Makale

Ali Emîrî Efendi ve Divân-i Lügati't-Türk

  • #


Yazı: Sabiha TAK*

Kaşgarlı Mahmut, 2008’de dünya çapında anılacak. UNESCO 2008-2009 yıllarını Türk kültür ve tarihinin bu büyük şahsiyetine ayırdı. Kültür tarihimizin büyük bekçisi Ali Emiri Efendi, şair, tarihçi, biyografi yazarı ve yayıncımızdır. En büyük arzusu Osmanlı-Türk geçmişini gelecek nesillere tanıtmaktı.

Divân-i Lügati’t-Türk için en veciz değerlendirmelerden biri Ali Emiri Efendi’ye aittir: “Bu kitap değil, Türkistan ülkesidir. Türkistan değil, bütün cihandır. Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka revnak kazanacak.” Bir başka sözünde, “Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi bir kitap yazılmamıştır. Bundan sonra da yazılamaz. Bu kitaba hakiki kıymeti verilmek lazım gelse, cihanın hazineleri kâfi gelmez.”

Benim Ali Emiri Efendi’ye hayranlığım Millet Kütüphanesi emekli müdürlerinden Mehmet Serhan Tayşi Bey’le tanışmam ile olur. Eski Türk Edebiyatı yüksek lisans öğrencisi olduğum 1996 yılına rastlar. Yoğun bir ödevim var ve Halvetî tarikatını araştırmaktaydım. Lisanstan hocam olan Prof. Dr. Mustafa Çiçekler bana (kulakları çınlasın) “O ödevi ancak Millet Kütüphanesi Müdürü’nün yardımları ile çözebilirsin” demişti. Şaşırmıştım. Mehmet Serhan Tayşi Bey’le görüşmemde hocamın ne denli haklı olduğunu gördüm. Bende bu görüşmeden sonra “Millet Kütüphanesi, Ali Emiri, Kaşgarlı Mahmut ve o efsanevî kitap Dîvânu Lügâti’t- Türk aşkı başlamış oldu. 1999 depreminden sonra Millet Kütüphanesi’nde bulunan yazma eserler Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne taşınmış ve bu mekânda geçici olarak hizmet vermiştir. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde sergilendiğinde Millet Kütüphanesi müdiresi Melek Gençboyaci’nin İSMEK kursiyerlerine Divân-i Lügati’t-Türk adli eseri inceleme fırsatı vermesi ve medeniyetimizin zengin mirasına sahip çıkma adına gösterdiği gayretler örnek gösterilmesi gereken bir vefa tablosudur.

Eser nerede İSMEK orada. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde sergilendiğinde İSMEK Çalışlar tekâmül sınıfıyla sergideydik. Pera Müzesi’nde sergilendiğinde İSMEK Çalışlar, Yeşilova ihtisas kursiyerleriyle oradaydık. İhtisas öğreticisi olduğum İSMEK Çalışlar, Yeşilova Osmanlıca ihtisas kursiyerleri ile birlikte, önemli bir saha çalışması gerçekleştirdik. Bu saha çalışmasında “Ali Emiri Efendi ve Dünyası” adli sergiyi gezdik ve yerinde incelemelerde bulunduk. Bu değerli sergi üzerine edindiğim intibaları ve aldığım notları kaleme almayı arzu ettim. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ve Pera Müzesi salonlarında sunulan “Ali Emiri Efendi ve Dünyası” sergisi üç ana bölüme ayrılıyor:

Birinci bölümde, Kanuni’den Sultan Reşad’a uzanan 500 yıllık bir dönemin tuğra, hat ve tezhip şâheserleri olan ve bugüne kadar günışığına çıkmamış 49 adet ferman ve berat yer alıyor.

İkinci bölüm ise hat sanatının büyük ustalarına ait 31 adet kıt’a levhayı kapsıyor. Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, Yedikuleli Seyyid Abdullah, Şeyhülislam Veliyüddin Efendi, İsmail Zühdî, Mahmud Celâleddin ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin kaleminden çıkma hatlar, Osmanlı estetiğinin ulaştığı baş döndürücü zirveyi gözler önüne seriyor.
Hat sanatının büyük ustalarına ait 31 adet levhayı hüsn-i hat hocası Taner Kaygısız, kıt’a özellikleriyle, yazı türüyle, istiflerin yazılış yöntemiyle ilgili bilgilerini vererek anlattı. Hattatların el maharetlerini kaybetmemek ve kendilerini geliştirmek için yazdıkları karalama örneklerini tahnitti. Çünkü bu karalamalarda günümüz modern bakışı ile mücerred (soyut) resim algılaması varken, kendilerinden sonraki hattatlar için ise onlarda inkişafa yol açacak önemli bir miras vardır.

Üçüncü ve son bölüm, Ali Emiri Efendi’nin bütün ömrü boyunca topladığı muhteşem ve nadir yazma kitaplardan bir seçme. Osmanlı padişahlarına ait divanlar; tip, coğrafya, tarih ve tasavvuf konulu bu geniş yelpazede 69 adet kitap sergileniyor. Ali Emiri Efendi’nin 1914’te keşfettiği ve dünyadaki tek nüshası Millet Kütüphanesi’nde olan, 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un yazdığı efsane kitap Divân-i Lügati’t-Türk ise, ilk defa bu sergide yer alıyor. Divân-i Lügati’t-Türk, Kaşgarlı Mahmud’un Karahanlılar zamanında meydana getirdiği (Türkçe-Arapça ) en eski Türkçe sözlük ansiklopedi olma özelliğini taşıyor. Türkmen, Oğuz, Yağma, Kırgız ve Çiğil Türklerinin kelime hazinesinin yanında, Bizans sinirinden Çin sınırına kadar uzanan Türk boylarının şivelerini de verme özelliğine sahip. Kaşgarlı Mahmud, ünlü Arap dili âlimi el Halil’in Kitabû’l-Ayn’indaki usulünü kullandığından bahseder. Eser Arapça filolojisine göre düzenlenmiştir. Eser, kelimelerin özelliklerine göre sekiz kitaba, her kitap da kelimelerin isim ya da fiil oluşlarına göre iki kısma ayrılır. Yazarımız, Türk fonetiği ile Arap fonetiği arasındaki nüansı açıklar.

Divan’ında Türk dilinin grameri yanında, Türk yer adları, Türk damgaları ve Türk topluluklarını da etraflı şekilde anlatır. Ayrıca Türklerle ilgili hadislere de yer verir. Buharalı imamlar arasındaki bir güvenilir kaynaktan ve Nişabur halkının bir imamından işittim: Her ikisi de aşağıdaki hadisi aktardı ve ikisinin de isnat zinciri Resûlullâh’a (s.av.) dayanıyor. Kıyamet alâmetlerinden ahir zaman azaplarından ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkışından söz ediyordu. Dedi ki: “Türklerin lisanini (Osmanlıca) öğrenin, çünkü onların saltanatı uzun sürecektir.” Uygur alfabesini Arapça karşılığı ile verir. Hatta Oğuz boylarından bahsettiği sayfalarda Arapça rakamları ile Türk ongularını karşılıklı kullanır. Bazı Türk kabilelerinin yerleşmesi üzerine hemen hemen tek kaynak olan bu efsanevî eserin sonunda Türk dünyasına ait bilinen ilk harita yer alır. Haritanın her bir köşesinde renklerin ne anlama geldiğini gösteren Arapça kelimeler vardır. Bu bir lejant haritadır. Yani yeşil renk, denizleri; hâkî renk, nehirleri; kızıl renk, dağları; bakir renk de çölleri gösterir.

Kaşgarlı Mahmud’un Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçe’nin de Arapça kadar önemli bir dil olduğunu ispatlamak gayesi ile yazdığı Divân-i Lügati’t-Türk kitabında bulunan harita günümüze ulaşan en eski Türk haritasıdır. Kaşgarlı Mahmud, haritayı Türker’in yaşadığı bölgeleri göstermek için çizdiğini belirtir. Kaşgarlı Mahmut, ömrünün sonlarına doğru memleketi Kaşgar’a döner. Tahminen 1090’da burada vefat eder.

Saha çalışmasında ilk Türk haritası ile Türk Oğuz boylarına ait sayfalar da okunup şerh edildi. Ali Emiri Efendi Fatih Camii haziresinde medfundur. Kitabesi hattat Hâmid Aytaç tarafından yazılmıştır. Darısı Zemahşerî’nin Mukkaddimetü’l- Edeb Fi’l- Luga (Dil Bilimine Giriş) Arapça-Türkmence-Farsça sözlüğünün başına.

Divân-i Lügati’t-Türk’ten bahsedenler arasında Kâtib Çelebi’nin Keşfu’z Zunûn ile Antepli Mahmud Bedreddin’in Ikdu’l cüman fi târihi ehli’z zamân adlı eserleri sayabiliriz. Eserin elde mevcut yegâne nüshası bir tesadüf sonucu Ali Emiri tarafından bulunmuştur. Kâğıdı kalın ve sağlam, yazısı kötü bir nesih kırmasıdır. Bu nüsha Sâve kasabası halkından olup sonradan Şam’a yerleştiği anlaşılan Muhammed b. Ebû Bekr bini Ebü’l-fethü’s-Sâvî Sümme’ed-Dimişkî tarafından 1266 tarihinde, Kaşgarlı Mahmud’un kendi el yazısı ile yazdığı asil nüshadan çekilmiştir. Eserde yer alan kayda göre Kaşgarlı Mahmud kitabin yazımına H. 464 yılı Cemaziyel evvelinin gurresinde (ilk gününde; M. 25 Ocak 1072) başlamış, dört defa tashihten sonra 10 Şubat 1074 günü tamamlamıştır.

İlk Türk Haritası

Kaşgarlı Mahmud’un Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçe’nin de Arapça kadar önemli bir dil olduğunu kanıtlamak amacı ile yazdığı Divân-i Lügati’t-Türk kitabında bulunan harita günümüze ulaşan en eski Türk haritasıdır. Kaşgarlı Mahmud, haritayı Türker’in yaşadığı bölgeleri göstermek için çizdiğini belirtir: “ Bundan başka her boyun bulunduğu yeri de bildirdim. Bizans ülkesine en yakın olan boy Becenek’tir (Peçenek), sonra Kıpçak, Oğuz, Yemak, Başgirt, Basmil, Kayi, Yabaku, Tatar, Kırgız gelir. Kırgızlar Çin ülkesine yakındır. Bu boyları hepsi Rum ülkesi yanından doğuya doğru şöyle uzanır, gider: Çiğil, Tohsi Yağma, Uğrak, Çaruk, Çomul, Uygur, Tangut, Kitay. Kitay ülkesi Çin’dir. Bundan sonra Tavgaç gelir. Orası Maçin’dir. Bu boylar güney ile kuzey arasında bulunurlar. Bunların her birini şu degrede (dairesel haritada) birer birer gösterdim.

Haritada Türk boylarına komşu olan yerler de görülür. Doğu ve Bati Avrupa, Habeşistan, Hind, Çinhindi, Çin ve Japonya’nın yer aldığı haritanın merkezine Karahan hükümdarlarının oturduğu Balasagun kenti oluşturur. Haritada Yarkent, Kaşgar, İkiöküz, Ötüken, Talas gibi Türk kentleri de yer alır. Merkezini Türklerin oluşturduğu bir dünya haritası olarak kabul edilir. Dairesel dünya haritasının etrafındaki çember üzerinde, saat göstergesi yönünde sırasıyla Güney, Bati, Kuzey, Doğu yazılıdır. Doğu, haritanın tepesindedir. Haritanın her bir köşesinde renklerin neyi ifade ettiği belirtilir. Bu bir tür lejanttır.

Buna göre yeşil renk denizleri, haki renk nehirleri, kızıl renk dağları, bakir rengi de çölleri gösterir. Yapılış amacı ve yapıldığı yer olan Bağdat dikkate alındığında, haritanın o yıllarda İslam ülkelerinde yaygın ve geçerli tarz olan dairesel şekli seçmiş olduğu görülür.

Kaşgarlı’nın haritası ilk ve ortaçağdan beri inanılan karaların bir okyanusla çevrili olduğu düşüncesini yansıtır. Buna göre, Kaşgarlının tanımladığı karalar deniz ile çevrilidir. Bunun dışında Yecüc ve Mecüc ülkesi, Zülkarneyn, Adem’in ayak izi gibi mitolojik ögeler, vahşi hayvanlar ve Nasnas adi verilen şeytansı yaratıklar da haritada kendine yer bulur. (Atlas, 2005)


Divân-i Lügati’t-Türk

Türk; Allah’ın selamı üzerine olsun Tanrı yarlıgayası Nuh’un oğlunun adidir. Bu, Tanrının, Nuh oğlu Türk’ün oğullarına verdiği bir addır. Nitekim Tanrının “Hel etâ ale’l-insâni hînun mine’d-dehr (“insanın üzerinden, (henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı) uzun bir süre geçmedi mi” (k.76:1)) ayetteki insan kelimesi ”Adem” anlamına gelmiştir; burada yalnız bir tek kişiyi bildirir. Türk sözü, Nuh’un oğlunun adi olduğunda bir tek kişiyi bildirir, oğullarının adi olduğunda, “beşer” kelimesi gibi çokluk ve yığın bildirir. Şu ayette olduğu gibi; Legad halagne’l-insâne fî ahseni takvîmin sümme radadnâhu esfele sâfilîn ille’l-lezîne âmenû ve amilû’s-sâlihât [“Biz insani en güzel biçimde yarattık, sonra onu aşağılarının aşağısına çevirdik. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar hariç...” (k.95:4-6)] topluluk (cemi) adi olarak kullanılmıştır. Zira kimse bu sözcüğün kapsamı dışında değildir. Yani bu kelime, müfret ve cemi yerine kullanılır, nitekim “Rum” kelimesi Tanrı yarlıgayası İshak’in oğlu Iysu, Iysu’nun oğlu Rum’un adidir; oğulları da bu adla anılmıştır, Türk kelimesi de böyledir.

Biz “ad olarak Türk adını Ulu Tanrı vermiştir” dedik. Çünkü bize Kaşgarlı Halef oğlu İmam, Şeyh Hüseyin, ona da İbn Garkî denilen kimse, İbn Ebî Dünyâ aş-Şeyh Ebû Bekr al-Mugîd al-Cercerâî denmekle tanılan âhirzaman üzerine yazmış olduğu kitabında (elmuellef fî âhiri’z- -zamân) isnad zinciri Ulu Yalavac’a (Peygambere (s.a.v)) dayanan bir hadise göre Allahu Teâlâ “Benim bir ordum vardır, ona “Türk” adi verdim, onları doğuda yerleştirdim. Bir ulusa kızarsam Türkleri, o ulus üzerine musallat kılarım” diyor.

Kaynak: 1. Divân-i Lügati’t-Türk (Robert DANKOFF, James KELLY; Türkçe çeviri Serap Tuba YURTSEVEN ve Seçkin ERDİ) Kabalacı Yayınevi, İstanbul 2005. 2. Atlas, Nisan 2005

*İSMEK Osmanlıca İhtisas Usta Öğreticisi

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 1012 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK