Giyim

Antakya’da Kunduracılığın Son Demleri

  • #


Yazı: Sezai ERKEN

İlk zamanlar “Ermeni mesleği” olarak ifade edilen, zamanla Türklerin ve Arapların da çalışmaya başladığı ayakkabıcılık sektörü, yüzyılı aşkın zamandır Antakya'da varlığını sürdürüyor. Ancak “kunduracılık” olarak da tabir edilen bu meslekle uğraşanlar, son yıllardaki gözle görülür olumsuz gelişmeler nedeniyle güç durumda…

Pabuç, kundura, nalın, sandalet, terlik, başmak, cimcime, çizme, çapula, çedik, galoş, şoson, fotin, yemeni, mest, tomak, kalçın, merkub, tüm bunların birer ayakkabı çeşidi olduğunu biliyor muydunuz? Orta Asya Türkleri, deri ve yün kullanarak yaptıkları ayakkabıları bu tür isimlerle adlandırırlarmış. 20. yüzyıla kadar Türklerde ayakkabı yapımı tamamen el işçiliğine dayanıyormuş. 100 yıldan uzun zamandır Antakya’da ayakkabıcılık yapan ustalar ise belki de el işçiliğinin son temsilcileri… Anlattıklarına bakılırsa bir meslek daha kısa zaman içerisinde tarih sayfalarındaki tozlu yerini alacak gibi görünüyor.


Ayakkabının Tarihi

Yapılan araştırmalara göre ilk insanlar taşa toprağa dayanamayacak yapıda olan ayaklarını korumak için ağaç kabuklarından, yapraklardan ve zamanla hayvan derilerinden ilkel ayakkabılar yaptı. İlkel ayakkabı modellerinden binlerce yıl sonra Eski Mısır’da sandalet tipi ayakkabılar, Hititlerde bugünkü çarığın ilk modelleri yapılmaya başlandı. Bu uygarlıklar ayakkabıcılığın gelişmesinde önemli rol oynadı. Roma ve Yunan uygarlıklarında ilkel ayakkabı modellerinin yerini gelişmiş ve çeşitlenmiş biçimler almaya başladı. Eski Yunanistan'da da mantar tabanlı 'kothorns', deri kayışlı 'krepis', gelin ayakkabısı 'nymphitikon' isimli ayakkabılar üretilerek değişik ayakkabı modelleri oluşturuldu.

Ayakkabıcılığın tarihi gelişiminde, Anadolu, önemli bir merkez olarak her zaman dikkat çekti. Özellikle sığır ve manda derisinden yapılan, kenarları kıvrılarak ayağı yanlardan koruyan, uçları dikişli ve ayağa iplerle bağlanan basit bir ayakkabı olan çarık, herkes tarafından giyilen bir ayakkabı oldu. Osmanlı Devleti ayakkabıcılıkta çok ileri düzeylere ulaşırken, ayakkabılarda zarafet ön planda tutuldu.

19. yüzyıla kadar ayakkabı yapımında kullanılan temel aletler; hafif bıçak ve raspa, kerpeten, çekiç; kenar ve topuk yapımı için törpü türü aletlerdi. Tüm işler el düzeni ile yapıldığı için bir ayakkabıcı günde tek bir çift ayakkabı üretebiliyordu. 1850'li yıllarda ilk kez makineler kullanılmaya başlandı. Bu yıllarda dikiş makinelerinin ortaya çıkması, ayakkabı endüstrisinde ilk önemli teknolojik yeniliği doğurdu. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar üretilen ayakkabıların büyük bir bölümü tek başına ya da birkaç çırak ile birlikte çalışan ayakkabı tamircileri ya da gezici kişiler tarafından üretildi. Daha sonraları dünya ayakkabı üretimi, sürekli olarak işgücü maliyetinin düşük olduğu yerlere doğru kaydı. Ayakkabı üreticileri, 1960'li yıllarda önce Japonya'da sonra Kore ve Tayvan'da daha sonraları ise (1980'li yıllar) Çin'de toplanmaya başladı. 1980'li yılların ortalarında Tayvan ve Kore, dünya ayakkabı ihracatının yüzde 45'ini gerçekleştiriyordu.

Türkiye'de Ayakkabıcılık

Türkiye'de ayakkabıcılık ile ilgili ilk bilgilere 14. yüzyıl kayıtlarında rastlanıyor. II. Mahmud zamanında daha çok asker ayakkabısı yapmak amacıyla kurulan Sümerbank-Beykoz Deri ve Kundura Sanayii Müessesesi, ayakkabı üretiminde elden makineye geçişin başlangıcı olarak gösteriliyor. Fabrika Sümerbank'a devredildikten sonra, asker ayakkabısı yanında her türden ayakkabı yapmaya başladı. Beykoz Ayakkabı Fabrikası, 1942 yılında makineleşti ve yılda 3 milyon çift ayakkabı yapabilecek kapasiteye ulaştırıldı.

Cumhuriyetin ilanından 1950'lere kadar olan dönem ısmarlama ayakkabı dönemi olarak biliniyor. Ayakkabıcılık makineleşmeye yöneldi, üretim önceki döneme göre ciddi yükseliş gösterdi.

Makineleşmiş ve yâri makineleşmiş tesislerin artması, ihracattaki sıçrama ve devletle ilişkilerin fazlalaşması bu döneme rastladı. 1980'li yıllarda uygulamaya başlanan liberal ekonomi politikaları ve ithalatın kolaylaşması, çoğu sektör gibi ayakkabı sektöründe de gelişmelere yol açtı. 1990'li yıllara gelindiğinde sektör pazarlama atağını gerçekleştiremedi. 1990'li yılların başında ihracat, özellikle Rusya'ya yapılırken, bu ülkede 1990'li yılların 2. yarısında yaşanan ekonomik kriz, Türk ayakkabı sektörüne büyük darbe vurdu. Son yıllarda sektörde uluslararası teknolojiye uyum sağlamak için yenileme projeleri devam etmekle birlikte, ülkemizin yaşadığı Kaşım 2000 ve Şubat 2001 ekonomik krizleri üretimi hemen hemen durma aşamasına getirdi.


Antakya'da Ayakkabı Üretimi

Ayakkabı imalatçısı (saya), kendi başına ve belirli bir süre içerisinde, tabii ve yapay deriler ile tekstil veya benzeri ürünlerden belli bir stampa üzerine kesilen ayakkabının üst parçalarını hazırlama, regola ve dikiş işlemlerini yaparak saya haline getirme bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişi olarak tanımlanıyor. Antakya'da ayakkabı üretimi, derinin ya da meşin adi verilen taklit derinin tabanıyla, aynasıyla, yüzüyle, astarıyla ayakkabıya dönüştüğü bir süreci kapsıyor. Ayakkabının yüzünü diken "sayacı", el dikişlerini atan "saraç", ayakkabıya son halini veren, deriyi ya da meşini kalıba çeken "kunduracı" bu sürecin birer parçası olarak birlikte çalışıyorlar.

Türkiye'de ayakkabı imalatında çalışanlar, üretimin aşamalarına göre farklı uzmanlık alanlarına ayrılmışlardır. Özellikle sayacılık mesleği, gün geçtikçe ayakkabı imalatçılığının çatısının altından çıkarak bağımsız işletmelerde gerçekleştirilmektedir. Büyük ve orta ölçekli ayakkabı fabrikaları ayakkabıların sayalarını (üst kısımlarını) fason olarak fabrika dışında yaptırmayı tercih etmektedir.

Ayakkabı üretiminde makineleşme giderek artmakta ancak sayacılık hala bir meslek olma özelliğini korumaktadır. Büyük üreticilerde, işbölümünün doğal gereği olarak, sayacılar traşçı, regolacı ve dikişçi olmak üzere üçe ayrılarak görevlendirilebilmektedir. Ancak, meslek genelinde bu tür bir uzmanlaşma yaygın olarak görülmemektedir.

Yüzyılı aşkın zamandır Antakya'da ayakkabı üreten, genel anlamda 'ayakkabıcılık' ya da 'kunduracılık' olarak tabir edilen meslekle uğraşanlar, son yıllardaki gözle görülür olumsuz gelişmeler nedeniyle güç durumda. Zaman içinde, teknolojik olanaklar dâhilinde günümüze dek çeşitli ayakkabılar üreten esnaf, son yıllarda ekonomik nedenlerden dolayı 'kalitesiz ayakkabı' üretimine dek varan bir değişim geçirdi. Hala ayakkabı üretiminin her aşamasını gerçekleştiren ayakkabıcılar, özellikle ekonomik nedenlerden dolayı çeşitli arayışlar içerisine girmiş durumdalar...

Son yıllara kadar Rusya'ya, Romanya'ya, Bulgaristan'a ve Arap ülkelerine ayakkabı ihraç eden Antakya esnafı, artık üretimini satamadığı için, ucuz işçilikle ürettiği ucuz ayakkabıları ancak iç piyasada eritmeye çalışıyor. Çin'den ithal edilen ucuz ayakkabılarla pazarları daha da daralan ayakkabıcılar, çareyi Çin mali taklit derilerle ayakkabı üretmekte bulmuş. Tabakhane’de hala kaliteli deri ayakkabılar üretilirken, sayıları tam olarak bilinmeyen yüzlerce ayakkabıcı kalitesiz üretim gerçekleştirerek para kazanmaya çalışıyor.

Ayakkabıcılar Derneği'ne, vergi kayıtları olmadığı için üye olamayan sayacılar, saraçlar ve imalatçıların sayısı tam olarak belirlenemiyor. Onlarca pasajda, onlarca dükkânda çalışan ve sayıları tam bilinmeyen ayakkabıcılar, genellikle taklit deriden (meşin) ayakkabıları çok ucuza üretip, yine çok ucuza satıyor. Bu durum onların işçilik ücretlerinin de düşük olmasını beraberinde getiriyor.

Sayacılar, saraçlar ve kunduracılar parça başına düşük ücretler alıyor. Düşük işçilik karşılığında günde 15-16 saat ve yılın en fazla 6 ayında zor koşullarda çalışabilen esnaf, doğal olarak halinden memnun değil, çoğunun sigortası ya da herhangi bir sosyal güvencesi yok. Kötü koşullarda, havalandırması olmayan dükkânlarda uçucu yapıştırıcıları soluyarak çalışan ayakkabıcıların sağlıkları da ciddi risk altında. Harcanan bu emeğin karşılığı ise 5 ile 8 YTL’ye satılan ayakkabılardan elde edilen ve sayacıların, saraçların, kunduracıların ve imalatçıların pay aldığı gelir.


"Fukara Ayakkabısı"

Antakya'daki ayakkabı sektörünün her gün kötüye gittiğini düşünen esnaf, meslek onurlarının dahi kalmadığını ifade ediyor. Zanaatkârların çeşitli mesleklere kaymasına neden olan gelişmelere dur demek için hükümetlerden yârdim isteyen, fakat bugüne dek olumlu bir gelişme görmediğini söyleyen esnaf, "Bırakın sosyal hayatı, bizim bir BAĞ-KUR güvencemiz bile yok!" diyerek tepkilerini dile getiriyor. "Bizde vergimizi vermeyi isteriz, biz de sigortalı çalışmayı isteriz ama ayakkabılarımızı satabileceğimiz kanallar yaratılmadığında, ayakkabılarımızı satamıyoruz. Mecburen ucuz ayakkabı üretiyoruz. Kaliteli ayakkabı üretsek dahi pazarlayamıyoruz." diyen esnaf, ayni zamanda ürettikleri ayakkabının sağlığa zararlı olduğunu belirtiyor ve ekliyor, "Bunlar fukara ayakkabısı. Beş nüfusluk bir aile babası bir çift ayakkabı yerine beş çift alıyor. Sağlıklı olmasa da alabileceği ayakkabı ancak bu!".

Öte yandan, meslek tanımlarında yeri olmayan ve bu nedenden dolayı tanınmayan fakat ayakkabı üretiminin önemli bir parçası olan sayacılar ve saraçlar, geçmiş yıllarda dernek ya da kooperatif kurmak için çaba harcamış fakat çoğunun vergi kaydının dahi olmaması nedeniyle birlikte hareket edememişler. Ayakkabıcılar Derneği'ne de ayni sebeplerle giremeyen sayacılar ve saraçlar, herhangi bir sorunları olduğunda dahi muhataplarını bulamamaktan şikâyetçi. "En azından bir derneğimiz olsa, birlikte hareket edebilirdik." diyen sayacılar, "ayakkabıcı" diye tanınmanın dahi kendilerini ortaya koymalarına engel olduğunu düşünüyor.

Mesleğin Geleceği Umutsuz Görünüyor

Antakya'da ayakkabı üretimini gerçekleştiren ya da bu üretime destek veren malzemeciler de dâhil olmak üzere kimse, ayakkabı sektörünün geleceğini "parlak" görmüyor. En yoğun çalıştıkları sezonlarda dahi parça başı 60 yeni kuruş ile 80 yeni kuruş arasında para alabilen esnaf, ne çalışmaktan vazgeçebiliyor, ne de temel ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabiliyor. Kötü koşullarda çalışmalarına karşın para kazanamamaktan şikâyetçi olan esnaf, en çok iş ürettiklerinde dahi, en fazla yılın dokuz ayı düzenli çalışabiliyor. Aralarından birçoğu, "Asgari ücretle bile çalışırım, yeter ki düzenli bir gelirim olsun. Burada parça başı çalışıyoruz. Haftalığımızı aldığımız zaman ihtiyaçlarımızı ancak gideriyoruz. Elimizde bir kaç kuruş kalsa da bütün yıl ara vermeden çalışsak yine iyi" diyor.

İlk zamanlarda özel sipariş ayakkabılar, körüklü çizmeler üreten esnaf, her geçen gün bir çıkmaza doğru ilerliyor. "Önceden ihraç ettiğimiz ayakkabıları artık üretemiyoruz. Üretsek de kime, nasıl satacağız?" diye soran esnafa hak vermemek de elde değil.


İSMEK El Sanatları Dergisi 5 İNDİR

Bu yazı 920 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK