hu!” dememek olmaz.

Peç Mevlevihanesi (Macaristan)

Mevlevihane, Peç Şehir Hastanesi bitişiğindedir. Günümüze camisi ve semahane kalıntılarının bazıları ulaşabilmiştir. Arka avlusunda semahanenin sütunları ile birkaç mezar taşı bulunmaktadır. Giriş kapısındaki tabelada burayı yaptıran Yalovalı Hasan Paşa’nın adi görmek mümkündür. Bugün Türkler Müzesi olarak kullanılan mekanda Mevlevilik ve Konya’ya ait tablolar ve Mevlevihane’nin eski bir gravürü ile Osmanlı dönemine ait eşyaların ve savaş aletlerinin sergilendiği camekanlarda bulunmaktadır. Semahanenin sütunlarının yerlerini belli etmek için temsili demirden sütunlar yapılmış, eski döneme ait kalıntılar bunların üstlerine yerleştirilmiştir. Uzun bir koridor vasıtası ile ulaşılan camii, 1957 yılında Türk ve Macar Hükümetleri tarafından restore edilerek yeniden camii haline getirilmiştir.

Priştina Mevlevihanesi (Kosova)

Kosova’da Priştina şehrinde bulunmaktadır. Eski şehir olarak anılan Sultan Murat Camii ve saat kulesinin bulunduğu semttedir. Semahane, türbe ve bir evden oluşan küçük bir tekkedir. Bugün başka bir tarikatın bünyesindedir. Çatısındaki Mevlevi sikkesi, eski günlerin hoş bir hatırası olarak günümüze ulaşmıştır. Semahane kısmında dar bir mitriban mahfili ve son derece zengin el yazması kitapların olduğu bir kütüphane bulunmaktadır. 1999 yılındaki olaylarda bahçesindeki türbe tahrip edilmiş ve orijinal herhangi bir unsur kalmam iştir. Hangi sandukanın kime ait olduğuna dair sağlıklı bilgi de ne yazık ki yoktur.


Saraybosna Mevlevihanesi (Bosna-Hersek)

Mevlevihane daha bilinen adi ile İsa Bey Zaviyesi, Bent Başı denilen yerdedir. Milli Kütüphane’ ye çok yakın bir alandır ve günümüzde sadece temelleri mevcuttur. 1999 yılında yapilan kazılardan sonra mevlevihanenin yeniden inşası için çalışmalar yapılmaya başlamış ve bununla ilgili projeler hazırlanmıştır. Mevlevi geleneğinin Balkanlardaki son temsilcilerinden Halit Hacimuliç Efendi bu şehirde Mesnevi’yi Boşnakçaya çevirmeye devam ediyor ve Mevlevihane uzanacak bir yârdim eli ile eski muhteşem günlerine döneceği zamanı bekliyor.

Filibe Mevlevihanesi (Bulgaristan)

Bulgaristan’ın Filibe şehrinde eski mahalle diye anılan semttedir. Taş döşeli sokaklardan geçerek ulaştığınız girişinde sizi “Mevlevihane” yazılı bir tabela karşılar. Girişin hemen sağında binanın geçmişi anlatan tasvirlerle karşılaşırsınız. Bu alan ayni zamanda mevlevihanenin kuyunun da bulunduğu eski bahçeye açılmaktadır. Bu kısımdan bir kapı yardımı ile misafir ağırlama salonuna, oradan uzun bir koridor vasıtası ile de şimdilerde yemek salonu olarak kullanılan semahaneye ulaşırsınız. Semahane formu korunarak 1999 yılında restore edilmiştir. Eski döneme ait şamdanlar muhafaza edilmiştir. Ayrıca tavan, duvar ve sütun süslemeleri elden geçirilmiş ve yenilenmiştir. Semahanenin altında eski antik bir kalıntı bulunmaktadır. Buradan geçmişte depo olarak kullanılan bölüme ve arka bahçeye ulaşmak mümkündür. Geçmişte derviş hücresi olarak kullanılan odalar bu bahçeye bakmaktadır. Bu bahçeden ayrı olarak ön tarafta kullanılmayan bir ayrı bahçe daha mevcuttur.

Biraz vaktiniz varsa mevlevihanenin sokağında Osmanlı dönemine ait başkaca konakları da görme fırsatı bulabilirsiniz.

Gözleve Mevlevihanesi (Kırım)

Ukrayna’nın Kırım Muhtar Cumhuriyeti’nin Gözleve şehrinde Eski Odun Pazarı semtindedir. Mevlevihane ve camii ayni avlu içinde yer alır. Semahane kiremit çatılı bir binadır. 1944 yılında Stalin döneminde bombalanan minare yıkık vaziyettedir. Semahaneye girdiğinizde en çok dikkatinizi çekecek olan şey derviş hücrelerinin direkt semahaneye açılıyor olmasıdır. Kubbeli bir yapı olan semahane de mitriban mahfili de bulunmamaktadır. Semahanenin kemer formlu pencerelerindeki vitraylar yakın zamana ait. Semahanenin içerisinde bulunan rahlelerden burasının tıpkı eskiden olduğu gibi şimdi de insan eğitiminde kullanılan bir mekan olduğu anlıyoruz. Bahçeyi gezmeye başladığımızda geçmişte tahrip edilen ve son yıllarda yeniden yapılan mevlevihanenin banisine ait olduğu söylenen bir mezarla ve su kuyusu ile karşılaşıyoruz. Mevlevi tekkesi 15. yüzyıl yapısıdır. Ayrıca tarihi ve arkeolojik bulgular ile 1830 yılında burayı ziyaret eden bir Alman seyyahta caminin adının Cuma Camii olduğunu zikretmektedir.


Atina Mevlevihanesi (Yunanistan)

Atina’nın Plaka semtinde Roman Agora denilen sit alanı içindedir. Bir adı da “rüzgarlar kulesidir.” İçerisinde eski döneme ait sadece mihrap kalıntıları bulunmaktadır. Yıkılma tehlikesine karşı içerisine demir bir iskele kurulmuştur. Bu yapının küçüklüğü sebebi ile semahaneden ziyade talim yeri olması kuvvetle muhtemeldir. Bu yapının eski halini gösteren gravürle, Mevlevi dervişlerin sema yaptığını gösteren bir başka gravürde bu kanaatimizi güçlendirmektedir. Mevlevihane avlusu içinde günümüze ulaşan Fethiye Camii de bulunmaktadır. Mevlevihanenin diğer kısımları günümüze ulaşamamıştır.

Girit-Hanya Mevlevihanesi (Yunanistan)

Osmanlı’ya ve Mevlevihanelere vedamızı belki de ne iyi anlatan yer Girit Mevlevihane’sidir. 1880 yılında aslen Konyalı olan Kara Süleyman Şemsi Dede tarafından kurulmuştur. Ana yapı günümüzde yetimler yurdu olarak kullanılmaktadır. Binanın solunda yer alan türbe mevlevihaneden daha eski döneme aittir. Geçmişte semahane olarak kullanılan bölüm şimdi salon haline getirilmiştir. Burada yatakhane olarak kullanılan kısma çıkan merdiven yer alır. 1886 yılında vefat eden Süleyman Dede’nin kemiklerinin çıkarılarak 1923’te yurda getirilmesine kadar türbe olan kısım bugün mutfak olarak kullanılıyor. Derviş hücreleri ise sınıfa çevrilmiş, mescit kısmı kazan dairene dönüştürülmüştür. Mevlevihanenin sekizgen planlı şadırvanı ise Hanya şehrinin merkezindeki Plata semtine taşınmış ve kullanılmaya devam ediyor. Büyük bir medeniyetin en güzel eserlerinden birisi olan bu şadırvanın kıymetini de galiba en çok güvercinler biliyor…

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 1001 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK