Hat, Tezhip ve Tasvir Sanatının Görkemli Buluşması Delâil-ül Hayrât

  • #


Yazı: Yrd. Doç. Dr. Hüseyin GÜNDÜZ*

Osmanlı İmparatorluğu’nda, matbaanın gelişimine kadar elle yazılan kitapların başında hiç şüphesiz Kur’ân-ı Kerîm’ler (mushaflar) gelmekteydi. Allah’ ın sözü olan Kur’ân-ı Kerîm, hat ve tezhip sanatkârlarının bütün maharetlerini gösterdikleri el yazması olma özelliğini taşır. Kur’ân-ı Kerîm’e olan inanç, saygı ve sevgi, hattat ve müzehhipleri Kur’ân-ı Kerîm’i en güzel şekilde yazma ve süslemeye sevk etmiştir. Müze, kütüphane ve özel koleksiyonlar hat, tezhip ve cilt sanatlarının en nadide örneklerini ihtiva eden Kur’ân-ı Kerîm’leri muhafaza etmektedirler.

Kur’ân-ı Kerîm’den sonra el yazması kitaplar olarak dinî, ilmî ve edebî eserler gelir. Kur’ân-ı Kerîm’in Amme, Yasin, En’âm sûrelerini ihtiva eden mecmualar, Delâilü’l-Hayrât denilen dua kitapları, tarikatlarla ilgili Evrâd-i Şerîfler, Elifbalar en çok rastlanan dini yazma eserlerin başında gelir.

Genel olarak önemli kişiler için yazılan el yazması kitaplar; hat, tezhip ve cilt bakımından büyük bir itina ile hazırlanmıştır.
Mushaflar dışındaki dinî el yazması kitaplarda Fâtiha ve Bakara sûrelerinin ilk yedi satırını içine alan çift sayfa şeklinde tasarlanmış olan serlevha tezhibi yerine, yalnızca sağda, metnin başladığı ilk sayfaya gösterişli bir tezhip yapılır ve buna “unvan sahifesi” denir. Bu tezhiplerin çoğu kubbeli ve taç biçiminde olup üst kısımları “tığ” adı verilen süslemelerle biter. Bazı unvan sayfalarında ise tezhip tığlı, dikdörtgen formlarda tasarlanmıştır. Unvan sayfalarında zaman zaman metni çevreleyecek şekilde alt ve yan taraftaki boşluklara altın ya da hafif renkle (şikâf halkâr) yapılmış halkârî görülür.

El yazması kitapların Osmanlı Türkçesi olanları daha çok nesih hattının hareketsiz şekli ve “hurde ta’lîk” hatları ile yazılmıştır. Ancak dua kitaplarının yazımında çoğunlukla “Hâdim-ül Kur’ân (Kur’ân’a hizmet eden) olarak nitelendirilen “nesih” hattı kullanılmıştır.

Diğer elyazması kitaplarda olduğu gibi delâillerde de kâğıt rengi olarak nohûdî renkler tercih edilmiş, yazılar ise siyah mürekkeple yazılmıştır. Zaman zaman bazı terimlerin ve isimlerin yazılması için kırmızı mürekkep de kullanıldığı görülmektedir.

Ülkemizde Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en çok yazılan ve okunan dinî eser Delâil’dir. Hz. Peygamber için okunan ve “salâvat” denilen duaları ihtiva eden kitap, Delâil-ül Hayrât (iyilerin delilleri), Delâil-i Şerîfe (şerefli deliller) olarak da bilinir.

Delâil-i Şerîfe’yi okuyanların büyük sevap kazanacağına, dünyevî işlerinin daha iyi olacağına ve Hz. Peygamber’in şefaatine nâil olunacağına olan inanç, delâillerin büyük bir önem kazanmasına sebep olmuştur. Delâiller, bölüm bölüm ve düzenli biçimde okunur. Haftanın hangi günü hangi bölümlerin okunacağı metin başlıklarında yazılmıştır.

Delâillerde genellikle müzehhipler ya da minyatür sanatkârları tarafından yapılmış Kâbe-i Muazzama ve Ravza-i Mutahhara (Hz. Pemgamber’in mescit ve türbesi)’yi tasvir eden minyatürler de bulunur. Bazı delâillerde ise Hz. Peygamber’in giysisi, tarağı, tesbihi, leğen ve ibriği, misvakı, Hz. Peygamber’in sembolü olan gül, el ve ayak izi tasvirlerine de rastlanır. Kimi delâillerde ise Hz. Peygamber’in ve dört halifenin, diğer peygamberlerin, Hz. Ali’nin oğulları Hasan ve Hüseyin’in hilyelerini de görmek mümkündür. İçinde “Tuba” ağacı, “zülfikar” resimleri ve “Mühr-ü Süleyman”ın da yer aldığı delâiller de bulunmaktadır.

Delâilleri yazan hattat ve müzehhipler çoğu zaman tevazudan olsa gerek imzalarını atmamışlardır. Bununla birlikte en önemli hattat ve müzehhiplerin yazıp tezhiplediği ve en güzel ciltlerle koruma altına alınan delâillerde Kur’ân-ı Kerîm’ler gibi müze, kütüphane ve özel koleksiyonların vazgeçilmezleri arasında bulunmaktadır.
Bunlardan biri de özel bir koleksiyonda bulunan Mehmet Şehrî Ketebeli Delâil-ül Hayrât’dir. Delâil, XVIII. yüzyıl hattatlarından Mehmet Şehrî Efendi tarafından 1153 H./1740 M. tarihinde, nohudî renk aharlı kâğıt üzerine siyah mürekkep kullanılarak ince bir nesih hattıyla yazılmıştır.

Mehmet Şehrî Efendi, 1120 H./1707 M. tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Usturacizâde diye bilinmektedir. Sülüs ve nesih hatlarını Mehmet Giridî (Ö. 1165 H./1751 M.)’den meşkedip icazet almıştır. Genç yaşında kulağı ağır işittiğinden dolayı, Müstakimzâde’nin tabiriyle “Söylenen lafların hiçbirine kulak asmayıp” kısa ömrünü senelerce Hafız Osman (1052 H./1642 M. – 1110 H./1698 M.) vadisinde ilerleyip ona yaklaşmak uğrunda harcadı. Ömrü uzun olsaydı bu gayesine şüphesiz ulaşacaktı. Mehmed Şehrî Efendi, üç Kur’ân- ı Kerîm, en’amlar, delâiller, kıt’alar ve murakkalar yazmıştır. Kendisi tasavvuf erbabındandı. 1153 H./1740 M. tarihinde henüz 33 yaşındayken vefat etti ve Ayaspaşa semtinin kurulduğu yerdeki Taksim Mezarlığı’nda defnedildi (Şevket Rado, Türk Hattatları, İstanbul, sh.141).

Eser; hattatın en verimli olduğu ve vefat ettiği sene yazılıp, Müzehhip Mustafa Reşîd Efendi tarafından itina ile tezhip edilmiştir. Mustafa Reşid Efendi hakkında pek fazla bilgiye rastlanmamakla beraber Şevket Rado’nun Türk Hattatları isimli eserinin 127. sahifesinde, Müzehhipler bahsinde, Mustafa Reşîd Efendi’nin ismi Sultan Sevimli Mustafa Reşîd Efendi olarak geçmektedir.

Eser; 16 cm yüksekliğinde ve 10.5 cm genişliğinde olup sırt kalınlığı 2 cm’dir.

Hz. Peygamber’e dua ile başlayan eserin unvan sahifesi altı satır olup, metnin devamı dokuz satir olarak karşı sayfada devam etmektedir. Unvan sahifesinde metin; sari ve yeşil altın cetvellerle çevrilmiş olup taç formundaki tezyinat, devrin en önemli müzehhibi Ali Üsküdarî’yi hatırlatır özelliklere sahiptir. Dolayısıyla, Müzehhip Mustafa Reşîd Efendi’nin Ali Üsküdarî’den etkilendiğini ya da ayni tarzda çalıştığını söylemek yerinde olur. Başlık tezhibinde zemin silme altın olup, saz yolu tarzındaki hatâyîler mavi ve kırmızıyla renklendirilmiş, boşluklara siyah renkle haliç işi tatbik edilmiştir. İlk iki sahifede cetvel dışında kalan boşluklar, hatâyî ve rûmî motifleri ile altın kullanılarak halkârî tarzında tezhip edilmiştir. Satir aralarına altın ile haliç işi yapılmış ve cümle sonlarına renkli duraklar (noktalar) konmuştur.

23. sahife Hz. Peygamber’e dua ile bitmekte ve Hz. Peygamber’in kabri ile ilgili bilgileri ihtiva eden bölüm başlamaktadır. 24. sahifede Hz. Peygamber’in türbesi tasvir edilmiş olup, türbenin etrafı lâcivert ve vişneçürüğü renkli zeminlerden oluşan çiçek motifli paftalarla tezhiplenmiştir. 24. ve 25. sahifelerde Hz. Peygamber’in türbesinin de yer aldığı Medine-i Münevvere şehri resmedilmiştir. 32-37. sahifelerde “Esma-ün Nebî (Hz. Peygamber’in isimleri)” yazılıdır ve isimler arasına altın ile zarif noktalar yapılmıştır. 38. sahifede Hz. Peygamber’in seccadesi, okuduğu Kur’ân-i Kerîm, tesbihi, asaları, terliği, ibrik ve tarağının tasvirleri bulunmaktadır. 39. ve 40. sahifelerde Mekke-i Mükerreme ve Kâbe-i Muazzama ile Medîne-i Münevvere ve Ravza-i Mutahhara minyatürleri yapılmış olup köşeler lâcivert zemin üzerine çiçek motifleriyle klâsik tarzda tezyin edilmiştir. 41. sahifede Hz. Peygamber’in kabrini tasvir eden minyatür bulunmaktadır. Boşluklar lâcivert zemin üzerine çiçek motifleriyle tezhip edilmiş olup bu tasvirde bir perspektif görülmektedir. 42. sahifede Hz. Peygamber’in türbesi ve Ashab’ın sandukaları bulunmaktadır. Boşluklar altın kullanılarak haliç işiyle tezhip edilmiş ve sayfa kenarlarına ince bir nesih hattıyla konuyla ilgili açıklamalar yazılmıştır.

43. ve 44. sahifelere Kâbe-i Muazzama ve Ravza-i Mutahhara tasvirleri yapılmış olup, köşeler gül ağırlıklı çiçek buketleriyle tezhiplenmiştir. Sari ve yeşil altınla çekilmiş cetvellerden sonra sayfa kenarlarında kalan boşluklara hatâyî motifleriyle altın kullanılarak zarif bir halkârî yapılmıştır.
47. ve 48. sahifelerde yeni bir bölümle Hz. Peygamber’e dua metni devam etmekte olup, bu sayfalar bol altın kullanılarak unvan sayfasında olduğu gibi itinayla tezhiplenmiştir.

Kutsal şehir tasvirleri, Osmanlı tasvir sanatında önemli bir yere sahiptir. Özellikle Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere; Kâbe-i Muazzama ve Ravza-i Mutahhara’yı da ihtiva edecek biçimde tasvir edilmiştir. İnsan resminin kullanılmadığı kutsal şehir tasvirlerinde çoğu zaman tasvir edilen yerlerin isimleri de yazılır. Özellikle XVIII. ve XIX. yüzyıllarda yaygın olarak, Delâil-ül Hayrât ve Hilye-i Şerîfe’lerde kullanilan kutsal şehir tasvirleri ayrıca belgesel bir nitelik taşırlar. Sözü geçen Delâil-i Şerife’nin son sahifesi, ketebe sahifesi olarak değerlendirilmiştir. Hz. Peygamber’e yapılan dua sona erdikten sonra ayrılan küçük pafta içerisine altın zemin üzerine beyaz mürekkeple “Zehebehu Mustafa Reşîd” şeklinde müzehhibin imzası atılmıştır.

Daha sonraki üç satir, eseri yazan hattatın imzasını ihtiva etmektedir. İmza; nesih hattıyla “Ketebehû edafü’l küttâb Mehmet Şehrî hamiden lillâhi teâla âlâ niamihi ve musalliyen alâ nebiyyihi Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ecmaiyn, 1153” şeklinde yazılmıştır.

Son derece itina ile yazılıp tezhip edilmiş olan eser, hat ve tezhip sanatının önemli örneklerinden biri olarak addedilebilir.

Eser; sadece fizikî görüntüsüyle değil, ayni zamanda muhtevasıyla da insan ruhunu rahatlatan bir özelliğe sahiptir.


Kaynakça:

Ali Alparslan, Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, İstanbul, 1999. Hüseyin Gündüz, Faruk Taşkale, Rakeden Harfler, İstanbul, 2000. Faruk Taşkale, Hüseyin Gündüz, Hilye-i Şerîfe, İstanbul, 2006. Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, 2. Baskı, İstanbul, 2003. Şevket Rado, Türk Hattatları, İstanbul. Şinasi Acar, Türk Hat Sanatı, İstanbul, 1999. Uğur Derman, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi Hat Koleksiyonundan Seçmeler, İstanbul, 2002.

*MSGSÜ Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Anasaat Dalı Öğretim Üyesi

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 1313 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK