Zarif Caminin Zarif Hatları: Nusretiye Camii Yazıları  

  • #


Yazı: Dr. Süleyman BERK   Fotoğraflar: Mustafa YILMAZ

Nusretiye Camii’nde, hat sanatında XIX. asrın, mektep (ekol) sahibi iki önemli hattatının celî yazıları mevcuttur. Celî sülüs’te ekol olmuş Mustafa Râkım ile celî ta’likte ekol sahibi Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi’nin yazılarını birlikte bu camide görme imkânina sahibiz. Her iki üstadın yazılarının mermere mahkûk olması, yazıların bozulmadan zamanımıza kadar gelmesini mümkün kılmıştır. Ayrıca, Nusretiye Camii'nin zarif iki minaresi tesbih ustalarına, tesbih imâmesi olarak ilham kaynağı olmuştur.   Barok üsluptan ampir üslûba geçişi temsil eden Nusretiye Camii, Sultan II. Mahmud tarafından yaptırılmıştır.(1) Caminin bulunduğu alanda daha evvel, III. Selim tarafından yaptırılan Tophâne-i Âmire Arabacılar Kışlası Camii bulunmaktaydı. Bu cami 1823 yılındaki Firuzağa yangınında harap olmuş, inşasına 1823 yılında başlanan Nusretiye Camii ise 1826 yılında tamamlanmıştır.(2) Caminin mimari Kirkor Balyan’dır. Bu eserde, ampir üslûp Avrupa’dan farklı olarak, Türk zevk ve anlayışına uygun bir şekilde ele alınmıştır. Dört kemer üzerine oturan kubbesi ve yarım daire şeklinde çıkıntılı mihrabı, Nuruosmaniye Camii’ne benzemektedir. Kubbesi yüksek bir kasnak üzerine oturmuş, etrafı kuleciklerle çevrilmiştir.(3) Cami inşası tamamlandığında, minarelerin kısa kaldığı ve kurulan mahyanın deniz tarafından görülmediği fark edilince, minareler alt şerefeye kadar yıktırılarak, şimdiki zarif ve narin haline getirilmiştir. Nusretiye Camii, 1955- 1958 yılları arasında esaslı tamir görmüş, 1980 yılında da kısmen restore edilmiştir. Restorasyon çalışmaları 1992 yılında tekrar başlamıştır. Merhum Ord. Prof. Dr. Süheyl ÜNVER, caminin klâsik Osmanlı mimarisiyle alakası olmaması sebebiyle “Nusretiye, Râkim yaz isinin mahfazasıdır” demiştir.(4) Nusretiye Camii’nde, hat sanatında XIX. asrın, mektep (ekol) sahibi iki önemli hattatının celî yazıları mevcuttur. Celî sülüs’te ekol olmuş Mustafa Râkım ile celî ta’likte ekol sahibi Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi’nin yazılarını birlikte bu camide görme imkânina sahibiz. Her iki üstadın yazılarının mermere mahkûk olması, yazıların bozulmadan zamanımıza kadar gelmesini mümkün kılmıştır. Sadece, Yesârizâde’nin caminin giriş kapısı üzerinde bulunan celî talik yazısı, kapı kanatlarını 1999 yılında yakılması sonucu epeyce bozulmuştur. Camide bulunan yazıların varak altını, 1996 yılı içerisinde yenilenmiştir. Caminin içini kuşak şeklinde çevreleyen celî sülüs Amme suresi (Kur’ân-i Kerîm/78) Mustafa Râkim Efendi’ye ait olup, kuşağın sonunda Râkım ’ın istifli imzası bulunmaktadır. Caminin iç mekânında ve dışında çeşitli kapılar üzerinde bulunan ayet ve hadislerin Râkım’a ait olduğu belirtilse de, yazılar üslûp ve tavır olarak farklılık arz etmektedir. Kaldı ki, kuşak yaz isinin sonlara doğru olan kısmının da Râkım’a ait olduğu şüphelidir.(5)Caminin giriş kapısı, muvakkithane ve sebil üzerinde bulunan celî ta’lik yazıları Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi ( ?- 1849)(6)’ye aittir. Yesârizâde’nin celî ta’lîk yazılarının bulunduğu Nusretiye Muvakkithâne ve sebîli aslında caminin karşısında bulunmaktaydı. Sultan Abdülaziz döneminde, şimdiki yerlerine taşınmışlardır.


Nusretiye Camii’nin muhtelif yerlerinde bulunan celî sülüs yazılar ve ibareleri şöyledir:

-Kuşak yazısı: celî sülüs hat ile Amme Sûresi’nin tamamı yazılmıştır. ( 60 cm. x 41 m. ölçülerindedir.) -Mihrap üstünde, celî sülüs hat ile:

“Fenâdethu’l-melâiketu ve huve kâimun yusallî fi’l-mihrâb”(7)

Ayrıca caminin iç ve diş kapıları üzerinde on beş adet muhtelif, celî sülüs hatla yazılmış ayet-i kerîme ve hadîs-i şerifler bulunmaktadır. Yazılar, taşa mahkûk ve altınla varaklanmış vaziyettedir.(8) Âyet-i kerîme ve hadis-i şerîflerin ibareleri ve camide bulundukları yerler şöyledir: *Yan sol revaklara, cami dışından açılan kapı ön cephede, celî sülüs hat ile:

“Efdalü’l-a’mâli es-salâtü fî evveli vaktiha” (9)

*Yan sağ revaklara, cami dışından açılan kapı ön cephede, celî sülüs ile:

“Eti’ kule emîrin ve sil halfe kulli imâmin” (10)

*Yan sağ revaklara, cami dışından açılan kapı ön cephede, celî sülüs hat ile:

“Tuhfetü’l-melâiketi tecmîru’l-mesâcid”

*Yan sol revaklara, cami dışından açılan kapı arka cephede, celî sülüs hat ile:

“Men salle’l- berdeyni dahale’l-cennete”

*Yan sol revaklara cami içinden açılan kapı diş cephede, celî sülüs hat ile:

“İnnemâ ya’muru mesâcidallâhi men âmene billâhi ve’l-yevmi’l- âhiri” (11)

*Yan sol revaklara cami içerisinden dışa açılan kapı (İmam Odası üzeri) üzerinde celî sülüs hat ile:

“Hâfizû ale’s-salavâti ve’s-salâti’l-vustâ” (12)

*Yan sağ revaklara cami içinden açılan kapı diş cephede, celî sülüs hat ile:

“İnne’s-salâte tenhâ ani’l-fahşâi ve’l-münker” (13)

*Yan sağ revaklara cami içinden açılan kapı iç cephede, celî sülüs ile:

“İnne’s-salâte kânet ale’l-mü’minîne kitâben mevkûtâ” (14)

*Üst kat, sağ Paşa Dairesi’ne açılan kapı iç cephede, celî sülüs hat ile:

“Kale’n-nebiyyu aleyhi’s-selâm: Eşrâfu ümmetî hameletü’lKur’ân” (15)

*Üst kat, sağ Paşa Dairesi’ne açılan kapı diş cephede, celî sülüs hat ile:

“Kale’l-lâhu taâlâ: İnnâ cealnâke halîfeten li’n-nâsi” (16)

*Üst kat, sol Paşa Dairesi’ne açılan kapı iç cephede celi sülüs hat ile:

“Kale’n-nebiyyu aleyhi’s-selâm: Efdalü’l-ibâdeti kirâtü’l-Kur’ân” (17)

*Üst kat, sol Paşa Dairesi’ne açılan kapı diş cephede celi sülüs hat ile:

“Kalennebiyyu aleyhisselam: el-cennetu dâru’l-eshiyâi” (18)

*Üst kat Hünkâr Mahfili giriş kapısı, diş cephe üzerinde celi sülüs hat ile:

“Kâlallahu teâlâ: “innî câilun fi’l-arzi halîfeten” (19)

*Üst kat, Hünkâr Mahfili giriş kapısı, iç cephe üzerinde, celi sülüs hat ile:

“Es-Sultânu zillulahi fi’l-ardi” (20)

*Hünkâr mahfiline, diş kısımdan, kıble tarafından açılan kapı üzerinde, celî sülüs hat ile:

“Rabbi enzilnî münzelen mübâraken ve ente hayru’l-münzilîn” (21)



Ketebehu Mustafa Râkim [1] 241




Hattat Mustafa Râkim Efendi’nin Nusretiye Camii Yazıları Hakkında Değerlendirme

Râkım ‘ın vefat yılı içerisinde h. 1241/1826 yılında yazdığı Nusretiye Camii kuşağı, h. 1234/1819 tarihli Fatih Nakşidil Türbesi kuşak yazısı seviyesinde olmasa da (22) istif mükemmeliyeti ve harflerin tenasübü yönünden mükemmeldir. Râkım, bu kuşağı, sol tarafı felçli olduğu halde talebeleri Mehmed Hâşim(23) ve Mehmed Şâkir Recâi(24) efendilerin yardımıyla, yatağından yan dönerek yazdığı rivayet olunur (25). Amme suresinin tamamının yazılı olduğu kuşak, 41 metre uzunluğunda, 60 cm. enindedir.(26) Râkım, “Euzubillahissemîi’l-a’lîmimineşşeytânirracîm”den sonra istifli besmele ile kuşağa başlamıştır. Râkım bu kuşağında, istifteki ustalığını göstermiş, harfleri gayet dengeli bir biçimde dağıtmıştır. Özellikle de dik harflerin dengeli dağılımına dikkat etmiştir. Daha önceki istiflerinde sıkça kullandığı harf tetabuklarına bu kuşakta yer vermemiştir. Yalnız, kuşak sonundaki istifli imzada bol tetabuk kullanarak, istif dehasını ortaya koymuştur. Ömrünün son zamanlarında ve hasta halinde yazmasına rağmen harflerin tenasübü ve yazının istifi oldukça güzeldir. Kuşak, “mihrab sofası”na(27) kadar düz bir kanal şeklinde ilerlerken, sofanın başlangıcında yükselerek, sofanın bitiminde ise tekrar eski seviyesine inerek devam etmiştir. Bu iniş ve çıkışa “Deve Boynu” (28) adi verilmiştir. Hattat Sâmi Efendi bu kısım için “Şu deveboynu çift dönüş yok mu Allah Allah!” diyerek hayranlığını ifade etmiştir.(29) Deveboynu denilen kısımda harfler, duruşlarını bozmadan kat kat terkip edilerek, istif üst kısma çıkarılmıştır. Aynı şekilde iniş kısmında da, harfler kat kat istif edilerek, yazı eski seviyesine indirilmiştir. Harfler, Râkım tarafından ilk defa başarı ile bu şekilde istiflenmiştir. Râkım, sanat anlayışı bakımından gayet cesur ve yeniliklere açık bir yapıya sahiptir. Başlangıcından beri, her yazısında bir öncekinde bulunmayan özellik ve nükteyi görmek mümkündür. Bu durum, Mustafa Râkım’ı diğer hattatlardan ayıran en belirgin vasfıdır. Râkım Efendi, Nusretiye Camii kuşağında istifi, harf gövdeleri ile ön plana çıkarmıştır. Bunun yanında bol miktarda hareke ve tezyinî işaretleri de kullanmıştır. Ancak hareke ve tezyinî işaretlerde kullandığı kalem kalınlığı, harflere göre cılız kaldığı görülmektedir. Zaten, hareke ve tezyinî işaretler, estetik güzelliğine, Rakım yolunda ayrı bir şîve sahibi olan hattat Sâmi Efendi’de kavuşmuşlardır. Buradaki kuşak istifinde sonlara doğru bir sıkışma göze çarpar. Bu durum, yazının bu kısımlarının Râkım ‘in elinden çıkmamış olabileceği ihtimalini akla getirdiği gibi, hastalığın tesirinden olabileceği de ihtimal dâhilindedir. Caminin kuşak yazıları hariç, diğer celî sülüs yazılarının Râkım’a ait olmama ihtimali yüksektir.(30) Hattat Râkım Efendinin hat sanatı tarihi içerisindeki önemi, kendisine gelinceye kadar celî sülüs hattında harf ve terkip mükemmeliyetinde ulaşılamayan güzelliği yakalamasıdır. Evvelâ celî sülüste kalem kalınlığı ile harfin büyüklüğü arasındaki uyumu yakalamış, harfleri istif içerisinde, göze hoş gelecek uygun yerlere koymayı başarmıştır. Denebilir ki, istif Osmanlı’da Râkım Efendi ile gelişme yoluna girmiştir. Başlangıcından itibaren, tarihi seyri içerisinde celî sülüs yazı tetkik edildiğinde, Râkim ‘in celî yazıya kazandırdığı estetik bâriz bir şekilde görülebilir. Aklâm-i Sitte’de (sülüs, nesih, muhakkak, reyhani, tevkii ve rikaa) daha Osmanlı’nın başlangıç yıllarında bir üslûp oluşturulmasına rağmen, celî sülüste üslûp oluşturma çabasında, Râkım’a kadar başarı sağlanamamıştır. Bir diğer ifadeyle, estetik gelişim çok ağır bir seyir takip etmiş, Râkım’la birlikte bu zincir kırılmıştır. Bu sebeple, hattatlarca Râkım Efendi’nin yazıları pek makbul sayılmış ve daima örnek alınmıştır. Özellikle, Nakşidil Türbesi Hazîresi yazıları ile kuşak yazısı ve Nusretiye Camii kuşak yazısı hattatların önemli ziyaretgâhlarından olmuştur ki, bugün de bu durum aynen devam etmektedir. Çünkü bu yazılarda, celî sülüsün önemli nükteleri bulunmaktadır.(31) Tabii bu meyanda, Râkım‘ın Eyüpsultan Türbesi Hazîresinde bulunan ve Çelebi Mustafa Reşîd Efendi için yazdığı celî sülüs mezar taşı kitabesini de unutmamamız gerekmektedir. Râkım mektebini olgunlaştırmak ve geliştirmek, Sâmi Efendi’ye nasip olmuştur. Harekeler Sâmi Efendi’de daha derlenmiş, toplanmış ve istif içerisinde daha fazla kullanılmıştır. Râkım yazıları istifte, harf yapıları ile ön plana çıkarken, Sâmi Efendi istifi hareke ve tezyinî işaretlerle tamamlamıştır. Nusretiye Camii celî sülüs yazılarında iki yerde Râkım imzasına ve hicrî 1241 tarihine rastlanmaktadır. Caminin ana mekânının üç tarafını dolanan kuşak yazının sonunda, caminin sol duvarındaki kuşak bitiminde ve dışarıda hünkâr girişi kapısı üzerinde imza ve tarih konulmuştur. Kuşak yazının sonunda beyzî madalyon içerisindeki istifli imza dikkat çekici özelliktedir. İmzada ilginç tetabuklara (İki ayrı harfin bazı kısımlarının tek çizgide gösterilmesi) rastlamak mümkündür. Meselâ, ketebehu fiilinin “kef” harfinin sereni, Mustafa isminin “sad” harfinin baş kısmını oluşturmuş; yine ayni ismin “ti” harfinin içerisine “fe” harfinin baş kısmı gayet güzel bir şekilde yerleştirilmiştir. İstifin üst kısmında, iki elif harfi paralel bir şekilde âdeta sarkıtılmıştır. Bu imzada “Ketebehu Mustafa Râkım gufire lehû 1241” ibaresi bulunmaktadır. İmza istifi, bu şekliyle ilk defa görülen bir örnektir ve kendinden sonra gelen hattatlara örnek olmuştur. Hattat imzalarının üslûplaşması (stilize) Râkım ile başladığı gibi, istifli imza geleneği de Râkım ile başlamıştır.(32) Nusretiye Camii’nde bulunan diğer Râkım imzası, hünkâr girişi kapısı üzerindedir. Bu imzada sadece “Ketebehu Râkım [1]241” ibaresi bulunmaktadır. Nusretiye Camii’nin giriş kapısı, sebil ve muvakkithanesi üzerinde, devrin önemli ta’lik üstadı, Türk ta’lik ekolunun kurucusu Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi’nin yazıları bulunmaktadır. Ta’lik yazının tarihi gelişimi açısından önem arz eden kitabelerin metinleri şöyledir:

Caminin giriş kapısı üzerinde, Hattat Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi hattıyla celî ta’lik kitabenin metni şöyledir:

Topdan Tophâne’yi âbâd kıldı pâdişâh Misrâ’iyla eylemişdim vasf-i âsâr-i behîn Câmi’i kalmışdı ancak ani da tekmîl edüb Secde-i şükr etdi Mevlâ’ya cünûd-i müslimîn Görmedik mislin bi-Rabbi’l-Ka’be bu nev câmi’in İşte dünyâ işte âsâr-i selâtîn-i güzîn Varsa çarhin beyt-i ma’muri bu da sânîsidir Ba’d-ezîn eflâke fahr etse nola rûy-i zemîn Eyledi mihrâbina çâk-i girîbân âsumân Oldi mânend-i şefîk ol matla’-i nûr-i mübîn Minber oldi arş-i Rahmâna mu’allâ nerdubân Gelse şâyandır hitâbet etmeye Rûhu’l-emîn Oldu her bir necm-i zerkârî birer mihr-i felek Ziynet kürsîsidir reşk-i sipihr-i çârümîn İki serv-i bâğ-i dîn oldi minâreyn-i bülend Sernigûn-i reşkidir tûbâ-yi firdevs-i berîn Câmi’-i Nusret ola nâmi bu vâlâ ma’bedin Eyleye bânîsini mansûr Rabbü’l-âlemîn Haşredek dergâhini zâtiyle Mevlâ eylesin Kible-i ikmâl-i âlem muktedâ-yi ehl-i dîn Vaktini hayr u gazâya sarfdan dûr olmadı Kışlada bu ma’bedinden fark eder ehl-i yakîn İzzet ol beyt-i Hudâ’nin söyledim târihini Câmi’-i Mahmûd Hân oldi mutâ-fi mü’minîn el- Fakîr Yesârizâde Mustafa İzzet ğufirilehumâ (33)


Muvakkithane üzerinde bulunan, Hattat Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi hattıyla, celî ta’lik kitabenin metni ise şöyledir:

Bu rastgâh-i cihana necm-i baht-i hüsrevân İstemem şehnâme-i güzîn dinlemem efsâneyi Gayretinden dîn uğrunda eder canin fedâ Fer verildin görmedi Mahmud Hanin şevketin Kim açar Anka yanında mâkiyanin sohbetin Din uğrunda gören ol şehriyarin gayretin İrtifa-i menzilet kesbetti sadık kulları Sâye-veş yerlerde kaldı bilmeyenler nimetin Bir ocağı kaldırıp yüzbin ocağı kıldı şen Dest-i düşmandan halas etti Muhammed ümmetin Yoluna etmez mi dünya topdan îsâr-i cân Sairi gördükçe topçu kullarına rağbetin Şânina lâyik mıdır Tophane yaptırdı demek Eyledi ihya o hakan-i Âl-i Osman-i devletin Varmadan üç mâha mansur oldu avn-i Hakla Cami-i Tophane’nin koymuşdu nâm-i nusretin Bilmeyen var ise sâhib-i vakti eylesün ba’d-ezîn Bu muvakkithâne imâ etti şân u şöhretin Lutfun yetti bütün dünyaya nisf fazlası Ceyb-i ihsanindan almaz mı muvakkit kismetin Kefçe-i mîkatî tevbih etmeğe baş salar Padişâhân-i zaman bilsin iyâr-i sutûtun Asılırdı bu muvakkitgâha mîkat-i felek Görse mâh-i revzede Tophanenin cemiyyetin Yol verirse Hak geçer Hurşîd ber süver-i ahden Ani remz eyler yazanlar irtifâin hikmetin Etse çok mu mihr-i re’yi kafdan kafa güzâr Bir şehinşâhin ki Mevlâ bast edince kudretin Hiyti tahrîk edemez bâd-i muhalif ba’dezîn Rub’i meskûn çekmez artik rüzigârin mihnetin Bilmeyen sâim sanir günler kısaldı revzede Halka iftarın Felek çektirmez oldu hasretin Tevbe etti devr-i nâ-hemvârina girdûn dahi Korkudan terk eyledi herkes muhalif adetin Başına dönsün dönerse böyle hurşîd-i efserin Aklı var ise Felek bilsin o şahin kiymetin Lâyikıyla padişah şartınca zillullahdir Gün be gün müzdâd ede Allah zill-i re’fetin İki târih-i mücevher arz eder her gün Felek Bilse İzzet sana ol mihr-i cihanin himmetin Dâver-i devrân yaptirdi muvakkithâneyi Mülki ihya etmenin ol şâh buldu saatin el-Fakîr Yesârizâde Mustafa İzzet ğufirelehuma

Sebil üzerinde bulunan Hattat Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi hattıyla celî ta’lîk kitabenin metni ise şöyledir:

Kıldı hayyâz himmete şâh-i cihân icrâ sebil Yapdı riyâz-i nusrete bir gül gibi rânâ sebîl Âb-i revâni bendinin resm-i latîfi kendinin Şîrinî âlem kandinin olmaz mı yâ a’la sebîl Yokdur cihanda su be su boş boşuna bir katre su Ol hüsrev hayrat cûya çeşme yapdi yâ sebîl Ey kâse-i hurşîd boş gezme bu âbi eyle nûş Tophanede kıldı hurûş mânende-i deryâ sebîl Oldu o şâhin bendeler seyrâb-i lutfi serbeser Bir katre içemem yapsa ger İskender u dârâ sebil Yok had nevval-i cûdina gâyet kemâl-i cûdina Yetmez zülâl-i cûdina ger olsa bu dünya sebîl Cudin gören ins u melek derya kiyas etmek gerek Emvâc-i lutfundan felek kendin sanir gûya sebîl Şek eylemem kim şâh cem etmezdi meyle def’i gâm Yapılmış olsaydı o dem böyle neşat efza sebil İkisinin bir safveti bil kîm muraccah lezzeti Âb-i hayata şirketi etmezmi yâ da’vâ sebîl Teşbih olundu yeksere zer taslar taliblere Vermekde nass-i kevsere tefsir ile ma’na sebîl Şîrin zebândir lûlesi azbu’l-beyândir lûlesi Güya lisandır lülesi atşâna der kim mâ sebil Camiine bir firdevs ola ümmet gelip saf saf dola Bulsa civarında nola teseyyümden mecrâ sebil Bakma zülâlin lafına benzer mi âb-i sâfina Gayet budur evsafina a’la sebîl a’la sebil Mâdem aka âlemde mâ buldukça bu gülşen-numâ Âb-i bekâya dâimâ şâha ede Mevla sebîl Mabedle İzzet ol zaman tarîhîn etmişdim beyân Yapdı civar-i camie Mahmud Han bâlâ sebîl   el-Fakîr Yesârizâde Mustafa İzzet ğufirelehumâ


Dipnotlar:

1- Celal Esat ARSEVEN. Türk Sanatı, Cem Yayınevi, 1984, s. 179 2- Yasemin SUNER, “Nusretiye Camii”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1994, s. 105; Selçuk Mülayim, “Nusretiye’nin Açılışı”, 60 Yaşında Sinan Genim’e Armağan Makaleler, 2005, s. 502. 3- Oktay ASLANAPA. Türk Sanatı. İstanbul, Remzi Kitapevi, 1989, s. 281; a. mlf. “Osmanlı Devri Mimarî Sanatı”, Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı, Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1993, s. 235. 4- M. Uğur Derman’dan naklen 5- Râkim Efendi’nin hayatinin sonları hasta olarak geçmiştir. Bkz. Mehmed Es’ad Efendi. Vak’a-nüvis Es’ad Efendi Tarihi, İstanbul, Osmanlı araştırmaları Vakfı, 2000, s. 522; Mustafa Râkim Efendi, 25 Mart 1826 tarihinde vefat etmiş, cami ise 12 Mart 1826 tarihinde padişah II. Mahmud’un katıldığı Cuma selamlığı ile açılmıştır. Caminin açılışına hattat olarak Râkim Efendi’nin talebesi ve evlatlığı Mehmed Hâşim Efendi ve celî talik yazıları hattati Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi katılmışlardır. 6- Hayati ile ilgili bkz. Kâzim Hacimeyliç. Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi’nin İstanbul’daki Ketebeli Kitabeleri. İstanbul, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Geleneksel Türk El Sanatları Anasanat Dalı (Yüksek Lisans Tezi, 1994, 115 s. 7- Âl-i İmrân 3/39 8- Bu cami yazıları hakkında bkz. Hafız Hüseyin b. İsmail AYVANSARÂYÎ, Hadîkatü'lCevâmi/II, Matbaa-i Âmire, 1281, s. 63; Ahmet Rasim, Menâkib-i İslâm, 76; Derman, "Râkim ‘in Celî Sülüs Kuşaklarına Dair", s. 48- 49; Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, s. 96; Süleyman Berk, Hattat Mustafa Râkım’da Celî Sülüs ve Tuğra Estetiği, Erzurum, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslâm Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı Doktora Tezi, 1999, s. 38- 40; Süleyman Berk, Hattat Mustafa Râkim Efendi, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2003, s. 112- 119. 9- Manası: "Amellerin en faziletlisi vaktinde kılınan namazdır." Keşfu’l-Hafâ, I, 171. 10- Manası: "Başınızdakine itaat edin ve her imamın arkasında namaz kilin." Müsned, II, 93. 11- Manası: Allah’ın mescidlerini sâdece, Allah'a ve âhiret gününe inanan kimseler onarır." Tevbe Sûresi, 9/18. 12-Manasi: "Namazlara ve orta namaza devam edin." Bakara Sûresi, 2/238 13-Manasi: "Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkoyar." Ankebût Sûresi, 29/45 14-Manasi: “Namaz şüphesiz, inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır." Nisa Sûresi, 4/103 15-Manasi: Peygamber (sav) şöyle buyurdular: Ümmetimin en şereflileri, Kur'an hafızlarıdır." Keşfu’l-Hafâ, I, 143. 16- Manası: Allah teâlâ şöyle buyurdular: Biz, seni insanlara halife kildik." 17- Manası: "Peygamber (sav) şöyle buyurdular: İbadetlerin en faziletlisi Kur'an okumaktır." Feyzu’l-Kadir, II, 44. 18- Manası: "Peygamber (sav) şöyle buyurdular: Cennet cömertlerin yeridir." 19- Manası: " Allah Teâlâ şöyle buyurdular: [Rabbin Meleklere] Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim demişti." Kur’an-i Kerim, II/30 20- Manası: "Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir.” 21-: Manası: “Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin" [de]." Kur’an-i Kerîm, XXIII/29 22- M. Uğur Derman, “Râkim ‘in Celî Sülüs Kuşaklarına Dair”, IX. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi 23-27 Eylül 1991 (I-III), Ankara, Kültür Bakanlığı, 1995, s. 49 23- Mehmed Hâşim Efendi: Mustafa Rakım’ın talebesi ve evlatlığı olan Haşim Efendi , Kafkasya’dan gelmedir. Yazıda başarı göstererek Sikke-i Hümâyun Ressamlığı’na tayin olundu, daha sonra Darphâne-i Âmire Ser-Sikkezeni oldu. Yazıda, üslûp ve terkip olarak hocası Mustafa Râkim’i taklid etmiş ve onun yolunu takip etmiştir. Hayati hakkında bkz. Şevket Rado. Türk Hattatları, İstanbul, 1984, 205; İbnülemin Mahmud Kemal İNAL. Son Hattatlar, İstanbul, Milli Eğitim Bakanlığı, 1955, s. 125- 126; Ahmed Rasim. Menâkib-i İslâm. İstanbul, Cihan Kütüphanesi, 1325, s. 76; M. Uğur Derman, “Hâşim Efendi, Mehmed” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1997, c. XVI, s. 408- 409; Süleyman BERK, Hattat Mustafa Râkım’da Celî Sülüs ve Tuğra Estetiği, Yayımlanmamış Doktora Tezi, s.25- 26. 24- Mehmed Şâkir Recâî Efendi: 1218/Mart 1804 yılında İstanbul’da doğdu. On üç yaşında hattat Filibeli Mehmed Efendi’den icâzet aldı ve kendisine “Recâî” mahlası verildi. Mustafa Râkim Efendi’den celî sülüs dersleri aldı. Celî sülüs’te Râkim yolunu en iyi temsil eden hattatlardandır. Hayati ile ilgili bkz. İbnülemin, 309- 313; M. Uğur Derman, Sabancı Koleksiyonu, İstanbul, Akbank, 1995, 122; Habib, Hat ve Hattâtân, İstanbul, 1305, 173. 25- Hâfız Hüseyin b. İsmâil el-Ayvansarâyî. Hadîkatü’l-Cevâmi. Matbaai Âmire, 1281, c. II, s, 63; Mehmed Süreyya. Sicill-i Osmânî, İstanbul, 1308, s.365; Derman, Râkım ‘ın Celî Sülüs Kuşak Yazıları, 49; a. mlf. Hat Sanatında Kuşak Yazılar, Konferans, İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA), 18. Ocak. 1992, (IRCICA Kaset Arşivi); M. Uğur Derman Arşivi Mustafa Râkim Dosyası’nda şöyle bir not mevcuttur: “Hacı Kâmil Efendi’den rivayet olunmuştur; Râkim Efendi’nin son zamanlarında nüzûl isabet ettiği için, Nusretiye Camii’ndeki kuşağı şöyle yazmış, önüne kâğıt kuşak kalıbını getirmişler, o da oturduğu yerde kalemi eline alıp yazarmış. Bu sebeple yazılar diğerlerinden biraz farklı olmuştur.” 26- Bu kuşağın kalıbı, Râkim ‘in diğer bütün kalıpları gibi İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Env. No: 2509’da olup on dört parçadan ibarettir. 27- Bu tabire Râkım’ın TİEM’deki kalıplarının birisinin arkasında not şeklinde tesadüf olunmuştur. Bkz. Derman, “Hat Sanatında Kuşak Yazılar”, Konferans (IRCICA) 28- “Deve Boynu” tabirini hattat Sâmi Efendi bulmuştur. 29- M. Uğur Derman, Hattat Sâmi Efendi”, Konferans, IRCICA, İstanbul, 5 Mart 1988, (IRCICA Kaset Arşivi) 30- Bkz. Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi, II, 63; R. Walsh, “Nusretiye Camii”, Hayat Tarih Mecmuasi, sy. 12 (Ocak 1971), s. 71; Reşad Ekrem Koçu, Nusretiye ve Dolmabahçe Camileri”, Hayat Tarih Mecmuasi, sy. 7 (Ağustos 1966), s. 44; M. Uğur Derman, DİA, c. XIV, s. 408; Berk, Mustafa Râkim Efendi, 112. 31- Ali ALPARSLAN. Ünlü Türk Hattatları, Ankara, Kültür Bakanlığı, 1992, s. 96’dan naklen: “Bir defasında Güzel Sanatlar Akademisi’nden akşamüzeri çıkarken Hocam Necmeddin Okyay’ın “Gel Nusretiye’ye gidelim. Râkım’ın yazılarını gör” dediğini ve oraya girince yere uzanıp yarım saatten fazla o yazıları seyrettiğini ve bana açıklamalarda bulunduğunu hiç unutmam. Bugün celî öğrenecek bir kişinin eğer hoca bulamazsa Râkim ‘in bu yazılarına bakarak kendini kontrol etmek sûretiyle ilerleyebileceğinde şüphe yoktur.” 32- Râkim’dan sonra, istifli imzanın görüldüğü en güzel örnek, yazı talebesi Sultan II. Mahmud için tertiplediği “Ketebehu Mahmud b. Abdülhamid Hân” şeklindeki imza ve Ayasofya’da, Kadıasker Mustafa İzzet (1801- 1876) Efendi’ye ait büyük levhalardan, Hz Hüseyin levhasının altında bulunan celî sülüs imzadır. Aslında bu imzanın kendisi ayrı bir şâheser ve levha hükmündedir. 33- Bkz. Ayvansarâyî Hüseyin Efendi. Hadîkatü’l-Cevâmi’. (Hazırlayan Ahmed Nezih Galitekin) İstanbul, İşaret Yayınları, 2001, s. 463; Hacimeyliç, a.g.t. 22- 24.

Bibliyografya:

Ahmed Rasim. Menâkib-i İslâm. İstanbul, Cihan Kütüphanesi, 1325, 694 s. ALPARSLAN, Ali. Ünlü Türk Hattatları, Ankara, Kültür Bakanlığı, 1992, 147 s. ALPARSLAN, Ali. Osmanlı Hat Sanatı Tarihi. İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 1999, 215 s. ARSEVEN, Celal Esat. Türk Sanatı, Cem Yayınevi, 1984, 286 s. ASLANAPA, Oktay. Türk Sanatı. İstanbul, Remzi Kitapevi, 1989, 454 s. ASLANAPA, Oktay. “Osmanlı Devri Mimarî Sanatı”, Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı, Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1993, s. 185- 238. Ayvansarâyî Hüseyin Efendi. Hadîkatü’l-Cevâmi’. (Hazırlayan Ahmed Nezih Galitekin) İstanbul, İşaret Yayınları, 2001, 744 s. BERK, Süleyman. Hattat Mustafa Râkım’da Celî Sülüs ve Tuğra Estetiği, Erzurum, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslâm Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı Doktora Tezi, 1999, 155 s. BERK, Süleyman. Hattat Mustafa Efendi. İstanbul, Kaynak Yayınları, 2003, 182 s. DERMAN, M. Uğur. “Râkim ‘in Celî Sülüs Kuşaklarına Dair”, IX. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi 23- 27 Eylül 1991 (I-III), Ankara, Kültür Bakanlığı, 1995, s. 47- 49. DERMAN, M. Uğur. “Hâşim Efendi, Mehmed” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1997, c. XVI, s. 408- 409. DERMAN, M. Uğur. “Hat”, Sabancı Koleksiyonu, İstanbul, Akbank Kültür ve Sanat Kitapları: 61, 1995, s. 14- 179. DERMAN, M. Uğur. “Hat Sanatında Kuşak Yazılar”, Konferans, İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA), 18. Ocak. 1992, (IRCICA Kaset Arşivi). DERMAN, M. Uğur. “Hattat Sâmi Efendi”, Konferans, IRCICA, İstanbul, 5 Mart 1988, (IRCICA Kaset Arşivi). GÜMÜŞ, Nurhal. Nusretiye Camii ve Külliyesi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Lisans Bitirme Tezi (Yayımlanmamış), 1964, 32 s. Habib. Hat ve Hattâtân, İstanbul, 1305, 285 s. Habersiz Buluşma / Blind Date. İstanbul, Deutsche Bank Kunst / Art& Sakıp Sabancı Müzesi, 2007, 252 s. HACIMEYLİÇ, Kazım. Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi’nin İstanbul’daki Ketebeli Kitabeleri. İstanbul, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Geleneksel Türk El Sanatları Ana Sanat Dalı (Yüksek Lisans Tezi, 1994, 115 s. Hafız Hüseyin b. İsmâil el-Ayvansarâyî. Hadîkatü’l-Cevâmi’ (I- II). Matbaa-i Âmire, 1281. İNAL, İbnülemin Mahmud Kemal. Son Hattatlar, İstanbul, Milli Eğitim Bakanlığı, 1955, 837 s. KOÇU, Reşad Ekrem, “Nusretiye ve Dolmabahçe Camileri”, Hayat Tarih Mecmuası, sy. 7 (Ağustos 1966), s. 43- 47. Mehmed Es’ad Efendi. Vak’a-nüvis Es’ad Efendi Tarihi, İstanbul, Osmanlı Araştırmaları Vakfı, 2000, 896 s. Mehmed Süreyya. Sicill-i Osmânî (I- IV). İstanbul, 1308. MÜLAYİM, Selçuk, “Nusretiye’nin Açılışı”, 60 Yaşında Sinan Genim’e Armağan Makaleler, 2005, s. 499- 507. RADO, Şevket. Türk Hattatları, İstanbul, ts. [1984], 304 s. SERİN, Muhittin. Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, İstanbul, Kubbealtı Yayınları, 2003, 383 s. SUNER, Yasemin. “Nusretiye Camii”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1994, c. VI, s. 105- 107. WASH, R. “Nusretiye Camii”, Hayat Tarih Mecmuası, sy. 12 (Ocak 1971), s. 70- 71.    

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 1270 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK