Müze

Kandilli Rasathanesi’nin Gizli Hazineleri

  • #


Yazı: Dr.Tahsin Ömer TAHAOĞLU*

Kandilli Rasathanesi Müzesi'nde kuruluş yıllarından itibaren kullanılan ve bugün tarihi eser sayılan teodolit, kronograf, sismograf, saat, sekstant, teleskop gibi astronomi, deprem, meteoroloji, manyetik, jeodezi aletlerinin yani sıra, Türk - İslam bilim ve teknoloji tarihine ışık tutan, sanat tarihi bakımından büyük önem taşıyan rubu tahtaları, usturlaplar, kıblenümalar, küreler, güneş saatleri ve gök haritaları sergilenmektedir.

İstanbul'da ilk rasathane, Sultan III. Murad zamanında 1577 yılında kurulan Takiyeddin Rasathanesi'dir.1 İstanbul Rasathanesi adıyla da bilinen bu rasathane, Tophane üstündeki tepede, Fransız Sefareti'nin bulunduğu yerin yakınında kurulmuştur. Ömrü pek kısa olan rasathane, 1780 yılında yapılan İstanbul planında görülmektedir.2 Bu rasathane, 1260 yılında kurulan Merağe ve 1420 yılında kurulan Semerkant Rasathanelerinden sonra Türk-İslam tarihinin en önemli rasathanesi olup, her üçünün de Batıdaki astronomi bilimine faydalı etkileri olmuştur. Şöyle ki, İstanbul Rasathanesi ile ayni tarihlerde Uranienborg'da kurulan Tycho Brahe Rasathanesi ile 1584 yılında kurulan Stjerneborg Rasathanesi'nde bu üç İslam rasathanesinde yer alan astronomi aletlerinin kullanıldığı görülmüştür.3

İstanbul'daki ikinci rasathane ise Sultan Abdülaziz zamanında 1868 yılında Pera'da (Beyoğlu) Della Suda Eczanesi'nin karşısında kurulmuştur. 74 metre rakımlı bir tepenin üzerinde kurulan bu rasathane, "Rasathane - i Amire" adi ile anılmış, aletleri ise, Avrupa’nın birinci sınıf fabrikalarından satın alınmıştır. Rasathanenin İzmir, Gelibolu, Trabzon, Varna, Köstence, Kavala, Selanik, Beyrut, Bağdat ve Fav gibi Osmanlı İmparatorluğunun önemli merkezlerinde şubeleri vardı. Bu şubeler her gün hava durumunu, denizlerdeki rüzgâr ve fırtına durumlarını telgraf aracılığıyla merkeze bildirirlerdi.
Ayrıca Rasathane - i Amire her gün Paris, Berlin, Roma, Viyana ve St. Petersburg rasathaneleriyle bilgi alışverişinde bulunurdu ve 5 kıtada 42 rasathane ile irtibat halindeydi.4 Rasathanenin ilk müdürü ise, Fransız Aristide Coumbary olmuştur. Daha sonra M. Lekuan müdür olmuş, onu da Türk bilim adamı Salih Zeki Bey takip etmiştir. Ancak Salih Zeki Bey'in Darülfünun Genel Müdürlüğü'ne atanması üzerine, Rasathane - i Amire Taşkışla'ya, Topçu Okulu'nun karşısındaki binaya nakledilmiş, 1909'a kadar burada etkinliklerini sürdürmüştür.

12 Nisan 1909'da kurulan yeni hükümetin Milli Eğitim Bakanı Emrullah Efendi, 21 Haziran 1910 tarih ve 1076 sayılı yazısı ile Fatin Gökmen Hoca’yı Rasathane - i Amire Müdürlüğü'ne atar ve bu müessese için yeni bir yer seçmesini ister.5 Bunun üzerine Fatin Hoca uzun araştırma ve incelemeler sonucunda, bugün Kandilli Rasathanesi'nin bulunduğu yer olan, İcadiye Tepesi'ni seçer ve rasathaneyi buraya taşır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, resmi yazışmalarda burası için Rasathane - i Amire adi devam etmiştir. Bazen de rasathaneye gönderilen yazılarda, Kandilli veya Vaniköy adları geçmiştir. 1928'den sonra, Maarif Vekaleti, Heyet ve Fiziki Arzı İstanbul Rasathanesi adını almıştır. 1936'da ilk kez resmi olarak Kandilli Rasathanesi adıyla anılmıştır. 1940'tan sonra ise, Kandilli Rasathanesi, Astronomi ve Jeofizik adını almıştır. Rasathane 1982 yılında Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlanarak, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü olmuştur. Rasathanenin kurulduğu yer olan İcadiye Tepesi'ni, Boğaz tarafından Kuleli, Kandilli ve Vaniköy, kara tarafından ise Talimhane sınırlamaktadır. Yaklaşık dört yüz dönümlük bir alanı kapsayan bu tepenin denizden en yüksek noktasının rakımı 136 metredir. Rasathane'nin bulunduğu alanda 1911 yılından günümüze kadar 20'den fazla bina inşa edilmiş ve Kandilli Kampüsü meydana gelmiştir.

Türkiye'de ilk ve tek olan bir Rasathane Müzesi'nin kurulmasına 2004'te Boğaziçi Üniversitesi ve Kandilli Rasathanesi yönetimi tarafından karar verilmiş ve kampüsün en güzel binası olan, temeli 1930'da atılan ve 1934'te yapımı tamamlanan Sismograf Binası seçilmiştir. 2005 sonbaharında bu tarihi binada orijinal şekli korunarak restorasyon işleri başlatılmış ve 21.06.2006 günü müze olarak hizmete açılmıştır. Türk mimarisinin güzel örneklerinden biri olan bu bina İcadiye Tepesi'nin Bebek'e karşı olan yamacında yapılmıştır. Kagir ve iki katli olup, iki bölümden oluşur. Birincisi ön tarafındaki büro bölümüdür, ikincisi ise aletleri içeren (Kav) bölümüdür. Büro bölümü altta üç, üstte beş olmak üzere sekiz odadan oluşur, Kav bölümü ise, ara katta bulunur, dört oda ve büyük bir salondan oluşur. Öndeki iki oda mekanik kâğıtlarını işlemek ve tespit etmek ile fotoğraf kâğıtlarının banyosunu yapmak için ayrılmıştır. İs bacaları ve ışığa karşı renkli cam ve su tertibatı vardır.

Diğer iki odaya fotoğrafik yazıcılar konmuştur. Büyük salona da dördü mekanik, dördü eloktromagnetik olmak üzere sekiz adet sismograf kurulmuştur.
Cephe mimarisi ve çini süslemeleri ile Osmanlı Türk Mimarisinin özelliklerini yansıtan bu tarihi binanın ön cephesi basık kemerli bir giriş, içinde iki kanatlı ahşap kapı ve üstünde dikdörtgen bir kartuş içinde lacivert, firuze, yeşil, bordo ve beyaz renklerin kullanıldığı, çiçek ve bitki motiflerinin hâkim olduğu, ortada ise bir astronomi aleti olan rubu tahtası desenli bir çini pano, bunun üstünde ise, içi sekizgen yıldız motifleri ile süslü ve lacivert, firuze ve bordo renklerin kullanıldığı beş adet kare şeklinde çini levha dizisi yer alır. Bunun üstünde ise, düz atkılı büyük bir pencere, üzerinde ise bitki yapraklarından ve çiçek motiflerinden oluşan, firuze, lacivert, bordo, yeşil ve beyaz renklerin hâkim olduğu dikdörtgen çini pano yer alır. Girişin sağında ve solunda altta basık kemerli birer pencere, üstlerinde ikinci katta sivri kemerli birer pencere, bunların üzerlerinde ise, çiçek ve bitkisel motifli lacivert, firuze ve yeşil renkli dikdörtgen şeklinde birer çini pano yer alır.

Binanın güney cephesi ise, altta basık kemerli bir pencere, yanında yine basık kemerli bir ufak pencere ile depoya geçit veren basık kemerli dar bir kapı yer alır. Bu cephenin bitişiğinde ise, ara katta bulunan Kav kısmının öndeki odasına ait basık kemerli iki ufak pencere yer alır. Üstte ise sivri kemerli bir pencere, yanında çifte sivri kemerli büyük bir pencere yer alır. Üst pencerelerin üzerinde birer çini pano yer alır. Binanın kuzey cephesi ise, altta iki basık kemerli pencere, üstlerinde ise iki sivri kemerli ikinci kat pencereleri, bunların üzerinde de ayni renklerin hâkim olduğu, çiçek ve bitkisel motifli çini panolar yer alır. Bu cephenin bitişiğinde ise, ara katta bulunan Kav kısmının öndeki odasına ait basık kemerli iki ufak pencere yer alır. Binanın arka cephesinde ise, üstte ufak bir pencere bulunur. Binanın üç cephesinde bulunan alt kat pencereler demir parmaklıklıdır. Binanın etrafını üstten Osmanlı sivil mimarisinin önemli unsurlarından biri olan geniş bir saçak çepeçevre dolaşır. Binanın içine gelince, giriş koridorunun sağında bir oda, banyo ve bahçeye kapısı olan bir depo, solunda ise iki oda yer alır. Girişin karşısındaki sekiz basamaklı bir merdivenle ana binanın arka tarafında yer alan ve Kav kısmını oluşturan ara kata çıkılır. Buradaki koridorun sağında ve solunda birer oda vardır. Koridordan dar bir girişle daha ufak bir koridora geçilir, bunun da iki tarafında ölçüm aletlerinin bulunduğu penceresiz iki ufak oda bulunur. Bu ufak koridordan döner bir kapı ile tarihi sismografların bulunduğu Kav kısmını oluşturan büyük salona girilir. Ara kattan ana binanın ikinci katına yine sekiz basamaklı bir merdivenle çıkılır. Bu katta sağda ve solda ikişer oda, ortada ise girişin üstünde ve cepheye nazir ufak bir oda bulunur.

Bu müzede Rasathane - i Amire'nin kuruluş yıllarından itibaren kullanılan ve bugün tarihi eser sayılan teodolit, kronograf, sismograf, saat, sekstant, oktant, barograf, teleskop gibi astronomi, deprem, meteoroloji, manyetik, jeodezi aletlerinin yani sıra, Türk - İslam bilim ve teknoloji tarihine ışık tutan ve Türk - İslam sanat tarihi bakımından büyük önem taşıyan rubu tahtaları, usturlaplar, kıblenümalar, küreler, güneş saatleri ve gök haritaları sergilenmektedir. Bu eserlerin üzerinde Arapça ve Osmanlıca olarak yapan kişilerin adları ve yapılış tarihlerinin yazılması bu eserlere tarihi belge niteliği kazandırmakta olup, değerini artırmaktadır.

Rubu tahtası bir dairenin çeyreği şeklinde olup gök cisimlerinin eğim açısını ölçmek için kullanılır. Tahtadan yapılmış olan bu alet düşey düzlemde tutularak bir kenarı üzerinde gözleme düzeni ile hedefe bakılmakta ve daire merkezinden aşağıya doğru sarkan bir çekülün bölümlemedeki değeri okunmaktadir.6 Ayrıca her rubu tahtasının üzerinde yapan kişinin ismi ve tarih yazılıdır. Bu alet eski Türk - İslam rasathanelerinde kullanıldığı gibi Osmanlı devrinde de kullanılmış olup, Rasathane - i Amire'nin kurulmasıyla Avrupa'dan modern astronomi aletlerinin ithal edilmesinden sonra da yapımına ve kullanımına devam edilmiştir. Müze koleksiyonunda en eski rubu tahtası 1713 yılında yapılmıştır. En son rubu tahtası ise Ahmed Ziyaeddin tarafından 1916 yılında yapılmıştır. Burada tahta üzerine iki taraftan birer kâğıt tabakası yapıştırılmış ve çizimler kâğıt üzerine yapılmıştır. Bu rubu tahtası bir astronomi aleti olduğu kadar, üzerinde resmedilen ve kitap cildini andıran renkli motifler sayesinde bir sanat eseri haline getirilmiştir. Usturlap ise, bir yıldızın belli bir yükseklikte, genellikle 60 derecede, ufkun üstünden geçiş anini saptamaya yarayan bir astronomi aletidir. Pirinçten yapılan bu alet genellikle yuvarlak şeklinde olup üst üste raptedilmiş üç parçadan ibarettir. Genellikle usturlapların üzerinde burçların adları Arapça olarak yazılıdır. Bunun dışında cetveller, çizimler ve yapan kişinin adi ile tarih bulunur. Müze koleksiyonunda en eski usturlap el - Belevi tarafından 1687 tarihinde yapılmıştır. İsim ve tarih üst kısımdaki dilimli üçgenin içinde yazılıdır. Burada tarih ebcet hesabıyla verilmiştir.
Müzeyi süsleyen eserler arasında İslam tarihi boyunca kullanılmakta olan Kıblenümalar da bulunmaktadır. Kıblenüma kıble yönünü göstermek için pusula görevini yapan bir alettir. Bu aletler bile Türk - İslam medeniyetinde birer sanat eseri haline dönüştürülmüştür. Bunların en estetik örneği 1738 yılında El-Baron El-Muhteri tarafından İstanbul'da yapılan yuvarlak kutu şeklindeki Kıblenümadır. Kutunun kapağında içten üstte Mekke'deki Harem-i Şerif resmedilmiştir. Etrafında üçer şerefeli minarelerin bulunduğu yeşil kubbeli revaklar çevrelediği avluda Ka'be-i Müşerrefe, Hacer-i Esved, Makam-i Maliki, Makam-i Hanifi, Makam-i Hanbeli, Makam-i Şafii, Makam-i İbrahim, Minber-i Şerif, Bab-i Selam-i Atik, Nerdiban-i Kâbe (Kâbe Merdiveni) ve Bir-i Zemzem (Zemzem Kuyusu); Harem-i Şerif'in dışında sol tarafta Mescid-i Müzdelife, Cebel-i Nur, Cebel-i Kubay; sağ tarafta ise yine yeşil kubbeli İmaret binası görülmektedir. Altta ise kıblenümanın icadı ve kullanışı ile ilgili bilgiler verilmiş, yapan kişinin adi, hicri tarih ve yapıldığı yer yazılıdır.

Kutunun ana kısmında ise içten üstte cam içinde ufak bir pusula şekli ve dünya haritası, altta ise 20 adet dikey sütun içinde yukarıdan aşağıya doğru şehir adları yazılıdır. Tam ortaya da pusulanın ibresi yerleştirilmiştir.

Aynı zaman güneş saati görevini de yapan diğer bir kıblenüma ise tahtadan yapılmış daire şeklindedir. Dairenin ortasında kenarda sekiz ayrı kartuş bulunmaktadır. Ancak beş tanesinin içindeki yazılar okunmaktadır. Ancak beş tanesinin içindeki yazılar okunmaktadır. Yazılar; poyraz, karayel, bati, lodos ve kıble şeklindedir. Bunun etrafında sağ tarafta dikdörtgenler içerisinde şehir isimleri, solda ise Kâbe-i Müşerrefe'nin resmi bulunmaktadır. Orta yuvarlağın içinde ise pusulanın iğnesi bulunmaktadır.

Müzedeki diğer bir güzel eser ise gezegenlerin yerlerini gösteren ve üzerinde eseri yapan kişinin adinin Tahsin olduğu yazılı Gök Haritası'dır. Bu eser üst üste birbirine raptedilmiş iki mukavva parçasından ibarettir. Alt parça yuvarlak şeklinde olup, üst parça ise alt kısmın üzerinde dönen bir hilal şeklindedir. Mavi zeminli olan alt kısım ortasında gökyüzündeki yıldızlar, etrafında ise rumi aylar gösterilmiştir. Hilalin ortasında ise (Asitane-i Aliyye), (Mirâtüs-Semâ) ve yapan kişinin adi yazılmıştır. Bunun etrafında ise burçların adları, vakitler ve konu ile ilgili bilgiler yazılıdır.

Ayrıca rasathane arşivinde bulunan, astronomi, astroloji, matematik ve coğrafya konulu yazma eser koleksiyonundan bazı eserler de müzede sergilenmiştir.7 Bu eserler Türk - İslam bilim tarihine ışık tutmasından dolayı çok değerli olduğu gibi bazılarının ciltleri, tezhipli yaprakları ve renkli şekilleri sanat tarihi bakımından büyük önem gösterir. Müzede sergilenenler arasında şu eserler yer alır:
KİTAB-I BAHRİYE (PORTALAN)

Yazarı: Piri Reis, Telif Tarihi: 1520, İstinsah Tarihi bilinmiyor. Yazı Türü: Nesih, İçeriği: Yavuz Sultan Selim'e ithaf edilmek üzere yazılan bu kitapta Akdeniz kıyıları, kalıntıları, limanları, suları ve adaları anlatılmaktadır.

MARİFET-NAME

Yazarı: İbrahim Hakki Erzurumlu, Telif Tarihi: 1756, İstinsah Tarihi: 1834-35 Yazı Türü: Nesih, İçeriği: Kitapta yeryüzündeki varlıkların yaratılışı, bitkiler, hayvanlar, cansızlar, su, toprak, hava, ateş, anatomi, psikoloji, geometri, dünya yuvarlaklığı, gezegenler, enlem-boylam ve astronomi konuları işlenmiştir.

OSMANLI DEVRİ YAZMA TAKVİMLERİ

1559-60 Yılı Takvimi, Hazırlayan: Müneccim başı Yusuf es-Saati. (Kanuni Sultan Süleyman’a ithaf edilmiştir.) 1754-55, 1763-64, 1767-68, 1755-56 Yılları Takvimleri ve 1772-73 Yılı Takvimi, Hazırlayan: Müneccim baş Fethiyeli Halil Efendi. III. Sultan Mustafa'ya ithaf edilmiştir.

Müzede ayrıca 1794 - 1893 tarihleri arasında İstanbul için hazırlanmış aharlı deri üzerine yazılmış mihrabiyeli ve tezhipli rulo şeklinde takvimler de sergilenmektedir.

Yukarıda zikredilen yazma kitapların yanı sıra, müzede çok değerli ve nadir matbu eserler de sergilenmektedir. Bunların en eski tarihlisi Atlas-i Cedid adıyla tabedilen Dünya Atlası’dır.

ATLAS-İ CEDİD (YENİ ATLAS)

Devlet Matbaası, Üsküdar 1804 İçeriği: Üzerinde Osmanlı Devleti'nin Arması ve III. Sultan Selim'in Tuğrası bulunan Atlasta ASYA, AVRUPA, AFRİKA ve AMERİKA kıtalarının HARİTALARI karşılıklı iki sayfaya resmedilmiş olup, coğrafya bilimi, yeryüzü, güneş, ay, yıldızlar, yönler, kuzey, güney, doğu ve bati yarım küreleri ve Osmanlı devletinin yayıldığı bölgeler gösterilmiştir. Harita ve şekillerin çoğu renkli olarak çizilmiştir.




Dipnotlar:



1- Detaylı bilgi için bkz. ÜNVER, SÜHEYL : İstanbul Rasathanesi, Ankara 1969 2- GÖKMEN, FATİN : Rasid Takiyeddin, cumhuriyet Gazetesi, İstanbul 1925, S.4 3- HASSAN, AHMED : Taqi-al-din and Arabic Mechanical Engineering, Aleppo 1976, S.21 4- OSMANLI DEVLETİ SALNAMESİ, İstanbul 1877, S. 606 - 609 5- ERKMAM, H.KEMAL : Kandilli Rasathanesi 50 Yıl 1911-1961, İstanbul 1961, S. 4 6- Detaylı bilgi için bkz. DİZER, MUAMMER : Rubu Tahtası, İstanbul 1987 7- Detaylı bilgi için bkz. KUT, GÜNAY ve Diğerleri : Kandilli Rasathanesi El Yazmaları 1 , İstanbul 2007 * B.Ü. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Öğretim Görevlisi  

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 1454 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK