Resim

Deniz Kokan Sanat

  • #


Yazı: Zeki SAATÇİ

Nedim Çelkan, pina adı verilen dev midyelere, tablolara ve heykellere yazıyor denizin şiirini… Her şey gizemli bir bütünü oluşturmak için bir araya gelmiş gibi; iskorpitler, mezgitler, kefaller, yosunlar, yengeçler, deniz hunileri… Hayret verici güzellikteki eserlerin doyumsuz seyri, ustanın hayalinde yaşattığı mitolojik kahramanların zuhuru sanki… Sanatçı Nedim Çelkan ve eşinin can yoldaşı, tek yardımcısı Arsev Hanım. İki güzel insan… Büyükçekmece’deki mütevazı evlerine konuk oluyoruz. Kapıdaki samimi karşılama esnasında, onlardan önce arka fondaki tablolar büyür ediyorlar odaya bizi, büyülenmiş gibi yaklaşıyoruz yanlarına. Dokunmakla koklamak isteği arasında gidip geliyoruz ama zarar veririm endişesiyle dokunmadan koklamakla yetiniyoruz. Kokmuyor... Bunca deniz ürünü bir odada ama kokmuyor. Soruyoruz, çok özel işlemlerden geçerek bu aşamaya geldiğini anlatmaya başlıyor Nedim Bey. Bu kadar zahmetli bir işe ömür veren aşka imreniyoruz… Aşkın adı iki kelimeden oluşuyor; deniz ve resim…


Su Ürünlerinden Sanatsal Yapıtlar

Nedim Çelkan 1945 İstanbul doğumlu. 15 yasından beri balıkadam. Küçük yaşlardan itibaren de resim yapıyor. Güzel sanatlar okumamış ancak 1965’lerde sinema afişçiliği ile adım atmış çizim sanatına. TV’nin sinema karşısındaki galibiyeti ile işler azalmış ve çizgi romanlara başlamış Nedim Bey. 2 sene çizmiş, Cağaloğlu mekânı olmuş. Matbaa ressamlığı da yapmış bir süre, ardından yağlı boya tablolar. Bu süreç içerisinde dalmayı hiç bırakmamış, her gün yeni yeni dünyalar keşfetmiş diplerde. Klasik modern sanatın dışında, farklı bir şeyler yapmak daha doğrusu yapılmamışı yapmak, mavi derinliklerdeki eşsiz güzellikleri tanıtmak gayesiyle bu sanata başlamış. Adını da kendi koymuş sanatının; şu ürünlerinden sanatsal yapıtlar… İlk sergisini 1989 yılında Emlak Bankası Tünel Sanat Galerisi’nde açmış. Şu ana kadar 52 sergi çalışması olmuş. Genellikle Marmaris, Bodrum ve Datça’da sergiler açıyor Nedim Bey. Şimdilerde ise Almanya’da bir sergi açmayı planlıyor. 18 senede 250 tabloya ruhunu katmış… “Yarısına yakınını sattım” diyor usta ve çoğunu da yurtdışına… 15 büst yapmış, samur saçları bildiğimiz deniz yosunundan… Nedim usta, yıllarını verdiği şaşırtıcı ve göz alıcı sanatı hakkında bir iddiada da bulunuyor; “Açtığım sergilerle uzak yol kaptanları da dahil olmak üzere dünyanın her memleketinden insanla tanıştım diyebilirim. Hepsi hayran kaldılar eserlerime ve ilk defa böyle bir şeyle karşılaştıklarını söylediler. Araştırmalarım yaşamım boyunca sürdü, izine rastlayamadım. Rahatça diyebilirim ki; dünyada bu sanatı yapan tek kişi benim”


Denizin Altında Saklı Mitoloji

Eskiden dalarmış Nedim Bey hem de tüpsüz, ancak şimdi dalmıyor, en son Datça’da vurgun yemiş. “Hem tansiyonum var, yaşlandım” artık diyor usta. “Malzemeleri yazın toplar, kışın da çalışırdım, depolamadan olmaz bu iş… Marmaris, Bodrum, Datça ve Marmara’dan malzemelerim. Karadeniz’de hiç dalmadım.” diye ekliyor. Bu malzemelerin nasıl bir araya geldiğini merak ediyoruz, gülümseyerek cevap veriyor; “Balığın etini yerken bile düşünürüm bunu nasıl kullanabilirim diye…” “Denizin altı bambaşka bir dünya ve çok gizemli, bana mitolojiyi çağrıştırıyor” diyen Nedim ustanın eserlerinin her karesinde bu kahramanlara rastlamak mümkün. Ayrıca Kızılderililer, yerli kabileler ve savaşçılar her tablodan ayrı bakıyorlar olmayan yüzleriyle gözlerinize… Mesela bir Kızılderili kabilesi olan Siyular… Gözlerini ve bakışlarını biz hayal ediyoruz hikâyelerini anlatırken Nedim Bey. Bu oturan boğa diyor, şu kızları, yandaki de damadı. “Hangisi damadı?” diyorum. “Bir gün o, başka bir gün de diğeri. Sen hangisini istersen o” diyor, gülüşüyoruz. İtina ile açıklıyor tablodaki malzemeleri. “Çamlar dil balığı sırtı, tepeler iskorpit balığı, gövde ve kollar pavurya (pavurya, yengecin büyüğü), saçı kırlangıç balığı kanatları, pantolonunun püskülü lapın balığı sırtı…” Deniz dünyasına o kadar yabancı olan benim için bu kelimeler o kadar anlaşılmaz ki. “Hangi balık, adını tekrarlar mısınız, nasıl bir balıktır, peki ya tadı…” sorularıma bir bir sabırla cevap veriyor usta. Malzemeler öylesine ilginç ki hepsini saymak istiyorum ancak mümkün değil. Gene de bazılarını paylaşmak istiyorum; Amazon savaşçıları adlı tabloda savaşçılar yengeç, ejderha dragonya balığı (Nedim Bey’den öğrendiğimize göre çok tehlikeli bir balıkmış), köpek balıkları leopar köpek balığı yavrusu, kuşlar ise karagöz balığının alt kanatları… Avustralya yerlileri tablosunda, mask kurbağa balığı kuyruğu ve kanatları kullanılarak yapılmış. Onun dışında tabloya hayat veren diğer elemanlar ise; deniz yıldızı, mezgit, kefal, deniz salyangozu, deniz örümceği, dil balığı sırtı, leopar, deniz hunileri… Mızraklar ıstakoz anteni, gövdeler pavurya, ayaklar mavi yengeç, kolyeler ve saçlar deniz yıldızı kesitleri… Deniz tanrısı Poseidon’un kılıcı, müren balığı üstüne, ıstakozdan kabza, iskorpit, şu yılanı ve deniz hunilerinin birleşiminden oluşuyor. Anibal büstünde sakallar Marmara yosunu, gövde deniz salyangozu, miğfer ve yüz iskorpit derisi, Yakup tarağı muhtelif deniz kabukları. Deniz kızı büstünde de saçlar yosun, yüzü ve vücudu dil ve iskorpit balığı, apoletler Yakup tarağı ve saçlar deniz yıldızları ve ortada lapın balığı yavrusu… Bu arada tüm tablolardaki beyaz rengin dil balığı altından elde edildiği dip notunu beynime kazıyorum. Tablolarda ve büstlerde özel malzemeler de kullanılıyor; kökü gidericiler, dolgular ve Avrupa ilaçlar gibi... Peki bu eserler ne kadar zamanda soluk almaya başlıyorlar? Sorumuza aslında beklediğimiz bir cevap geliyor ustadan; “Yapım zamanı her esere göre değişiyor. Mesela 2. Ramses üç ayımı aldı. Hareket fazlalaşınca zaman üzüyor.” Eserlerinde sadece deniz ürünleri kullanmaya özen gösteren Nedim Bey, bazılarında farklı malzemeler de eklemek zorunda kalıyor, sebebini şöyle açıklıyor; “Örneğin 2. Ramses. O dönemde altın çok olduğu için mecburen sarı metal kullandım tabloda.


Ustam Olmadı Talebem de…

“Günümüzde insanlar yaptıkları işin hemen paraya dönüşmesini istiyorlar ancak bu işte mümkün değil. Para getirecek bir sanat değil açıkçası. Fuarlarda, sergilerde görüyorlar, ilginç geliyor, öğrenmek isteyenler oluyor ama çok birikim ve emek gerektiren bir sanat bu. Kostüm bilgisinden resim ve deniz bilgisine kadar pek çok şeye hakim olmanız gerek. Malzemelerim ise bir hazinedir benim için. Bir de büyük bir atölye lazım. Öğrenmek isteyenleri Yalova’daki atölyeme davet ediyorum ama gelen yok…” diyor Nedim usta ve ekliyor; “Ustam olmadığı gibi talebem de olmadı benim…” Büstlerin yapımının zorluğuna değinen usta, yıllarını verdiği eşsiz eserlerin artık yapımını durduğunu, emeğe kıymet verilmediği için çok yorulduğunu ve yıprandığını söylüyor. Röportajımızın sonlarına doğru Nedim Bey'in müzikle de ilgilendiğini anlıyoruz. Sanatın her türünü sevip, saygı duyan usta, musikinin eşsiz tınılarının insanı alıp farklı diyarlara götürdüğünü, ruhlara sükûnet verdiğini ve her daim sonsuz güzelliklere gebe olduğunu ifade ediyor. Ancak TV'lerdeki yozlaşmanın altını çiziyor ve "beste yapsan ne yapmasan ne kalitenin farkında değil hiç kimse" diye bir serzenişte bulunuyor… Ustaları sanata küstüren bu duyarsızlığın sanata dokunmakla, ona sahip çıkmakla mümkün olacağını düşünüp üzülerek ancak tadı damağımızda kalan bir sohbetin sıcaklığı ile Nedim Bey ve bizi sevgiyle ağırlayan Arsev Hanım'a teşekkür edip, evlerinden ayrılıyoruz…  

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 607 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK