Mimari

Aşıklar Mekânı; Muradiye Camii

  • #


Yazı: Dr. Hatice AKSU*

Osmanlı sultanlarının başkent dışında yaptırdığı son eserlerden birisi olan Sultan Murat Han tarafından yaptırılan Manisa Muradiye Camii, plan şeması bakımından Mimar Sinan’ın İstanbul’da yaptığı Üsküdar Mihrimah Sultan Camii’ne (1547-1548), kuzey diş cephedeki basamaklı kemer görüntüsüyle de, İstanbul Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’ne (1562-1566) çok benzer.

Rahman ve azamet sahibi olan Allah’a yaklaştı, o Allah ki alemlerdeki bütün varlıkların sahibidir. O Allah’ın izzeti ve şerefiyle şereflenmiş mülklerin sahibi, Allah’ın yeryüzündeki milletler üzerindeki gölgesi, Acem ve Arabın sultanı, sultanlar sultanı Ebu’l Muzaffer Selim’in oğlu Sultan Murat Han -Allah onun saltanatını sonsuza dek daim kılsın- bu güzel yapılı camii tesis etti. Varlıkların ve coşar denizlerin maliki Hicaz, Rum ve Irak ülkelerinin şahı, bir camii yaptırdı. Onun yapımının başlangıcı 991’in Muharrem ayıdır. Bir gönül ehli ziyaret için geldi ve tarihini şöyle dedi: Aşkların Kâbe’si, yazmakta camii kitabesinde. Bu yapının bitişi 994 senesinin zilhiccesidir. Kitabe cami giriş kapısının iki yanındaki nişler üzerinde uzanır.

Caminin yapımına H. 991 muharreminde 1583’te başlanmış; doğusundaki niş üzerinde H.994 zilhiccesinde 1586’da bitirildiği yazılıdır.
Külliye, Saruhan Bey Mahallesi’nde Murat Caddesi’yle Uygur Sokağı’nın kesiştiği yerdedir. Cami medrese, imaret, dükkanlar, çeşme ile sonradan ilave edilen kütüphaneden oluşur. III. Murat’ın şehzadeliği döneminde, bugünkü camiinin yerine önce bir zaviye inşa edilmiş, muhtemelen 1570’de başlanmış, 1572’de bitirilmiştir. Bugünkü cami, medrese imaret, dükkanlar, han ve tabhaneden oluşan külliyenin planını Mimar Sinan çizmiştir, uygulamasını ise Mahmut Ağa yapmıştır. Mahmut Ağa’nın aniden ölümü üzerine yerine, Sultan Ahmet Camii’nin mimari Mehmet Ağa getirilmiştir.

Külliyenin imaret kısmı, ilk camiinin mevcut olduğu 1581’de faaliyete geçmiş, sonraki inşaat sırasında ise genişletilmiştir. Medrese ise 1585’den sonra inşa edilmiş, 1592’de Osman Efendi’nin tayini ile eğitime başlanmıştır. Nihayet 1593’te binaların etrafına kaldırım döşenmesi ve 1602’de camii etrafına duvar çekilmesiyle inşaat faaliyetleri sona ermiştir. Camii’nin bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde tarihsiz bir vakıf kaydı bulunmaktadır. Muradiye Camii’ne 1687-1688’deki deprem nedeniyle 1689-1690’da onarım için keşif yapılmış, muhtemelen keşif sonrası da onabilmiştir. Daha sonra, 1780 ve1819’da onarım görmüş, doğu taraftaki minaresi bir yıldırım isabetiyle hasara uğradığından demir çember ile takviye edilmiştir. Bu restorasyonlardan en kapsamlısı, Karaosmanzade Hacı Ahmet Ağa’nın, 1782 yılında başlayıp, 1786 yılında bitirdiği onarımdır. Ayrıca mihrabın sağ üst ortasındaki pencere kırılmış ve 1740-1741’de tamir edildiği altındaki “kırık tıkta bu cam olundu ihya dahi evvelkinden merbubu ziba” tarih ve yazıdan anlaşılmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1952-1964 tarihleri arasında minarelerin her ikisi yıkılarak aslına uygun olarak tekrar yapılmıştır.

Bugün sağlam ve ibadete açık olan yapı, enine dikdörtgen planlı ve üç bölümlüdür. Doğu ve bati bölümleri boyuna dikdörtgen planlı, üzeri kubbemsi yarım çapraz tonozla, orta bölüm ise, kare planlı üzeri kubbeyle örtülüdür. Kubbeye pandantiflerle geçilir. Ana kubbe, iki yönde atılan üç askı kemerle kuzey duvardaki duvar payeleri üzerine oturur. Caminin kuzeyinde, doğu bati duvarına kadar uzanan bir üst mahfil bulunmakta ve askı kemerler arasında yer alan kısmı, mihraba doğru balkon gibi çıkıntı yapmaktadır. Bu çıkıntı kare kesitli dört ince sütun tarafından taşınmakta ve ajur tekniğiyle yapılmış geometrik şebeke örgülü mermer korkulukla çevrilmiştir.

Camii’nin kuzeyindeki üst mahfilden başka yan kanadın güneydoğu köşesinde Hünkar mahfili vardır. Hünkar mahfilini duvardaki üzengiler, iki serbest sütün üzerine oturan üç sivri kemer taşır. Hünkar mahfilinin güneybatı köşesine bitişik küçük bir vaiz kürsüsü yer alır. Kürsü, sivri kemerlerle birbirine bağlanan mukarnas başlıklı dört sütün tarafından taşınır.

Mihrap çokgen gövdelidir. Etrafını beyaz mermer kaval silme dikdörtgen oluşturacak şekilde çerçeveler bu çerçeve tonoz eteğindeki mukarnaslı kornişe kadar yükselir. Mihrabın iki köşesinde kum saati motifli başlık ve kaidesi olan somaki gömme sütünce bulunur. Mihrap nişi dikdörtgen şeklinde dışarı taşar. Minber mihrabın batısındaki duvar payesi önünde yani orta mekânın güneybatı köşesindedir. Mermerden yapılmıştır.
Camii’nin köşesinde beş bölümlü son cemaat yeri bulunur. Birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmış altı tane mermer sütunla taşınmaktadır. Sütunlar yuvarlak kaideli, mukarnas başlıklıdır. Son cemaat yerinin üzerini, orta bölüm hariç, pandantif geçişli kubbeler, orta bölümün üzerine ise aynalı tonoz örter. Orta bölümün örtü sistemindeki farklılık, revak cephesinde de bir yükselti ile kendini gösterir. Son cemaatle iki pencere arasında çokgen gövdeli birer mihrap yer alır. Mihraplar altı sıra mukarnaslıdır.

Külliyenin etrafını, kesme taştan yapılmış alçak bir alçı duvar çevirir. Bu duvarın camii dolaşan kısmında kuzey, güney ve bati yönlerinde kapı açılmıştır. Külliyenin esas girişi, kuzeyde, camii ile medrese arasında ve üzerinde Kelime-i Şahadet yazısı bulunan kemerli bir kapıdan olur. Camii’nin kuzeyinde yer alan avlunun ortasında, son cemaat yerinin önünde, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1956 yılı onarımında yapılan bir şadırvan bulunur. Bu şadırvan devrinin mimari geleneğine uygun sekizgen planlı, geniş saçaklı sivri külahlıdır. Geniş saçağını köşelerindeki sütünceler taşır.

Süsleme örnekleri, yapı içinde; çini, kalem işi, alçı, ahşap, maden ve mimari elemanlarla yapılan taş süsleme ile yapı dışında renkli taş işçiliği görülür.

Çini süslemeleri, mihrap duvarı ile mihrabın iki yanında doğu ve bati duvarlar üzerinde son cemaat pencere alınlıklarında görürüz. Mihrap duvarı ve yan duvarlar tonoz altındaki mukarnasli silmeye kadar tamamen renkli sır altı tekniğiyle yapılmış İznik çinileriyle kaplanmıştır. Mihrap üzerinde lacivert zemin içinde hat yazısı ve bunun etrafını çerçeveleyen motifli bordür kuşağı dolanmaktadır. Üst pencerelerin kenarları iki ince, bir geniş bordür tarafından çevrilmektedir. Camii’nin yapı içindeki tüm alt pencerelerin üstünde ve son cemaat yeri pencereleri dahil olmak üzere ayet yazılı panolar yer almaktadır. Çini panolarda, stilize edilmiş geometrik motifler, hatai, penç, rumi, gül, çiçek motifleri ve saz yaprakları görülür. Hünkar mahfili ve mihrabının doğu alanında son cemaat pencere alınlığında çini panolar içinde hat yazıları yer alır.

Çinilerin üzerinde, 16.yy’ in en önemli rengi mercan kırmızısının yani sıra turkuaz, mavi, beyaz, yeşil renkler ve tahrir rengi olarak siyah renk kullanılmıştır. Muradiye Camii’nin diğer önemli bir özelliği de, bu camide pencere alınlıklarında kullanılan çinilerin İstanbul Mesih Ali Paşa Camii’nde pencere alınlıklarındaki çinilerle ayni olmasıdır. Mesih Ali Paşa Camii mihrab çinilerinin aynisi, Sultan Ahmet Camii kadınlar mahfili duvarlarındaki çiniler ile benzerdir. 16. yy’ da sanatta üslup birliğinin olduğunu ve üretilen çinilerin depolandığını daha sonra kullanıldığını görüyoruz.

Kalemişlerine kubbe içlerinde ve aslan göğüslerinde, kemer altlarında pencere kenarlarında, son cemaat yeri kubbesinde, pencere alınlığındaki panolar ile iç pencerelerin tavanında rastlanır.

Camii’nin kalemişi süslemeleri hassa nakkaşlarından Mehmet Halife ve maiyetindeki on iki nakkaş tarafından yapılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son restorasyon (1952-1964) sırasında 19. yy’dan kalma barok kalemişleri raspalanarak altından orijinal kalemişleri ortaya çıkarılmıştır. Kubbe ortasında daire içinde lacivert zemin üzerine beyaz sülüs hatla “ayet” yazılmıştır, ikinci süslemeli bir bordürden sonra dendan ve tığlarla sınırlanmış rumi tasarımlı bölüm yer alır. Daha sonra yuvarlak madalyon süslemeler bulunmakta ve kubbe eteğine rumi motifleriyle geçilmektedir.

Kasnak pencerelerinin etrafına kenar suları yapılmış aradaki bölümler ise kandil motifleri ile bezenmiştir. Yarım kubbe içleri rumi tezyinat ile bezenmiş, lacivert zemin üzerine sülüs hatla dört halifenin isimleri yazılmıştır. Doğu ve bati kapıları iç alınlıklarında ve onların üzerine gelen, üst mahfil altlarında hatai, penç ve yapraklardan oluşan süslemeler bulunmaktadır. Hünkar ve üst mahfilin, kündekari tekniğiyle yapılmış hissi veren, ahşap alt tavanlarında kalemişinin Edirnekari tekniği uygulanmıştır. Kündekari geçiş yerlerinde zencerek motifi, hatai, penç, saz yaprağı, lale motifleri kullanılmıştır. Bu motifler, lacivert, kırmızı, sarı, yeşil ve beyaz renklerle işlenmiştir. Kalemişi süslemelerle, çini süslemeler, motif, desen renk ve karakterleriyle birbirine benzerler.
Alçı süsleme üst pencerelerde ve mihrap alanındaki mukarnas dizisinde görülür. Ahşap işçiliği kapı kanatlarıyla pencere kepenklerinde görülür. Ceviz ağacından yapılmış taç kapısı, iki kanatlı ve üç bölümlüdür. Madeni süsleme kapı ve pencere kepenklerinde ve orta kapının kapı tokmağında görülür. Kapı ve pencere kabaraları, bronzdan, ajure tekniğiyle yapılmış çok ince bitkisel süslemelidir. Taş süsleme ise camii içinde minberde ve mahfil korkuluklarında ayrıca mimari elemanlarla yapılmış; mahfil altındaki kemer ile eyvan kemerlerinde renkli dilimli bir şekilde karşımıza çıkar.

Minber ve mahfil korkuluklarıyla minber yan aynalığının orta bölümü mermerden ajure tekniğiyle geometrik bir şebeke şeklinde yapılmıştır. Minber mermerdendir. Minber kürsüsü, çokgen gövdeli, dört ince sütünce üzerine oturur. Sütünceler arasında sivri kemerler atılıdır. Alt pencereler dikdörtgen üzerleri dıştan sivri kemer alınlıklıdır. Alınlıklar ajure tekniğiyle yapılmış geometrik şebekelidir. Köşelerde gülbezekler bulunur. Orta kat pencereleri tek sivri kemerli alınlık içine alinmiş ikiz pencerelidir. Kuzeydeki taç kapı oldukça sadedir. Etrafında kaval silmeli bir profil çevirir, kapı nişi, köşelerde yer alan kum saati motifli gömme sütüncelerin üzerinden itibaren sarkıt şeklinde stalaktitli bir örgü ile sonuçlanır. Camii dıştan enine dikdörtgen planlı ve üç bölümlü görülür. Orta bölüm dikdörtgen seklinde güneye doğru çıkıntı yapar. Orta bölümün üzerine örten kubbe üç yönde, kubbemsi yarım çapraz tonozlarla desteklenir. Kubbe kasnağına on sekiz pencere açılmıştır. Pencereler birbirine dikdörtgen silmelerle ayrılmıştır. Kasnağın dört bir köşesinde yer alan ağırlık kuleleri, sekizgen gövdeli ve üzeri kubbe ile örtülüdür. Minareler, son cemaatin köşelerinde, kare kaide üzerine oturan, üçgen topuklu, çokgen gövdelidir. Çokgenin kenarları kaval silmelerle belirmiştir. Tek şerefeli olan minare şerefeleri sarkıit içimli mukarnaslıdır.

Osmanlı sultanlarının başkent dışında yaptırdığı son eserlerden birisi olan Sultan Murat Han tarafından yaptırılan Manisa Muradiye Camii, plan şeması bakımından Mimar Sinan’ın İstanbul’da yaptığı Üsküdar Mihrimah Sultan Camii’ne (1547-1548), kuzey diş cephedeki basamaklı kemer görüntüsüyle de, İstanbul Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’ne (1562-1566) çok benzer.

Bibliyografya: 1- Hakki Acun; Manisa’da Türk Devri Yapıları, İstanbul 1999. 2- Ç. Uluçay - İ. Gökçen; Manisa Tarihi, İstanbul 1939. 3- M. Ç. Uluçay; Muradiye Camii, Gediz S.39 1940, s.6-8.

*İSMEK Tezhip Usta Öğreticisi

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 846 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK