Şehir Rehberi

Tarak’sız Taraklı…

  • #


Yazı: Yusuf ILGIN    Fotoğraflar: Mustafa YILMAZ

Sakarya’nın şirin ilçesi Taraklı, doğal manzaraları, tarihi dokusu, camileri, çeşmeleri, Osmanlı evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları ile mutlaka gezilip görülmesi gerekenler listesinde ilk sıralarda yer alıyor. İlçeye adını veren tarakçılık bölgede halen devam ettirilemese de kaşıkçılık, semercilik, dokumacılık, demircilik, mutafçılık, bastonculuk, pabuççuluk, saraçlık gibi el sanatları yaşatılmaya çalışılıyor.

Sakarya’nın güney ucunda yer alan ve İstanbul’a sadece 2 saatlik uzaklıkta bulunan Taraklı, sanki bambaşka bir dünyanın uzantısı gibi, bekliyor seyyahların keşiflerini… İnsan eli değmemiş güzellikteki yemyeşil doğası, Osmanlı’nın zarafetini taşıyan inci misali dizilmiş asırlık evleri, mimari harikası Kurşunlu Camii ve tüm ilçeye hakim Hıdırlık Tepesi, Taraklı denildiğinde ilk akla gelen güzelliklerden… Ayrıca Hisar Tepe’deki kale kalıntıları, su sarnıçları, tarihi hamamı, Taraklı Hani, Kil Hamamı Kaplıcası, Kara Değirmeni, Karagöl Yaylası, Belengerme Tepesi, Kemer Köprüsü, Acisu, Hamza Pınarı, Çile Pınarı, Dört Oluk, Güngörmez Şelalesi, Gürleyik Suyu, Ak Çeşme, Çoban Çeşmesi ve Hark Kanyonu diğer görülesi yerlerden…

Evliya Çelebi bile seyahatnamesinde Taraklı’dan şöyle bahseder; "Osman Gazi’nin fethi olan Taraklı, Bursa Tekfuru tarafından yaptırılmıştır. 150 akçeli kazadır. Halen kalesi virandır ama bağlı, bahçeli, 500’e yakın mamur evi, üzeri tahta ve kiremitlerle örtülü şirin bir kasabadır. 11 camii ve 7 mahallesi vardır. Çarşı içindeki camii (Yunuspaşa Camii) çok güzeldir. Bir hamamı, beş hani, altı mahalle mektebi ve 200 dükkânı vardır. Hemen herkes, kaşık ve tarak yaptığından, bu şehre ‘Taraklı’ derler. Dağlar safi şimşir ağacı kaplı olduğundan halkı bunları işleyip Arap ve Acem’e gönderirler. Suyu ve havası çok güzeldir. Bütün dağlar ormanlarla kaplı av yeridir. Deresi içinde aktıktan sonra, diğer bir nehir vasıtasıyla Sakarya Nehri’ne kavuşur." Şu andaki Taraklı, belki Evliya Çelebi’nin anlattığı güzelliklerin hepsine sahip değil elbet ancak tarihi dokusu, sivil mimarisi, Arnavut kaldırımlı sokakları, muhteşem doğal manzaraları ve geleneksel hayat tarzı ile geçmişin izlerini taşımaya devam ediyor…

Ünlü gezginin satırlarında da bahsi geçtiği gibi, adını bölgede yoğun olarak yapılan taraklardan alan ilçede, tarak yapımı hala sürdürülmese dahi kaşıkçılık, semercilik, dokumacılık, demircilik, mutafçılık, bastonculuk, pabuççuluk, saraçlık gibi el sanatları yaşatılmaya, geleneksel dokuya destek olmaya çalışıyor…


Cennetten Bir Köşe

Antik çağlarda Dablais, Doris, Deblis ve Dablai isimleri ile bilinen Taraklı’dan, Frigler, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bizanslılar, Selçuklular gibi pek çok medeniyet gelip geçmiş... Taraklı’nın Osmanlı Beyliği’ne katılması konusunda ise tam bir tarih belli olmamakla birlikte bazı kaynaklarda 1289 ile 1293 yılları belirtilmektedir. Joseph Von Hammer ''Osmanlı Devlet Tarihi'' isimli eserinde Taraklı'nın fethini Osman Bey'in ilk fetihleri arasında göstermektedir. Osmanlı döneminde kaza olan Taraklı, Cumhuriyet’in ilanından sonra bucak olmuştur. 1954 yılında belediye teşkilatı kurulan Taraklı, 1987’ye kadar Geyve İlçesi’ne bağlı bir kasaba iken, bu tarihten itibaren Sakarya iline bağlı bir ilçe merkezi haline gelmiştir.

Taraklı, güler yüzlü ve sevecen yöre halkı ile sohbetimizden öğrendiğimiz kadarıyla ekonomik sebeplerden dolayı büyük şehirlere yoğun bir göç vermiş. Bu göç, mevcut homojen kültürü korumakla birlikte yaşlı nüfusun yoğunlaşmasına sebep olmuş. Ancak son dönemlerde doğal ve kültürel güzellikleriyle adını duyuran şirin ilçe, iç turizm yoğunluğu ile adeta yeniden hayat bulmuş…

Safranbolu ve Beypazarı ilçeleri gibi evleri ile meşhur olan ve turistlerin büyük ilgisini çeken Taraklı’daki evlerin genel karakteristiği, Osmanlı şehir dokusunu oluşturan üç katli ev biçimi. Tarihi evlerin kimilerinin yaşları 3 asrin üzerinde. Taraklı evlerinin bulunduğu alan SİT alanı ilan edilmiş ve korumaya alinmiş. Bu alanda yaklaşık 120 tarihi ev bulunuyor. Osmanlı devleti, topraklarına kattığı her yerleşim yerine çınar ağacı dikme geleneğini Taraklı’da da sürdürmüş. Taraklı’nın Yusufbey Mahallesi’nde bulunan yaklaşık beş asırlık çınar ağacı Kültür Bakanlığı tarafından Doğal Anıt olarak tescillenmiş…

Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Vezir-i Azami Yunus Paşa tarafından 1517 yılında Mimar Sinan'a yaptırılan Yunus Paşa Camii (halk arasında “Kurşunlu Camii” diye bilinir) bir mimarlık harikası. Sadece bu yapıyı görmek için bile ilçeyi ziyaret edenler bile var. Kare planlı ve tek minareli klasik üslupta inşa edilen camii, tarih boyunca pek çok yıkıcı depreme maruz kalmasına rağmen hala sapasağlam ayakta...

Yunus Paşa Camii'nin en büyük özelliği, inşaatında harçtan çok eritilmiş kurşun kullanılmasıymış. Koca Sinan, yapıya taş blokları yerleştirirken, her iki taşı ortalarından oyup, demir çubuk yerleştirdikten sonra, üzerine harçtan çok eritilmiş kurşun döktürmüş. Camii, yanında bulunan tarihî hamamdan döşenen tesisatla yaklaşık 5 asırdır alttan ısıtılıyor.

Çam ağaçları ile kaplı olan Taraklı’nın hakimi Hıdırlık Tepesi adını, Anadolu’ya gelen alperenlerden olan Hıdır Dede Türbesi’nden almış. Mesire yeri olarak düzenlenen tepede her yıl Haziran ayinin ilk hafta sonu geniş katılımlarla düzenlenen Hıdırlık Pilavı Etkinlikleri yapılıyor ve katılanlara etli pilav ve ayran ikram ediliyor. Taraklı’nın neredeyse tüm köylerinde bahar sonunda yapılan “hayır pilavları” geleneği de çok uzun yıllardan beri sürdürülüyor. Deniz seviyesinden 1200 metre yükseklikte etrafı tamamen çam, kayın, köknar, meşe ve şimşir ağaçları ile kaplı gür ormanlık olan Karagöl Yaylası, yemyeşil tabiatı, bol oksijenli havası ve şifalı içme sularıyla tam bir doğal bir tedavi merkezi. İlkbaharda köylüler burada yaylaya çıkıyorlar. Yayla evleri tamamen ahşaptan yapılmış ve iki katli. Her yıl binlerce kişinin kamp kurup konakladıkları yayla, yerli dizilere bile konu olmuş. Karagöl’e gelip de Belengerme Tepesi’nden Karagöl Yaylası’nı seyretmemek olmaz. Belengerme Tepesi’nde güneşin batışını seyretmek en az Nemrut Dağı’ndaki manzarada sarhoş olmak kadar zevkli…


Taraksız Kalmış Taraklı’nın Yaşayan El Sanatları

Taraklı, adından da belli olduğu üzere bir zamanlar tarakları ile ünlü olan bir yer imiş. Yerli halktan öğrendiğimiz üzere, “tarakçılık” günümüzden 80-90 yıl öncesine kadar Taraklı Çarşısı’nda 2-3 dükkanda yapılmaktaymış. Tarakçı Mehmet ve Tarakçı Ahmet bu sanatın bilinen en önemli ustalarıymış. Taraklar, şimşir, gürgen, armut ve iyi cins ceviz ağacından yapılırmış. Ancak şimşir ağacı beyaz renk, sert ve dayanıklı olduğundan daha çok tercih edilirmiş. Şu anda ilçede tarak yapımı devam etmiyor olsa da ağaç oyma işler ustaların maharetli ellerinde hayat buluyor. İlçede yapımı devam eden maket Taraklı evleri, turistler tarafından çok ilgi görüyor.

Kaşıkçılık, ilçenin Alballar, Kemaller, Esenyurt ve Uğurlu köylerinde hala yaşatılıyor. 200’e yakın aktif ustası ile kaşıkçılık, bölgenin en yaygın geleneksel el sanatları arasında. Kaşıkçılık geleneği onlarca “Kaşık Evi/Kaşık Odası’nda sürdürülüyor. (Kaşık odaları, evlerin bitişiğinde yapılan 1,5 metre yüksekliğinde ve 3 metre genişliğinde alanlardır. Bu mekânlarda genellikle 3 kaşık ustası birlikte çalışmaktadır.) Ustalar kaşıkların yapımında genellikle şimşir ve kayın ağacı kullanıyorlar. Şimşir ağacından yapılan kaşık diğer ağaçların kaşıklarına göre daha değerli. Kaşıklar kepçe, yemek kaşığı ve mama kaşığı olarak üç boyda imal ediliyor. Kaşık odalarında, kaşığın yanında kepçe, şekerlik, çerezlik, çeşitli hayvan figürleri, çeyiz sandığı, sehpa, telefonluk resim çerçevesi, tepsi, rahle, nihale, abajur, ekmek sepeti, peçetelik de yapılıyor.

Semer yapımı, genel olarak Sakarya’nın Taraklı, Geyve ve Pamukova ilçelerinde usta-çırak ilişkisiyle yetişmiş birkaç usta tarafından halen yapılıyor. Bu geleneksel sanat, semerin kullanım alanının azalmış olmasından dolayı günümüzde turistik amaç kapsamında minyatür biçimde üretiliyor.

Taraklı’da dokumacılık çok eski tarihlere dayanan bir el sanatı. Evlerde kurulu ağaç dokuma tezgâhlarında, eskisi kadar yoğun olmasa da yer döşemesi olarak “pala bezi” dokunuyor. Kadınların başörtü olarak kullandıkları “örtü bezi,” giysi olarak kullandıkları “bezdon” yapılıyor, bezdondan da şalvar, gömlek, çarşaf ve yastık örtüsü…

Taraklı’da sıcak demir ustaları tarafından demir atölyelerinde geleneksel olarak Türk savaş malzemelerinden miğfer, zırh ve kalkanın yani sıra, kartal, tavşan, at, yılan, yaprak ve üzüm vb. gibi hayvan ve bitki figürlerinin göz alıcı örnekleri, ahize, şamdan, sehpa, fener, merdiven korkuluğu, balta, keser, kazma vb. birçok süs ve kullanım eşyası üretiliyor. Bu el sanatın en güzel örneklerini ise ilçenin Yenidoğan (İğdelik) Mahallesi’nde bulmak mümkün.
Mutafçılık, keçi kılından kılçan, kilim, çuval, heybe, yem torbası, urgan, kolan ve benzeri eşyaların dokunarak üretilmesi anlamına geliyor. Bugün Taraklı’da yaşayan ve nadirde olsa bu işi zaman zaman yapan birkaç usta var. Günümüzde bu eşyaların sentetik ve benzeri maddelerden yapılması ve yörede keçi sayısının da azalması nedeniyle pek de rağbet görmüyor.

Taraklı’da ayrıca tamamen el emeği göz nuru olan bastonculuk, geleneksel el sanatı olarak yaşatılmaya çalışılan pabuççuluk, “kösele” denilen kalın deri ve ince deri ile hayvan koşum takımları, kemer, silah kılıfı, mermi kılıfı, çanta gibi avcı gereçlerinin yapıldığı saraçlık az da olsa yapılmaya devam ediyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 1157 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK