Tezhip

Zaman Işık Hızıyla Geçiyor... Prof. Kerim Silivrili’nin Ardından…  

  • #


Yazı: Doç. Dr. Faruk TAŞKALE

* Kerim Silivrili hocayla 1987 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Rektör Yardımcılığı görevi yaptığı sırada tanıştım. 1983-1987 yılları arasında Geleneksel Sanatlar ve Kitap Sanatları restorasyonu konusunda yararlandığım Prof. Emin Barın (1913-1987), 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngilizce Bölümü’nden mezun olmamdan sonra Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Tezhip Anasanat Dalı’nda yüksek lisans yapmam konusunda beni teşvik etmişti. Ayrıca, 1984 yılında Topkapı Sarayı Tezhip Atölyesi’nden mezun olduktan sonra, aynı yıl Rikkat Kunt (1903-1986) Hanımefendi’yle tanışmama ve öğrencisi olmama vesile olmuştu. Emin Bey, Kerim Bey’den bizzat benim için randevu alarak çalışmalarımdan oluşan bir dosya ile Kerim Bey’i üniversitedeki odasında ziyaret etmemi sağladı. Kerim Bey onca işinin arasında benimle ilgilendi, çalışmalarımı inceledi ve mutlaka yüksek lisans programına başvuruda bulunmam gerektiğini söyledi. Böylece 1987 yılında Kerim Bey’in danışmanlığında yüksek lisans programına başlayarak Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’ne adım atmış oldum. Yüksek lisans eğitimim süresince Kerim Bey’in verdiği Tezhip-Minyatür Tasarımı, Türk Tezhip Desenleri ve Tezhip Araştırmaları derslerine katıldım. 1999 yılında Kerim Hoca’nın yönettiği “Tezhip Sanatı ve Tezhip Sanatında Rikkat Kunt Ekolü” konulu araştırmam ile yüksek lisans programını tamamladım. Sanatta yeterlik programında ise aldığım diğer derslerin yanı sıra Kerim Bey’in Tezhip Minyatür Tasarımı ve Türk Tezhip Üslupları derslerine girdim.
1989 yılında Tezhip Anasanat Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladıktan sonra, Yrd. Doç. Turgay Korun ile birlikte Türk Desenleri dersinde Kerim Bey’e asistanlık yapmaya başladım. Birlikte bu çalışmamız 1998 yılına kadar uyum içinde devam etti. Türk Desenleri dersi perşembe günleri öğleden önce ve öğleden sonra olmak üzere iki oturumda yapılmaktaydı. Öğleden önce Kerim Hoca hat, tezhip minyatür, çini, cilt ve hali sanatlarının en güzel örneklerini ihtiva eden dia gösterisi ile hepimizi hayran bırakan bilgi ve konuşmasıyla; motif, desen ve Türk Sanatları ziyafeti verirdi. Çok kalabalık bir katılımla gerçekleşen bu gösteriye çoğu zaman bölüm öğretim üyelerinden de katılanlar olurdu. Öğleden sonra ise, uygulamalı motif ve desen derslerini yürütürdük. Çoğu zaman Kerim Bey, ders verme konusunda tecrübe kazanmamız ve öğrencilerle kaynaşmamız için çizim derslerini bize bırakırdı. İki yarıyıl süren Türk Desenleri dersinde rûmî, hatayî ve bulut motifleri ile geçmeler detaylı bir şekilde işlenir ve kompozisyonlar çizilirdi. Neşeli ve verimli geçen derslerle iyice kaynaşan öğrenciler, en güzel deseni çizmek için adeta birbirleriyle yarışırlardı. Kerim Bey bu durum karşısında çok neşelenirdi. Zaman zaman öğrencileri Geleneksel Türk Sanatlarının en güzel örneklerini görmeleri için müze ve kütüphanelere götürürdük. Özellikle Büyükdere’de Sadberk Hanım Müzesi ziyaretimiz, dönüşte Emirgan’daki çay molası nedeniyle çok neşeli geçerdi. Kerim Bey; bilgisi ve arşiviyle adeta ayaklı bir kütüphaneydi. Sahip olduğu bilgi ve görsel malzemeleri bizden esirgemezdi. Bölümde; Yrd. Doç. Hüseyin Gündüz’den Prof. Dr. Sitare Turan Bakır’a, Yrd. Doç. Pınar Doğu’dan Prof. Dr. Çiçek Derman’a kadar hepimizin üzerinde emeği bulunmaktadır. Ayrıca bir eserle ilgili rapor yazarken ya da idari işlerle ilgili bir sorunumuz olduğunda ilk başvuracağımız kişi Kerim Bey olurdu. Her sorun için mutlaka pratik bir çözüm bulurdu. 1995 yılında yardımcı doçentlik sınavı jürimde, Prof. Kerim Silivrili başta olmak üzere, Prof. İlhami Turan, Prof. Dr. Muhittin Serin ve Prof. Dr. Ali Alparslan (yedek) bulunmaktaydı. 2006 yılı sonlarına kadar Kerim Bey bölümdeki derslerini sürdürdü ve biz kendisinden istifade etmeye devam ettik. Bir bilgi, resim ve desene ihtiyacımız olduğunda mutlaka en az bir örnek bulunurdu arşivinde. Girdiği dersleri çoğu zaman keyifle dinlediğimiz anılar, hikâyeler ve anekdotlarla ilgi çekici hale getirirdi. Dolayısıyla dikkati dağılma ihtimali olan öğrencinin ilgisini tekrar derse çekmiş olurdu. Son bir yıldır hastalığı nedeniyle dışarı çıkma imkânı sınırlı olan Kerim Bey’i, Moda’daki anılarla ve kitaplarla dolu evinde ziyaret eder ve yardımcısı Lena’nın yaptığı çayı yudumlarken sohbet ederdik. Ziyaretine gittiğimizde en çok beğendiği hediyeler olan kitap ve makalelerimizin yayınlandığı dergileri incelemekten büyük keyif alırdı.
Vefat etmeden iki gün önce telefonla konuştuğumuzda beni görmek istediğini belirtti ve 15 Kasım 2007’de Araştırma Görevlisi Atilla Yusuf Turgut’la beraber kendisini ziyaret ettik. Son birkaç haftasını geçirdiği, kızları Gülderen ve Neşteren’in kendisi için hazırladıkları özel odasında dinlenmekteydi. Sağ tarafında, yatağının kenarındaki sandalyeye oturdum ve elimi sıkı sıkı tuttu dakikalarca. Birkaç cümle dışında hiç konuşmadı. Ertesi gün vefat haberini aldım. Zaman ışık hızıyla geçiyor. Öğrencisi ve asistanlığını yaptığım 20 yıl boyunca kızgın yüzünü hiç görmediğim, devamlı güler yüzüyle bildiğim Kerim Hoca, anılarını da yanına alarak çok sevdiği eşi Neriman Hanım’la buluşmak üzere 16 Kasım 2007’de son yolculuğuna başladı. Vefatından 3 gün sonra, 19 Kasım Pazartesi günü Mimar Sinan Üniversitesi’nde bir tören yapıldı ve Erenköy, Galip Paşa Camisi’nde ikinci namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra Sahrayı Cedid Mezarlığı’nda, eşi Neriman Hanım’ın yanına defnedildi. Kerim Silivrili, 23 Nisan 1921 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Kuvayı Milliyeci Hüseyin Kazım Bey, annesi Behice Hanım’dır. Kendisine çocuk yaşlarda Yunus Emre ilahilerinin çoğunu öğreten babaannesiyle birlikte ziyaret ettiği müze ve camilerdeki çinileri hayranlıkla izler, sık sık Topkapı Sarayı Çinili Köşk’e götürmesi için babaannesine ısrar edermiş. Şimdiki adı Endüstri Meslek Lisesi olarak bilinen ve Türkiye’de ilk defa açılan Tekstil Okulu’ndan mezun olduktan sonra, 1941 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Türk Süsleme Sanatları Bölümü’ne girdi ve 1945 yılında pekiyi dereceyle bitirdi. Hocaları; İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946), Necmettin Okyay (1883-1976), Halim Özyazıcı (1898-1964) ve Feyzullah Dayıgil (?1949)’di. Kerim Silivrili mezun olduğunda Nuri Korman (1868-1951), Tahirzade Behzat (1889-1947), Muhsin Demironat (1907-1983), Prof. Emin Barın (1913-1977) Akademi’de derslere girmekteydiler ve Rikkat Kunt (1903-1986), 1944 senesinde Kerim Silivrili’den bir yıl önce mezun olmuştu. Kerim Bey, 1946 yılında Akademi’de İsmail Hakkı Altunbezer ve Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in öğrencisi Neriman Hanım’la evlendi. Kızları Gülderen Hanım, Akademi’nin Mimarlık Bölümü’nden Neşteren Hanım ise Resim Bölümü’nden mezun olmuştur. 1946-1947 yılları arasında Çanakkale-Ezine’de yedek subay olarak askerliğini yaptı. 1949 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Türk Süsleme Bölümü Türk Çini Desenleri Atölyesi öğretmenliğine atandı. 1951-1969 yılları arasında Akademi Müdür Muavinliği yaptı. 1968 yılında Profesörlük unvanını aldı. 1972-1975 yıllarında Yüksek Resim Bölümü Başkanlığı, 1977-1982 yılları arasında Temel Sanat ve Bilimler Bölümü Başkanlığı ve Dekanlığı görevlerini sürdürdü. 1982-1988 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcılığı görevinde bulundu ve 1988 yılında emekli oldu. Emekli olduktan sonra da 2006 yılına kadar Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde Türk Çini Desenleri, Türk Süsleme Desenleri ve tüm anasanat dallarında yüksek lisans ile sanatta yeterlik programlarında tasarım, uygulama ve seminer derslerini verdi. Kerim Silivrili, 1936 yılında Akademiye bağlanan, ama 1960’larda öğrencisi olmadığı için kapanan Türk Süsleme Bölümü’nün yeniden açılması için uğraş vermiş; bölümün 1976 yılında tekrar açılması, programların hazırlanması ve bölümde çalışacak öğretim üyeleriyle ilgili çalışma yapmak üzere, Üniversite Senatosu tarafından görevlendirilmiştir. Kerim Silivrili’ nin Türk Çini Sanatları üzerine yayınlanmamış iki çalışması, İstanbul Şişli Camisi’nde bir tavan uyarlaması, Maliye Bakanlığı’nca bastırılmış pul tasarımları bulunmaktadır. Kerim Silivrili birçok levha, kit’a ve hilye tezhiplemiştir. Bunların başında Mehmet Aziz Rifâi Efendi’nin (1872-1934) sulus-nesih hatlarıyla yazdığı [(S.H.M.nr.15512Y 105), (Hilye-i Şerîfe, Faruk Taşkale, Hüseyin Gündüz. sh.60)] ve Mehmet Kamil Ülgen tarafından sulus-nesih hatlarıyla yazılmış hilyeler gelir (Hilye-i Şerîfe, Faruk Taşkale, Hüseyin Gündüz, sh. 287).1950 yılında Mehmet Nuri Sabuncu tarafından Adana’da yaptırılan Çifte Minareli Camii’sinin iç süslemeleri de 1970’li yılların sonunda Kerim Bey denetiminde yapılmıştır.
Kerim Bey, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nün kuruluşunu ve Akademi’ye giriş serüvenini şöyle anlatmaktadır: “Güzel Sanatlar Akademisi’ne Ekim 1941’de girdim. Şimdi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü dediğimiz Türk Süsleme Bölümü’ne, 1941 Ekim ayında öğrenci olarak girdim. Geleneksel Türk Sanatları Bölümü, Akademi’nin beşinci bölümü olarak Temmuz 1936’da Akademi’ye bağlandı. Ama kuruluşu 1914’tur. Yani Resim, Heykel, Mimarlık, Tezyini Sanatlar ve Geleneksel, beşinci olarak… Kuruluşu 1914’tur. Ve hat sanatı öğretimi için Medresetül Hattatın adı altında, yazının etrafında toplanan bütün sanat dallarını da öğretmek amacıyla kurulmuştur. Şimdi biliyorsunuz, bizde bütün süsleme sanatları ya yazının etrafına toplanır ya da yapının. Bölüm, yazının etrafında toplanan sanatları; yani cilt, tezhip, minyatür, Türk çiniciliği, hakkâklık, kıymetli taşlar üzerine kakmalar, sedefkârlık –ebru gibi sanatları bir araya toplamak amacıyla kurulmuştur. Bu mektep, harf inkılabına kadar faaliyetlerini sürdürmüştür. Daha doğrusu Medresetül Hattatın adı, Öğretim Birliği Kanunu kabul edilip medreseler kapatılıncaya kadar sürmüştür. Medreseler kapatıldıktan sonra, bu okul Şark Tezyini Sanatlar Mektebi adını almıştır. Sonra da mektep üyeleri 1933’te Ankara’da açılan bir sergiye katılırlar. O sergiyi gezen Atatürk onların yaptıkları işleri beğenir, hepsine ilgi gösterir ve: “Hepiniz yerinize adam yetiştirin!” talimatını verir. Ve ondan sonra, 1933-1936 yılları arasında bu bölümün Akademi’ye bağlanması için yapılan çalışmalar sürer ve 1936 Temmuz’unda, Türk Süsleme Bölümü adı altında bölüm, Akademi’ye bağlanır. 1936’da Akademi’ye bağlanan, 1954’e kadar da öğretimini sürdüren, bugün Geleneksel Türk Sanatları dediğimiz bölüm, Türk Süsleme Bölümü, öğrenci gelmediği için durduk yerde kapalı durumuna girmişti. Bölüm var, imtihan açıyoruz; öğrenci yok. Gelen öğrenci, galeri hocaları tarafından yahut Akademi’deki arkadaşları tarafından: “Bu bölüme gitseniz ne olacak? Aynı imtihanlardan geçiyoruz, aynı barajları aşıyoruz; siz oraya gidiyorsunuz… Siz gelin Tekstil’e girin, Resim’e girin, Grafik’e girin… vesaire. Yani Akademi’nin çağdaş sanatlar öğretimi yapan herhangi bir bölümüne girin” diye başka bölümlere yönlendirildiler. Ve bizim bölüm aşağı yukarı öğrencisiz kaldığı için kapalı duruma geçti. Sadece öğrencisiz kalmadı, hocasız da kaldı. 1976’da bölümü yeniden kurduğumuz vakit, bölümün kadrolu tek öğretim elemanı ben kalmıştım. Ondan evvelkilerin kimi başka yere geçmişti, kimi olmuştu. Zaman her şeyin çaresini buluyor. Bir ben kalmıştım. Ama sadece benim çabamla 1976’da Geleneksel Türk El Sanatları bölümü yeni baştan kuruldu ve kurulur kurulmaz da öğrenci bulduk. Akademi’nin diğer bölümlerinin birinci devresini başarıyla bitirmiş olanlardan, isteyenler bu bölüme gelebilir dedik. Bölümün kadroları hemen doldu. Ondan sonra giriş sınavlarıyla öğrenci almaya başladık. Bölümün öğrenci sorunu kalmadı. Kadro oluşturmaya gelince… Başta ben vardım. Emin Barın vardı. Emin Barın aslında Şark Süsleme Bölümü Dekoratif Sanatlar Bölümü’ndeydi. Onu da bizim bölüme aldık. Sonra eski hocalardan, emekli olmuş Muhsin Demironat’ı getirdik ve bunun dışında diğer dersler için elemanlar bulduk. Bölümde tezhip, hat, minyatür, çini, lake, ebru ve Türk çiniciliği eğitim ve öğretimi verilmekteydi. Daha sonra 1982’de Akademi, Mimar Sinan Üniversitesi haline getirildikten sonra ilave olunan Hali, Kilim, Eski Türk Kumaşları Anasanat Dalı ile birlikte beş anasanat dalı olarak eğitimine devam etmeye başladı. Söyledim; Türk Süsleme Bölümü 1936 Temmuz’unda katılmıştır. Cumhuriyet’in 10. yılında Ankara’da, şimdi opera binası olan Ankara Sergi Salonu’nda –mimarı Şevki Vanlı bir genel sergi açılmıştır. Medresetül Hattatın, sonra Şark Tezyini Sanatlar Mektebi, sonra da Türk Tezyini Sanatlar Mektebi oraya katılmışlar. O sergiyi gezen Atatürk, Ekim 1933’te, Cumhuriyet Bayramı’ndan sonra oradaki sanatçıları tebrik etmiş, takdirlerini belirtmiş. Onun karşısında, ileride Etnografya Müzesi vardır. Etnografya Müzesi’ni göstermiş ve “Böyle müzelere böyle yerden gidilir” demiş. Muhsin Demironat’ tan bir adet tezhip edilmiş tabak satın almış, 500 lira mukabilinde; o tarihte 6 Cumhuriyet altını… Ve: “Hepiniz yerinize göre adam yetiştirin. Bu sanatlar kaybolmasın” demiş. Onun üzerine Milli Eğitim Bakanlığı, Geleneksel Türk Sanatları adı altında andığım bölümün Akademi’ye bağlanması için teşebbüse geçiyor. Ve 1936’da sonuç veriyor ve bu bölüm Akademi’ye bağlanıyor.
1936’da Akademi’ye bağlanan Geleneksel Türk Sanatları Bölümü kadroları tam usta-çırak zihniyeti ile yetişmiş insanlardan oluşuyordu. Ve bunlardan bugünün gereksinimine cevap verecek bir öğretim tarzı benimsemelerini yahut devam ettirmelerini beklemek abesti. Mesela en basiti öğrenciye desen çizmek öğretilmez. Desenleri hocalar belirler, renkleri de hocalar söylerlerdi. Ama bunun çıkar bir yol olmadığını erken fark edenler oldu. Bölüm içerisinde görev yapanlardan mesela Feyzullah Bey, Muhsin Demironat, Rikkat Kunt ve onlardan sonra da ben gelirim. Onların teşvikiyle belki, bunun çıkar yol olmadığını gördük. Kendi desen üretimimize kendimiz başladık ve ben bunun yanlış olduğuna kanı değilim. Klasik devrin en başarılı örneklerinden esinlenmek suretiyle desen üretmeye, tezhip yapmaya, cilt yapmaya yahut çini tasarlamaya yöneldik.” Öğrencileri olarak yokluğunu her zaman hissedeceğimiz Kerim Hocamızı rahmetle anıyoruz. Kaynakça: Kerim Silivrili’den naklen Neşteren ve Gülderen Silivrili’den naklen Ahmet Öner Gezgin, Akademi’ye Tanıklık 3, İstanbul, 2003, sh. 69131. *MSGÜ Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Tezhip Ana Sanat Dalı Başkanı  

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 1153 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK