Şehir Rehberi

Büyüleyici Bir Açık Hava Müzesi Nevşehir

  • #


Yazı: Doç. Dr. Faruk TAŞKALE*

Büyüleyici görüntüsü ve eşsiz doğasıyla dünyanın en güzel yerlerinden biri olan ve insanlık tarihi boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Kapadokya’da ilk göze çarpan; peribacaları, yeraltı şehirleri ve vadileri bir yandan öbür yana kat edip duran güvercinleridir.

Roma imparatoru August zamanında Antik dönem yazarlarından Strabon, 17 ciltlik Geographika adli kitabında (Anadolu XII, XIII, XIV) Kapadokya’nın sınırlarını güneyde Toros dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir. Bugünkü Kapadokya; Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya ise Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden oluşmaktadır.

Antik dönemde adi Nyysa olan Nevşehir’in Osmanlı dönemindeki adi Muşkara idi. Osmanlı Padişahi III. Ahmed’in damadı ve sadrazamı olan Damat İbrahim Paşa (1660-1730) doğup büyüdüğü küçük bir köy olan Muşkara’ya ayrı bir özen göstermiştir. 18 hanelik bu köyde camiler, medreseler, kütüphaneler, imaretler, hamamlar ve taş evler yaptırmıştır. Daha sonra çevredeki Türkmen halkını Muşkara’ya yerleştirerek bu küçük köyü kaza yapmış ve adını Nevşehir olarak değiştirmiştir. 1867 yılında Konya’nın Niğde sancağına bağlanan Nevşehir, 1902’de Ankara sancağına bağlanmış ve 1954 yılında il olmuştur.
Damat İbrahim Paşa, 1717 yılında III. Ahmet Han’ın kizir Fatima Sultan’la evlenmiş ve veziriazamlığa getirilmiştir. Enderun-i Hümayunda yetişen sadrazamların on üçüncüsü ve Osmanlı sadrazamlarının yüz otuzuncusu olan İbrahim Paşa, ilk matbaanın tesisi ve sanayi tesislerinin kurulmasını gerçekleştirmiştir. İstanbul’da Çini, Çuha ve Hatayî ismi verilen kumaş fabrikalarının kurulması İbrahim Paşa’nın gayret ve çalışmalarıyla gerçekleşmiştir. İstanbul’da esnafta bulunan nadide kitapların ucuz fiyatlarla satın alınıp Avrupa’ya gönderildiğini öğrenen İbrahim Paşa, bu eserlerin yurtdışına çıkmasını yasaklayıp birçok kütüphane kurarak bu değerli kitapları koruma altına almıştır. Zevcesi Fatima Sultan ile birlikte İstanbul’da Şehzade Camii yakınında Düralhadîs, talebe odaları, sebil ve kütüphane yaptırmış, Lâle Devri’nde önem kazanan park ve bahçeciliğin gelişmesini sağlamıştır. Ancak, 1730 yılında Patrona Halil İsyanında öldürülmesiyle birlikte yıkılıp yok edilen bahçelerin benzerleri daha sonra Avrupa’da yapılmaya başlanmıştır.

Nevşehir; doğanın bir heykeltıraş titizliğiyle hazırladığı peribacaları, kaya kiliseleri ve eşsiz manzarasıyla bir açık hava müzesi görünümündedir. Bu masalsı müze, üzüm bağları ve iğde ağaçlarıyla süslenmiştir. Peribacaları ve kayalara oyulan yerleşim alanları doğal ve kültürel merkezlerdendir. Kayalarda yaşam, nesiller boyu devam etmiş ve sonraki yüzyıllarda inzivaya çekilen keşişler için uygun bir barınak ve ibadet yeri olmuştur.

Yeraltı da bir başka güzelliktedir Nevşehir’de. Kapadokya geçmişte sık sık çeşitli saldırılarla karşı karşıya kaldığından dolay halkın tehlike anında geçici olarak sığınmasını sağlamak amacıyla yeraltı şehirleri yapılmıştır.

Bu gizemli şehirde gökyüzü; gündüz ve gece en az yeryüzü ve yeraltı kadar güzel ve etkileyicidir. Gündüz gökyüzünde güvercinler uçar durur ve pamuk gibi bulutlar adeta bulut gösterisi yaparlar. Gece ise gökyüzü sanki yıldızların istilasına uğramıştır. Sık sık yıldız kaymalarına tanık olmak mümkündür. Ay ışığıyla aydınlatılmış peribacaları bir başka gizemlidir geceleri.

Dört mevsimde birbirinden çekici görüntüye bürünen Kapadokya’da kış mevsiminde yağan kar, peribacalarını beyaz bir tülle örter adeta. Baharda ise açan gelincikler, yabani badem ile kayısı çiçekleri ve çiçek açmış iğde ağaçlarının sıcak bir rüzgâr estiğinde yayılan kokusu insanın içini yaşama sevinciyle doldurur.

Peribacaları; vadi yamaçlarından inen sel sularının ve rüzgârın tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla oluşmuştur. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşinan malzemenin derin bir şekilde oyulmasıyla yamaç gerilemiş ve üst kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Ürgüp civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Şapkayı oluşturan kaya türünün gövdeyi oluşturan kaya türüne göre daha dayanıklı olması peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır.

Peribacaları en yoğun şekilde Ürgüp, Uçhisar ve Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp-Şahin efendi arasındaki bölgede, Nevşehir Çat Kasabası civarında, Kayseri Soğanlı Vadisi’nde ve Aksaray Selime Köyü civarında bulunmaktadır.
Büyük bir kısmının yumuşak tüfün aşağı doğru derinlemesine oyulmasıyla yapılan yeraltı şehirlerinin tarihi, M.Ö. IV. yüzyıla kadar gider. Yunanlı Ksenefon’un Anabasis adli kitabında; Helenler’ in bu gizemli şehirlerde yaşadıklarına dair hikâyeler yer alır. Ancak birçok araştırmacıya göre yeraltı şehirlerini ilk inşa edenler Hititlerdir. Bu ilginç ve gizemli şehirlerin bölgede bulunan çoğu evle gizli geçitlerle bağlantıları bulunmaktadır. Yaklaşık 7 katli olan yer altı şehirleri yüzlerce odadan oluşmaktadır ve odalar birbirine uzun galeriler ve labirent gibi tünellerle bağlanmıştır. Katlar arasındaki mekânları birbirinden ayıran, savunma amaçlı sürgü taşları bulunmaktadır. Yeraltı şehirlerinin en eski katları genelde giriş katları olup, bu katlar daha çok hayvan barınağı olarak kullan ilmiştir. Kış ve yaz ilik olan yeraltı şehirlerinde mutfak ve şifahaneler de üst katlardadır. Mutfaklarda günümüzde Kapadokya kasaba ve köylerinde halen yemek pişirmek amacıyla kullanılan tandır adi verilen yere oyulmuş ocaklar bulunmaktadır. Katlar arasında odaların tavan ve duvarlarında iletişim sağlamak amacıyla yapılmış 5-10 cm arasında haberleşme delikleri bulunmaktadır. Bu delikler sayesinde halk, uzun tünellerden geçmeden, zorunlu durumlarda kolay ve çabuk bir şekilde birbirleriyle haberleşmekteydiler. En yaygın kullanımı Bizans dönemine ait olan yeraltı şehirlerinde, kanalizasyon sisteminden havalandırma bacalarına, odaları ve şehirleri birbirine bağlayan tünellerden, yiyecek depolarına kadar birçok detayın düşünüldüğü muhteşem bir sistem geliştirilmiştir.

Nevşehir’de; Derinkuyu, Kaymaklı, Özlüce köyü, Tatların, Özkonak ve Mazi, yeraltı şehirleri restore edilip Kültür Bakanlığı tarafından turizme açılmıştır.

Nevşehir’i yüksekten seyreden iki önemli kalesi bulunmaktadır. Bunlardan biri şehir merkezinde bulunan ve yapımı Selçuklu döneminde gerçekleşen Nevşehir Kalesi’dir. Kale, Damat İbrahim Paşa tarafından onarılmış ve 1979 yılında tekrar onarılarak tahrip olmaktan kurtarılmıştır. Nevşehir merkezi ve civarının, gün doğumu ve batımının en güzel izlenildiği kale, ayni zamanda Kale Mahallesi ile merkezin en eski ve en yüksek yerleşim yeri konumundadır. Bölge; Nevşehir Belediyesi tarafından ıslah edilerek, Nevşehir’e yaraşır bir yerleşim merkezi haline getirilmek üzere proje dahiline alınmıştır.

Yerden yüksekliği 179 metreye ulaşan Uçhisar Kalesi, Kapadokya’nın en önemli seyir noktalarından biridir. Bizanslılar tarafından şato olarak kullanıldığı belirtilen kale, ilk çağın doğal gökdelenlerinden birisi olarak bilinmektedir. Üçhisar Kalesi içerisinde bulunan çok sayıdaki odalar birbirine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlanmıştır.
Nevşehir Kalesi’nden merkeze doğru göz gezdirildiğinde ilk göze çarpan anıt gibi yükselen minarelerdir. Damat İbrahim Paşa Külliyesi 1726-1727 yıllarında İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış olup, külliye; halk arasında Kurşunlu Camii olarak bilinen Camii Kebir, medrese, kütüphane, imaret, sıbyan mektebi, hamam, kervansaray ve çeşmelerden ibarettir.

1202 yılında, Selçuklu Sultani Alaaddin Keykubat tarafından Avanos ilçesinde yaptırılan Alaaddin Camii, 1887’de ilk onarımını, 1956’da ise ikinci onarımını görmüştür. 1948’de ise Meccanli Athem İlhan Usta tarafından Türk tarzı bir minare yapılmıştır.

Ürgüp ilçesi, Damsa Köyü merkezinde yer alan Taşkınpaşa Camii, Karamanlılar döneminde yaptırılmıştır. Caminin kakma tekniğiyle cevizden yapılmış mihrabı Ankara Etnografya Müzesi’nde sergilenmekte olup, tek örnek olması açısından önemlidir.

Kaymaklı Kasabası’nda bulunan Camii Kebir, Damat İbrahim Paşa tarafından Osmanlı Sarayı’na aşçı olarak alınıp daha sonra aşçıbaşılığa yükselen Kaymaklı’lı yeğen Hacı Abdullah Ağa tarafından 1732 yılında yaptırılmıştır.

Gülşehir ilçesinde bulunan Silahtar Seyit Mehmet Paşa Camii 1777’de Karavezir Silahtar Seyit Mehmet Paşa tarafından inşa ettirilmiştir.

1716 yılında İbrahim Paşa tarafından Nevşehir merkezde yaptırılan Kara Camii ve 1814 tarihli Ürgüp Espelli Camii Nevşehir’in önemli camilerindendir.

Nevşehir’de dikkati çeken diğer yapılar da kiliseden çevrilen ve ayni amaç için hizmet veren camilerdir. Bunların başında Derinkuyu ilçesine bağlı eski adıyla Zile olan Özlüce Köyü’nde bulunan, halk arasında Kilise Camii olarak bilinen ibadethane gelir.

1849 yılında kilise olarak yaptırılmış ve 1930 yılında camii olarak ibadete acilmiş olan camii, mimari yapısıyla, pencere üzeri ve ön giriş duvarı üzerinde bulunan haçlar, giriş kaprisinin sağ ve solunda bulunan ve acil restorasyona ihtiyacı olan Azizler ve Hz. İsa’nın doğumunu tasvir eden resimler ve minaresiyle adeta bir kilise camidir. Bugün bir mihrap ve minare ilave edilerek camii olarak kullanılan bu ibadethanenin camiye dönüştürülmeden önceki kitabelerinden birinde yöre ağzıyla “Aziz Vasiliostan bahşiştir. Zilelilere ne mutlu. Gelipte gören gezenlere, kalfasına yapturannere irahmet olsun ecdatlerine. Portatu Ayiu Vasiliu (Aziz Vasileos’un Kapısı)” ve diğerinde “Bu çok mukaddes ve pek güzel kilise, 12 Havariler Kilisesidir. Hristiyanlığa bağlı olan Ortodoks Hristiyanları arkasına alan Konya ve yöresi despotu Neofitos’un ve halkın büyük bağış ve gayretleri ile Sultan Mecid’in saltanatı devrinde inşa edildi. İsa Mesih’e asırlarca şan versin diye. Mübarek sene 1849, Mart 16” yazılıdır.

Çeşitli dinlere ait insanların hoşgörü içerisinde bir arada yaşadığı Nevşehir’de Osmanlı dönemindeki Hristiyanlar da kiliselerini inşa ettiler. Bunlar barış ve hoşgörünün güzel bir örneğidir.
Güvercin; İslam inancında aileye bağlılığın ve barışın, Hristiyan inancında ise Tanrı’nın ruhunun simgesidir. Güvercinler, kursaklarına doldurdukları tahıl tanelerini sindirebilmek için sık sık su içme ihtiyacı duyduklarından “su pınarlarının koruyucu kuşu” olarak da anılırlar.

Kapadokya yöresi çiftçileri tarafından nesilden nesile bağ ve bahçelerde verimi arttırmak için güvencin gübresi kullanılmış ve bu nedenle çok sayıda güvercinlik yapılmıştır. Güvercinliklerin yüzeyi çoğu kez yapıldığı dönemin gelenek ve sosyal yaşantısına uygun olarak süslenmiştir. Bazen de güvercinliklere yapım tarihi, maşallah Allah gibi kelimeleri ihtiva eden kitabeler de ilave edilmiştir. Bugün Nevşehir insani için güvercin beslemek bir gelenek ve hobidir. Yöre güvercinlikleri en yoğun biçimde Uçhisar, Göreme-Kılıçlar, Ürgüp-Üzengi, Ortahisar-Balkan Deresi, Kızılçukur ve Çat vadilerinde bulunmaktadır.

XIX. yüzyıl Kapadokya evleri yamaçlara, ya kayaların oyulması suretiyle ya da kesme taştan inşa edilmiştir. Bu şekilde yapılmış en güzel örnekler Göre ve Göreme’de bulunmaktadır. Bölgenin tek mimari malzemesi olan taş, yörenin volkanik yapısından dolay ocaktan çıktığında yumuşaktır. Dolayısıyla rahat işlenebilmekte ve havayla teması sonucunda sertleşerek çok dayanıklı bir malzemeye dönüşmektedir. İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük kent mimarlarının bu taşı halen keşfetmemiş olması büyük bir kayıptır. Kullanılan malzemenin bol ve çeşitli olmasından dolay bölgeye has olan işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Kemerli olarak yapılan kapıların üst kısımları stilize bitki ve geometrik motiflerle süslenmiştir. Evlerde çok sayıda oturma ve yatak odası, misafir odası, mutfak, kiler, depo, tandır, pekmez ve şıra yapma bölümleri bulunmaktadır. Yöresel mimarinin en ilginç örnekleri XIX. yüzyıl ile XX. yüzyıl başlarına aittir.

Kapadokya’da yeni yapılan yapılar çoğunlukla yöre mimarisine uygun olarak kesme taştan inşa edilmektedir. Bu yeni yapıların en güzel örneklerini Ürgüp, Göreme, Avanos, Derinkuyu, Kaymaklı ve Özlüce Köyü’nde görmek mümkündür.

Yöreye özgü klasik mimari özelliklerin Nevşehir merkezinde en güzel yansımasını 2006 yılında 34.790 m2’lik bir alanda inşa edilen Kapadokya Kültür ve Sanat Merkezi ile restoran olarak kullanılan Nevşehir Konağı’nda görmek mümkündür.

Ayrıca, Aksaray yönünden Nevşehir’e girerken yolcuları karşılayan Şehitler Parkı ile Barış Anıtı ve şehir merkezine doğru devam edildiğinde Borsa Kavşağı’nda yapılan Borsa Anıtı, Nevşehir Belediyesi tarafından yöre taşlarıyla yaptırılmış anıtlardır.

Nevşehir yedi ilçeden oluşmaktadır. Acıgöl ilçesi, M.Ö. 1800-2000 yılları arasında yerleşim merkezi olmuş ve 1987’de Nevşehir’e bağlanmıştır. Antik adi Venessa olan Avanos ilçesi bölgenin çanak-çömlek merkezidir. İlçede çanak-çömlek yapımı Hititler’den bu yana süregelmektedir. Çömlek, küp, testi, güveç form ve boyutları ihtiyaca ve çamur türüne göre şekillenir. Geleneksel üretim, boyları 20 cm’den 1,5 m’ye kadar değişen süs ve kullanım eşyalarıdır. Son yıllarda Hitit ve Frig seramikleri başta olmak üzere, Anadolu’nun en eski formlarını tekrarlayan hediyelik eşya üretimi başlamıştır. Günümüzde büyük kentler ve Avrupa’nın birçok kentinde hediyelik eşya satan mağazaların vitrinlerini süsleyen Avanos yapımı testiler, antik çanak-çömlek reprodüksiyonları, bölgenin en önemli gelir kaynaklarından biri haline gelmiştir.

Avanos’a 5 km. uzaklıkta, peribacalarının en yoğun bir şekilde bulunduğu Zelve, adeta bir peribacası kenti görünümündedir. Yaşamın ne zaman başladığı bilinmeyen bu Açıkhava müzesi, özellikle IX. ve XIII. yüzyıl Hristiyanlarının en önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuştur. Yamaçların dibinde yer alan Direkli Kilise, Zelve ’deki manastır hayatinin ilk yıllarına aittir. Balıklı, Üzümlü ve Geyikli kiliseler Zelve’nin diğer önemli kiliselerindendir.

Eski adı Melegobia olan Derinkuyu ilçesi, akarsu ve gölü bulunmadığından dolay bu ilçenin içme suyu 60-70 m. derinlikteki kuyulardan temin edildiği için Derinkuyu adını almıştır. En önemli özelliği, oldukça geniş bir alana yayılmış yeraltı şehri bulunmasıdır. Turizme açık yeraltı şehirlerine sahip Kaymaklı Kasabası ve Özlüce Köyü de Derinkuyu’ya bağlıdır. İlk kez Hititlere ev sahipliği yapmış olan Gülşehir ilçesi tarih boyunca Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonya Krallığı, Romalılar, Bizans İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu egemenliğinde kalmıştır. Açıksaray ören yeri, volkanik tüflerden oyulmuş evler, kiliseler ve manastırlarla adeta bir kaya köyü görünümündedir.

Eski adı Suluca Karayüyük olan Hacibektaş,1954 yılında Nevşehir’e bağlanarak ilçe olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında Mustafa Kemal Atatürk Sivas’tan Ankara’ya giderken, 1919 yılında Hacıbektaş ilçesini ziyaret etmiş ve burada bir gece kalmıştır. Daha sonra konakladığı ev, Kültür Bakanlığı tarafından onarılarak Atatürk Evi olarak ziyarete aç ilmiştir. İlçe her yıl 16 Ağustos’ta Hacı Bektaş Veli anma töreni ve kültürel etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.

Kozaklı; adı Selçuklular döneminde yaşamış Kozakoğlu adında bir kişiden geldiği söylenen bir ilçedir. Sıcak suyuyla bilinmektedir ve 1954 yılında ilçe olmuştur.
Ürgüp ilçesi Kapadokya’nın en önemli merkezlerindendir. Tarih boyunca birçok isme sahip olmuştur. Bizans döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklu döneminde Başhisar; Osmanlı döneminde Burgut Kalesi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Ürgüp adını almıştır. Bizans döneminde önemli bir dini merkez olan Ürgüp; köy, kasaba ve vadilerindeki kaya kiliselerinin ve manastırların piskoposluk merkeziydi. 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılan Ürgüp, XVIII. yüzyılda Damat İbrahim Paşa’nın kadılık makamını doğduğu yer olan Muşkara’ya bağlamasıyla ikinci planda kalır. Ancak İbrahim Paşa, Ürgüp halkını mağdur etmemek için Kavak köyünden 20 km’lik bir yeraltı yolu ile su getirir. Sokak ve meydanlara çeşmeler yaptırarak, kitabelerin şiirlerini dönemin en iyi şairlerine yazdırır. Ürgüp’te diğer önemli bir yapı da 1909’da tamamlanan Rum Hamamı’dır. Ürgüp de Göreme gibi Nevşehir’in kültür, turizm ve eğlence merkezidir. El yapımı ünlü Kapadokya bez bebeklerinin yapım merkezi, Ürgüp’e 50 km uzaklıktaki Soğanlı Köyü’dür.

Nevşehir tarih boyunca birçok önemli şahsiyet yetiştirmiştir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli, aşka dair söylemlerini, insan sevgisini ve ışığını bu topraklardan yaymıştır. Osmanlı döneminin ünlü sadrazamı Damat İbrahim Paşa Nevşehir’de doğmuş ve modern Nevşehir’in temelini atmıştır. 1867’de Ürgüp’te doğan Şeyhülislam Hayri Efendi, Adliye Nezareti (Adalet Bakanlığı)’nde görevleri ve medreselerdeki fiziki düzenlemelerin yani sıra ders programları üzerinde yaptığı yenilikler (Teşkilat-i Hayriye) ile bilinmektedir. Ayrıca, Medresetü’l Vaizîn, Medresetü’l-Hattatîn ve Medseretü’l Kudad adında yeni medreseler kurmuş, medreselerde dini derslerin yani sıra sosyal ve teknik derslerin de okunmasını sağlamıştır. Ünlü ressam Prof. Dr. Neşet Günal Nevşehir’e bağlı eski adıyla Kızıncıl olan Özyayla Köyü’nde dünyaya gelmiş, İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı yapmış, resimleriyle “Anadolu Efsanesini yazmış” önemli bir figüratif ressamdır.

Nevşehir’e özgü yiyecek ve içeceklerin başında düğün çorbası, sütlü çorba, sulu köfte, kabak çiçeği dolması, çömlek peyniri, köylerde taş fırınlarda yapılan köy ekmeği, üzüm şırası, pekmez ve sütle kavrulmuş kabak çekirdeği gelir. Küfeki taşından yapılan peribacası maketleri, bez bebekler ve Avanos üretimi çanak-çömlekler en çok ilgi çeken hediyelik eşyalardandır.

Nevşehir; kültür turizmine, inanç turizmine, spor, kongre, eğlence, atlı ve yaya doğa turizmi türleri ile termal turizme uygun tarihi eserlere, doğal güzelliklere ve modern bir altyapıya sahiptir. Kent; Vali M. Hacı Mustafaoğlu ve Nevşehir Belediye Başkanı Hasan Ünver’in proje ve çalışmalarıyla tarihi ve doğal dokusu korunarak hızla gelişmekte ve Dünya’nın “barış merkezi” haline gelmektedir.
Kaynakça: Nevşehir Kültür ve Tarih Araştırmaları, 2004-2007, Sayı: 1-7. www.nevsehir.gov.tr - www.cappadocia.gov.tr

Fotoğraf konusunda yardımlarından dolay Kapadokya Kültür ve Sanat Merkezi Müdürü Celal Korkmazer’e teşekkür ederim.

*MSGÜ Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Tezhip Ana Sanat Dalı Başkanı

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 794 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK