Sergi

Saltanatın Dervişleri, Dervişlerin Saltanatı

  • #


Yazı: Melis ŞENOL

Osmanlı İmparatorluğu’nun görsel arşivinde önemli yer tutan İstanbul Mevleviliği’ne ait levha, gravür, fotoğraf ve gündelik hayata ilişkin objelerden oluşan “Saltanatın Dervişleri, Dervişlerin Saltanatı: İstanbul’da Mevlevilik” sergisi, sanatseverleri, evrenin sırlarına doğru gizemli bir yolculuğa çıkarıyor.

2003 yılından bu yana kültür, sanat, eğitim ve sağlık alanlarında faaliyet gösteren Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın bir kültür sanat projesi olan İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İslam tarihinin en büyük mistik şairlerinden olan Mevlana Celaleddin Rumi’nin, 800. doğum yıl dönümü nedeniyle, İstanbul’un tasavvuf tarihine ışık tutan bir sergi hazırladı. Unesco tarafından tüm dünyada ilan edilen “Mevlana Yılı”nda tertip edilmesi bakımından büyük önem taşıyan “Saltanatın Dervişleri, Dervişlerin Saltanatı: İstanbul’da Mevlevilik” sergisi, 2008 yılının Mart ayı sonuna kadar sevgi ve hoşgörü ikliminde yoğrulmak isteyen sanatseverleri ağırlayacak…

Osmanlı İmparatorluğu’nun görsel arşivinde önemli bir yer tutan İstanbul Mevleviliği’ne ait levha, gravür, fotoğraf ve gündelik hayata ilişkin objelerden oluşan, küratörlüğünü Ekrem Işın’ın, danışmanlığını Prof. M. Baha Tanman’ın yaptığı sergi, sema eden, ney üfleyen dervişlerin büyülü zikir atmosferini ve Mevleviliğin kültür birikimini günümüze taşıyor.


İstanbul Mevlevileri

13. yüzyıl sonlarında, toplumsal ve kültürel kökleri açısından İslam ortaçağına ait mistik bir kurum olan Mevlevilik, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle Konya’dan İstanbul’a uzanan yolda, İstanbul’un Avrupa Rönesans’ına dönük yüzü nedeniyle dünya üzerindeki yerini alır. Yüzyıllar boyunca süren tarihsel süreklilik içinde, Asya kökenli bir zihniyet olmaktan, Doğu-Batı arasında entelektüel ve tinsel bir köprü olmaya giden Mevlevilik, 1491’de kurulan Galata Mevlevihane’siyle birlikte Balkanlar ve Akdeniz coğrafyasına yayılma imkânı bulduysa da, İstanbul Mevleviliği ’nin temelleri 17. yüzyıl ortalarından itibaren İstanbul’daki Mevlevi şeyh aileleri tarafından atılır.

İstanbul, insanlığın Babil Kulesi’dir. Dinler ve dillerin, gelenekler ve zihniyetlerin birbiriyle kaynaştığı bu hayat mahşerinde İstanbul Mevlevîleri, sözün zarafetini, kalbin evrenselliğini ve ruhun yüceliğini temsil etmişlerdir. İmparatorluk merkezinin incelmiş zevkine, siyasetin sonsuz labirentine, toplumsal görgünün binbir türlü ayrıntısına kazınmış Mevlevî damgası, İstanbul’un kimlik sembolü olmuştur. Bu bağlamda denilebilir ki; Mevlevîler İstanbul’u, İstanbul da Mevlevîleri yaratmıştır.

İstanbul’un uygarlık atlasında, insanın insanla, kültürün kültürle buluştuğu beş Mevlevî dergâhı yer alır: Galata (1491), Yenikapı (1598), Beşiktaş-Bahariye (1622 / 1877), Kasımpaşa (1631) ve Üsküdar (1793) Mevlevihaneleri. Her biri Osmanlı kubbesini ayakta tutan bu temel direkler, toplumsal hayata anlam katan sanatçıların ve düşünce insanlarının yetiştikleri birer okul olmuştur. Bu mevlevîhânelerde öğrenilen ders, bize miras bırakılan Tanrı aşkı ve insan sevgisidir.
Sergi küratörü Ekrem Işın, İstanbul mevleviliğinin kültürel boyutları konusunda şöyle diyor; “İstanbul Mevleviliğinin tarih içinde oynadığı siyasî rol kadar, Osmanlı kültür dünyasını şekillendiren kültürel üretim boyutu da ayrıca önemli bir başlıktır. Merkezî iktidar tarafından sağlanan geniş desteğin kültürel planda bir Mevlevî üslubu inşa etmesi bu noktada dikkat çekmektedir. Bu üslup, daha 15. yüzyıl sonlarında Âbid Çelebi tarafından temsil edilen Mevlevî-Nakşî geleneği içinde şekillenmiş Mesnevî yorumculuğuna damgasını vurmuş, Hoca Hüsameddîn Efendi ve Elif Efendi gibi farklı tarikatlara mensup şeyhlerin kişiliğinde 19. yüzyıl sonlarına kadar etkisini sürdürmüştür.

Özellikle Mevlevîlerin Lâle Devri’nde Osmanlı üst tabakasını meydana getiren Melâmî ve Nakşî kökenli aydın zümre içinde etkin rol oynamaları, İstanbul’a özgü bir manevî kültür sentezinin de başlıca belirleyicisi olmuştur. Mesnevî sarıhı Sarı Abdullah, şair Nedim, hattat Çevrî ve tarihçi Raşid’in yetişmesinde bu kültür sentezinin önemli payı vardır. Musikîden hat sanatına, edebiyattan mimariye uzanan çizgi üzerinde şekillenmiş imparatorluk üslubu, büyük ölçüde İstanbul Mevleviliği bünyesinde temelleri atılan rafine kültür geleneğinin doğal bir sonucudur.”

Sözün zarafetini, kalbin evrenselliğini ve ruhun yüceliğini temsil eden İstanbul Mevlevileri, ortaçağ tasavvuf kültürü içinde şekillenmiş Mevlevi sembolizmini, gündelik hayatın dokusuna yayarak, maddeye ruh veren çabayla, giyim kuşamdan sıradan eşyaya, sanat eserinden konuşma diline kadar geniş bir kültür yelpazesinin mimarları olmuşlardır.

Önce gravür sanatçılarının, ardından fotoğrafçıların geleceğe miras bıraktıkları İstanbul Mevlevîliğine ait görüntüler, Osmanlı İmparatorluğu’nun görsel arşivinde önemli bir yer tutar. İstanbul’u ziyaret eden her sanatçı, karşılaştığı bu zarif insanların büyüsüne kapılmış, onlarla birlikte evrenin sınırlarına doğru gizemli bir yolculuğa çıkmıştır. Semâ eden, ney üfleyen dervişlere ait bu çizgiler, kaybettiğimiz bir uygarlıktan bize miras kalmış son görüntülerdir.

“Saltanatın Dervişleri, Dervişlerin Saltanatı: İstanbul’da Mevlevilik” sergisinde, Sadberk Hanım Müzesi, Sakıp Sabancı Müzesi, Süleymaniye Kütüphanesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yıldız Şehir Müzesi, Galeri Alfa, Suna ve İnan Kıraç, Baki Baykara, Ayşe Yetişkin Kubilay, M. Baha Tanman, Ekrem Işın ve Emin Barın koleksiyonlarından derlenen toplam 76 orijinal eser yer alıyor. Bu eserler içerisinde değer biçilemeyen levhalar, sikkeler, defterler ve semazen kıyafetleri de bulunuyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü Özalp Birol, “Tüm dünyada Mevlana Yılı olarak kutlanan 2007 yılının sonlarında, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü olarak, İstanbul ve İstanbul Mevleviliğini mercek altına almaktan, benzersiz bir uygarlık ve kültürün bizlere miras kalmış son görüntülerini İstanbullularla paylaşmaktan farklı bir heyecan duyuyoruz. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün sergi katına yayılan 76 adet obje, gravür ve fotoğrafın, özellikle de Şeyh Galib’in Hüsn-ü Aşk ve Hamamizade İsmail Dede Efendi’nin Kudum’unun büyük ilgi çekeceğini düşünüyoruz. Bu serginin, gelecekteki daha geniş ölçekli projelerin müjdecisi olduğunu düşünüyorum.” diyor.

İki bölümden oluşan serginin ilk bölümünde, Mevlevi sanatçıların elinden çıkmış sanat eserleri sergilenirken, ikinci bölümde ise İstanbul Mevleviliğine ait görüntüler günümüze yansıyor. Dervişlerin kullandıkları giyim eşyaları, yabancı ressamların İstanbul mevleviliğini anlatan eserleri de bu bölümde bulunuyor.

Sergi, İstanbul’a tarihi ve mistik açıdan bakmak isteyen herkesin görmesi gereken bir sanat şöleni olarak ziyaret edilmeyi bekliyor…

İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 588 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK